<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peyama Azadi &#187; Kurdistan</title>
	<atom:link href="http://www.peyamaazadi.com/vebir/peyam/kurdistan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.peyamaazadi.com</link>
	<description>Peyama Azadi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 19:15:46 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hikmet Fidan, katledilişinin 5. yılında mezarı başında anıldı !</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/hikmet-fidan-katledilisinin-5-yilinda-mezari-basinda-anildi</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/hikmet-fidan-katledilisinin-5-yilinda-mezari-basinda-anildi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 21:22:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1577</guid>
		<description><![CDATA[5 yıl önce bugün, Hikmet Fidan'ı, Kürt halkı için önemli bir değeri kaybettik. 5 yıl sonra bugün, hala aynı acı günü yaşıyoruz. Hiç bitmeyecek uzun bir gün.

Hikmet Fidan ! Bizler seni unutmadık.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-1576" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/hikmet-fidan-katledilisinin-5-yilinda-mezari-basinda-anildi/attachment/hikmet_fidan"><img class="aligncenter size-full wp-image-1576" title="Hikmet_Fidan" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/07/Hikmet_Fidan.jpg" alt="" width="640" height="399" /></a></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="310" valign="top">
<p>6   Temûz 2005. Rojeke ji rêzê. Her roj bi bi bûyerên ku diqewimin watedar dibe.   Her roj bi jan û kederan, bi şîn û şahiyan bandora xwe li ser me dike. 6ê   Temûzê ji bo kurdan rojeke rojeke bi kul û keder e, jixwe divê wisa be. Pênc   salan beriya niha, wekî îro, me Hîkmet Fîdanê ku bo kurdan kesatiyeke girîng   bû winda kir. Piştî pênc salan, ango îro em dîsa heman janê jidil dikşînin.   Çi rojeke dirêj û bi keder e!</p>
<p>Hîkmet   Fîdan em te jibîr nakin!</p>
<p>Tu bi   tiştekî herî biçûk jî bextiyar dibûyî, ken li ser rûyê te kêm nedibû, te   bandor li ser herkesî dikir, germahî û mirovperweriya te, xweşbîniya te û   nefsnizmiya te wisa dikir ku herkes rûmetê ji te re bigre.</p>
<p>Tu   kesekî lêkolîner, pirsker, welatparêz, demoqrat û gelparêz bûyî.</p>
<p>Te   her dem bo azadiya gelê xwe kar dikir, baweriya te bi xebata sivîl û zanistî   dihat.</p>
<p>Da ku   zerara te negihîje gelê te, te her dem xwe dûrî malê dinyayê dikir!</p>
<p>Tu li   hemberî xebata dîktatoryal û şîdetparêziyê bûyî, te dizanibû ku siyaseteke   wisa ewê zerarê bide kurdan. Lewre tu rexneker bûyî. Rexneya te bû seedemê   înfaza te. Em te jibîr nakin!</p>
<p>Hatime   kuştin</p>
<p>Xeyala   min ji reşiyê reştir</p>
<p>Kes   tune ku xêrê bo min bixwaze</p>
<p>Bêyî   ku ecelê min be, ruhê min distînin</p>
<p>Tu   kitêb vêya qebûl nakin</p>
<p>Lê çi   bikim fermana “Paşayekî” ye</p>
<p>Hatime   kuştin bê lêpirsîn û mahkeme</p>
<p>(Ahmed   Arîf- 33 Gule)</p>
<p>Em li   hemberî bîranîna wî rêza xwe nîşan didin</td>
<td width="310" valign="top">
<p>6   Temmuz 2005. Günlerden bir gün. Her gün, içinde barındırdığı olaylarla anlam   kazanır. Hergün, bizlerde acısı ve sevinciyle bir karşılık bulur. 6 Temmuz   2005, Kürtler için fazlasıyla acı bir gündür,    öyle olmalıdır. 5 yıl önce bugün, Hikmet Fidan&#8217;ı, Kürt halkı için   önemli bir değeri kaybettik. 5 yıl sonra bugün, hala aynı acı günü yaşıyoruz.   Hiç bitmeyecek uzun bir gün.</p>
<p>Hikmet   Fidan ! Bizler seni unutmadık.</p>
<p>Küçük   şeylerle mutlu olabilmeni, eksilmeyen neşeni, herkesi, her görüşten insanı   etkileyen insancıllığını ve sıcaklığını, eleştiriye açıklığını, saygı   uyandıran tevazunu,</p>
<p>Soran,   sorgulayan, yurtsever, demokrat ve halkçı kişiliğini,</p>
<p>Halkının   özgürlüğü için ortaya koyduğun bilinçli, sivil ve doğrudan halka yaslanan   mücadele pratiğini,</p>
<p>Her   koşulda halkının özgürlük mücadelesine zarar vereceği kaygısıyla, mülksüzlüğü   bilinçli tercih edişini,</p>
<p>Emir   komuta zinciri ile yürüyen tekelci ve şiddet yörüngesindeki siyaset tarzının   Kürtlerin özgürleşmesine artık engel oluşturduğu eleştirilerini ve bu nedenle   infaz edilişini unutmayacağız.</p>
<p>“Vurulmuşum</p>
<p>Düşüm, gecelerden kara</p>
<p>Bir hayra yoranım çıkmaz</p>
<p>Canım alırlar ecelsiz</p>
<p>Sığdıramam kitaplara</p>
<p>Şifre buyurmuş bir paşa</p>
<p>Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız”</p>
<p>(Ahmet   Arif-33 Kurşun Şiirinden)</p>
<p>Hatırası   önünde saygıyla eğiliyoruz.</td>
</tr>
<tr>
<td width="310" valign="top"><strong>MALBATA WÎ; DOST Û DILDARÊN   WÎ</strong></td>
<td width="310" valign="top"><strong>AİLESİ, YAKINLARI VE   DOSTLARI</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/hikmet-fidan-katledilisinin-5-yilinda-mezari-basinda-anildi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1925 Şehitlerini Anma Etkinliklerinden Notlar</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/1925-sehitlerini-anma-etkinliklerinden-notlar</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/1925-sehitlerini-anma-etkinliklerinden-notlar#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 20:57:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1573</guid>
		<description><![CDATA[     Bu yıl, Diyarbakır’da 1925 şehitlerini anma amacıyla üç ayrı etkinlik düzenlendi. İki tanesi bizlerinde katkılarıyla Dicle-Fırat Diyalog Grubu tarafından organize edildi. Bir başka etkinlikte 29.06.2010 tarihinde BDP ve DTK  tarafından düzenlendi. Geçmiş yılların aksine Türk medyasının ilgisi çok fazlaydı. İlginin nedeni 20.Yüzyılın başlarında meydana gelen tarihsel olaylarla yüzleşme veya en azından söz konusu tarihsel olayları tartışabilme cesaretini göstermekten kaynaklanmıyordu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bu yıl, Diyarbakır’da 1925 şehitlerini anma amacıyla üç ayrı etkinlik düzenlendi. İki tanesi bizlerinde katkılarıyla Dicle-Fırat Diyalog Grubu tarafından organize edildi. Bir başka etkinlikte 29.06.2010 tarihinde BDP ve DTK  tarafından düzenlendi. Geçmiş yılların aksine Türk medyasının ilgisi çok fazlaydı. İlginin nedeni 20.Yüzyılın başlarında meydana gelen tarihsel olaylarla yüzleşme veya en azından söz konusu tarihsel olayları tartışabilme cesaretini göstermekten kaynaklanmıyordu. Türkiye’nin hızla demokratikleştiği ve bütün sorunları tartışabilme zeminini yaratığı söylenemezdi. Aksine devletin içindeki iktidar mücadelesi derinleşiyor, devletin tüm kurumlarında göğüs göğüse çatışma devam ediyordu. Yüksek yargı bu çatışmanın açık bir tarafı olarak siyasal mücadeledeki yerini alıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1572" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/1925-sehitlerini-anma-etkinliklerinden-notlar/attachment/amed_2010_sehidenkurdistane"><img class="alignright size-medium wp-image-1572" title="Amed_2010_SehidenKurdistane" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/07/Amed_2010_SehidenKurdistane-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>İlginin nedeni belirttiğimiz hususlar olmadığına göre, geride tek bir ihtimal kalıyor. Etkinliklerin Şeyh Said’ın adında somutlaşması ve söz konusu etkinliklerde yapılan kimi konuşmaların ve görüntülerin Kemalistlerin öne sürdükleri tezleri destekler mahiyette olmasıdır. Türk basını, etkinlikleri “İlk defa Diyarbakır’da <strong>Cumhuriyet rejimine</strong> karşı ayaklanan Şeyh Sait anılıyor” şeklinde lanse etti. Başta CNN ve NTV olmak üzere birçok kanalda ard arda programlar yapılmaya başlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">1925 şehitlerinin ilk kez anıldığı doğru değildi. 2005‘ten itibaren düzenli olmasa da anmalar yapıldı. İlk kez 3 Temmuz 2005 tarihinde Kürd-Der tarafından düzenlenen bir panel ile anıldılar. Panele Dr. Mehmet Emin Sever, Şeyh Kasım Fırat, Şerefhan Cıziri katıldı ve İbrahim Güçlü tarafından yönetildi.</p>
<p style="text-align: justify;">En kapsamlı anma, 2008 tarihinde “Bîranîna Serok û Têkoşerên Kurdîstanê ya 1925-an” adıyla gerçekleştirildi. Anma, TEVKURD- Komeleya Ehmedê Xanî- Demokratên Şoreşger/CIVAN KURD-Weşanen Ray- bağımsız şahsiyetlerden oluşan bir komite tarafından planlandı. Planlamaya göre; 27.06.2008 tarihinde panel, 28.06.2008 tarihinde Ulu Camii önünde anma, 29.06.2008 tarihinde ise mevlit okutulacaktı. Tüm etkinlikler mahkeme kararı ve Diyarbakır Valiliği tarafından yasaklandı. Yasaklamaya rağmen Ulu Camii önündeki anma ve mevit gerçekleştirildi. Hem 2005’teki anma hem de 2008’teki anmalarla ilgi ceza davaları açıldı ve bu davaların bir kısmı devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yılki ilk etkinlik 26 Haziran’da “ Şeyh Said Konferansı- 1925 Özgürlük Şehitlerini Anma” adıyla düzenlendi. Konferansa Mele Süleyman Kurşun, Abdullilah Fırat ve ben konuşmacı olarak katıldık.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Mele Süleyman Kurşun’un konuşmasında; İslami Kürt kesimdeki genel kafa karışıklığının çizgilerini yansıtıyordu. 1925 Hareketinin sahiplenmesinin hangi temelde olduğuna dair net bir fikir edinmek mümkün olmadı. Zaten konuşma esas itibariyle Şeyh Said’in şahsına yönelikti ve Şeyh Said’in 1925 Hareketindeki rolü ile ilgili fazlaca bir şey söylenmedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Paneldeki en enteresan konuşma Şeyh Abdullilah Fırat tarafından yapıldı. Konuşmasının tamamını Şeyh Said ailesi ve Şeyh Said’in şahsına ayırdı. 1925 Hareketine değinmemeye özen gösterdi. Özetle; “Şeyh Said ailesinin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in soyundan geldiklerini, Kürt olmadıklarını, Urmiye bölgesinden göç edip buralara geldiklerini, Şeyh Said’in derin bir din alimi olduğunu ve zengin bir kütüphanesinin bulunduğunu, aynı zamanda ticaretle meşgul olduğunu ve bu nedenle çok zengin bir aile olduklarını” uzun uzadıya anlattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Abdullilah Fırat’ın konuşmasında belgeye dayandırdığı tek somut söylemi; Yunan kuvvetlerinin İzmir’e girmesiyle beraber Hükümette çekilen ve birçok aile ferdi tarafından imzalanan destek telgrafıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Fırat, konuşması arasında yaptığı bir belirleme günün gafı olarak hafızalardaki yerini aldı. Harput’un alınması sırasında yağma ve talan yapanların “Zazaca konuşan Dersimliler olduğunu” söyledi. Akabinde yaptığı bir belirleme var ki çok daha vahimdir. Okuyucuya saygıdan dolayı yaptığı belirlemeyi aktarmayı uygun görmüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu söylemi doğrulayacak hiçbir bilgi ve belge yoktur. <em>1925 Hareketi Azadi Örgütü</em> adlı kitap çalışmamda Harput’taki yağma olayına değinmiştim. Harput’a giren Kürt kuvvetlerinin başında bulunan Şeyh Şerif’in; “<strong>Her kim bu kabil harekâta cüret ederse, idam edileceği</strong>” emrine rağmen olayların gidişatını değiştirmediğini, yağma ve talan olaylarının devlet güçleri tarafından organize edildiğini ve Kürt kuvvetlerinin aleyhine kullanıldığı açıktır. Bu hususa değinenlerden biri de Behçet Cemal’dır. Behçet Cemal, yağma-talan olayını şöyle anlatır:</p>
<p style="text-align: justify;">“Birden her tarafa tahrip ve yağmacılık başlıyor. Sanki sihirli bir kuvvet Elazığlıların, maneviyatlarına varıncaya kadar her şeyini esir etmiş… Subay evlerine de taarruz edilmesi ve neticede yağmacılığın genişlemesi üzerine fedakar beş on Bitlislinin bu soygunculara karşı çektikleri silahların sedası muhit içinde İsrafilin borusu gibi tesir etmiş. Herkes yavaş yavaş uyanmaya ve savrulmağa başlıyor ve ancak o zaman eşkiyanın memleketten koğulmasına imkan elveriyor.”<a href="file:///C:/Users/Dara/Downloads/2010-1925%20ehitlerini%20anma.doc#_ftn1">[1]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Behçet Cemal’in bahis ettiği <strong>“sihirli kuvvet”</strong> aslında devletin kuvvetidir. Devlet, krizi iyi yönetebilmiş ve ortamı kendi lehine çevirmeyi becermiştir. Yağma ve talan olayı bu kadar açıkken, bu olayı başka tarafa çekip; “şunlar yaptı-bunlar yaptı” türünden değerlendirmeler, olayın özünü saptırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said ailesine mensup Şeyh Diyadin Fırat ise CNN TÜRK’te yayınlanan bir programa katıldı. 28.06.2010 tarihinde CNN TÜRK’te Cüneyt Özdemir’in sorularını yanıtlayan Şeyh Diyadin Fırat’ın açıklamaları da genel çerçeve itibariyle Şeyh Abdullilah Fırat’la aynı paralelde olduğu dikkatlerden kaçmadı. Şeyh Diyadin Fırat, gayet mahcup bir tavırla; “Osmanlıdan Cumhuriyette geçişin bir travma yarattığını, bu travmanın rejim değişikliğinden kaynaklandığını, insanların evlerinin eşyalarını değiştirirken bile bundan çok etkilendiklerini, istenmeden böyle bir hadisenin meydana geldiğini ve 1925’in böyle değerlendirilmesi gerektiğini” söyledi. Şeyh Diyadin Fırat, sorulara verdiği yanıtlarda Kürt kelimesini ağzına almadı ve Cüneyt Özdemir’in Ulu Camii’nin önünde Cibranlı Halit Bey’in son sözlerinin yazılı olduğu bez afişi işaret ederek, bu sözler ne anlama geliyor sorusuna; “<strong>Söz konusu afiş bize ait değildir” </strong>diye yanıtladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Diyadin Fırat’ın neyi sahiplendiği neyi sahiplenmediği kendi problemidir; ancak herkes şunu bilmelidir; Cibranlı Halit Bey’in son sözleri vasiyetidir. <strong>“ Siz bugün beni asıyorsunuz, arkanda milyonlarca Kürt var. Torunlarımız bizlerin intikamını alacaklardır.” </strong>derken, Kürt Halkının  imha ve inkar zihniyetini mutlaka mahkum edeceğini ve kendi ulusal demokratik haklarına sahip çıkacağını; dar ağacına giderken haykırmıştır. İntikamdan kastettiği budur. Tarih kendisini haklı çıkarmıştır. Milyonlarca Kürt 85 yıldır haklı ve meşru ulusal demokratik haklarının mücadelesini vermeye devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın Kürt tarihinin her türlü araç-gereç kullanılarak maniple edilmeye çalışıldığı açıktır. Bizler, geçmişte Kürt Halkı için fedakârlık yapmış şahsiyetleri anarken; bir anlamda ortalığa saçılan bilgi kirliliğini aralamaya, bilimsel-akademik metot içerisinde olayları analiz etmeye, Kürt tarihinin maniple edilmesi karşısında ciddi bir duruş sergilememiz gerekmez mi? “1925 Özgürlük Şehitlerini Anma” adıyla bir konferans düzenleyeceksiniz;  konferansta 1925 Hareketini konuşmayacak, tartışmayacak, bu hareketle ilgili ciddi hiçbir analiz yapmayacaksınız. Yapmak isteyenlere de ince taktiklerle engel olmaya çalışacaksınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuşmalar yüzlerce, binlerce ve televizyon haber-programları dikkate alındığında milyonlarca insanların önünde yapıldı. Kürt kamuoyunun tepkisini merak ettim. Yazımı bu nedenle biraz geciktirdim. İki yazı dışında bir değerlendirmeye rastlamadım. Bu yazılardan biri Sayın <a href="http://www.kurdistan-news.net/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=3945:serhildana-ex-seid-yan-tevgera-komiteya-azadiya-kurdistan&amp;catid=42:niviskar&amp;Itemid=56">Zeynel Abidin Han</a>’a gideri ise Sayın <a href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/rojanebuna-serihildana-1925-an-bulten-u-pareznameya-ddkoye-rizgari-kurdkom-gruba-diyaloge-ya-dicleye-u-firate%E2%80%A6">İbrahim Güçlü</a>’ye aittir. Sayın Güçlü’nün yazısı esas itibariyle geçmişte 1925 Hareketinin sahiplenilmesinin kronolojik bir dökümünden ibarettir. Yazılanlar doğrudur; ancak bu yıl yapılan etkinlerin biçimine ve içeriğine hiç değinmemektedir. Bu son derece dikkat çekicidir. Muhalif kişiliği ve eleştirel tutumuyla tanıdığımız Sayın İbrahim Güçlü’nün bunca bilgi kirliliğine, mürit toplantısı seviyesinde konuşmalara, Kemalist tezleri desteklercesine ortaya çıkan görüntülere söyleyecek sözü yok !</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada söyleyeceğiz şudur; saygıdeğer doktor ağabeyimizin doktorlara atfen söylediği “ Doktor ilk görevi hastaya zarar vermemektir, teşhis ve tedavi sonra gelir.” Son derece yerinde bir belirlemedir. Buradan hareketle Kürt siyasetçileri, aydınları, dindarları, sosyalistleri, muhafazakarları, liberalleri ve demokratları bir bütün olarak yapacağımız ilk şey Kürt Halkının haklı ve meşru mücadelesine zarar vermemektir. Unutmayınız ki sicillerimiz sabıkalarla doludur. Akabinde yapabileceğimiz katkıyı düşünmeliyiz ve üstümüze düşeni yerine getirmeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
<p style="text-align: justify;">08.07.2010</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır</p>
<p style="text-align: justify;">
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/Downloads/2010-1925%20ehitlerini%20anma.doc#_ftnref1">[1]</a> Şeyh Sait İsyanı, Aktaran Nurer Uğurlu-Kürt Milliyetçiliği, Kürtler ve Şeyh Sait İsyanı, S:322</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/1925-sehitlerini-anma-etkinliklerinden-notlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rojanebûna Serîhildana 1925-an: Bulten û Parêznameya DDKOyê-Rizgarî-KURD/KOM-Gruba Dîyalogê ya Dîcleyê û Firatê…</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/rojanebuna-serihildana-1925-an-bulten-u-pareznameya-ddkoye-rizgari-kurdkom-gruba-diyaloge-ya-dicleye-u-firate%e2%80%a6</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/rojanebuna-serihildana-1925-an-bulten-u-pareznameya-ddkoye-rizgari-kurdkom-gruba-diyaloge-ya-dicleye-u-firate%e2%80%a6#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jul 2010 16:18:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1563</guid>
		<description><![CDATA[Cara yekem û vekirî û legal qala serîhildan û berxwedanên Kurdistanê di bulten û programa DDKOyê de (1969), pişt re li Dadgeha Leşkerî ya Diyarbekirê di parêznameyên DDKO-yê de (1972) qal hat kirin. Ji serîhildana 1925-an jî hat qal kirin, meşruiyeta van serîhildanan hat parastin û siyaseta dewletê ya li hemberî van serîhildanan hat şermazar kirin û rexne kirin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong><em><a rel="attachment wp-att-1564" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/rojanebuna-serihildana-1925-an-bulten-u-pareznameya-ddkoye-rizgari-kurdkom-gruba-diyaloge-ya-dicleye-u-firate%e2%80%a6/attachment/ibrahim_guclu3-2"><img class="alignleft size-full wp-image-1564" title="Ibrahim_Guclu3" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/07/Ibrahim_Guclu3.jpg" alt="" width="144" height="164" /></a>Îbrahîm GUÇLU</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Piştî ku M. Kemal û hevalên wî desthilatdarî ji destê malbata Osmaniyan wergirtin, jinûve dewleteke li ser bingeha miletê tirk ava kirin, ew teehûdên di pêvajoya avakirina dewletê û wergirtina desthilatdariya siyasî de bîr kirin: Hebûna miletê kurd înkar kirin. Hemû mafên neteweya kurd xesip kirin. Kurdistan jinûve dagir kirin û kirin kolonî. Statuya Kurdistanê ya di dema Împeratoriya Osmanî de ji holê rakirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Li hemberî vê siyasetê serokên neteweya kurd bê deng neman, neteweya kurd jî rabû ser piya û serîhilda. Serîhildana 1-emîn li Koçgiriyê pêk hat. Serîhildana 2-emîn li Beytûlşebabê pêk hat. Serîhildana mezin ya netweyî jî di sala 1925-an de pêk hat. Serîhildana Agriyê di sala 1932-an pêk hat. Berxwedana dawî ya Kurdistanê jî di sala 1938-an de li Dersîmê hat lidarxistin.</p>
<p style="text-align: justify;">Serîhildana 1925-an di Sibatê de dest pê kir û di demeke kurt de bi zulm û zordariya dewletê hat şikandin. Gelek têkoşerên vê serîhildanê di nav şer de hatin kuştin. Şêx Seîd û gelek hevalên wî jî dîl ketin û di demeke kurt de di dadgeha awarte de di Dadgeha Îstîklalê ya Rojhilatê de bi lezûbez, ji derveyî hiqûqê hatin dadgehkirin, di 28-ê Hezîrana 1925-an de jî Şêx Seîd Efendî û serokên din yên tevgerê hatin darve kirin.  Ji van 47 kes şêx bûn.</p>
<p style="text-align: justify;">Serokê Azadiyê Xalid Begê Cibrî û Yusuf Ziya Begê Bedlisî jî beriya wê hatibûn dadgehkirin, ji derveyî dadgehkirineke hiqûqî hatibûn gulebaran kirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Piştî Berxwedana Dersîmê, li Kurdistanê her hêjayeke kurd qedexe bû û li ser pirsa kurdî qise kirin, ji mafên neteweya kurd, ji dîrok û çanda kurd, ji serîhildan û berxwedanên Kurdistanê qal kirin qedexe bû.</p>
<p style="text-align: justify;">Li Kurdistanê bêdengiyeke kûr û tarî dest pê kir. Her kurdekî di hundirê xwe de, li pişt deriyên qala mafên neteweya kurd û qala serîhildanên Kurdistanê dikir. Ew qisekirina di navbeyna du, an jî sê kesan de didomand û di heman dem de di navbeyna wan kesan de jî diqediya.</p>
<p style="text-align: justify;">Mezinên kurdan dema ku di nav xort û cîwanên kurd de livandinek tespît dikirin, ditirsiyan û hawar dikirin û digotin <strong><em>“ew tirkan bê baf in, bê wîjdan û bê însaf in. Hûn nikarin zora wan bibin. Wan welatê me şevitandin û serokên me daleqandin û bi sedhezaran kurd qetil û sirgun kirin.”</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ev bêdengiya heta sala 1959an ya livandina rewşenbîrên kurd domand. Ev livandina jî, bi êrîşa dewletê hat temirandin û 50 xwendayên kurd hatin hepis kirin û di hepisxaneya leşkerî ya Herbiyê de hatin girtin û hatin dadgeh kirin. Lê wan 50 xwendayên Kurdistanê pêşî li qetlîameke kurd girtin. Lewra dewletê dixwest ku bi hezaran kesan bigrin û gelekên wan jî darve bikin.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>******</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her çiqas bi riya îllegal û bi dizî, ji serîhildan û bexwedanên Kurdistanê dihat bahs kirin û heta gelek bi sînorkirî dihat nivîsandin jî,  ji bona ku bi aşkere bên qal kirin  45 sal derbas bûn.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1565" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/rojanebuna-serihildana-1925-an-bulten-u-pareznameya-ddkoye-rizgari-kurdkom-gruba-diyaloge-ya-dicleye-u-firate%e2%80%a6/attachment/dar_agaclari_1925"><img class="alignleft size-full wp-image-1565" title="Dar_Agaclari_1925" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/07/Dar_Agaclari_1925.jpg" alt="" width="397" height="126" /></a>Cara yekem û vekirî û legal qala serîhildan û berxwedanên Kurdistanê di bulten û programa DDKOyê de (1969), pişt re li Dadgeha Leşkerî ya Diyarbekirê di parêznameyên DDKO-yê de (1972) qal hat kirin. Ji serîhildana 1925-an jî hat qal kirin, meşruiyeta van serîhildanan hat parastin û siyaseta dewletê ya li hemberî van serîhildanan hat şermazar kirin û rexne kirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Di sala 1975-an de di rewşenbîrî û çapemeniya kurd de qonaxeke nû dest pê kir. Weşanxaneya Komalê di sala 1975-an de ava bû. Kovara Rizgariyê di Newroza 1976an de dest weşanê kir. Komalê, li ser seîhildana Koçgiriyê pirtûkek amade kir û vekirî weşand. Kovara Rizgariyê, cara yekem durûdirêj li ser Serîhildana 1925-an  nivîsar weşand.</p>
<p style="text-align: justify;">Ev nivîsarên Kovara Rizgarî kollektîf bûn. Kovara Rizgarî, Serîhildana 1925-an wek <strong><em>“Xwepêşandina Bi Çek”</em></strong> bi nav kir. Lewra Serîhildana 1925-an serîhildeneke milîter nebû, serîhildaneke gel û sivîl bû. Ew kesên sivîl, ji bona parastina xwe û ji bona desthilatdariya Kurdistanê bigrin destê xwe çek girtibûn.</p>
<p style="text-align: justify;">Dîsa Kovara Rizgarî, cara yekem siyaset û nerîna dewletê, tezên îdeolojiya fermî teşhîr kir. Diyar kir ku Serîhildana 1925-an serîhildaneke kesekî nîn e, li pişt Serîhildana 1925-an Rêxistina Azadiyê heye.  Serîhildana 1925-an ji bona ku xwediyê serokekî manewî yê oldar bû, tevgereke oldar nebû. Ev tegereke milî û xwediyê programeke serxwebûn û dewletavakirinê bû. Belgeyên hundir yên dewletê jî wusa digot. Lê dewletê ji dinyaya Rojavayê û Ewrupayê re, Serîhildana 1925-an wek serîhildnake şerîatî nîşan dide. Rizgarî manîpulasyona ku Serîhildana 1925-an ji Engîlîstanê alîkarî girtiye jî deşîfre kir. Derxist holê ku M. Kemal û hevalên wî mirovên Îngîlterê ne.</p>
<p style="text-align: justify;">Helbet dema ku Tevgera 1925-an wek tevgereke rizgarîxwaz, ji Îngîltereyê pişgirî jî werbigirta, ev tiştekî gelek rewa bû.</p>
<p style="text-align: justify;">Dîsa dema ku Berpirsiyarê Rizgarî Mehmed Uzun hat dadgeh kirin, wî di parêznameya xwe de hemû serîhildan û berxwedanên li Kurdistanê, bi taybetî jî Serîhildana Kurdistanê ya 1925-an li hemberî dadgehê parast û rewabûna vê tevgerê anî ser zimên.</p>
<p style="text-align: justify;">Pişt re jî, weşan û kovarên li Bakurê Kurdistanê jî, li ser serîhildana 1925-an rawestiyan.</p>
<p style="text-align: justify;">Li Bakurê Kurdistanê, piştî salên 1980-yî tu wext ji bona Serîhildana Kurdistanê ya 1925-an konferans û bîr anîn pêk nehatin. Cara yekem Komeleya Kurd a Diyarbekîrê (KURD-KOMê), di sala 2005-an de, ji bona Tevgera Milî ya 1925-an Konferansek lidarxist.  Dr. Mehmed Emîn Sever, Şêx Kasim Firat, Şerefxan Cizîrî wek axevtevan beşdarî konferansê bûn. Di hemandem de li ber Mizgefta Mezin civîneke kîtlewî û çapemenî li darxist, di vê civînê de serok û têkoşerên Serîhildana 1925-an bîranî û nerewabûna dadgehkirina wan îlan kir.</p>
<p style="text-align: justify;">Pişt re di derbarê wê ev konferans û bîranînê de lêpirsîn çêbûn û doz hatin vekirin. Di wan dozan de Serîhildana 1925-an bi kurdî hat parastin. Hîn ev dozan dom dikin.</p>
<p style="text-align: justify;">Di sala 2008-an de TEVKURDê, Komeleya Ehmedê Xanî, CIWAN KURDê, Weşana Ray û siyasetvanên serbixwe biryar dan ku Serîhildana 1925-an bi panelekê şirove bikin. Serok û têkoşerên Serîhildana 1925-an li ber Mizgefta Mezin bi civîneke çapamenî ya kîtlewî bîr bînin. Ji bona wan mewlûdekê bidin xwendin. Hezar mixabin ev xebata hevbeş, ji aliyê parêzgeh û dadgeha Diyarbekîrê ve hatin qedexe kirin. Lê Komîteya Amadekar ev qedexan guhdar nekir, bi helwesteke bêîtîadkarî xebata xwe meşand.</p>
<p style="text-align: justify;">Di derbarê van xebatan de jî, ji bona min lêpirsîn çêbû, encama lêpirsînê doz vebû. Di vê dozê de jî bi kurdî Serîhildana 1925-an hat parastin û hîn jî ev doza dom dike.</p>
<p style="text-align: justify;">Îsal jî, Gruba Dîyalogê ya Dîcleyê û Firatê, di 26. 06. 2010-an de Konferansa Şêx Seîd pêk anî. Di 28. 06. 2010-an de jî li ber Mizgefta Mezin Serok û Têkoşerên Serîhildana 1925-an civîneke bîranînê lidarxist.</p>
<p style="text-align: justify;">Nevîyên Şêx Seîd Diyadîn Firat, Bedrî Firat, Samed Bîlgîn, Felat, ji bona Serîhildana 1925-an îro (29. 06. 2010) panelekê û mewlûdekê pêk tînin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bi van xebatan Serîhildana 1925-an, serîhildan û berxwedanên li Bakurê Kurdistanê rojane bûn. 80 salî kesî raste rast nedikarî ku li meydanan vekirî û legal ji serok û têkoşerên Serîhildana 1925-an re xwedî derkevin. Ev tirs hat şikandin û ev tarîtî ji holê hat rakirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Pêvajo wusa xuya dike, ku nûha şunda gelê kurd, rewşenbîr, siyasetvan, dezgehên kurd dê ji serok û têkoşerên xwe re xwedî derkevin. Wan li hemberî dewletê jî  biparêzin. Dê rûmet û qiymeta wan derxin pêş reya giştî ya Tirkiyeyê û dinyayê.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em><a href="file:///C:/Users/Dara/Downloads/ibrahimguclu21gmail.com">ibrahimguclu21gmail.com</a> </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Amed, 29. 06. 2010</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/rojanebuna-serihildana-1925-an-bulten-u-pareznameya-ddkoye-rizgari-kurdkom-gruba-diyaloge-ya-dicleye-u-firate%e2%80%a6/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tevgera Şêx Seîd yan Komîteya Azadiya Kurdistan?</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/tevgera-sex-seid-yan-komiteya-azadiya-kurdistan</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/tevgera-sex-seid-yan-komiteya-azadiya-kurdistan#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Jul 2010 22:48:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1557</guid>
		<description><![CDATA[Berî her tiştî divê mirov bi vekirî diyar bike ku agahiyên me yên di vî warî de ji sedî 80 şaş e û li gor manîpîlasyona îdeolojiya fermî ya Tirk, kemalîzmê ye. Sed caran mixabin ev yek rastiyeke wisa ye. Em bi devê xwe propagandaya kemalîzmê dikin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong>Zeynel Abidîn Han</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1558" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/tevgera-sex-seid-yan-komiteya-azadiya-kurdistan/attachment/25hareketinianmagosterisi"><img class="alignleft size-full wp-image-1558" title="25HareketiniAnmaGosterisi" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/07/25HareketiniAnmaGosterisi.jpg" alt="" width="255" height="701" /></a>Serhildana Şêx Seîd yan Tevgera Komîteya Azadiya Kurdistan?</p>
<p style="text-align: justify;">Di hebûn û xwejiyandina dîroka gelan de dîrok cîhekî mezin digre. Bi taybet gelên bindest û dagirkirî di vî warî de gelek mûhtacî rastzanîna dîroka xwe ne. Jiber ku bi serûbinkirina dîroka wan ew dihên dagirkirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Lê ev yek jî têrê nake, divê di pêvajoya şiyarbûna miletekî bindest de şêrovekirina dîrokê jî qasî dîrok bi xwe girîng û jiyandar e. Jiber ku di şêrovekirina dîroka gelên bindest de her dem reng û manûpîlasyona îdeolojiya resmî ya dagirkeran bi bandur bûne.</p>
<p style="text-align: justify;">Jibo me jî ev prensîb derbas dibe. Di naskirina dîroka nêzîk ya Kurdistanê û bi taybet şêrovekirina serîhildan yan jî tevgerên netewî yên miletê me yên di dîroka nêzîk de gelek manûpîlasyonên dagirkeran xwe hîna jî di nav siyaset û rewşenbîriya Kurd de qasî ku mirov matmayî bike bi tesîr e.</p>
<p style="text-align: justify;">Demeke berê li Amedê daxûyaniyek hatibû belavkirin û hema hema aksiyonên siyasî yên bakûrî yên hemî jî ev daxûyanî îmze kiribûn. Di daxûyaniyê de dihate xwestin ku qebrên serkirdeyên Kurd yên wek Şêx Seîd, heta Seîdê Nûrsî bihêtin dîtin, cîhekî jibo wan bihête terxankirin û îtîbara wan jî bihête dayîn. Her wisa heta niha jî di hemî panêl, konferans û civînên wisa de û gelek ragîhandinên siyasî û „zanistî&#8221; de gava behsa „Tevgera 1925&#8243; dihête kirin, hemî „entelîjansa&#8221; Kurd bi yek dengî qala Serîhildana Şêx Seîd dikin.</p>
<p style="text-align: justify;">Berî ku ez vê paradoksa ecêb ya „entelîjansa&#8221; me ya siyasî rexne bikim, dixwezim di derbarê „Tevgera 1925&#8243; û binavkirina wê de çend tişt bêjim.</p>
<p style="text-align: justify;">Berî her tiştî divê mirov bi vekirî diyar bike ku agahiyên me yên di vî warî de ji sedî 80 şaş e û li gor manîpîlasyona îdeolojiya fermî ya Tirk, kemalîzmê ye. Sed caran mixabin ev yek rastiyeke wisa ye. Em bi devê xwe propagandaya kemalîzmê dikin.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Tevgera 1925&#8243; berî her tiştî tevgereke siyasî, îdeolojîk û leşkerî ye. Û ev hersê taybetî jî di Şêx Seîd de tunebûn, ne ku em înkara tiştekî dikin, Şêx Seîd bi xwe jî di parastian xwe ya dadgehê de wisa dibêje. &#8220;Ez ne li pêş û ne jî li paş vê tevgerê de me, ez di navendê de me û bûna min ya vê yekê jî mûqaderat e.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Naveroka rêxistinî ya vê tevgerê serxwebûna Kurdistanê ji xwe re kiriye şiyar û navê wê jî Komîteya Azadiya Kurdistan e. Serokê komîteyê Mîralay Xalid Begê Cibrî ye û komîteya serkirde jî ji layê wî û kesayetên siyasî yên wek Yusuf Ziya Beg, Doktor Fuad dihate rêvebirin. Serkirdayetiya stratejîk ev kesayetên siyasî yên Kurdistanê bûn. Şêx Seîd jî piştî gelek demên ji avakirina Komîteya Azadî û bi israra Xalid Beg tevlî vê tevgerê bûye. Dewra wî ya di nav vê tevgera herî berfireh ya netewî ya Kurd de jî wek rêberiyeke gelerî û dînî ye, ne serkirdeyeke siyasî û yan jî leşkerî&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;">Bi taybet dewleta Tirk û klîga nijatperest ya Mustefa Kemal ketin nav hewildaneke mezin ku naveroka siyasî û netewî ya Komîteya Azadiyê li qada navnetewî wek tevgereke kevneperest û dînî bidin xûyakirin û jibo vê yekê jî diviyabûn ku serkirdeya esil tasfiye bikin û bi dadgehên sexte yên Îstîqlalê ve ev tevger wek tevgera dînî ya Şêx Seîd lanse bikin. Jibo vê yekê jî, bêyî ku bidarizînin û dadgeh bikin, Xalid Begê Cibrî û Yusuf Ziya qetil kirin. Piştre mîzansenên dadgehên Îstîqlalê ket dewrê û ji vê û pêve cîhan, tevgera netewî û siyasî ya Komîteya Azadiya Kurdıstan ku ew xwedî gelek saziyên netewî û bi çil hezar endamên siyasî bûn, wek Serîhildana Şêx Seîd nas kir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ev naskirin hîna jî berdewam e û bi rengekî trajîk, ev car jî ev manîpîlasyona ecêb ne bi destê dagirkeran lê bi destê &#8220;entelîjansa&#8221; Kurd dihête berdewamkirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Hemin em nirx û dewra Şêx Seîd înkar nakin û ew jibo me her dem wek şehîdekî nemir bimîne. Lê mesele ne ev yek e; mesele ev e: Madem ev tevgera siyasî wek Serîhildana Şêx Seîd dihête binavkirin, dewra Komîetya Azadî çi ye? Serokê vê tevgerê Xalid Begê Cibrî çima dihête jibîrkirin? Gelo ev nebe ku bi destê kemalîstan hatibe mîzansenkirin? Çima çi kesek meraq nake, jiber çi sedemê bû ku Xalid Beg bêyî ku bihête dadgehkirin û bi rengekî kontratiya metodên Mustefa Kemal hat qetilkirin? Çima paşê Şêx Seîd ji wê rojê heta niha  wisa hatiye pêşxistin? Prensîbên Komîteya Azadî û peyvên Şêx Seîd yên di dadgehê de çi qas li hev dihên? Navê rêxistinê Koîmte Azadiya Kurdistan e û prensîba wê ya yekemîn jî pêkanîna mafê çarenûsî ya miletê Kurd e û ev yek jî teqabûla dewleteke serbixwe dike. Gelo bes peyveke Şêx Seîd jî di vî warî de hatiye qeyîdkirin?</p>
<p style="text-align: justify;">Gengeşî wê her bihête berdewamkirin. Jiber ku pirsgirêka me ya yekemîn ev e ku em dikin û nakin nikarin xwedî armanceke dewleteke serbixwe bibin. Jiber ku em dihên manûplekirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Îro jî heman kemîn di pêş me de hazir û nazir e. Serokên Kurdan yek bi yek hatin tasfiye kirin. Ji salên 1974 û pêve gava em dîroka xwe binirxînin, em dê vê rastyiê bibînin. Hema bi carekê pirsiyar dikim: Ji wan salan û heta niha çend kesên serkirde yên daxweza serxwebûna Kurdistanê dikin di sehneya siyasetê de man? Ji hemî rêxistinên Kurdistanê, ev kesên hêja yek bi yek hatin tasfiyekirin û tevgera niha bi navên kesên li hember dewleta Tirk tenazûlkirî hatine pêşxistin. Mazlûm Dogan di dadgeha Amedê de wisa dibêje : „Em tevgereke Apocî nîn in. Navê me Partiya Karkerên Kurdistanê ye. Abdullah heval sekreterê partiya me ye. Jiber ku dewleta dagirker dixweze me wek partî û tevgereke siyasî nebîne û wek grûbeke wek eşîretî binirxîne ji me re dibêje &#8220;Apocî&#8221;. Ez vî navî qebûl nakim. PKK partiyeke siyasî, netewî û çînî ya Kurdistanê ye û armanca wê jî avakirina Kurdistaneke yekbûyî, serbixwe û demokratîk e.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Dîsa mirov baş binirxîne, kesayetên siyasî, rewşenbîrên netewî û serkirdeyên wê demê yên wek Doktor Şivan, Mumtaz Kotan, Ehmed Zekî Okcuoglu, Urfan Alpaslan, Zekî Adsiz, Hayrî Durmuş û bi dehan kesayetên wisa ku hemî jiyana xwe jibo yekbûn û serxwebûna Kurdistanê dane, yan bi kuştinên tarî hatine tasfiye kirin yan jî eger îro bijîn jî, yan di koşeyên nexweşxaneyan de yan jî di dîasporayên sar yên Ewropayê de bi tenê sere xwe hatine hîştin. Bi gotineke vekirî hatine îzolekirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Çawa ku Komîteya Azadî, Xalid Begê Cibrî, Yusuf Ziya Beg, Doktor Fûad hatin jibîrkirin, bi heman rengî û bi heman rêbazê ve, kesayetên serkirde û rewşenbîrên Kurd yên nexilavîkirî, yanê bi rasyonelên Tirkyetiyê ve nelihevhatî û di doza Kurdistaneke serbixwe de bi israr mayî, yek bi yek hatine îzolekirin, bê tesîrkirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ev paradoksa bi xeter wê çawa bihête xiravkirin, çawa em wek milet bi zanîn û şiûreke netewî bi dîroka xwe ve rûberû bibin û ji nûve rûmeta milet û devletbûnê bi dest bixînin? Evna jî pirsiyarên girîng yên vê mijarê ne û divê li ser wê bi kûranî bihête rawestandin, ta ku em ji kemînên dagirkeran xwe û pêşeroja xwe biparêzin. Jibo vê jî, me prensîba giştî ya mirovayetiyê divê; her miletek xwedî rûmeta dewletbûnê ye.</p>
<p style="text-align: justify;">Jibo vê yekê babateke taybet lazim e ku em li ser rawestin û ev jî mecala nivîseke din dixweze. Lê em di dawiya vê nivîsê de dikarin  bi serrastkirina rimzên dîroka xwe dest pê bikin:</p>
<p style="text-align: justify;">„Tevgera 1925&#8243; ne Serîhildana Şêx Seîd e,</p>
<p style="text-align: justify;">Tevgera Komîteya Azadiya Kurdistanê ye&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Jêder</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://kurdistan-news.net" target="_blank"><img class="aligncenter" src="http://kurdistan-news.net/images/stories/food/logo.png" alt="" width="350" height="100" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/tevgera-sex-seid-yan-komiteya-azadiya-kurdistan/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Serok û têkoşerên serîhildana 1925-an, doh, li Amedê hatin bibîranîn.</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/manset/serok-u-tekoseren-serihildana-1925-an-doh-li-amede-hatin-bibiranin</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/manset/serok-u-tekoseren-serihildana-1925-an-doh-li-amede-hatin-bibiranin#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jun 2010 14:19:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1534</guid>
		<description><![CDATA[Serok û têkoşerên serîhildana 1925-an, doh, li Amedê, li ber Mizgefta mezin, li meydana hatibûn şenikandin, hatin bibîranîn.

Di bibîranîna ku ji aliyê Grûba Dîalogê Dîcle û Firatê hat lidarxistin, wêneyên serok û têkoşerên serhildanê hatin hildan, gotinên wan yên dawî li ser pankarta hate nivisandin û di axavtina de hate xwestin ku cîhê gorên wan bêne eşkerekirin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-1541" href="http://www.peyamaazadi.com/manset/serok-u-tekoseren-serihildana-1925-an-doh-li-amede-hatin-bibiranin/attachment/amed2010"><img class="alignleft size-medium wp-image-1541" title="Amed2010" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/06/Amed2010-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Serok û têkoşerên serîhildana 1925-an, doh, li Amedê, li ber Mizgefta mezin, li meydana hatibûn şenikandin, hatin bibîranîn.</p>
<p>Di bibîranîna ku ji aliyê Grûba Dîalogê Dîcle û Firatê hat lidarxistin, wêneyên serok û têkoşerên serhildanê hatin hildan, gotinên wan yên dawî li ser pankarta hate nivisandin û di axavtina de hate xwestin ku cîhê gorên wan bêne eşkerekirin.</p>
<p>Fermo hinek dimenen ji bibîranîna serok û têkoşerên serîhildana 1925-an</p>
<p>1- Li ber Mizgefta Mezin bîranîna serok û têkoşerên Tevgera 1925-an &#8230;2010 AMED<br />
<code><object width="500" height="405"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/P4qWeJzRw00&#038;hl=el_GR&#038;fs=1&#038;color1=0x2b405b&#038;color2=0x6b8ab6&#038;border=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/P4qWeJzRw00&#038;hl=el_GR&#038;fs=1&#038;color1=0x2b405b&#038;color2=0x6b8ab6&#038;border=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="500" height="405"></embed></object></code></p>
<p><code> </code></p>
<p><span style="font-family: monospace;"><br />
</span></p>
<p>2- TAHSİN SEVER Li ber Mizgefta Mezin bîranîna serok û têkoşerên Tevgera 1925-an &#8230;2010 AMED &#8211;<br />
<code><object width="500" height="405"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/0-SsG3l8SWk&#038;hl=el_GR&#038;fs=1&#038;color1=0xe1600f&#038;color2=0xfebd01&#038;border=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/0-SsG3l8SWk&#038;hl=el_GR&#038;fs=1&#038;color1=0xe1600f&#038;color2=0xfebd01&#038;border=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="500" height="405"></embed></object></code></p>
<p>3- Li ber Mizgefta Mezin bîranîna serok û têkoşerên Tevgera 1925-an &#8230;2010 AMED<br />
<code><object width="500" height="405"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ug8-1SEdNxQ&#038;hl=el_GR&#038;fs=1&#038;color1=0x5d1719&#038;color2=0xcd311b&#038;border=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/ug8-1SEdNxQ&#038;hl=el_GR&#038;fs=1&#038;color1=0x5d1719&#038;color2=0xcd311b&#038;border=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="500" height="405"></embed></object></code></p>
<p>spas ji bo DilanPress -Peyamaazadî</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/manset/serok-u-tekoseren-serihildana-1925-an-doh-li-amede-hatin-bibiranin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konferansa Bîranîna Şehidên Azadîya 1925 an</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/konferansa-biranina-sehiden-azadiya-1925-an</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/konferansa-biranina-sehiden-azadiya-1925-an#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 23:09:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1528</guid>
		<description><![CDATA[BEŞDERVAN
Mele  Silêman  KURŞUN  ( Alim ) 
Abdulîlah FİRAT   ( Neviyê Şêx Saîd û Parlemnterekî kevn ) 
Tahsîn SEVER     ( Nivîskar- Lêkolîner – Ji Malbata Cîbran )]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a rel="attachment wp-att-1527" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/konferansa-biranina-sehiden-azadiya-1925-an/attachment/konf_seyh_seid"><img class="alignleft size-full wp-image-1527" title="Konf_Seyh_Seid" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/06/Konf_Seyh_Seid.jpg" alt="" width="425" height="286" /></a>BEŞDERVAN</strong></p>
<p>Mele  Silêman  KURŞUN  ( Alim )</p>
<p>Abdulîlah FİRAT   ( Neviyê Şêx Saîd û Parlemnterekî kevn )</p>
<p>Tahsîn SEVER     ( Nivîskar- Lêkolîner – Ji Malbata Cîbran )</p>
<p>Dîrok : 26 Pûşper ( Hazîran ) 2010   Seat : 13:00 – 16:00</p>
<p>Cih :  Kaplan Düğün Salonu</p>
<p>Têbinî : Di roja 28 Pûşperê 2010 ê  ( Duşemme ) û  seat : 12:30 de</p>
<p>li ber Mizgefta Mezin( Ulu Cami ) ji bo Şehadeta Şêx Saîd û</p>
<p>Hevalên wî Daxuyanî bidine Çapemenîyê re .</p>
<p><strong><a href="mailto:Komadiclefirat@gmail.com">Komadiclefirat@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Em li hêviya hemû dost û hevalên xwe ne</strong></p>
<p><strong>GRUBA DİYALOG ya DÎCLE Û FİRAT</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/konferansa-biranina-sehiden-azadiya-1925-an/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üçüncü Dünya Devletlerini Yönetenler II</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ucuncu-dunya-devletlerini-yonetenler-ii</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ucuncu-dunya-devletlerini-yonetenler-ii#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 23:01:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1522</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de iktidar ile hükümet her zaman farklı olmuştur. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bazen gizli bazen açık ülkenin fiili iktidarı ordu ile vitrindeki iktidarı hükümet arasında çeşitli seviyelerde didişmeler, tartışmalar, hoşnutsuzluklar baş gösterdiğinde silahlı kuvvetler Türkiye Büyük Millet Meclisini lağvederek darbe yapmışlardır. Ankara’da hükümeti devirme amacıyla askerlerin yolun karşı tarafına geçmeleriyle siyasi iktidar ve meclisin işlevsizleşmesi bir olmuştur. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türkiye’de iktidar ile hükümet her zaman farklı olmuştur. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bazen gizli bazen açık ülkenin fiili iktidarı ordu ile vitrindeki iktidarı hükümet arasında çeşitli seviyelerde didişmeler, tartışmalar, hoşnutsuzluklar baş gösterdiğinde silahlı kuvvetler Türkiye Büyük Millet Meclisini lağvederek darbe yapmışlardır. Ankara’da hükümeti devirme amacıyla askerlerin yolun karşı tarafına geçmeleriyle siyasi iktidar ve meclisin işlevsizleşmesi bir olmuştur. 28 Şubat 1997’de buna da gerek duymadılar. Tankları Sincan sokaklarında gezintiye çıkarmaları meclisteki Refah Partisi-Doğru Yol Partisi koalisyon hükümetinin beyaz bayrak kaldırmasına, Necmettin Erbakan&#8217;ın tasını tarağını toplayıp gitmesine yetti. Bu post modern darbenin ardında nasyonal sosyalist milliyetçi cephe hükümeti niteliğinde koalisyonlar hükümet oldular.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1523" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ucuncu-dunya-devletlerini-yonetenler-ii/attachment/middle_east"><img class="alignright size-medium wp-image-1523" title="Middle_East" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/06/Middle_East-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Türkiye’deki tüm darbelerin ABD plan ve tertiplemesi dâhilinde olduğu artık bir sır değildir. 12 Eylül askeri darbesinden sonra Amerikalı yetkililerin Türkiye’deki darbeyi kast ederek “Our boys did it” demeleri bu gerçeğin dışa vurulmasından başka bir anlama gelmiyor. Bu durum sadece Türkiye için değil, dünyanın onlarca ülkesi için gerçeğin ta kendisidir. Zaten yaptırdıkları darbelerin arkasında olduklarını gizleme gereğini de pek duymuyorlar. Pervasızca olsa da bu yaptıklarının arkasında olduklarını çeşitli demeçlerinde açıkça dile getiriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Sovyetler Birliğinin çökmesi, dolayısıyla soğuk savaşın sona ermesinden bu yana Türkiye’de darbe olmamasının başlıca sebebi darbelere gerekli ortamı hazırlatıp yaptıranların artık geçici de olsa askeri yönetimleri kendi çıkarlarına uygun görmedikleri anlamına geliyor. Bu durum daha demokratik bir sisteme kavuşmak için olumludur.</p>
<p style="text-align: justify;">Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin 1989’da resmen dağılıp sona ermesiyle, Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye dâhil fiili bağımlılık ilişkisi temelinde yönettiği devletlere yeni misyonlar vermeyi uygun gördü. Tam bu noktada faaliyetlerini SSCB ve soğuk savaş dönemi Amerikan stratejisi üzerine ilkesel düzeyde sürdürmekte olan ordu mensuplarının kendi aralarında ayrıştıkları; yeni dünya düzeni adlı tek kutuplu global konjonktüre ayak uyduramadıkları ve bu yeni duruma karşıt bir örgütlenmeye gittikleri belirlenmiştir. Bu kesimini sivil uzantısı niteliğindeki Kemalist organizasyonlar başta olmak üzere çeşitli sol, sosyal demokrat, nasyonal sosyalist ve bazı sosyalist grupların da aynı yönde faaliyet gösterdikleri gözleniyor. Ergenekon örgütünün bu şekilde doğduğunu ve geliştiğini söyleyebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ergenekon mensupları ve onlara yakın çevreler Amerikanın post SSCB politikasının Türkiye’nin çıkarlarına uymadığını iddia ederek devletin yönünü doğuya Rusya, İran ve Çin’e çevirmek istiyorlar. Söz konusu örgütün bu temelde askeri ve siyasi faaliyetlere girişmesi Amerika’nın sivil hükümeti iktidara taşıma ve bu grubu etkisizleştirerek tasfiye etme sürecini başlatmasını beraberinde getirdi. Türkiye’deki sosyal demokratlar, sosyalist ve komünistlerin ezici çoğunluğunun Ergenekon örgütüyle aynı safta yer almaları bunların gerçek kimlikleri konusunda önemli bilgiler veriyor. Devrimci Karargâh örgütünün Ergenekon’un sol silahlı kolu olması ve bu örgütün diğer silahlı gruplarla ilişkileri düşündürücüdür. Bu solcu gruplar içinde yer alan, bazen açık bazen dolaylı yollarla Ergenekon’un değirmenine su taşıyan bazı Kürt örgüt ve partilerinin durumu derinlemesine incelemeye değer akademik bir araştırma konusudur. Veli Küçük, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük başta olmak üzere 1989’dan 2008’e kadar Ergenekon örgütünün lider kadrosu ve çeşitli düzeylerdeki mensuplarının sürdürdükleri askeri, siyasi ve istihbarat faaliyetlerinin sonuçları bu bağlamda incelenmeye değerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ergenekon mensupları, özellikle Amerika tarafından Irak’ın işgal edilmesi sonucunda Güney Kürtlerinin resmiyette federal, fiiliyatta konfedere bir sistem dâhilinde Kürdistan Bölge Hükümetini kurarak iç işlerinde kendi kendilerini yönetecek düzeye gelmeleriyle, Amerika karşıtı faaliyetlerini daha da artırmaları, kendileriyle eski emperyalist dostları arasında iplerin kopmasına, köprülerin atılmasına, sözün bitmesine sebep olmuştur. Ergenekon örgütünün emperyalist dostlarına sırtını çevirmek zorunda kalması, Kürtlere Büyük Ortadoğu Projesinde Amerikan çıkarları gereği verilen, ya da verilmek istenen rolün sonucu olan siyasi statüde aranması gerektiği gerçeğini görmekte yarar var. Amerikalı üst düzey yetkililer soğuk savaş sonrasında muhtelif zamanlarda Ortadoğu’daki Amerikan çıkarları ile Kürtlerin doğal haklarına kavuşma taleplerinin çakıştığını dile getirmeleri tek kutuplu dünyanın patronunun niyetini anlamada önemli bir veridir.</p>
<p style="text-align: justify;">1989’da Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü konusunda Amerikan planını hayata geçirmede dönemin ANAP hükümeti ve Erdal İnönü başkanlığındaki muhalefet partisi SHP üzerlerine düşeni yerine getirdiler. Yine 1993 yılının Mart ayında Güney Kürdistan’dan Celal Talabani, Türkiye’den milletvekili Ahmet Türk, Avrupa’dan PSK lideri Kemal Burkay ve PDK-Hevgirtin genel başkanı Hamreş Reşo’nun katıldığı, PKK’nın bağımsızlıktan vazgeçtiği ve federasyon talebini ilk ateşkes ilanıyla birlikte deklare ettiği süreç söz konusu planın önemli kilometre taşlarından biridir. Bilindiği gibi ateşkes ilanından kısa bir süre önce dönemin Cumhur Başkanı Turgut Özal “Federasyonu tartışabiliriz” demişti. PKK lideri Abdullah Öcalan ateşkesten sonraki birçok demecinde Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın bu söylemiyle kendilerinin attığı adımın birbirinden bağımsız olmadığını, kendisiyle ilişki içinde olduklarını ve Kürt sorununun çözümünden yana olduğu için öldürüldüğünü dile getirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">SHP parti meclisi üyesi Deniz Baykal ve arkadaşlarının 1989’da hazırlamış oldukları Kürt Raporu Amerikan planının hayata geçirildiği en önemli adımlardan biridir. HEP geleneğinden gelen legal Kürt partileri ve PKK’nın devamı olan illegal örgütlerin 1999’dan bu yana defalarca yazılı ve sözlü olarak dile getirdikleri talepleri bu raporda dile getirilenlerden çok farklı değildir. ABD yetkilileri daha sonra MHP ile birlikte CHP ve lideri Deniz Baykal’a Kürt sorununun çözümü konusunda aşırı muhalefet rolünü verdiler. Baykal ve ekibi bu rollerini de başarıyla oynadılar. Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesinin sahipleri, Baykal’ın duygusal davranarak Ergenekon örgütünün avukatlığına soyunduğunu dillendirmesi ve bu örgütü açıkça sahiplenmesini içlerine sindiremediler. Ancak bunu hemen belirtmediler. CHP’ye Kürt sorunu konusunda vermiş oldukları aşırı muhalefet misyonunun bitmesini beklediler. CHP için uygun görülmüş yeni misyonun Baykal ile sürdürülmesi inandırıcı olmayacağı gibi mümkün de değildi. Yeni misyon için yeni bir lider ve daha güçlü bir CHP’ye ihtiyaç vardı. Bu ihtiyacın gereği yapıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçimlerden önce Amerika’yı ziyaret edip oradan gerekli talimatları almadan hükümet kuran siyasi parti liderleri Türkiye’de neredeyse yok sayılır. Bu ziyaretler fiili bağımlılık seviyesinin başlıca belirtilerinin bir kısmını oluşturur. Görüldüğü kadarıyla Amerikanın başını çektiği Yeni Dünya Düzeninde ordudan daha çok seçimle başa getirilmiş hükümetlerle işbirliği tercih ediliyor. Siyasi partilerden hangisine ne kadar süre hangi konuda muhaliflik yapması gerektiği, ne zaman ve nasıl siyasi lider ve gruplarının değişeceği Amerikan strateji uzmanları tarafından yazılan bölgesel siyasi projelerde belirlendikleri sonucuna varabiliriz. Tıpkı bir film senaryosu gibi zamanı geldiğinde kendileri açısında gerekli değişiklikleri yaptıkları görülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">El Kaide’nin 11 Eylülde Amerika’nın New York kentindeki World Trade Center saldırısından sonra AKP hükümetiyle Türkiye’de ılımlı İslam modelini test eden ABD, İslami muhafazakâr siyasi partilerin Hıristiyan Demokratlara benzemediklerini, dinci terörist gruplar dâhil, radikal İslami hareketlerle aralarına kayda değer mesafe koyamamalarının yarattığı sonuçları değerlendiriyor. Fethullah Gülen’in başında bulunduğu Fethullahçı grupların İslami reformizme öncülük edemeyeceğinin kanıtları gün geçtikçe artıyor. İsrail’e gönderilen Mavi Marmara adlı insani yardım gemisi pratiğinde olduğu gibi Fethullah Gülen’in kendisinin de bu grupları öngörüldüğü gibi kontrol etmede zorlandığı söylenebilir. Fethullah Gülen’in konuyla ilgili açıklamaları bu gerçeği çok net olarak gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümeti ve başbakanı Tayip Erdoğan’ın Hamas ve Hizbullah başta olmak üzere Avrupa ve Amerika tarafından terörist ilan edilen İslami örgütlere maddi ve manevi desteği devam ediyor. Hükümetin ABD’nin terörist devletler listesinde ön sıralarda yer verdiği İran, Suriye, Sudan gibi devletlerle ilişkilerini güçlendirmeye çalışması batılı güçlerin çıkarlarına ters düşüyor. Ak Parti hükümeti İsrail-Filistin sorununda gereğinden fazla duygusal davranıyor. Bu duygusallığın seviyesini bazen bölgesel Amerikan planlarına hayır diyebilecek kadar yükseltebiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP hükümetinin Darfur katili olarak bilinen, Sudan devlet başkanı Ömer Hasan El Beşir’in Uluslar arası Ceza Mahkemesinde yargılanmasını engellemek için İran ve Çin gibi batı karşıtı devletlerle alenen aynı safta yer alması ılımlı İslam’ın Türkiye için model olmaktan çıkarılıp yerine sosyal demokratlar ve milliyetçilerin hükümete taşınmalarını gündeme getirebilir. Türkiye’nin Brezilya ile birlikte Birleşmiş Milletlerin İran için öngördüğü yaptırımlara hayır demesi Amerikanın AKP konusunda artmakta olan hayal kırıklığı ve güvensizliğinin daha da artmasına ve hükümeti değiştirme isteğini kamçılamaktan başka bir şeye yaramadığı sonucuna varabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">CHP yeni rolü gereği Kürt sorununun Türkiye’deki Amerikan çözümüne 1989’da olduğu gibi sosyal demokrat bir bakış açısıyla ele alabilir. Bu durumda demokratik açılım adlı süreci farklı bir söylemle de olsa çok net olarak desteklemesi kaçınılmaz olacaktır. Kılıçdaroğlu’nun Batman’da “genel af” kavramını dillendirmesi tesadüf olarak değerlendirilmemeli. Bütün bu veriler ışığında CHP’ye 2011 genel seçimlerinde hükümeti kurma görevi verilirse hiç şaşmamak gerekir. Böyle bir durumda Kürt muhalefeti CHP’ye barış için bir şans verilmesi gerektiğini, bu partinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Kürtlere verdiği önemi, Diyab Ağa ile dostluğunu, Amasya tamimi, 1921 anayasasının güncellenmesi ve benzeri söylemlerle sürece dâhil edilebileceği şimdiden söylenebilir. Hatta söz konusu Kürt siyasileriyle CHP seçim ittifakına da gidebilirler. Türkiye siyasetindeki gelişmeler muhtelif olguların belirleyiciliklerinin yanında, ana unsur olarak Kürt sorunu için uygun görülmüş Amerikan çözümünün kat ettiği ilerlemeyle doğru orantılı olacaktır. Son zamanlarda tırmandırılan çatışmalı ortam bu bağlamda değerlendirilebilir. Türkiye’deki siyasi, askeri ve diğer devlet erklerindeki ana yapılanma, daha uzun süre ülkeyi fiilen yönetmesi beklenen tek kutuplu dünyanın emperyalist patronunun yüksek menfaatlerine uygun olarak şekilleneceğini söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">26 Haziran 2010</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="mailto:raifyaman@hotmail.com">raifyaman@hotmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ucuncu-dunya-devletlerini-yonetenler-ii/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk demokratlarının Kürt algısı -I</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turk-demokratlarinin-kurt-algisi-i</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turk-demokratlarinin-kurt-algisi-i#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jun 2010 11:09:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Metin Esen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1516</guid>
		<description><![CDATA[Olay ve olguları tarihsel kökünden ve onun gelişim seyrinden kopardığımız an bizi yanlış algılamalara götürür, dolaysıyla sorunun çözümünde asıl gerçek yerine bize dışarıdan sunulan “doğrular” üzerinde hareket etmemiz sağlanır. Türkiye’de yaşanan TSK ve onun denetiminde olan yargı kurumu ile sivil bürokrasi arasındaki çatışma bugünün olayı değildir, tam aksine 1946’dan sonra “çok” partili sisteme geçişle birlikte gelen  yarım yüz yıllık bir olaydır. Bu çatışmanın temelinde Mustafa Kemal’in bakış açısı olan iki temel olgu vardır; biri devlet diğeri ülke! ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Osmanlı” öldürür ama suçlu daima Kürttür. Osmanlı baskı yapar, kabahatli olan yine Kürttür”   <strong>Şeyh Sıddık</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Olay ve olguları tarihsel kökünden ve onun gelişim seyrinden kopardığımız an bizi yanlış algılamalara götürür, dolaysıyla sorunun çözümünde asıl gerçek yerine bize dışarıdan sunulan “doğrular” üzerinde hareket etmemiz sağlanır. Türkiye’de yaşanan TSK ve onun denetiminde olan yargı kurumu ile sivil bürokrasi arasındaki çatışma bugünün olayı değildir, tam aksine 1946’dan sonra “çok” partili sisteme geçişle birlikte gelen  yarım yüz yıllık bir olaydır. Bu çatışmanın temelinde Mustafa Kemal’in bakış açısı olan iki temel olgu vardır; biri devlet diğeri ülke!</p>
<p style="text-align: justify;">Bu devlet ve ülke temelinde sürdürülen çatışmanın özünde Kürt sorunu vardır ve bu sorundan doğan çatışmada Türk aydınlarının taraf olması kuşkusuz kaçınılmazdır. Dolaysıyla Kürt sorununda biri Kemalizm’in Devlet çıkarı politikasını savunuyor, diğeri Kemalizm’in ülke çıkarı politikasını sürdürüyor.  Ahmet Altan Kemalizm’in devlet politikasını savunan çevre ile bir taraftır. Devlet çıkarı söz konusu olduğunda Kürtler hatırlanır(!) Kürtlere bir takım ‘demokratik’ hakların verilmesi savunulur, fakat Kürtlerin bir ulus olmasından doğan ulusal haklarından bahsedilmez, Kürtlerin ulus olmasından doğan ulusal hakları görmemezlikten gelinmesi noktasında Ülke çıkarlarını savunan kesimle ortak noktaya sahiptirler.  Ülke çıkarı söz konusu olduğunda Kürtler yok sayılır, inkâr edilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1517" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turk-demokratlarinin-kurt-algisi-i/attachment/turk_demokratlari"><img class="alignright size-medium wp-image-1517" title="Turk_Demokratlari" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/06/Turk_Demokratlari-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Her iki noktada da Kürtler hedeftir. Devletin demokratikleşmesine Kürtler yeterli destek vermediği için suçludur. Kürtler Kürt oldukları için farklı davranması, farklı hareket etmesi, kimliğini öne çıkarması “ülkenin birlik ve bütünlüğü” açısından total suçludur, dolaysıyla katli vaciptir ve on iki yaşında bir çocuğun bedeninde on yedi mermi çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet ve ülke çıkar politikalarının günümüz açısından değil geçmiş tarihi süreci ile ele aldığımızda devlet ve ülke birbirinden ayrıymış gibi görünür, fakat özünde Türk devletinin resmi ideolojisinin sürdürülmesinin iç ve dış siyasetinde temel dayanağının bu biçimde yürütüldüğünü görürüz. Dışa karşı devletin “demokratik” parlamenter bir sisteme sahip olduğu, anayasası cumhuriyet ilkeleriyle oluşturulduğu, tüm yurttaşların “eşit” haklara sahip olduğu söylenir ve bu konuda da siyasi partilerle, yargı organlarıyla, basın yayın ve üniversiteleriyle bu doğrultuda büyük bir çaba içindedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">İç siyasette ise olay çok başka bir biçimde yürütülür. Burada “Türk devleti milletiyle bölünmez bir bütünü” oluşturur ve bu bütünü ‘Milli Şef’ İsmet İnönü 27 Ocak 1925’te Türk Ocakları merkezinde yaptığı konuşmada şöyle açıklar: “…  Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları behemehâl Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.” (1)  Türk devleti bu bakış açısını 90 yıla yakındır sürdürüyor ve bundan bir milim ödün vermemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk devletinin resmi ideolojisinin temel dayanaklarını oluşturan bu iki tip politikasının arsında hiçbir zaman bir fark konmamıştır. Örneğin, devlet çıkarı temelinde yürütülen politikada Kürtler için yasal zeminde hiçbir işlem yapılmaması esastır. Ülke çıkarı ise bunun tersi temelinde bir işlev görmektedir; ülkenin parçalanma korkusu içinde sürekli Kürtlerin – Türklerin birliği savunulur ve Kürtlerin haklarından bahsedilir, uluslar arası ilişkilerde bu durum çok açık bir biçimde sürdürülür. Bu konuda Özal döneminde Türk devletinin yürüttüğü dış politikası çok açıktır ve 1990 başlarında Erdal İnönü’nün ABD dönüşü partisine hazırlattığı Kürt raporu vardır. (ve bu rapor devletin gizli arşivlerine kaldırılırken) Kamuoyunun o ‘tantanalı’ dönemini geçiştirmek için Özal:<strong>“ herkes ana dilini kullanmalıdır, ana dil üzerindeki yasaklar kalkmalıdır.”</strong> diyerek fısıltı basınıyla tartışmaya açıyordu, fakat ömrü vefa etmedi. Burada <strong> “ana dil üzerindeki yasaklar kalkmalıdır.” </strong>derken<strong> </strong>Kürtlerden başkasını kast emiyordu! Özal’ın başkanlığı döneminde yürütülen “Kürt” politikası karşısında <strong>“Türkiye demokratikleşiyor ve Kürtler kendi demokratik haklarına kavuşacaktır” </strong>umuduyla ağızları sulanan Kürt liberalleri göbek atıyordu! Ve tabi, Erdal İnönü’nün başkanlık yaptığı Sosyal Demokrat partisinin “Kürt” vekillerinin Paris Kürt konferansı sonrası yaşadıkları o hazin son akıllara durgunluk verecek bir manzaraydı, evet çok ilginç bir manzaraydı(!)</p>
<p style="text-align: justify;">A.Öcalan’ın bahsettiği Mustafa Kemal’in ruhunu oluşturan 1921 anayasasının demokratik olduğu ve ikinci cumhuriyet olarak sahiplenilmesi gerektiğini söyler. Bu bakış açısını Uğur Mumcu da savunmaktaydı. Hatta Uğur Mumcu işi daha ileri götürerek 1921 anayasasında Kürtler için ön görülen demokratik haklar 1924 anayasasından çıkarılmasının nedeni ‘Kürt isyanları yüzünden olmuştur,’ der.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir defa 1921 Anayasası oluşturulurken Kürtlerin ‘hakları’ gözetilerek değil, aksine o dönemin ağır sürecinin aşılmasının yanında esas olarak Türk ulusçuluğunun yaratılması için bir zemin hazırlama amaçlıydı. Kürt sorununun uluslar arası alandan Türk devleti lehine politik olarak çözümüne kadar Mustafa Kemal Osmanlıcıdır. Burada tek bir amacı vardır dağılan Osmanlı imparatorluğunun merkezi halini toparlayarak yeni bir devlet oluşturma çabası içindedir. Bu çabasını Osmanlı’nın azınlıklar politikasını sürdürmede kendini açığa vurmaktadır. 1924’e kadar Osmanlıcıdır 1924’den sonradır ki asıl kimliği olan Türkçülüğü açığa çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">Örneğin; <strong>“Ocak 1923&#8230; Mustafa Kemal Lozan da sıkışan İsmet Paşa’nın durumunu, hem yurt içindeki, eleştirilere karşı, hem de barış masasındaki zorluklara karşı destek olması amacıyla 16–17 Ocak 1923 tarihli ünlü İzmit konuşmasını yapmıştır.”</strong>(2)</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Kemal’in o ünlü İzmit konuşması şöyledir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Kürt sorunu, bizim, yani Türklerin çıkarları için kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt öğeleri öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını kaybede ede ve Türklerin içine gire, gire öyle bir sınır oluşmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek Türkiye’yi mahvetmek gerekir. Örneğin Erzurum’a giden, Erzincan’a, Sivas’a giden, Harput’a kadar giden bir sınır çizmek gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürtleri de göz önünde tutmak gerekir. Bu nedenle başlı başına bir Kürtlük düşünmekten çok Anayasamız gereğince zaten bir çeşit özerklik oluşacaktır. O halde hangi bölgenin halkı Kürt ise onlar kendi kendilerini özerk olarak yöneteceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendileri için sorun çıkarırlar. Şimdi TBMM hem Türklerin hem Kürtlerin yetkili temsilcilerinden oluşmuştur. Ve bu iki öğe, bütün çıkarını ve bütün yazgılarını birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir. Ayrı sınır çizmek doğru olmaz.” (3)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Burada şunu görüyoruz ki Türk devletinin çıkarları için Mustafa Kemal o günün koşullarında <strong>“hangi bölgenin halkı Kürt ise onlar kendi kendilerini özerk olarak yöneteceklerdir.”</strong> Derken çok “radikal” bir çıkış yapmaktadır. Amaç, Türkiye’nin bölünmemesidir, onun içinde Türkün Kürdün birlikteliği esastır söylemini geliştirerek uzun vadede Türk ulusçuluğunu yaratmak için bu tür keskin çıkışlardan kaçınmamıştır. Zaten 1924 gelindiğinde artık Türkün Kürdün birlikteliği veya Kürtlerin kendi kendilerini özerk olarak yönetmeleri vs. söz konusu olmadığı gibi Kürtlerin varlığı inkâr edildi ve Kürt kelimesinin söylenmesi bile yasaklandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk aydınları, 1921 TC anayasasında ve Mustafa Kemal’in İzmit konuşması çerçevesinde ele alınan Kürt sorununa ilişkin çözümlere hiçbir zaman hukuki açılım yapılmadığı gibi Kürtlere yasal hiçbir hak verilmemesinin nedenini getirip götürüp işi Kürt isyanlarına bağlamaktadır. Bu düşünce sistematik olarak 1920 den bu tarafa günümüze kadar sürdürüldü. Bu günde Ahmet Altan ve benzerleri de bu sürdürülen düşüncenin takipçileri olarak hareket etmektedirler. Ahmet Altan’a göre Türk – Kürt çatışmasının nedeni demokrasi sorunundan kaynaklanmaktadır, dolaysıyla Türk – Kürt çatışmasının barış içinde demokrasiyle çözüleceğini söyler. 11. 26 2009 tarihli köşe yazısında: <strong>“… bu ülkenin barışa ihtiyacı var. Türklerin de var, Kürtlerin de var. Çocuklar ölüp duruyor. Hiçbir neden bulamasanız bile çocukların hayatını kurtarmak için barış gerekir. Üstelik barışla birlikte bu ülkeye zenginlik ve mutluluk da gelecek.” </strong>diyen Sayın Altan,<strong> </strong>Türk – Kürt çatışmasının siyasi ve ideolojik bir sorun olduğunu tartışmak yerine arabesk takılıyor ve duygu sömürüsü yapıyor. Kürt sorunun siyasi bir sorun olduğu dolaysıyla bir barış sorunu olmadığını bilmemesine imkân yoktur<strong>. </strong>Elbette ki barış gereklidir, fakat barışın siyasal bir yönü ve temeli olduğunu göz ardı edemeyiz. Önce Kürdistan adından bahsetmeniz gerekiyor, Kürtlerin yaşadığı yer Türkiye değil Kürdistan’dır dolaysıyla Kürt ulusundan bahsetmeniz gerekiyor. İşe bu noktadan başladığımız an Türk – Kürt karşıtlığının ne olduğunu görürüz ve barışın nasıl ve hangi çerçevede gerekli olduğunu o zaman tartışabiliriz. Önceden çocuğun cinsiyetini belirlemeden isim koyamayacağımız gibi. “.<strong>bu ülkenin barışa ihtiyacı var.”</strong>derken<strong> </strong>Türkiye’den, dolaysıyla Milli misak-i’yle hareket edilmektedir. Peki, Kürdistan Türkiye’midir? Kürtlerin buradaki statüsü nedir, azınlık mı, ulus mu, bir gurup mu, yoksa göçer bir topluluk mu, nedir? Kürtler derken neyi kastediyorsunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Türk – Kürt çatışması, sömürge ile sömürgeci arasındaki bir çatışmadır, dolaysıyla bu çatışma her hangi bir demokrasi sorunu değildir. Ortada bir işgal ve işgalci olayı vardır. Türk devletinin Kürdistan’da ki varlığı askeri işgale dayanmaktadır. Burada bir barış olacaksa önce Türk devletinin Kürdistan’da sürdürdüğü askeri işgalinden vazgeçmesi gerekiyor, ancak o zaman iki halk, iki ulus olarak gerçek anlamda bir barış sağlanması için siyasal bir zeminde eşit koşullarda buluşabilecektir; aksi takdirde barış istemi iyi niyetten öteye gitmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın A. Altan bir sonraki köşe yazısı olan “APO VE MANDELA” da : <strong>“Savaşı Apo başlattı. Bugün barışı başlatacak güce de sahip. Apo’suz ve PKK’sız bir barış mümkün değil.”</strong> Demektedir. Bir kere, PKK TC. devletinin Kürtlerin başına bela ettiği bir örgüttür. Dikkat edin Ergenekon davasının Kürt ayağı yoktur, niye yoktur? Ne zaman Ergenekon davasının Kürt ayağından bahsedilmek istense hemen ortalık Abdullah Öcalan vasıtasıyla karıştırılıyor. Türk basını, Türk Medyası özellikle bunu derinleştiriyor.  PKK&#8217;yi gündemde tutmak ve A.Öcalan&#8217;ı daha fazla sunmak için Devletin bizatihi kendisi bu işi örgütlüyor. Bakın kozmik oda sürecinde yaşanan olaya devlet süreci kilitlemek için Reşadiye de sekiz askerini öldürüyor ardından A. Öcalan devreye sokularak üç gün sonra PKK’ye üstlendiriyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">27 Mayıs 1960 askeri darbesi.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Mart 1971 askeri darbesi.</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül 1980 askeri darbesi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu darbeler niçin yapıldı ve kime karşı yapıldı? Önce bu soruları tartışmamız lazım.</p>
<p style="text-align: justify;">1984 de PKK nasıl oldu da birden bire Erruh Şemindli baskınıyla ortaya çıktı ve derinleşti? Ki, Erruh Şemindli KDP&#8217;nin örgütlendiği alanlardı ve nefes borusuydu TC. Devleti PKK eliyle bu alanı parçaladı ve KDP&#8217;nin Kuzey Kürdistan alanındaki örgütlenmesinin önünü kesti ve böylece Kuzey Kürtleri KDP&#8217;nin etki alanının dışına çıkarıldı</p>
<p style="text-align: justify;">Ve tabi tüm bu gerçekler silah seslerinin arasında boğuntuya getirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha geçende ismini hatırlayamadığım bir Albay TV de yapılan bir açık tartışma programında şu gerçeği dile getiriyordu: <strong>Apo kim PKK kim, bunlarla asla Türkiye bölünmez, asıl tehlike gerçek Kürt milliyetçiliği yapan örgütler şahıslar var!&#8221; </strong>diyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette bir öncesi var: Kuzey Kürdistan da 1960 sonrasında yürütülen demokratik mücadele sürecinde 1980 12 Eylüle kadar sömürgeci partilerin örgütlendiği ve yeterli oy aldığını göremezsiniz, Hatta A.Türkeş Kürdistan bölgesine girememiştir. Yürütülen demokratik mücadele sonucu Mehdi Zana Belediye başkanı seçilmişti Diyarbekir’de ama PKK ‘yoktu’ o zaman sadece bir gurup Apocu olarak serseri mayın gibi ortalıkta dolaştırılıyordu. Bakın bakalım, bu gün Diyarbekir’de MHP tabelası bile var bu kimin sayesinde oldu? TC. Devleti askeri işgali ile Kürtleri en fazla Takriri- sükun’a tabi kılabiliyordu ama İçerden feet edemiyordu, bunu PKK eliyle yirmi beş yıllık savaş süreciyle başardı.. 4000 Köy haritadan silindi, 7 milyon iç göç, 4 milyon dış göç yaşandı bunun yanında ( Abdullah Öcalan’ın kendi ifadesiyle) 17 bin PKK’nin iç infazıyla öldürülen Siyasi Kürt var, kırk bin Devlet PKK işbirliği sonucu insan öldürüldü. <strong>“Savaşı Apo başlattı” </strong>demeniz gerçekleri ters yüz etmektir. Yüz yıldır Kürdistan’da kanlı bir savaş sürdürülmektedir. Bu anlamıyla barış olacaksa Kürt ulusunun gerçek temsilcileriyle olacaktır PKK ile değil ve sizde APO ve PKK’yi Kürtler adına sunmanız TC. Devletinin Kürt karşıtlığı politikasının bir parçasıdır, bu anlamıyla bu vebalın altından kalkamazsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Apo ve Mandela karşılaştırılması bile başlı başına etik bir olay değildir! Her şeyden önce Mandela kendini Güney Afrikalı olarak görmüştür bu yanıyla beyaz azınlığın siyahlar üzerindeki tahakkümüne karşı çıkmıştır. Hiçbir koşulda beyazların <strong>“hizmetindeyim ne görev verilirse yapmaya hazırım”</strong> dememiştir; aksine beyazların kendilerine gördüğü hakkı Siyahlara da verilmesi ve eşit haklar temelinde bir arada yaşamayı savunmuştur. Apo kendini hiçbir zaman Kürt görmediği gibi Kürtlerin Türklerle eşit olarak aynı haklara sahip olması gerektiği konusunda da mücadele de yürütmüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">(1)Serbesti, sayı:15 syf 12</p>
<p style="text-align: justify;">(2) 20. Hasan Yıldız. Yüzyılın Başlarında Kürt Siyasası ve Modernizm. Syf. 209</p>
<p style="text-align: justify;">(3) Uğur Mumcu. Kürt İslam ayaklanması. S.48. Aktaran Hasan Yıldız age syf 210</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><a href="metinesenazadi@gmail.com">metinesenazadi@gmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/turk-demokratlarinin-kurt-algisi-i/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LKD (Lêgerîna Kurdên Demoqrat) buroya xwe ya Diyarbekrê vekir</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/manset/lkd-legerina-kurden-demoqrat-buroya-xwe-ya-diyarbekre-vekir</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/manset/lkd-legerina-kurden-demoqrat-buroya-xwe-ya-diyarbekre-vekir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 May 2010 01:20:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1482</guid>
		<description><![CDATA[Îro bi beşdariya gelek vexwendiyên ji deverên cuda, vekirina buroya LKD ya Amedê hate pîrozkirin. Berdevkê LKD Sertac Bûcak û birêvebirên wê, katjimêr 13 00 dergehê Buroya Amedê ji mêvan û vexwendiyan re vekirin. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1483" href="http://www.peyamaazadi.com/manset/lkd-legerina-kurden-demoqrat-buroya-xwe-ya-diyarbekre-vekir/attachment/lkd2"><img class="alignright size-full wp-image-1483" title="LKD2" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/05/LKD2.jpg" alt="" width="368" height="207" /></a>Îro bi beşdariya gelek vexwendiyên ji deverên cuda, vekirina buroya LKD ya Amedê hate pîrozkirin. Berdevkê LKD Sertac Bûcak û birêvebirên wê, katjimêr 13 00 dergehê Buroya Amedê ji mêvan û vexwendiyan re vekirin. Sertac Bûcak bi çimaya vekirina buroyê daxuyaniyek çapemeniyê pêşkêşî rojnamevan, TV û endamên ragihandinê yên beşdarî vekirinê bûn, kir. Daxuyaniya ji çapemenîyê re weha ye:</p>
<p style="text-align: justify;">Statuya ku Kurdan bi zordarî  tê de dihêlin, statuyeke ne huqûqî ye û ne heq e. Ji bo paraztina mafên gelê me yên tevayi, pêdivîya kurdan bi rêxistineke nû ku mafên Kurdan yên hevbeş wek bingeh bipejirîne ku armanca wê desthilatdariya kurdan ya li ser axa xwe be û li gora vê yekê bernameyeke kulturî, civatî, siyasî û aborî bide ber xwe, heye.</p>
<p style="text-align: justify;">Dema tekoşîna li gora vê yekê  dihête birêvebirin, referansa me hêjayiyên hevpar yên cîhana hevdem e. Di zemîneke li rê de, avakirina xebateke siyasî ya vekirî  armanca me ye. Ev pêkhatina nû bikaranîna zorê weke navgîneke siyasî napejirîne. Ji bo normalbûna siyasetê, divê  siyaset ji zorçoyiyê bihête azadkirin. Divê şêwaza tekoşîna vê avakirinê tekoşîna demoqratîk be. Tekoşîna demoqratîk; derfetên peydabûna ramanên ku pêdivîya kurdan pê heye û hêjayîyên xurumîne û dezgehên ji ser xwe çûne ji nuve xwe birêsin, derdixe meydanê.  Ev tevger divê; bi rûmetgirtina hêjayiyên gel, tevaya kurdan hembêz bike.</p>
<p style="text-align: justify;">Em demoqratîzebûna Tirkiyeyê  û pêvajoya Yekîtîya Ewrupayê girîng dibînin. Em palpiştîya her pêngavên ku demoqrasî û azadiyan bigihînin astên navneteweyî dikin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ji bo newekhevîya aborî  ya di navbera herêman de ji holê bihête rakirin, divê  kedek ji dil û birêkûpêk bihête dan. Ger bernameyên bipêşketinên aborî, bi pêngavên sîyasî re bin, dibe ku rê li ber çareserkirina pirsa kurd vekin. Reformên aborî bi tena serê xwe, nabin çareserîya pirsa kurd.</p>
<p style="text-align: justify;">Em bidestvehatinên desthilatdariya Hukûmeta Herêma Kurdistanê girîng dibînin. Divê danûstandinên cîraniya qenc bihêne pejirandin û rûmeta mafên desthilatdariya li ser axa xwe were girtin.</p>
<p style="text-align: justify;">Legerîna Kurdên Demoqrat (LKD), li gora regezên li jor rêzkirî, bi vekirina Buroya xwe ya Diyarbekrê dest bi xebatên xwe dike.</p>
<p style="text-align: justify;">Lêgerîna Kurdên Demokrat (LKD)</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır, 29.05.2010</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1484" href="http://www.peyamaazadi.com/manset/lkd-legerina-kurden-demoqrat-buroya-xwe-ya-diyarbekre-vekir/attachment/lkd1"><img class="alignnone size-full wp-image-1484" title="LKD1" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/05/LKD1.jpg" alt="" width="319" height="239" /></a><a rel="attachment wp-att-1485" href="http://www.peyamaazadi.com/manset/lkd-legerina-kurden-demoqrat-buroya-xwe-ya-diyarbekre-vekir/attachment/lkd3"><img class="alignnone size-full wp-image-1485" title="LKD3" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/05/LKD3.jpg" alt="" width="319" height="239" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/manset/lkd-legerina-kurden-demoqrat-buroya-xwe-ya-diyarbekre-vekir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oxir be çûkên hêviyê</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/oxir-be-cuken-heviye</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/oxir-be-cuken-heviye#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 May 2010 23:10:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>K. Simo Hedilî</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1442</guid>
		<description><![CDATA[Kevokên welatê tî yê azadiyê, cîhan li rondikên dayîkan nanêrê. Li hêz û berjewendiyê dinêrê.
Bê goman, ev siyaseta qirêj bi hevpeymanên di navbera Tirkiye, Îran û Suriyê de û di bin bêdengiyeke xerab ya Iraqê de têne meşandin. 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">Hûn</p>
<p style="text-align: right;">hevalên hev</p>
<p style="text-align: right;">ên nûjînê bûn</p>
<p style="text-align: right;">Li bin awirên stêran</p>
<p style="text-align: right;">hûn rêwiyên</p>
<p style="text-align: right;">stêra sibe bûn</p>
<p style="text-align: justify;">Hûn bûne pakrewanên welatê rojê. Oxir be ji we re û ji hemû hevalên we re.</p>
<p style="text-align: justify;">Dardekirina we, wahşeta dewletên ku welatê we dagîrkirina nîşan dide. Ev hovîtiya ku Îranê kirî, mîneke bê dagîrkarên Kurdistan li dijî Kurdan çi hovin.</p>
<p style="text-align: justify;">Şîrîn Elam Hulu, Ferzad Kemangar, Ali Heyderiyan, Ferhad Wekili û Mehdi Eslamiyan hûn di berbanga 10ê Gulana 2010 de ji aliyê dewleta Îranê, bi biryara “dadgehê” hatin dardekirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ev ne cara pêşiya ku ev dewlatên dagîrkar qadro û welatparêzên Kurd dikujin.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1441" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/oxir-be-cuken-heviye/attachment/dagirker_iran"><img class="alignright size-medium wp-image-1441" title="Dagirker_Iran" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2010/05/Dagirker_Iran-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Berê jî gelek caran komkujiyên weke vê kiribûn. Niyata wan heye ku piştî vê jî, komkujiyên xwe berdawam bikin. Bi taybet dewlata Îranê di van salên dawî de ji bo ku peywendiyên xwe bi Tirkiyê re xweş bike, dardekirina Kurdan ji xwe re kiriye pîşe. Berê Hasan Hikmet Demir, Fesih Yasemini û berî çend heyvan jî Ihsan Fetahiyan, kiribûna qurbanê van peywendiyên qirêj. Herweha bi dehan kesên din jî, ji aliyê rejîma Îranê ve hatibûne dardekirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Raya giştî ya van dewletan, li dijî vê hovîtiyê deng xwe dernedixin. Heta gelek caran weke mizgîniyê vê hovitiya ku li Kurdan dibe pêşkêşî bîner û xwendevanên xwe dikin. Weke serkeftineke dîplomasî ya di navberî dewletên xwe de didine nîşandan.</p>
<p style="text-align: justify;">Li aliyê din raya giştî ya cîhanê, ya ku xwe gelekî ‘‘mirovperwer û demokrat‘‘ didê nîşan jî, li vê qirkirina Kurdan dinêre û deng nake. Dema ku Kurdbin yên têne kuştin mûyekî wan jî nalepitê. Lê dikarin bi dihan pogramên TV û bi dihan nivîsandina li ser ajaleke, firindeke, an jî li ser masiyekî birîndar çêbikin.</p>
<p style="text-align: justify;">Peywendiyên dewletên wan yên leşkerî û aborî wijdana wan jî kor kiriye. Ji bo berjewendiyên xwe yên aborî, siyasî û stratejîk ev dewlet û raya wan ya giştî dikarin bi dewletên dagîrkarên Kurdistanê re bê kêşe rûnin û rabin.</p>
<p style="text-align: justify;">Kevokên welatê tî yê azadiyê, cîhan li rondikên dayîkan nanêrê. Li hêz û berjewendiyê dinêrê.</p>
<p style="text-align: justify;">Bê goman, ev siyaseta qirêj bi hevpeymanên di navbera Tirkiye, Îran û Suriyê de û di bin bêdengiyeke xerab ya Iraqê de têne meşandin.</p>
<p style="text-align: justify;">Li Tirkiyê bi hezaran siyasetmedar û zarokên Kurdan têne girtin û zîndankirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Li nava kolanan li ber çavên xelkê mirov têne êşkencekirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Li ber kamaran ji bo ku polîs protesto kirine û kevir avêtine polîsan, destên zarokên Kurdan têne şikandin.</p>
<p style="text-align: justify;">Zarokên ku di dibîstanên asîmlekirinê de hatine komkirin, destdirêjiyê li wan dikin û wan dikujin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ez bawer dikim, eyer li welatekî din destdijêjî li zarokên du salî, sê salî werê kirin û werine kuştin, ev çapamîniyan ‘‘mirovperwer û demokrat‘‘ dê bi rojan li ser bûyarê sekinî bana. Lê mixabin di çavên van demoqrat û mirovperwerên sext de, çi bi Kurdan bikin, Kurdan ew haqkiriye.</p>
<p style="text-align: justify;">Li Suriyê roj nîne ku Kurdan negirin û wan nekine zîndanê. An jî wan nerevênin û nekujin. Mîneke revandina Şêx Maşoqê Xeznewî yê ku di 01.06.2005an de revandin û kuştin. Tawanê Şêx Maşoq jî weke yê we li dijî zilma ku li Kurdan dibe derketin û ji bo aramî were welatê Kurdan dua kirin bû.</p>
<p style="text-align: justify;">Li Suriyê, di bin zilma îdeolojiya nîjadparêsta Baasî de Kurd têne kuştin û zîndan kirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Li Îranê qirkirina Kurdan di bin navê Îslamê de dibe.</p>
<p style="text-align: justify;">Li Tirkiyê rejîma PanîslamiyaTirk bi tawanbarkirina terorîzmê Kurdan dikujê û zîndan dike.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelê Kurd ê ku mafên xwe yên herî demokratîk dixwaze ji aliyê van dewletên dagîrkar ve rûbirûyî qirkirina fizîkî, çandî ma ye.</p>
<p style="text-align: justify;">Li hawîrdorê Kurdistan, kuştin, talan, êş û koçberî heye. Mirovên Kurd, zimanê Kurdan û xwezaya Kurdan di bin hovîtiyeke mezin de ye.</p>
<p style="text-align: justify;">Li Kurdistan faşîzmeke dijwar a dagîrkaran li ser kar e û dinya jî, li vê hovîtiyê dinêre û bêdeng e.</p>
<p style="text-align: justify;">Nijadperestên Tirk, Ereb û Fars di nav pêwendiyên qirêj de ne û li qirkirina gelê Kurd digerin.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurd yekîtiya xwe çêkin, dê bi cîhanê bidine pejrandin ku wan ev hovîtî haq nekiriye.</p>
<p style="text-align: justify;">Bi yekîtiya xwe, dê bi dagîrkarên Kurdistanê bidine pejrandin ku ew nikarin Kurdan qirbikin. Û bi yekîtiya xwe, dê xwe bigihînê armanca we pakrewanên welatê bê sinor.</p>
<p style="text-align: justify;">Êdî girî bes e! Dema yekîtiyê ye.</p>
<p style="text-align: justify;">11.05.2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/oxir-be-cuken-heviye/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
