Peyamaazadi > Mijarên Taybetî
Ermeni Soykırımıyla İlgili İki Temel Sorun*
Ermeni soykırımı gündeme geldiği zaman Türk tarihçiler şöyle söylüyorlar: “Yıllardır arşivlerde çalışıyoruz. Soykırım olayını doğrulayacak hiçbir belge yok.
Başbakanlık arşivlerine, Cumhurbaşkanlığı arşivlerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi arşivlerine… Arşivlerine girdik. … Bütün arşivleri inceledik, soykırımı doğrulayacak hiçbir belge bulamadık. Soykırım Türk devletini zorda bırakmak için Türk karşıtlarının uydurduğu bir yalandır…”
Doksanbeş Yıllık Yalan, Kadrolu Yalancılar ve Kirlenmiş Vicdanlar…
Yurt dışında yaptığım konferanslarda ve özel görüşmelerde şöyle bir soruyla karşılaştığım olurdu: “‘Ermeni sorunu’ Osmanlı İmparatorluğu dönemine [1915] ait bir sorun olduğuna ve Cumhuriyetle Osmanlı İmparatorluğu tasfiye edildiğine göre, Cumhuriyet Rejimi neden 1915’deki katliamı inkâr ederek başına iş açıyor? Bu talihsiz olay bizim yıktığımız ‘Eski Rejim’ zamanında olmuştur ve Cumhuriyet rejiminin bu işte bir dahli söz konusu değildir demeye yanaşmıyor?”… Doğrusu başlarda bu tür sorular bana mantıklı geliyordu ve ‘aslında haklısınız, bugünkü rejimin inkâr yoluna gidip başına iş açması saçma… gibi cevaplarla geçiştirmeye çalışıyordum.
1921 Kürt Soykırımı Döneminde Koçgiri’de bayan olmak – Sevê Evin Çiçek
23 Aralık 1973′de Koçgiri’den İstanbul’a dönerken, haberleri dinleyen dedemin küfretmeye başlamasıyla ilginç bir şaşkınlık yaşamıştım. Dedem “İsmet Paşa ” denilen kişiye küfrediyordu. “ Sağır geberdi ” dediğinde, okulda bana öğretildiği şekilde, aynı cümlelerle dedeme, dede o çok iyi bir insan, bizleri, vatanı kurtarmış kelimelerini sıraladığım da “ Kızım hangi vatandan bahsediyorsun? Yavrum sen O sağırın bizlere yaşattığını bilmiyorsun. Koçgiri’de insan bırakmadılar. Derelerde insanlarımızın ölülerini yan yana dizdiler. Hayvanlar insan eti yemeye alıştılar. Biz yetim, aç, çıplak kaldık. Hiç bir şey bırakmadılar. Kara bir çul buldum. Ortasından delip başımdan geçirdim. Aylarca öyle dolaştım ”
Lêkolînên Zanistî Îdiayên ku ‘Zaza ne Kurd in’ ji binî ve Pûç Kirin
Înstîtuta Leipzig Max-Blanc ya Almanyayê, Zanîngeha Zanistî û Teknolojîyê ya Norweçê û Laboratûara Referansê ya HGI, Navenda Xwînê ya Netewî li Londonê bi hev re ji bo berhevdana komên Kurd ên cîhêreng ji alîyê genetîkê ve lêkolînek pêk anî û encamên wê di kovara “Annals of Human Genetics“ ya di warê Genetîkê de navdar de hatin weşandin
Kimlik ve bir mültecinin tecrübeleri*
Sözlerime Yeşiller partisine teşekkür ederek başlamak istiyorum. Doğrusu bu panele beni de kimlik ve bir mültecinin tecrübeleri ışığında yeni mülteci yasası ile ilgili bir konuşma yapmak üzere çağırdığınızda bireysel kimliğimle mi yoksa genel hatlarıyla kimlik sorunuyla mı bağlantılı olarak konuyu tartışmak konusunda biraz tereddüt içindeydim. Sonuçta bireysel kimliklerimiz ve tecrübelerimiz başkalarıyla örtüşmeyebilir ve bu risk her zaman vardır. Ayrıca da kişiselleştirilmiş anlatımlar eklektik anlatımlardır, belli bir sosyo-politik çerçeveye oturtulmazsa anlamlı da gelmeyebilir, o yüzden ikincisini seçtim.
Siz de işitiyor musunuz rüzgarın sessizliğini, hissedebiliyor musunuz güneşin öfkesini? Ziynet Didar
Çevre ve Sürdürülebilinir Gelişim adlı sözlükte iklim; yer ve bölgelerin mevsimlere göre belirlenen ortalama hava koşulları olarak tarif edilir. Dünya üzerindeki enlemlere veya kıtaların konumlanışına ya da okyanus ve yerel coğrafi şartlara göre değişir.
Açılım Politikası ve Sivil Darbe Anlayışı
Hükümetin açılım politikasında bazı sorunlar yaşadığı anlaşılmaktadır. Askeri ve sivil bürokrasinin, yargının, üniversitenin değişime direnç gösterdiği, değişimi engellediği görülmektedir. Ordunun yanında yargı ve üniversite, toplumsal ve siyasal değişimi, demokratikleşmeyi engellemeye çalışan kurumlar olarak belirmektedir.
Nasıl Bir Kurdoloji? – Yaşar Abdulselamoğlu
Türkiye’de akademik samimiyette bir Kurdoloji açılacak ise, işe nereden başlanmalı?
Önce, İsmail Beşikçi’den özür dilemek gerekir. İsmail Beşikçi Akademik alanda Türkiye’de ilk Kürt araştırmasını yaptı ve bu nedenle, Üniversiteden atıldı. Bu çalışmalarından ötürü yıllarca cezaevinde yattı.
Tarih yazımı mı, “kutsal tarih” savunuculuğu mu?
“Azadî Kongresi” ve “Şeyh Sait Efendi’nin Azadî Liderliği”ne getirilişi, 1925 Kürt tarih yazımının temel çıkmazıdır. Kürt tarih yazımı bu kavşakta bilimden kopar. Olgular burada anlamsızlaşır. Sorgulama burada biter. Tabular burada başlar. Tarih burada “kutsal inanca” dönüşür. “ Öyle söylenmişse mutlaka öyledir” kabulü burada başlar. Artık olgulara dayalı bir tarih yorumu yerini “inanç”ın teorisini yapmaya bırakır.
Uluslararası Devrimci Harekette Ermeni Devrimcileri – Sait Çetinoğlu
Engels’in, Komünist Manifesto’nun 1888 tarihli İngilizce baskısına yazdığı 20 Ocak 1888 tarihli önsözündeki: “Bundan birkaç ay önce İstanbul’da yayınlanması beklenen [Komünist Manifesto’nun] Ermenice çevirisi, bana söylendiğine göre, yayıncı Marx’ın adını taşıyan bir kitap yayınlamaktan korktuğu, çevirmen de kitabı kendi eseri gibi göstermeye yanaşmadığı için gün yüzüne çıkamamıştır” sözlerinden Manifestonun 1887 tarihinde Ermenice’ye çevrildiğini anlıyoruz.












