<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peyama Azadi &#187; Kurdistan</title>
	<atom:link href="http://www.peyamaazadi.com/vebir/peyam/kurdistan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.peyamaazadi.com</link>
	<description>Peyama Azadi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Jan 2012 16:40:56 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bir pilot subayın anlatımlarıyla Kürdistan&#8217;daki katliamlar</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/kurdistan/bir-pilot-subayin-anlatimlariyla-kurdistandaki-katliamlar</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/kurdistan/bir-pilot-subayin-anlatimlariyla-kurdistandaki-katliamlar#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 22:40:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2281</guid>
		<description><![CDATA[Benim asli görevim muhabereydi....Muhabere Bölük Komutanıyım. Asli görevim pilottum. Bölüğü albaya  bırakırım. Örneğin bir gurubun yeri keşfedilmiştir. Ajan, ihbarını tugay komutanlığına vermiştir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong>Sevê Evin Çiçek</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a rel="attachment wp-att-2282" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/kurdistan/bir-pilot-subayin-anlatimlariyla-kurdistandaki-katliamlar/attachment/379882_10150492779413705_599783704_8766361_320520525_n"><img class="alignleft size-medium wp-image-2282" title="379882_10150492779413705_599783704_8766361_320520525_n" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2012/01/379882_10150492779413705_599783704_8766361_320520525_n-219x249.jpg" alt="" width="219" height="249" /></a>Bölgede helikopterler, uçaklar hangi birimlerin izinleriyle uçurtuluyorlar? Görevlendirmeler, operasyonlar, bombardımanlar ve F..ler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Benim asli görevim muhabereydi&#8230;.Muhabere Bölük Komutanıyım. Asli görevim pilottum. Bölüğü albaya  bırakırım. Örneğin bir gurubun yeri keşfedilmiştir. Ajan, ihbarını tugay komutanlığına vermiştir. Tugay komutanlığı, Diyarbakır Aşayış Komutanlığı’ndan Korgenerali arar. Kimden ne bilgi almışsa iletir. Bundan sonra ilkin F-5 ilgili bölgeye gönderilir. Tur atılır. Alanı kamerayla tesbit eder. Bilgileri F-4 ve merkez üsse bildirir. F-4 kaldırılır ve F-5 lere eskort  yaptırılır. Hedefler gösterilir. Uçaklar alanı bombalarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kobralar savaş helikopterleridir, jet uçakları gibidirler. Görevleri bombalamadır. Attıkları roketler kobranın sistemidir. Bomba roket atar. Fakat tipini bilmiyorum. Ancak herhangi bir bomba da ayarlanabilinir. Havadan kobralar, karadan timler, havadan hava kuvvetleri uçakları görev yapar. Kobra da iki pilot olur. Birisi helikopter kullanırken, diğeri ateş açar. Ateşçidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şırnak tugayda ki Muhabere Şube Müdürü planlamayı yapar, bildirir. Askeri taktik ve planlamaları kurmay başkanı ve kurmay subayları yönlendirirler. Bilgi vermeme gereği duyarlarsa, sadece operasyon sabahı  gerekli bilgiyi verirler. Tugay  komutanı,  kurmay  başkanı bana emir verirlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kürdistan’da binlerce asker ve “özel görevli”lerce hangi yoğunlukta  bir savaş yürütüyordunuz? </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yoğunluk demek, şiddet demektir. Oradaki savaş orta yoğunlukta bir savaştır. Ama devletin bütün yoğunluğunu almıştır. Orta yoğunluktaki savaşta nerede olay varsa, saldırı orayadır. Türk Ordusu orta yoğunluktaki savaşı aştı. Toptan  savaş olduğu anlaşılırsa dünyaya rezil olacak. Bir de bölgesel savaşlar var. Bölgesel savaş olursa  da NATO’dan yardım alamaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Fiilen bu savaşın devamını isteyen kim, kimler? Niye? </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Devlet bu savaşın devamını istiyor. Yani T.C.Ordusu’nu yönetenler istiyorlar. Savaş, subaylar için gelir kaynağıdır. Bu gelirlerinden olmak istemiyorlar.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Korucular Kürddüler ve düzenli ordu için görevlendirilmişlerdi. Onlara bakış, yaklaşım neydi?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Korucular! Koruculara güvenmezlerdi. Onları, eşşek gibi kullanırlardı. Korucular, timlerle birlikte operasyonlara giderler, çatışmaya girerler. Korucularda ölür veya yaralanırlar. Ben yaralı korucuları helikopterle Şırnak’dan, Diyarbakır’a askeri hastaneye taşırdım. Astsubay, subay, er, korucular taşıdıklarım arasındaydılar.</p>
<p style="text-align: justify;">1996’nın Temmuz ayıydı. Bir gün <a title="Derhîn/Derahéni benzerleri" href="http://www.nisanyanmap.com/?lv=2&amp;y=Derh%C3%AEn/Derah%C3%A9ni&amp;t=&amp;srt=x&amp;u=1&amp;ua=0">Dêrhîn/Dêrahéni</a>’ye(Uzungeçit)karayolu ile gittik. Benden sonra diğer subaylar da geldiler. Bunların arasında Gökçen Üsteğmen’de vardı. Paşa, hepimizi çağırdı “<em>Tek tek birliği harekete hazırlayın.”</em> Bu hazırlıklar süreci içindeyken Uzungeçit Bölük Komutanı Osman “<em>Gel kahveye gidelim.</em>”dedi ve kahvede bana “<em>Orada koruyucular halka kötü davranıyor mu? Biz burada kahveye gittiğimizde, halk kalkıp gidiyor</em>.”açıklamasında bulundu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bölgedeki bayana yaklaşımı gözlemlediniz mi? Ordu mensupları girdikleri evlerde, çadırlarda tacizde tecavüzde bulunmadan çıkmıyorlar. Bu konu konuşulmuyor. Taciz, tecavüz edilen bayan sayısı binlerce, sayı belli değil. Suskunluk devam ediyor. Ordu ve bayan konusunu açar mısınız?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Uzungeçit’e kahvede kahve, sıgara içiyoruz. Küçük bir çocuk vardı. Korucularsa kendi aralarında konuşuyorlardı. Espiri yapıyorlar. “<em>O çocuk benden. En ufak kız benden&#8230;..O benden</em>&#8230;.” Bu espiri benim için çok tuhaftı&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;">Şırnak’da oralı korucuların, komutanlara yerel halktan kadınları peşkeş çektikleri söyleniyordu. Doğru mu, yanlış mı bilmiyorum. Bir akşam ordu evindeyiz. Kurmay başkanı saat on bir de beni çağırdı. Bir albay, bir binbaşı, ben ve üsteğmen’e “<em>Yarın Gerur (Ortabağ)</em> <em>bucağı Bêcuh(Gülyazı)ya gitmeye hazır olun.</em>”emrini verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Albay Mustafa “<em>Öyle icab etmiş. Binbaşı Ali Şahin, bir kaç astsubay hazırdırlar. Sabaha kalkın gidin.”</em> Emrini verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabaha kalktım, giyindim ve hemen gittim. Herkes bekliyor. Uludere(Qılab)Gülyazı’ya(Bijuh-Bêcuh) gittik. Baktık ki bir gerginlik var. Sadece rütbeliler değil, aynı zamanda erler de gerilim içinde. Gülyazı’da Albay vardı. Albay: “<em>Fevzi Albay’ın ifadesini alın</em>.”emrini verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Alay komutanı Albay Fevzi diyor ki “<em>Falanca kadın getirilsin</em>.” İstediği kadını kendisine götürüyorlar. Albay Fevzi, Hatice adında ki kadınla aşk yapmak istiyor. Kadın ise bu albayla sevişmeyi red ediyor ve kendisini asıyor, öldürüyor. Albay, O kadınla yatmak isterken oradaki koruyucular da nöbet tutuyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yekmal, Şırnak merkeze 85, Uludere ilçesine ise 48 km uzaklıkta. Beytüşşebap’a(Elkê)bağlı. Yekmal-Andaş-Mezra’da Melek Tatar  korucuydu. Orada çatışma oldu. Bu çatışma sırasında bir korucu ayağından yaralanmıştı. Melek Tatar geldi. “<em>İnşallah kurtulur</em>.”diğeri korucu ise “<em>İnşallah ölür. Çünkü fıstık gibi karısı var</em>.”dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Melek Tatar, kısa boylu ve sarışındı. Bölgede halk tarafından sevilen biri değildi. Ben onu tanıdığımda, kendisini tanıyanlar onun için “<em>Bu adam kavatın biridir</em>.”açıklamasında bulunuyorlardı ve kendisini sevmediklerini belirtiyorlardı. Tatar’ı tugay da ve Yekmal’de de gördüm. Bu adamın komutanlarla yerel bayanlar arasında ilişkiler kurduğu söyleniyordu. Daha doğrusu bu Tatar’ın Muhabere Şube Müdürüyle özel ilişkileri vardı. Biz hatır için telsizleri onarırdık.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Taciz, tecavüz de sıradan olaylar haline getirildiler. Rahatsız edilme, taciz, tecavüze başka örnekler verebilir misiniz?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şırnak merkez de sürekli olarak oluyordu. Basında yer almıyordu.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şırnex(Şırnak ve Kronoloji</strong></p>
<p style="text-align: justify;">-1925-27 sürecinde Şırnaklı yurtsever ağalar yakınlarıyla birlikte Konya’ya sürgün edilirler. Aç bırakılan bu insanlar dilenmek zorunda bırakıldılar.</p>
<p style="text-align: justify;">-Serane(baş) vergisinin çıkartılmasıyla Êzdî inancındaki Kürdler Şengale göç ederler.</p>
<p style="text-align: justify;">- Gêrê’de köylüleri topluca öldürme. Haziran 1990</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>-</strong>Mart-Ağustos 1992 Şırnak; Şırnak pilot bölge olarak seçildi. Olagan Üstühal Bölge Valisi Ünal Erkan yönetimin de Şırnak’da(Şırnex) özel bir plan uygulamaya konuldu. Şehir merkezinde, ilçelerde onlarca insan  ve hayvan öldürüldü. Evler tahrip edildiler.<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;">-24 Temmuz 1996, Şemdinli Derecik İç Güvenlik Taburu’nda 12 korucu JİTEM tarafından öldürüldüler.</p>
<p style="text-align: justify;">-Şırnak’da  22.12.2009’a kadar öldürülen geçici köy korucusu sayısı: 256.</p>
<p style="text-align: justify;">- Zorla, şiddet uygulanarak koruculaştırılan Dêrgul(Kumçatı) beldesi Belediye Başkanı Osman Demir’le diğer korucular, toplam 28 kişi hakkında dava açıldı. 5.7.2001</p>
<p style="text-align: justify;">- Şırnak&#8217;ın Elkê(Beytüşşebap) ilçesine bağlı Germav köyüne baskın düzenleyen askerler, 24 korucuyu  &#8217;PKK&#8217;ye yardım ettikleri&#8217; gerekçesiyle gözaltına aldı.  Şırnaklı koruculara idam istendi.<strong> </strong>17.7.2001</p>
<p style="text-align: justify;">- Qılab(Uludere)&#8217;da Haziran 1999 tarihinde esir alınan 4 PKK&#8217;liye yardım ettikleri ileri sürülen 6&#8217;sı köy korucusu ile 2 korucu yakını hakkında Diyarbakır 1 No&#8217;lu DGM&#8217;de açılan dava :<strong> </strong>Koruculara idam cezası.<strong> </strong> 08.05.2002</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>-</strong>Koruculara asker dayağı : Şırnak&#8217;ın Silopi ilçesine bağlı Görümlü beldesinde 12 korucu askerler tarafından kaba dayaktan geçirildiler. 8.1.2002</p>
<p style="text-align: justify;">- Şırnak&#8217;ın Beytüşşebap İlçesi&#8217;ne bağlı Çeman Köyü korucuları ile Hemkan Köyü korucuları arasında ot biçme yüzünden çatışma çıktı. Çatışmada, bir korucu başından yaralandı. 17.7.2002</p>
<p style="text-align: justify;">- Şırnak&#8217;a bağlı Beytüşşebap ilçesinde Yaşat, Ilıcak, Ortalı ve Dağaltı köylerine yönelik 1993&#8242;te başlatılan gıda ambargosu aradan 10 yıl geçmesine rağmen hızından bir şey yitirmeden devam ediyor. Köylüler daha öncesinde olduğu gibi gıda maddelerini poşetlerle alıyor. Torba ile gıda maddesi bulundurmak ise yasak. Köylüler evlerine gıda maddesi alabilmek için önce Beytüşşebap İlçe Jandarma Karakolu&#8217;na dilekçe veriyor. 17.6.2002</p>
<p style="text-align: justify;">- Koruculuğu kabul etmeyince 1994 yılında boşaltılan Şırnak Beytüşşebap&#8217;a bağlı 220 haneli Hemkan (Beşağaç) köylüleri de geri dönemiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Beytüşşebap&#8217;ın Mezra bölgesinde de 1994&#8242;te boşaltılan Kaçan ve Ewrex köylüleri de korucubaşı ve Mezra Belediye Başkanı Hüsnü Timur&#8217;un baskısıyla köylerine dönemiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">1990 yılında boşaltılan Siirt Pervari&#8217;ye bağlı Hol (Ulusu) ve Kal (İnceler) köyleri ile Hakkari merkeze bağlı Kaval, Marünıs köyleri de Sülehyan ve Peyanıs köyü korucularının işgalinde. Hakkari&#8217;nin Berwar bölgesinde 1993 yılında boşaltılan 11 köyden Şimuinıs, Guranıs, Koçanıs ve Sevin köylüleri&#8230; Berwar bölgesi, büyük bir bölümü mayınlı olduğu ve yasak bölge ilan edildi. Köylüler ot biçmek ve hayvanlarını otlatmak için köyün dışına çıkmalarına izin verilmediğini söylüyor.<strong> </strong>3.7.2002 3.7.2002</p>
<p style="text-align: justify;">-1990&#8242;lı yıllarda &#8220;Sekiz kişiyi kurşuna dizdik, 20 köyü yaktık&#8221; diyen eski korucu Ethem Seyhan, 12 yıl boyunca devlet ve korucuların zoru ile Şırnak&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">-Şırnak&#8217;ın Silopi İlçesi&#8217;nde Cumhuriyet Başsavcısının makam aracına bomba saldırı ile Silopi İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde eş zamanlı olarak patlayan 2 bombanın aralarında kontrgerilla, itirafçı ve korucuların bulunduğu JİTEM elamanları tarafından gerçekleştirildiği öğrenildi. 23.11.2005</p>
<p style="text-align: justify;">-3’ü kardeş 4 korucuya müebbet hapis<strong> </strong>2.12.05</p>
<p style="text-align: justify;">-<strong> </strong>Şırnak&#8217;a bağlı Dergûl (Kumçatı) Beldesi&#8217;nde ikamet eden Musa Anter&#8217;in katili JİTEM’ci korucu Hamit Yıldırım hala görevinin başında.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong>-Şırnak’ta korucuların toplam sayısı: 6 bin 756 (17.12.2009)</p>
<p style="text-align: justify;">-Şırnak Cumhuriyeti&#8217;nin başmimarı Şırnak Jandarma Alay Komutanı Albay Levent Ersöz, Şırnak halkına karşı uyguladığı ve kamuoyunca yakından bilinen hertürlü yasadışı ve gayri insani &#8216;marifet&#8217;lerine rağmen, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanlığı&#8217;na atanarak, ödüllendirildi. 10.3.2002</p>
<p style="text-align: justify;">-2004&#8242;te mayın nedeniyle ölen Şırnaklı sayısı 25.</p>
<p style="text-align: justify;">-&#8217;Habur&#8217;da günlük dönen kara para 1 trilyon</p>
<p style="text-align: justify;">-Silopi Şoförler Odası Başkanı: Habur&#8217;da korkunç şeyler dönüyor</p>
<p style="text-align: justify;">-Karakol inşaatlarında köylüler çalıştırılırken, araçlara elkonarak bedava kum taşıtılıyor</p>
<p style="text-align: justify;">-11 köylü yakılarak öldürüldü. Şırnak&#8217;ın Bassa(Güçlükonak) ilçesi Şikeftiyan (Taşkonak) ve Bizina (Koçyurdu) köyleri arasında yer alan Pırider mevkiinde 15 Ocak günü kurşuna dizildikten sonra yakılan 11 köylü. 31.1.1996</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">-10 Aralık 1993 ile 25 Ocak 1994 tarihleri arasında halkın ilçeyi boşaltması için iki kez havan toplarıyla dövülen Cizre ilçesinin Cudi mahallesi boşaltılmış halk da göçetmişti<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">-Uçaklar yine köyleri vurdu: Şınak merkeze bağlı Bâvê ve Bêsukê ile Bassa(Güçlükonak) bağlı Gêwer ve Uludrere’ye bağlı Şiriş(Sapaca) köyleri savaş uçakları ve helikopterler tarafından bombalandı. 26 Mart 1994 tarihinde askeri uçak ve helikopterler, Şırnak&#8217;ın Gewer (Kuşkonar) Ve Beysuké (Koçağılı) köyleri ve bölgedeki yerleşim birimlerine yönelik yoğun bir bombalama eylemi gerçekleştirdiler. Gewer ve Beysuké’den 38 ölü. Paramparça olmuş cesetler ve onlarca yaralı.</p>
<p style="text-align: justify;">Tanıklar konuştu: “Köyler bombalamadan önce basıldı.” Cesetler dağıldı. Kimysala madde kullanıldı.Ölülerin etleri parçalanmış, kıyma gibi olmuştu. Parçalanan, dağılan bedenler birbirlerine karışmışlardı. T.C. medyası ve 27, 28 Mart 1994 tarihli bazı gazeteler: “Uçaklardan düşen bombalar sonucu çok sayıda kişi öldü”</p>
<p style="text-align: justify;">25 Mart günü bombalanan Cizre’ye bağlı Şaxê(Çağlayan) ve Hebler(hisar) köylerinde ölenlerin sayısının ise 4 olduğu bildirildi.29.3.1994</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- </strong>Newroz günü topa tutuldu:<strong> </strong>Şırnak merkeze bağlı <a title="Navyan benzerleri" href="http://www.nisanyanmap.com/?lv=2&amp;y=Navyan&amp;t=&amp;srt=x&amp;u=1&amp;ua=0">Navyan</a> (Güneyçam) köyünün devlet güçleri tarafından yakılmasından sonra&#8230; 31.3.1994</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- </strong>Operasyonlar sırasında köylerdeki ekili alanlar ve ormanlar devlet güçleri tarafından yakılırken, köylülerin söndürme çabaları da engelleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">-« Cudi&#8217;de köyler bombalandı<strong> </strong>2.7.1994</p>
<p style="text-align: justify;">-Baskılar sonucu Güney Kürdistan&#8217;a göç eden Şırnak&#8217;ın Uludere ilçesine bağlı 60 hanelik Kalık (Bağlı) ve 200 hanelik Mıju (Akduman) köylerine 24-25 Haziran günlerinde baskın düzenleyen devlet güçleri evleri yaktılar. 3.7.1994</p>
<p style="text-align: justify;">–Şır­nak&#8217;ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Mehri (Kovankaya) köyüne devlet güçlerince uy­gulanan baskılar sonucu 4 yıl sonra köy halkı ikinci kez göç etmek zorunda kaldı. Asurilere ait köye yaklaşık on gün önce yapılan baskın­da tüm evler yakılıp yıkıldı. 8.7.1994</p>
<p style="text-align: justify;">-Daha önce boşaltılan Şırnak&#8217;ın Beytüşşebap ilçesine baglı Hemika köyü 25 Eylül günü uçaklalarla bombalandı. 29.9.1994</p>
<p style="text-align: justify;">-Toplama kampları için acil eylem çağrısı: Uluslararası Af Ör­gütü. Hakkari-Beytüşşebap&#8217;taki toplama kampında tutulan 1500 köylü ile il­gili acil eylem çağrısı yaptı. Önceki gün yapılan çağrıda, Beytüşşebap&#8217;ın Mezra köyündeki toplama kampında, aralarında kadınların ve çocukların da bulundugu 1500 köylünün tamamıyle keyfi bir şekilde tutulduğu bildirildi. Toplama kampının bulundugu köye gitmelerine izin verilmeyen İHD Hak­kari Şube yetkilileri de köye giriş-çıkı­şın yasak olduğunu ve köylülerin hala kampta tutulduklarını açıkladılar. 30.7.1994</p>
<p style="text-align: justify;">- Darê de toplama kampı:Şırnak&#8217;ın Suçatı Nahiyesi&#8217;ne baglı Meydan (Seslice), Berêmire (Güneşli), Aşilme (Başkaya) ile Silopi&#8217;ye baglı Deşta Lela (Kork) köylerinden korucu olmayı kabul etmedikleri için zorla getirilen yaklaşık 2 bin köylü, dört ay boyunca Şırnak&#8217;ın Darê (Akçay) Köyü&#8217;nde oluşturulan toplama kampında tutuldu. 20.9.1994</p>
<p style="text-align: justify;">-Köylüler dört aydır Mezra da rehin:<strong> </strong>Beytüşşebap ilçesine baglı Evrex (Gökçek), Kanyareş, Nıhalagerma, Sulaf ve Sergiwan köylerinden 6 Haziran 1993 günü Güney Kürdistan&#8217;a göç etmek isterken korucu ve askerler tarafından Mezra beldesine getirilen yaklaşık 500 köylü açlık, yokluk, hastalık ve yaklaşan kışa ragmen halen kampta tutuluyor. 11.10.1994</p>
<p style="text-align: justify;">- Köy yakmanın askeri kodu: Roma falliyeti</p>
<p style="text-align: justify;">- Yerlikaya ve Köylüoğlu : Köyleri asker yaktı<strong> </strong>11.10.1994</p>
<p style="text-align: justify;">-6 Haziran 1994 tarihinde Şırnak&#8217;ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Ewrex (Gökçe), Kanireş (Karapınar), Nihalagenima (Buğday deresi), Hüsrevpaşa, Sak(Taşkıran), Girxaç (Bayraklı), Sergivani (Emekli) Şepire, Sulav, Beyar ve Çığlıca köylerine yapılan baskınlarda, çok sayıda ev yakılıyor. Göçertilen köylülerin büyük bölümü Mezra beldesine yerleştirilirken, bir kısmı da Şırnak, Hakkari, Beytüşşebap ve Van&#8217;a göç ediyor. 24.10.1995</p>
<p style="text-align: justify;">-Korucu ve korucu yakınları: Çukurca, Şemdinli ve Uzundere ilçelerinden geçtigimiz yıl silah bıraktıktan sonra Van&#8217;a göçeden yaklaşık 300 korucu ailesi ve yakınları, yiyecek, yakacak ve ilaç bulamadıkları için zor durumda. Yaklaşık 150 ailenin yerleştirildigi Beyüzümü köyünde, bulaşıcı hastalıklar başgösterirken, halk parasızlıktan doktora gidemiyor. 12.1.1996</p>
<p style="text-align: justify;">- Askerler 16 sığıra el koydu: Tabur, tarlaya kuruldu.<strong> </strong>Hakkari&#8217;nin Şemdinli ilçesine bağlı Garê (Tekel­li) Köyü&#8217;ne yerleşen seyyar askeri tabur, köylülere ait 16 büyükbaş sığıra el koydu. Köy­deki yüzlerce meyve ağacını kesen askerler, kö­yün etrafını da mayınladı. Köylüler, zararlarının karşılanması için Içişleri ve Adalet Bakanlığı&#8217;na başvurdu. 2.9.1996</p>
<p style="text-align: justify;">-Sınır boyu mevzi kazılıyor: Çukurca&#8217;dan Şırnak&#8217;a kadar Güney Kürdistan sınırına yapılan askeri sevkiyat sonucu sınırda yaklaşık 45 bin asker konumlandırıldı. Havadan da yapılan sevkiyat sonucu bölgeye tank, top gibi ağır silahlar kaydırılırken, askerlerin sınıra paralel olarak mevziler kazmaya başladıkları bildirildi. 22.2.1996</p>
<p style="text-align: justify;">-Göçzedeler açık sınırında : Türk Ordusu&#8217;na bağlı özel savaş birimlerince yapılan koruculuk dayatması ve köy boşaltmaları sonucu, 1993 ile 1996 yılları arasında göç ettikten sonra Hakkari&#8217;nin Merzan, Biçer ve Dağgöl mahallelerine yerleşen köylüler, zor günler yaşıyor. İşsiz kalan ve evlerinde yiyecek ekmeği olmayan göçerler, dağlardan topladıkları otlarla ve aşevinden aldıkları yiyecek ile geçiniyor. 26.5.2001</p>
<p style="text-align: justify;">–Köylülere kurşun yağmuru :<strong> </strong>Şırnak&#8217;ın Uludere ilçesine bağlı Mêrge köyünde önceki gün Türk ordu güçlerince kurşun yağmuruna tutulanlardan iki köylü yaşamını yitirirken bir köylü de ağır yaralandı. Şırnak&#8217;ın Uludere ilçesine bağlı Merge köyünde askerlerce kurşun yağmuruna tutulan köylülerin çıkan tartışmanın ardından evden ayrılan kızını aramaya çıkan ve soyadları belirlenemeyen baba Ömer, oğlu Mehmet ile ismi öğrenilemeyen Korucubaşının yeğeni oldukları belirlendi. 14.9.2001</p>
<p style="text-align: justify;">-Abluka ve işkence altındalar:<strong> </strong>Şırnak&#8217;ın Beytüşşebap ilçesinde iki köy yaklaşık bir aydır abluka altında ve göçettirilmeye zorlanıyor. Yardan köyündeki erkekler 20 gündür ağır işkence altında gözaltında tutulurken, Hisarkale köyünde gözaltına alınan erkekler, 10 gün işkence gördükten sonra serbest bırakıldı. 25.7.2001</p>
<p style="text-align: justify;">- Ortaçlı ve Aşat : İHD, TOHAV ve HADEP&#8217;in çağrısı üzerine bir araya gelen 12 kişilik heyet, Şırnak&#8217;ın Beytüşşebap ilçesinde boşaltılan Ortaçlı ve Aşat köylüleri ile görüştü. Kıl çadırlarda barınan köylüler askerlerce köylerine geri dönmeye zorlandıkarını belirterek<em>, </em>köylüler<em> « Gidersek açlıktan ölürüz&#8217; </em>diyorlar. 9.8.2001</p>
<p style="text-align: justify;">- Şırnak&#8217;a bağlı Beytüşşebap&#8217;ın Ortalı ve Aşat köylerini üç ay önce boşalttıran askerler, bu kez tam tersini yaptı. ABD Adana Başkonsolosu gelecek diye, göçzedeler apar topar geri götürüldü.</p>
<p style="text-align: justify;">- İnsan Hakları Heyeti&#8217;nin Beytüşşebap&#8217;taki Göç ve Gıda Ambargosu&#8217;na İlişkin Araştırma ve İncelemesi <strong>:</strong> Şırnak ili Beytüşşebap ilçesine bağlı Aşat (15 hane) ve Ortaklı (30 Hane) köylerinin 20 Temmuz 2001 günü boşaltılması, aynı ilçeye bağlı Ilıcak (70-80 hane), Dağaltı (40-50 hane), Hisarkapı(12 hane) köylerine gıda ambargosunun uygulanması, köye giriş ve çıkışların yasaklanması, söz konusu köylerin boşaltılma tehdidi ile karşı karşıya olmasıyla, işkence konulu başvuru ve iddiaları araştırmak üzere…oluşan İnsan Hakları Heyeti 08.08 2001 tarihinde başlayan ve iki gün süren araştırma ve incelemelerini tamamlamıştır…&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">-1994 yılı insan hakları ihlalleri bilançosu: Yakılan-boşaltılan köy ve mezra : 1500 köy / 31 orman.</p>
<p style="text-align: justify;">-1995 yılı insan hakları ihlalleri bilançosu Yakılan-boşaltılan köy ve mezra : 243</p>
<p style="text-align: justify;">-1996 yılı insan hakları ihlalleri bilançosu Yakılan-boşaltılan köy ve mezra : 68</p>
<p style="text-align: justify;">-Tarım ürünlerinden sonra hayvan ihracatı da düştü</p>
<p style="text-align: justify;">-OHAL tarım ve hayvancılığı bitirdi</p>
<p style="text-align: justify;">-Behêre-Şeranış-Ertoş-Ninova-Maxmur Kürd mülteci kampları oluşturuldu</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>-</strong>Göçenlere de bomba: Güney Kürdistan&#8217;a göç devam ediyor. Şırnak&#8217;ın Uludere ilçesi üzerinden Güney Kürdistan&#8217;a göçen aileler sınır kesiminde devlet güçlerinin top ve tank atışlarına hedef olurken, açılan ateş sonucu 1 köylü yaşamını yitirdi. 8.10.1994</p>
<p style="text-align: justify;">Kürdistan Demokrat Partisi’nden Türkiye’ye kınama:<strong> </strong> Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), Türk ordusunun Güney Kürdistan&#8217;a yönelik yaptıgı bombardımanı kınadı. KDP, Türk ordusunun yaptıgı bombardıman sırasında sivil yerleşim birimlerinin hedeflendigini ve askeri harekatın devam ettigini belirterek, meydana gelen zararın karşılanmasını istedi. 26.5.1996</p>
<p style="text-align: justify;">Türk savaş uçakları tarafından bombalanan Güney Kürdistan, Bote kampı: Hakkari&#8217;nin Çukurca ilçesi güne­yinde Ranya ile Diyana kasaba­lan arasında yer alan ve geçen hafta Türk savaş uçaklan tarafından &#8220;Bote kampı&#8221; diye bombalanan Paşti­lan, Mehbut, Xizna ve Bane köylerinin önceki gün saat 14.00 sıralarında tek­rar bombalandıgı bildirildi. 22.7.1996</p>
<p style="text-align: justify;">T.C.de basında, İnsan hakları birimlerinde İç mülteciler</p>
<p style="text-align: justify;">-“12 bin kişi, Türkiye&#8217;ye dönmek istiyor.”</p>
<p style="text-align: justify;">-“Irak’tan 12 bin mülteci dönüyor.”</p>
<p style="text-align: justify;">-“Maxmur&#8217;dan Geri dönüş için 10 talep”</p>
<p style="text-align: justify;">-“Mahmur kampına ABD operasyonu”</p>
<p style="text-align: justify;">-“İHD: &#8216;Mahmur Kampı&#8217;ndakiler PKK&#8217;lı değil mültecidirler”</p>
<p style="text-align: justify;">-“PKK’ya güvenlik barajları”, « Sınıra karakol yerine baraj »</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Eski Siirt İnsan Hakları Dernegi Şube Başkanı / Gazeteci-araştırmacı-yazar</p>
<p style="text-align: justify;">Not:  Metin Sevê Evin Çiçek`e aittir. İzinsiz kullanılamaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/kurdistan/bir-pilot-subayin-anlatimlariyla-kurdistandaki-katliamlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Deryasi</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kan-deryasi</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kan-deryasi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 22:16:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Metin Esen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2271</guid>
		<description><![CDATA[Ağır, sancılı bir yılı geride bıraktık! Bir yıl daha yaşlandık, bir yıl daha yapamadıklarımızın ağır ezikliği altında yalpaladık. Bir yıl daha söz verdik yapamadık. Depremlerin yarattığı yıkıntılarıyla, sömürge namlularıyla kurşunlanmış genç ölülerimizle, siyasette ki boz bulanık içi boş kavramlarla, yaşlandıkça kendi kıyılarımıza deniz suları gibi çekilerek, metropollerde köşe dönmecilik oyunlarıyla, devletlerin karanlık servislerinde sürdürülen gizli ilişkiler ağı içinde Kürt halkı adına siyaset yapılarak bir yılı geride bıraktık.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">“<strong><em>O zamanlar kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. </em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere </em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran </em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em> boğazlanmış kadınları ve çocukları, hala o genç </em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em> gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o kanlı çamurun</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em> içinde bir şeylerin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em> gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em> orada. Güzel bir düştü evet…  sonra bir ulusun umudu</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em> kırılıp paramparça oldu.” (*)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ağır, sancılı bir yılı geride bıraktık! Bir yıl daha yaşlandık, bir yıl daha yapamadıklarımızın ağır ezikliği altında yalpaladık. Bir yıl daha söz verdik yapamadık. Depremlerin yarattığı yıkıntılarıyla, sömürge namlularıyla kurşunlanmış genç ölülerimizle, siyasette ki boz bulanık içi boş kavramlarla, yaşlandıkça kendi kıyılarımıza deniz suları gibi çekilerek, metropollerde köşe dönmecilik oyunlarıyla, devletlerin karanlık servislerinde sürdürülen gizli ilişkiler ağı içinde Kürt halkı adına siyaset yapılarak bir yılı geride bıraktık.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2272" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kan-deryasi/attachment/mesen2012"><img class="alignright size-medium wp-image-2272" title="MEsen2012" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2012/01/MEsen2012-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Sömürgeci kültür ile yoğrulmuş siyasi Kürt kadrolarının nasıl çarpıklaştığını, sol görünüp sağa savrulduğunu, mazlum bir ulusun o ağır kuşatmasına sırt dönerek kendi bireysel çıkarı için nasıl çırpındığını gördük! Kürt aydınları kendi yakın tarihini bile sömürgeci devletlerin sunduğu argümanlarıyla yazmaya çalıştı.. Tarihin karartılmasında Türk sol aydınlarıyla adeta yarış içinde bir yılı nefes nefese tükettiler. Kürdistan’ı değerleri savunan arkadaşlarımıza sömürgeci Türk devletinden daha fazla kaygı duyarak kiralık kalemleriyle saldırdılar. TC devletinin bekasını Türklerden çok bu cenah savundu. Milli misak-i sınırların parçalanmasından en çok bunlar rahatsız oldular.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokratik Kürt Hareketinin gelişmesine sömürgeci Türk devletinden çok bunlar rahatsız oldular ve Demokratik Kürt Hareketinin gelişmesinin önünü tıkamak için ellerinden gelen her şeyi ama her şeyi yapmaya çalıştılar. Kendi başlarına yapamadıkları yerde devletin desteğine sığındılar. Sömürgeci Türk devletinin işlediği karanlık cinayetlerini bile bunlar üstlendiler. Devlete karşı değil seçimlerle gelmiş bir partiyi savaşın hedefi haline getirdiler ve yer yer devletle sorunlarının olmadığını, sorunlarının var olan hükümetle olduğunu açıklamaya çalışarak Kürt halkının bilincini sulandırmaya çalıştılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Sömürgeci Türk devleti bu gidişattan gayet memnun olarak PKK bahanesiyle Kürdistan da kanlı eylemlerini her geçen gün biraz daha ağırlaştırarak askeri işgaline meşruluk kazandırarak ve Güney Kürdistan bölgesinin gelişmesinin önünü tıkamak için zemini hazırlıyor. Tüm bu olanlar karşısında sivil siyaset Ankara’nın politik batakhanelerinin içki sofralarında kafa çekerek bir halkın kaderi belirlenmeye çalışılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Utanılası bir durum!</p>
<p style="text-align: justify;">Yüz yıla yakındır Kürdistan’a kan taşınıyor. Kürdistan’ın her karış toprağı mezara dönüştürülerek kardeşlik çağrısı yapılıyor. Basiretsiz “Kürt politikacıları” bu kan deryası içinde çırpınan Kürt halkının kaderini getirip götürüp Ankara’daki siyaset borsasında belirliyor.  Sömürgeci Türk devletinin Kürdistan’daki askeri işgal yapısını aklamak için işi getirip götürüp iki tane politik bakanın sorumluluğu olarak lanse edip Kürt halkının bilincini bulandırıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Qılaban´da katledilen 35 sivil´in cenazesinde konuşan Selahattin Demirtaş, &#8220;Bugün ülke bölünmüştür. Artik emin oldum&#8221; </strong>diyor(!) Hiç uzağa gitmeden Kürdistan’ın şu yakın tarihinde yaşanan 1925 Kürt Ulusal Hareketi (Azadi) Koçgiri, Ağrı direnişi, 1938 Dersim’de yaşananlarla “Ülke” dediği yer bölünmemişimiydi? Bu yakın tarihimizdeki başkaldırılar kanla bastırılırken birlik ve beraberlik içinde mi yaşanıyordu? Bu kadar çapsız ve bu kadar basiretsiz bir mantığa sahip olan bir “Kürt politikacısının” Kürt ve Kürdistan sorununa yaklaşımı nasıl olur? Ülke dediği yer neresi, Türkiye mi, Kürdistan mı?  Adı konmamış bir “ülke”den bahsediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Otuz yıldır süren kirli savaş içinde Kürt halkının bağımsızlığı, özgürlüğü yerine Türk devletinin milli misak-i sınırların korunması için TC devletinin askeri işgalinin derinleştirilmesine omuz verildi. Türk bayrağıyla, sınırlarıyla hiçbir sorunlarının olmadığını günde beş vakit namaz kılar gibi bağırıp durdular. O da yetmedi: <strong>“eğer biz olmasaydık burada Türk bayrağının yerine başka bayrak dalgalanacaktı”</strong> denildi. Daha neler denmedi ki?</p>
<p style="text-align: justify;">Qılaban da katledilen 35 sivilin Kürt olmaktan başka suçu olmayan silahsız savunmasız insanlardı. Dünyanın gözlerinin içine baka baka terör örgüt üyesi adı altında savaş uçaklarıyla bombalanarak katledildi bu insanlar. Orada binyıldır var olma mücadelesi veren bir halkın trajik tarihi ve kanla barutla boğulduğuna tanık oluyoruz.  Mazlum bir halk çağdaş dünyanın gözü önünde bombalarla imha ediliyor. Uluslar arası antlaşmalar gereği sivil halk her ne pahasına olursa olsun savaşın hedefi olamaz, fakat bu antlaşmalar Orta-Doğu da politik denge hesapları ve çıkar çatışmaları içinde Kürdistan da geçerli olmadığını bir kere daha gördük.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu dört-beş parçaya bölünmüş Kürdistan’ın somut gerçeği. Sömürgeciler arası savaşta bile Kürtler hedefte.. Ermenistan Azerbaycan arasında ki savaşta da gördük bunu, binlerce Kürt Mirov dağında  donarak öldü.. köyler Amerika dan gelen gönüllü Ermeni milislerince imha edildi. İran Irak savaşında da görüldü, Saddam İran’a karşı değil Kürtlere karşı imha eylemini sürdürdü, en bariz örneği Halepçe de yaşandı. Türk devleti yüz yıla yakındır başta basın olmak üzere Kemalist solun da gönüllü desteğini alarak Kürdistan da imha eylemini sürdürüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Turk Devleti demokratik açılım adı altında sürdürdüğü demokrasi manipülasyonuna “evet ama yetmez” diyen Kürt aydın ve siyasi kadrolarına Qılaban da sivil halka yağdırılan bombaların barutuyla “yemez ama evet”i ısıra ısıra yedirdi.  Çünkü hayat maddidir ve maddi hayat ise gerçektir. Kürdistan gerçekliği karşısında gerçekçi olunmadığı sürece daha çok Qılabanlar yaşayacağız. Bu kaçınılmaz!</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kadar acımasız ve merhametsiz bir ortamda, mazlum bir ulus kan deryası içinde yaşama savaşı verirken yeni yılınızı nasıl kutlayayım?</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="mailto:metinesenazadi@gmail.com">metinesenazadi@gmail.com</a></p>
<p style="text-align: justify;">01.01. 012 Paris</p>
<p style="text-align: justify;">(*)<strong><em>Kara Geyik. Kalbimi Vatanıma Gömün kitabının arka kapağı </em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kan-deryasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürtlerin Kendi Tarihleriyle Yüzleşmesi -I</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtlerin-kendi-tarihleriyle-yuzlesmesi-i</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtlerin-kendi-tarihleriyle-yuzlesmesi-i#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 15:01:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2267</guid>
		<description><![CDATA[Kürtler, Mezopotamya coğrafyasının kadim halklarından biridir. Zağros dağlarıyla Van Gölü havzası arasında yerleşik olan, zamanla daha geniş bir alana yayılan ve  tarihte yer değiştirmeyen halklardan bir tanesidir. Yaşadıkları toprakların cazibeliği refah-mutluluk olarak Kürtlerin yaşamına yansımamıştır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">“Uludere’de katledilen 35 Kürt insanın anısına !”</p>
<p style="text-align: justify;">Kürtler, Mezopotamya coğrafyasının kadim halklarından biridir. Zağros dağlarıyla Van Gölü havzası arasında yerleşik olan, zamanla daha geniş bir alana yayılan ve  tarihte yer değiştirmeyen halklardan bir tanesidir. Yaşadıkları toprakların cazibeliği refah-mutluluk olarak Kürtlerin yaşamına yansımamıştır.  Batıdan ve doğudan Mezopotamya’ya yönelen saldırıların derin izler bıraktığı ve toplumsal alt- üst oluşlara neden olduğu açıktır. Büyük İskerder’le Asya ya taşınan Yunan uygarlığı;  Mezopotamya, Mısır uygarlıklarıyla katkılarıyla Helenistik medeniyet doğmuş; Bergama, İskenderiye ve Babil’de dönemin en büyük kütüphanelerini kurulmuştur.İskender, Kürdistan’dan geçerken Kürt yerleşim yeri Dara’yı yerle bir etmiş; Kürtlerin payına yine yıkım düşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2268" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtlerin-kendi-tarihleriyle-yuzlesmesi-i/attachment/hevi"><img class="alignright size-medium wp-image-2268" title="Hevi" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2012/01/Hevi-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Mezopotamya, doğudan ve batıdan ardı arkası kesilmeyen saldırılar; fetihçi orduların eksik olmadığı ama tutunmakta zorlandıkları ateş çemberidir. Kürtler bir yandan kendisine yönelen saldırılarla cebeleşirken diğer yandan İslam adına tarihe nokta koymayı da ihmal etmediler. Selahaddin Eyyubi ile   Hıristiyan dünyasının çok önem verdiği Kudüs’ü alma çabalarına geçit vermemiştir. Tikrit doğumlu olan ve Kürdistan’da yaşamamış olan Selahaddin Kürt hissiyatı ile hareket ettiğini söylemek zordur. David Mcdowall’in işaret ettiği husus dikkate değerdir. Mcdowall, Selahaddin Eyyubi ile ilgili şu tespitleri yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">“İslam ordusunda kıdemli Kürt subayların sayısı hiçbir zaman az olmamıştı. Bunların en göze çarpanı Haçlıları kesin yenilgiye uğratarak Mısır, Suriye ve Irak’ta Eyyubi hanedanını kuran Selahaddin idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer Kürt kimliğini kendisine uygun görseydi, Kürdistan’ın ortasındaki bereketli Şahrizur ovasını tımar olarak kendi Türk askerlerine vermesi mümkün olmayabilirdi.”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn1">[1]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Selahaddin Eyyubi’nin yaklaşımı ile İslamiyet’i yayan Arap komutanlarının tutumu farklıdır. Selahaddin Eyyubi, İslam dinini kendisine rehber edinen, İslamiyet’i yaymayı yegane amaç olarak önüne koyan ve tüm imkanlarını bunun için harcayan biridir. Dolaysıyla hüküm sürdüğü topraklarda Kürt dilini ve kültürünü egemen kılmak gibi amaç gütmediği anlamak zor değildir. Dönemin hakan ve sultanlarına benzer yaşam tarzına sahip değildir.  Genç yaşta (56 yaşında-1193) vefat ettiğinde yoksul sayılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eyyubi Devletine daha pozitif bakan araştırmacılarda yok değildir. Bunların başında Mehrdad R. Izady gelir. Izady, Eyyubilerin isimlerinden başka Kürtlükle ilgilerinin olmadığını kabul etmekle beraber Eyyubiler dönemin Kürtler birçok alanda önemli başarılara imza atıklarını söyler. Izady şunları söyler:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kürdistan’dan tutun da Yemen ve Sudan’a kadar geniş bir bölgede, Kürt olmayan halklar arasına yerleşen, onları yöneten, onlarla evlilikler yapan Eyyubiler’in tıpkı Büweyhiler gibi, Kürtlükle isimlerinden başka bir ilişkisi kalmamıştı. Yöneticiler bizzat yönettikleri tarafından asimile edilirken, Kürtlerin, bu hanedanlıkları, yıkılıncaya kadar hatta daha da sonrasına kadar, Kürt olarak değerlendirildikleri kolayca belgelenebilir. Bunun en isabetli örneklerinden biri, Mısır’daki son Eyyubi yönetiminin yıkılmasından iki yüz yıl sonrasına kadar, Mısır’ın aydınları, yöneticileri ve ileri gelenleri arasında Kürt klan isimlerinin yaygınlığıdır.”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn2">[2]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Şüphesiz Eyyubi Devletinde Kürtler  yönetimin çeşitli kademelerinde yer aldılar, başta astronomi, matematik, filoloji gibi pek çok alanda ilerleme sağladılar. Ebu-Hanife Ahmed Dinawari(M.S.820-896) gibi ünü sınırları aşan bilim adamları yetişmiştir. Bütün bunlar Eyyubilerin, Arap orduları ve Selçuklu Türkleri arasındaki farkı ortadan kaldırmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Araplar, İslam adına ele geçirilen yeni topraklarda Arap kültürünü taşıdılar ve yer yer yerli halkların kendi dillerini kullanmalarını yasakladılar. Kürtlerin Arap ordularıyla karşılaşması 640 yıllarda Mezopotamya’nın fethi sırasında olmuştur. Bazı araştırmacılara göre; Kürtler Mezopotamya’nın Arap ordularının fethi sırasında Sasani İmparatorluğuna destek verdiler ve Arap ordularına karşı direndiler.(M.S.639-644)  Sasani İmparatorluğunun çökmesiyle, Kürt aşiret reisleri yeni dini kabullenmek zorunda kaldılar. Hemen hemen bütün kaynaklar, bu sürecin çok kanlı geçtiği konusunda hem fikirdirler. Başta Hemedan, Şehrizor, Pave, Kirmanşah olmak bölge işgal edilir ve çocuk yaşta olanlar dahil erkekler katliamdan geçirilir. Kürtçe konuştukları için binlerce insanın dili kesilir ve Hemedan, Şehrizor, Kirmanşah, Mudayin gibi şehirlerin kütüphanelerinde bulunan binlerce kitap yakılarak yok edilir. Yapılan tam anlamıyla İslamı yaymanın ötesinde Araplaştırma politikasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Araplaştırma politikasının hedefinde sadece Kürtler yoktur. Farslılar Araplaştırma politikasına karşı, kendi dil –kültürlerini korumanın özgün yollarını bulurlar. Farslılar İslamı kabul etmekle beraber Şia mezhebi etrafında örgütlenerek, Araplaştırma politikasına karşı baraj oluşturabildiler. Farslılar Şia ile Araplaştırmaya karşı sed oluştururken, Şiiliği kendi ulusal bütünlüğünü sağlama ve geliştirmede basamak olarak kullandılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Arapların Kürtlerle karşılaşmaları, Araplara alışmaları bütünleşmelerini beraberinde getirmemiştir. Kürt aşiretleri varlıklarını sürdürebilmek için yeni bir ekonomik ve toplumsal ilişki yaratmaya çalıştılar. Bu ilişki egemen olana itaat etmekle beraber, koloniler halinde gücünü devam ettirmektir. Aşiret örgütlenmesi de  imparatorluklar içinde özerk yapıların oluşturulmasına uygundur. Aşiret, klan örgütlenmesinin üst biçimi, kabileler birliğini ifade eder.  Soy ve akrabalık ilişkilerine dayanan toplumsal bir kurumdur. Kürdistan’da aşiret örgütlenmesinin aşılıp,merkezi üst yapı kurumunun oluşturulamaması, istikrarsız-anarşik zeminin de temelini oluşturur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürdistan’daki istikrarsızlığın bir başka önemli nedeni de gerek doğudan ve gerekse batıdan gelen yağmacı orduların geçiş noktası üzerinde bulunmasıdır. Mevcut otoriteler (hükümetler), Kürdistan’dan geçmekte olan fetihçi ordular ve Kürt aşiretleri arasındaki ilişkiler, bu ilişkilerin aldığı biçim, normal ve dengeli ilişkiler olarak değerlendirilemez. Dolaysıyla Selçuklu Türklerinin Anadolu girişleri ve Kürtlerle karşılaşmaları çok kanlı olmamasını Hıristiyan Doğu Roma İmparatorluğu(Bizans)- Ermeniler denkleminde aldıkları pozisyonun bir sonucudur. Selçuklu Türklerine karşı gösterilen “mecburi tolerans” , “Bin yıllık kardeşlik” olarak tanımlanan kanlı ve trajedik sürecin başlamasına sebep olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">1300’lü yıllarla  1450’li yıllar arası Kürdistan eşi görülmemiş mezalime tanıklık eder. Hülagu komutasındaki Moğol orduları ve peşi sıra Timurlenk’in yağma ve talanlarıyla belli başlı Kürt yerleşim yerleri yerle bir olur. Peş peşe gelen aşırı dış müdahalelere karşı Kürtler, yaşadıkları coğrafyanın kendi özgü, çetin dağları, kendi kendine yeten vadi ve platoların içine çekilerek korunmaya çalışmışlardır. Bir anlamda dağlar Kürtleri dış etki ve tehditlerden koruyan korunaklar haline gelmiştir. Aynı zamanda Kürt toplumunun tamamen olmasa bile kısmen homojen kalmasını sağlayan faktörlerin başında gelir. Kürtler, fırtınalı  dönemleri dağ ve vadilere sığınarak geçirirken, nefes aldıklarında ovaya inip Meyafarkin gibi devletler kurmuşlar. Müller Simonis, “L Armenie Le Kürdistan et la Mesopotamie” (Paris 1892) adlı kitabında Kürtlerle ilgili şu tespitleri yapmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kürtler, toplu aşiretlerle meskun oldukları vadiler içinde, bir devlet meydana getirmek cesaretine sahip olacak derecede güçlü bir ulus teşkil ederler. Fakat onların aşiretlere has bölünmüş vaziyetleri, maceraperest karakterleri ve topraklarının coğrafi durumu gerçekten bağımsız bir Kürt devletinin meydana gelmesine engeldir.”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn3">[3]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu tarihsel gelişmeler içinde belirleyici ve kalıcı etki bırakan Orta-Asya’dan gelen Türkmen boylarının önce Selçuklu ve sonradan Osmanlı adıyla devletleşmesidir. Şüphesiz Kürdistan’a her müdahalenin şu yada bu şekilde Kürtlerin toplumsal ve siyasal şekillenmesinde etkileri olmuştur. Ancak kalıcı etki bırakan Osmanlı-Fars ve Arap denkleminde, karşılıklı ilişkilerin, çatışmaların ve egemenliklerin yaratığı yaşam tarzı ve bunların siyasal sonuçlarıdır. Bir Türk boyu tarafından  kurulan,etnik yapısı Osmanlılık tebası içinde gizlenen,  Halifelikle “ taçlandıran” Osmanlı İmparatorluğunun  mağdurlarının başında Kürtler gelir. Osmanlının “Müslümanlara getirdiği zorunlu askerliğin”  yegane mağduru yine Kürtlerdir. Kafkaslardan Yemen oradan Balkanlara savaştan savaşa koşan ve sınır boylarında heder olanlar Kürt süvarileridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı otoritesinin zayıfladığını hissettiğinde, riskli gördükleri Kürt beyliklerinin ortadan kaldırılması ile işe başlar. II. Mahmut’un başlattığı merkezileşme çabalarının hedefinde 1514 Çaldıranda ortaya çıkan dengenin ve bu dengeye bağlı olarak oluşan Kürt beylerinin statülerinin ortadan kaldırılması vardır. Soran Kürt Beyi Mir Muhammed (1833) entrikalarla İstanbul’a getirip, oradan Trabzon’a götürüp ortadan kaldırılır. Akabinde Botan Beyi Mir Bedirxan derdest edilerek Girit’e sürgüne gönderilecektir.(1847) Mir Bedirxan’ın müttefikleri Hakkâri Beyi Nurullah ile Mahmut Han akıbetleri farklı değildir. Nurullah Bey, Mir Bedirxan gibi sürgüne gönderilirken; Mahmut Han çeşitli işkencelere tabii tutulduktan sonra Bulgaristan’a gönderilmiş ve bir daha da kendisinden haber alınamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Botan Miri Bedirxan Bey’le ilgili en çarpıcı  tartışma Nasturi katliamıdır. Nasturi katliamı Avrupa’da Hıristiyan katliamı olarak algılandı.Oysa Rus ve batılı diplomatların bölgeden gönderdikleri raporlarda; Botan Beyinin hüküm sürdüğü alanlarda adaleti ve barışçıl yaklaşımı hakkında sayısız övgü dolu yazılar mevcuttur. Bedirxan adaleti Ermeniler, Asurîler ve Keldaniler içinde geçerlidir. Laik  tutumuyla tanınan Bedirxan’ın Hıristiyanlara karşı saldırgan tutumu söz konusu değildir. Botan Mirliğinin egemenlik alanı Hakkari’ye kadar genişlediğinde Nasturiler direniş gösterdiler. Nasturilerle sürtüşmenin bu denli şiddete dönüşmüş olmasında Osmanlı’nın rolünü unutmamak gerekir. Bedirxan güçlenmiş, egemenlik alanını genişletmiş ve Osmanlı’ya göre daha adil ve huzurlu bir yönetim oluşturmayı becermiştir. Osmanlı, Bedirxan’ın yapacağı bir hataya bakmaktadır. Bedirxan’ın öngöremediği nokta burasıdır. Osmanlı, beklediği fırsatı Nasturi olayında yakalar. Nasturi katliamı, Avrupalıların tepkisine ve Bedirxan Osmanlı karşısında yalnız bırakılmasına yol açmıştır. Osmanlı için  beklenen fırsat doğmuştur. Avrupa’nın desteği ,Bedirxan’ın  yeğeni Yezdanşer’in ihanetiyle Botan Mirliğinin sonunu getirmiştir. David Mcdowall, Osmanlı’nın bilerek Bedirxan tutumuna göz yumduğunu ve Kürt emirliğinin gücünü kırmak için kullandığını söyler. Mcdowall şöyle devam ediyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Sonuç olarak Osmanlı’nın Bedir Han’a bilerek göz kırptığı söylenebilir. Musul ve Erzurum valilerinin onu halka çok iyi anlatan bu hedeften vazgeçirmek için hiçbir şey yapmadıkları kesindir. Osmanlılar ürkütücü ve huzursuzluk yaratan Nasturi aşiretlerinin azaltılmasını memnuniyetle karşılayacaklar ve Hıristiyanların huzursuz edilmesi kaçınılmaz olarak Avrupalıların suçluların cezalandırılmasını istemelerine yol açacaktır. Bu durum da Osmanlıların bir diğer Kürt emirliğinin gücünü azalması için uygun bir bahane olacaktır.”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn4">[4]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı’nın Nasturileri tahrik ederek, Bedirxan’ı da adeta teşvik ederek;  Botan Bey’inin adaletine gölge düşmüştür. Daha da önemlisi Nasturi deneyimi Osmanlı için kıymetlidir ve daha sonraki süreçte (Kürtlerin kendi arasında ve özellikle Ermenilerle olan ilişkilerde) bolca kullanılacaktır. Faturası da Şeyh Übeydullah’ın büyük oğlu Şeyh Sıddık’ın tabiriyle Kürtlere kesilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt beyliklerinin gücü kırılıp, Kürdistan daha steril hale getirildikten sonra Osmanlı Kürdistan eyaletini resmileştirmiştir. (20 Cemaziyelevvel 1263-1846) Bundan sonra Kürdistan eyaletini kendi vali ve paşalarıyla yönetecektir. Nazım Sevgen’in Kürtler, Kürt Beylikleri adlı Türk Tarih Dergisinin 1977 yılındaki sayısında yayınlanan “Kürdistan Eyaletinin Kuruluşu” belgesinde, Eyaletin neden teşkil edildiği gerekçeleri  ile açıklanmaktadır. Kürdistan Eyaletinin kuruşunu öngören ve Padişaha sunulan teklif metninde şu gerekçeler yer almaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">“Sırf Padişah efendimizin eseri olarak eşkıya elinden kurtarılan ve belki de bu suretle yeniden fethedilen Kürdistan bölgesinin geleceğine dair Anadolu ordusu Müşürü Paşa hazretlerinin bazı mütalaa ve ifadeleri bulunmakta idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Müşir Paşanın ikinci derece olan ifade ve beyanları, bölgenin mülki idare ve teşkilatına ait idi. Paşa, teshir edilen Kürdistan havalisinde emniyet ve asayişi temini, düzenin kurulması için burada özel ve bağımsız bir idareye tabi tutularak başına dirayetli bir zatın getirilmesi yani Diyarbekir eyaletiyle Van, Muş, Hakkari sancaklarıyla Cizre, Botan ve Mardin kazalarından büyük bir eyalet kurulmasını teklif etmektedir.”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn5">[5]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Teklifte siyasi gerekçelerin yanı sıra askeri gerekçelerde sıralanmaktadır. Anadolu ordusunun Harput’tan Ahlat’ta kaydırılması istenmekte ve gerekçesi şöyle izah edilmektedir:</p>
<p style="text-align: justify;">“Ordu dairesinin tamamiyle ortasında bulunduğu gibi Harput’tan ziyade, İran ve Rusya hudutlarına yakındır. Askeri mevkilerle bağlantısı, her tarafa asker sevkinde kolaylığı vardır .<strong>Hususiyle Kürdistan’ın kalbinde bulunduğundan ve bu suretle Anadolu ordusunun yumruğu mütemadiyen nezaret altında tutulması icap eden Kürtlerin tepesinde bulunacağından dolayı, Ahlat’ın bundan sonra Anadolu ordusunun merkez ittihaz edilmesi lüzum ve keyfiyeti…”<a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftn6"><strong>[6]</strong></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kürtlerin kendi tarihi ile yüzleşmesi oldukça kapsamlı ve derinlikli bir konudur. Özellikle 19. Yüzyılın sonları ile 20. Yüzyılda Kürdistan’da meydana gelen olaylar ve buna bağlı oluşan siyasal şekillenmişliğin anlaşılabilmesi için, Kürtlerin M.S. geçirdiği tarihsel sürece kısa da olsa gezinti yapmamız gerekirdi. Bu gezintinin çok yüzeysel kaldığını kabul ediyorum. Ancak; bir makalenin boyutları içerisinde bundan daha fazlası yapmak oldukça zordur. Yüzeysel de olsa bu gezintinin amacı, günümüzdeki Kürt siyasal biçimlenmesinin nedenlerini; geçmişin sonuçlarında aramanın gerekliliğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">30.12.2011</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref1">[1]</a> David Mcdowall, Modern Kürt Tarihi, Doruk Yayınları, 2004 s:49</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref2">[2]</a> Mehrdad R.Izady, Kürtler, Doz Yayınları, Ağustos-2004, Birinci Baskı, s:106</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref3">[3]</a>[3] Akataran Mehmed Uzun-Rewşen Bedir-Han, Defter-i A’malım(Mehmet Salih Bedir-Han’ın Anıları), Belge Yayınları, Birinci Baskı-1998, İstanbul,s:129</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref4">[4]</a> David Mcdowall, Modern Kürt Tarihi, Doruk Yayınları, İstanbul-2004, s:71</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref5">[5]</a> Aktaran Mehmet Uzun-Rewşen Bedir-Han, Defter-i A’malım, Belge yayınları, Birinci Baskı-1998, İstanbul,s:130-131</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Dara/AppData/Local/Microsoft/Windows/Temporary%20Internet%20Files/Content.IE5/L85VPQ7Y/K%C3%BCrtlerin%20Kendi%20Tarihleriyle%20Y%C3%BCzle%C5%9Fmesi.docx#_ftnref6">[6]</a> A.G.E. s:130</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/kurtlerin-kendi-tarihleriyle-yuzlesmesi-i/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Xoybun ve Ağrı Kürt Cumhuriyeti</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/xoybun-ve-agri-kurt-cumhuriyeti</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/xoybun-ve-agri-kurt-cumhuriyeti#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 23:45:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Mijarên Taybetî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2259</guid>
		<description><![CDATA[Xoybun örgütü 5 ekim 1927’de yani Azadi hareketinin bastırılmasından iki yıl sonra büyük kısmı bu hareketten sağ kalanlar tarafından Lübnan’da kurulmuş ve sonrasında Suriye’de yerleşmiştir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2261" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/xoybun-ve-agri-kurt-cumhuriyeti/attachment/koz3-2"><img class="alignleft size-full wp-image-2261" title="KoZ3" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/12/KoZ31.jpg" alt="" width="441" height="259" /></a>Xoybun örgütü 5 ekim 1927’de yani Azadi hareketinin bastırılmasından iki yıl sonra büyük kısmı bu hareketten sağ kalanlar tarafından Lübnan’da kurulmuş ve sonrasında Suriye’de yerleşmiştir. Erzincan Şurasında olduğu gibi bu örgütün kuruluşunda da Kürtlerle Taşnak partisi taraftarı Ermeniler arasında bir işbirliği vardır. Ağrı isyanının önderi kabul edilen İhsan Nuri Paşa da hem öncesinde Azadi üyesidir hem de Xoybun tarafından Ağrı’daki ayaklanmanın hazırlığı için görevlendirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İhsan Nuri’nin ilişkiler ağı sadece Azadi ile sınırlı değildir. İlk başta bir dönem bir çok Kürt önderi gibi Kuvayı Milliyeciler safında yer aldıktan sonra, kesin olarak Kürdistan davasına kendini adayan İhsan Nuri, bir yanda Güney Kürdistan’da İngilizlere karşı savaşan Mahmut Berzenci ile yakın temas içinde olmuştur. Bir yanda da daha sonra Mahabad Kürt Cumhuriyetinin başkanı olacak olan Gazi Muhammed ile yakın ilişki içindedir. Kaldı ki hep Zilan katliamı olarak anılan ve bir başka deyişle de Ağrı ayaklanması olarak anılan hareket de ne sadece bir katliamdır ne de basit bir ayaklanmadan ibarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Herşeyden Şeyh Said Hareketinin arkasında Azadi örgütünün olduğu gibi Xoybun vasıtasıyla örgütlü bir harekettir. İkincisi bu hareket Azadi örneğindeki gibi hazırlık evresindeki gibi bastırılmış değildir. Hedefine ulaşmış ve Ağrı Kürd Cumhuriyeti’nin kuruluşuna varmıştır. 1927-1930 arasında varlığını sürdüren Ağrı Kürt Cumhuriyeti, Erzincan Şura Hükümeti gibi bir Sovyet hareketine dayanmasa da her yönüyle egemenliğini kurmuş ve sürdürmüş bu kez ermeniler tarafından da desteklenen bir Kürt ulusal hükümetini ifade etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki bugün genel olarak Kürdistan bayrağı olarak kabul edilen Mahabad Cumhuriyetinden çok önce göndere çekilen ilk Kürt bayrağı da bu cumhuriyetin bayrağıdır ve ortasındaki Ağrı dağı sembolü yerine eski İran bayrağını hatırlatan güneş sembolü gelmesi bir yana Mahabad’ın bayrağı da oradan esinlenmiştir. (Bugün Güney Kürdistan’da kullanılan bayrakta ise kırmızı ve yeşil şeritlerin yerleri değişmiştir.).</p>
<p style="text-align: justify;">Bu nedenle Erzincan-Koçgiri ve Azadi hareketlerinin bastırılmasının ardından Kemalist hükümetin büyük bir hışımla buraya yönelmesi sebepsiz değildir. Ağrı Cumhuriyetinin yıkılması için hava kuvvetlerinin ilk kez kullanılması ve hatta Kasr-ı Şirin Anlaşmasında çizilen birkaç asırlık Türkiye-İran sınırında küçük değişiklikler yapılması gibi çok boyutlu bir harekat söz konusudur ve bu harekat Zilan’da onbinlerce kürdün katledilmesi ile son bulmuştur. Ama Xoybun burada bitmiş değildir ve Xoybun hareketi ile Dersim arasındaki bağ da Seyid Rıza’nın mektubundaki bir paragraftan ibaret değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim ile Xoybun’un bağlantısı bakımından İhsan Nuri gibi, Baytar Nuri olarak da bilinen Nuri Dersimi’nin konumu da önem taşır. Nuri Dersimi anılarıyla ve adıyla adeta Dersim odaklı bir şahsiyet gibi bilinse bile, hem Azadi hareketi ile, hem Kürdistan Teali Cemiyeti gibi kuruluşlarla ilişkilidir. Bunlardan da önemlisi Xoybun’un kuruluşundan itibaren ve Dersim hareketinin ezilmesinin ardından büyük ölçüde bu örgütün çerçevesinde kalmış ve hatta kimileri tarafından da «Dersim hakkında Suriye’den laf etmek»le de eleştiri konusu yapılmıştır. Ama bu olaylardaki rolü ne olursa olsun Nuri Dersimi’nin, Alişer Efendi, İhsan Nuri ve başkaları gibi, Koçgiri’den 1938’e kadar gelişen bütün Kürt hareketleri ve örgütlenmeleri arasındaki bağlantıyı gösteren bir örnek olduğu tartışma konusu değildir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2262" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/xoybun-ve-agri-kurt-cumhuriyeti/attachment/koz-2"><img class="aligncenter size-full wp-image-2262" title="KoZ" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/12/KoZ1.jpg" alt="" width="498" height="221" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/mijaren-taybeti/xoybun-ve-agri-kurt-cumhuriyeti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKP’nin yeni «Dersim Açılımı»</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/manset/akp%e2%80%99nin-yeni-%c2%abdersim-acilimi%c2%bb</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/manset/akp%e2%80%99nin-yeni-%c2%abdersim-acilimi%c2%bb#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 23:40:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2254</guid>
		<description><![CDATA[Bir yanıyla Dersim isyanı ve bu isyanın bastırılması Rusya’daki Şubat devrimi ile tetiklenen ve ekim devrimine varan ayaklanmalar ve Sovyet hareketlerinin bir uzantısı olarak kurulan Erzincan Kürt-Ermeni Şura hükümeti ile ilişkilidir. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2255" href="http://www.peyamaazadi.com/manset/akp%e2%80%99nin-yeni-%c2%abdersim-acilimi%c2%bb/attachment/koz2"><img class="alignleft size-medium wp-image-2255" title="KoZ2" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/12/KoZ2-250x175.jpg" alt="" width="250" height="175" /></a>GEÇMİŞİ AYDINLATIYORMUŞ GİBİ YAPIP BUGÜNÜ KARARTMAK YAHUT  AKP’NİN YENİ «DERSİM AÇILIMI»</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim konusu daha önce Onur Öymen’in «Dersim’de analar nasıl ağladıysa şimdi de ağlaması normaldir» anlamına gelen sözleriyle CHP’yi karıştırmıştı. Şimdi de Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün’ün beyanlarıyla yeni bir tartışma tetiklenmiş bulunuyor. Onur Öymen sözlerini AKP’nin sözde Kürt açılımına itiraz etmek için sarfetmişti. Aygün üzerinden gelişen tartışma ise görünüşe göre tam aksi gibi, güya AKP’nin daha fazla açılım yapmasını kışkırtan bir çıkış olarak algılanmaktadır. Bu aykırı görünüşe rağmen her iki olayın asıl ortak yanı CHP içindeki hizip kavgasıyla ve AKP-CHP rekabeti ile Dersim konusundan daha fazla ilişkili olmaları ve giderek sıkışmaktaki AKP iktidarının ferahlamasına hizmet etmeleridir. Bununla birlikte her ne kadar Öymen söz konusu açıklamasını bizzat yapmış olsa da, Aygün’ün çıkışı kendi inisiyatifinden ziyade AKP destekçilerinin inisiyatifiyle olmuştur. Esasen Zaman gazetesindeki röportajında söyledikleri Aygün’ün ilk kez şimdi Zaman gazetesindeki söyleşide dile getirdiği fikirler değildir. Daha önce başka vesilelerle benzer sözleri sarfetmiş ve yayınlamış olsa da aynı yankıyı yaratmamış olması da tesadüf değildir. Aygün’ün AKP’nin yeni bir açılım havası yaratması için kullanıldığı besbellidir. Nitekim Zaman’daki röportajından sonra patlak veren tartışmaların ardından kendisi de yanlış zamanda ve yanlış yerde konuşmaktan pişmanlığını dile getirmede gecikmemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan AKP hükümeti Dersim tartışmaları sürmekteyken, muharrem ayı ve aşure matemi vesilesiyle diyanet işleri üzerinden yeni bir «ilki» daha gündeme sokmuştur: devlet ilk kez alevilerin (her ne kadar ön planda esas olarak «kızılbaşlar» değil de Caferiler görünse de) en önemli ibadetlerinden birine resmen katılmıştır.<br />
Böylece, AKP’nin bu Dersim tartışmalarından neyi murat ettiği daha net anlaşılmaktadır. AKP’nin Dersim tartışmaları vesilesiyle yapmak istediği sadece Kılıçdaroğlu’nu müşkül durumda bırakmakla sınırlı değildir. Alevilere şirin görünmek ve Kürtleri bu eksenden bölmek için bir kez daha yeni bir tertip peşindedir. Hepsinden önemlisi de bu yeni «Dersim açılımı»nın gölgesi altında Kürtlere karşı halihazırda yürütülmekte olan saldırı ve operasyonların üzerini örtmek istemektedir. Erdoğan Dersim’de yapılanlar nedeniyle devlet adına özür dilerken bile Dersim’lileri genel olarak Kürtlerden ayırmakta onların Kürt kimliğinden ziyade alevi olmalarına gönderme yapmaktadır. Ama beri yandan Kürtlere yönelik baskı ve saldırılarını sürdürdüğü gibi, Madımak davasının zaman aşımı bahanesiyle rafa kaldırılması için hakimlerine talimat vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Solda Bir Kafa Karışıklığı Hakim</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu manevralar olup biterken, sol hareket adeta suskun kalmış durumdadır; hiç değilse gereği kadar etkin olmadığı açıktır. Bu suskunluğun ardında birden fazla neden vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yanda tıpkı daha önceki sözde açılımlarda olduğu gibi,  «gölge etmeyelim AKP bizim yerimize kemalizme darbe vurmaya devam etsin» diye düşünenler vardır. Bunlar esas mücadelenin ittihatçı tepeden inmeci Kemalist geleneğe karşı yürütülmesi gerektiğini ve bunu kim yaparsa yapsın desteklemek gerektiğini düşünen liberaller veya onların etkisi altındaki kesimlerdir. Bir yanda ergenekoncular, MHP ve bunlar gibi şoven akımların takipçileriyle kuyrukçuları vardır; bunlar Dersim’de devlete karşı bir ayaklanma olduğu ve bu ayaklanmanın da «hak ettiği gibi» bastırıldığını savunmakta ve bu ve benzeri her hareketin aynı biçimde bastırılmasının meşru ve gerekli olduğunu savunmaktadırlar. Buradan hareketle bugün de Kürt hareketinin aynı sertlikte ve taviz vermeden bastırılması gerektiğini söylemek için Dersim tartışmalarından yararlanmak isteyenler bunlardır. Onur Öymen’in iki yıl önceki Dersim çıkışı da tastamam bu çerçevededir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yanda da her zaman olduğu gibi orta yolda durmak suretiyle bu iki kamptan ayrı kalabileceği zehabına kapılanlar vardır. Ne yazık ki solu oluşturan kesimlerin neredeyse tamamı bu çerçeveye girmektedir. Açıkçası solun bu tutumunun ardında yatan başlıca etken Kemalizm konusundaki hatalı bakış açısıdır. Bu bakış açısı esasen kemalizmin şu ya da bu evresinde ilerici bir rol oynadığı kabulünden ileri gelmektedir. Kemalizm konusunda 71 çıkışının son halkasını oluşturan İbrahim Kaypakkaya’nın tutumu en ileri olandır. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Türkiye’de faşist bir diktatörlüğün hüküm sürdüğü tespitini yapan Kaypakkaya açısından, elbette Dersim ayaklanmasının bastırılmasının ardında «Kemalist faşist diktatörlük» bulunmaktadır. Bununla birlikte, bu tutum esasen Dersim ayaklanması hakkında bir şey söylemiş olmamaktadır. Daha doğrusu genel olarak söylendiği gibi Dersim’de 1930’lu yılların sonunda olanları bir katliam olarak göstermekte olanlarla aynı tutumu paylaşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman değilse de uzun zamandır, solun şovenizme karşı tutum alan tüm kesimleri Dersim sorunu gündeme geldiğinde Dersim’in ilk ve son katliam olmadığı konusunda hemfikirdir. Buna karşılık TKP ve onun izinden gidenler ise, o zamanki TKP’nin de savunduğu gibi, Dersim ayaklanmasının bastırılmasını ve diğer Kürt ayaklanmalarını «kemalizmin modernleşme hareketine karşı gerici-feodal direnişler» olarak görmekte ve bunların bastırılmasını olumlu ve ilerici bir iş olarak tarif etmeye devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaypakkaya’nın Eksik Kalan Çıkışı</p>
<p style="text-align: justify;">Mamafih bu sosyal-şoven damarın takipçileri bir yana, hiç değilse 71 kopuşundan beri, Şeyh Sait ayaklanması diye tarif edilegelen Azadi hareketinin bastırılması veya İhsan Nuri önderliğindeki Ağrı-Zilan ayaklanmasının bastırılmasına işaret ederek, Dersim’de 1938’de olanın bu katliamlar zincirinin bir halkası olduğunu söylemek adettendir. Bu bakımdan Kaypakkaya’nın Cumhuriyeti başından itibaren «kemalist faşist diktatörlük» olarak tarif eden tutumu bir tutarlılık arzetmektedir. Ama Kaypakkaya aynı zamanda da fiili işgal koşullarında emperyalizme karşı direnmeyi meşru ve ilerici olarak kabul eder. Dolayısıyla Kuvayı Milli hareketini de bu çerçevede ilerici bir hareket olarak görmek icap eder. Pekiyi bu takdirde cumhuriyetin tesisinden önce gerçekleşen Koçgiri ayaklanmasının bastırılması nereye girecektir? Mustafa Suphilerin katledilmesi emperyalist işgale karşı meşru bir mücadele veren kemalistlerin meşru bir eylemi olarak mı görülmelidir? Her ne kadar Kaypakkaya Mustafa Suphi ve yoldaşlarının «Kemalistlerce katledilmelerine» dikkat çekip bunu lanetlemiş olsa da, bu sorular onun öne sürdüğü tezler çerçevesinde cevapsız kalmaktadır. Onun takipçileri ise Kaypakkaya’nın söylediklerini tamamlayıp, geliştirme konusunda bir adım dahi atabilmiş değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa bu soruların işaret ettiği çelişkiler sadece bu tarihsel olayların açıklık kazanmasına ve bunlar karşısında tutarlı bir tutum alınmasına engel olmakla kalmaz. Aynı zamanda Kuvayı Milliye hareketinin hiç değilse bir evresinde (ki o evrenin sınırları da muğlaktır) meşru ve olumlu olarak görülmesi anlamına gelir. Bu tutum doğrudan doğruya Şefik Hüsnü ile Mustafa Suphi arasındaki ayrımı yapan Kaypakkaya’nın bir görüşü olarak ele alınamaz. Zira bu tutum Komünist Enternasyonal’in beşinci kongresindeki tartışmalar sırasında Şefik Hüsnü TKP’sinin ve Cen Du Siyu ÇKP’sinin de aktif destekleriyle Manuilsky’nin yönettiği oturumda kabul edilen ve İkinci ve Dördüncü Kongre kararlarını revize eden revizyonist tutumu ifade eder. Nitekim Şefik Hüsnü TKP’sini kemalizmin kuyruğuna takarak iğdiş eden çizgi de, ÇKP’yi Kuomintangın içine hapseden çizgi de bu revizyonist kararların ilk uygulamaları olmuştur. Kaypakkaya Şefik Hüsnü ile Mustafa Suphi TKP’leri arasında ayrım yaparken bu ayrımın ardındaki uluslararası çizgiye değinmemiş ve Kemalist hareketin baştan itibaren karşı devrimci bir çizgiyi temsil ettiğini de tespit edememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne var ki bu yanılgı sadece Kemalizme ilişkin bir yanılgı olarak kalmış da değildir. Hala aynı yanılgı Türkiye’de sosyal şovenizmden kopmuş akımlarda bile, değişik vesilelerle kendini göstermeye devam etmektedir. Kemalizme şu ya da bu evresinde bir ilerici işlev vehmedenler, yeri geldiğinde Saddam Hüseyin’in, Kaddafi’nin veyahut Beşir Esad’ın emperyalistler karşısında desteklemeyi de aynı tutuma dayanarak savunmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konu göz önüne alındığında Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresinin ve Mustafa Suphi TKP’sinin mirasına sahip çıkan bir komünist partiyi kurmak için mücadele edenler bakımından Dersim konusu gündeme geldiğinde hatırlatılması gereken ve bilince çıkarılması icap eden konuların başında bu revizyonizm karşısında uyanıklığın sağlanması gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Meşruluğu Mağduriyet ve Mazlumluktan Alma Alışkanlığından Kurtulmak Gerek</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan, Dersim sorunu ve benzeri başka örnekler söz konusu olduğunda sorunu bir katliam olarak ele alma alışkanlığı da başlı başına bir sorundur. Gerçi Dersim’de bir katliam olduğu besbellidir. Koçgiri’de ve başka yerlerde de öyle. Pekiyi ama sorunun sadece bu veçhesi üzerinde çakılı kalan bir tutuma hapsolmak şart mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim ve benzeri deneyimler gündeme geldiğinde sol hareket bu olayları hep mağdur ve mazlum konumuyla anmaktadır. Bu alışkanlık Türkiye’de 12 Eylül’den beri sola hakim olan meşruluğunu mağduriyetinden alma alışkanlığı ile daha vurgulu bir hal almış durumdadır. Bu yaklaşım Kürt isyanlarını da sadece maruz kaldıkları baskılarla anma ve isyancı ve politik yönlerini ört bas ederek salt bir tepki ve muhalefet hareketi olarak algılayıp gösterme yanılgısına zemin hazırlamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kusur bir başka mahzuru daha içermektedir: böylelikle Dersim ayaklanması ve başka benzer ayaklanmalar, ne oldukları açısından değil kimler tarafından ve nasıl ezildikleri açısından ele alınmaktadır. Bu yaklaşımla söz konusu ayaklanmalar hakkında bir şey anlamak da mümkün değildir. Daha da kötüsü bu ayaklanmaların meşruluğunu onların hunharca ezilmesinden çıkarsamak bu ayaklanmaların bizatihi haklı ve meşru olduğu konusunun üzerini örtmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim hareketinin öncesiyle bağı kurulmadığı takdirde de bu kısır döngüden kurtulmak mümkün değildir. Zira bu günlerde daha çok «Dersim Katliamı» diye anılmakta olan Dersim’deki hareket kendi içine kapalı ve tekil yalıtık bir olay olmanın çok ötesindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim Hareketi Diğer Kürt İsyanlarıyla ve Ekim Devrimiyle İlişkilidir</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yanıyla Dersim isyanı ve bu isyanın bastırılması Rusya’daki Şubat devrimi ile tetiklenen ve ekim devrimine varan ayaklanmalar ve Sovyet hareketlerinin bir uzantısı olarak kurulan Erzincan Kürt-Ermeni Şura hükümeti ile ilişkilidir. Bu ilişki herşey bir yana sadece Erzincan şurasına bizzat katılan Koçgiri aşireti reisi Alişer Efendi ve eşi Zarife hanımın kişisel serüvenleri üzerinden izlendiğinde bile açıkça görülür. Zaten Erzincan şurasının Erzincan ve Koçgiri’den sonra taşındığı Yeşilyazı (Zeranige) köyü de Ovacık’tadır. Şuranın izine en son 1934’te bu köyde rastlanmaktadır. Öte yanda Alişer’in de burada olduğu ve Dersim’e yönelik harekat başladığında Mustafa Kemal’in «ya Seyit Rıza’nın yahut Alişer’in kellesini» istediği de bilinmektedir ve Alişer bunun üzerine pusuya düşürülüp burada öldürülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan Seyit Rıza İngiltere’ye yazdığı mektubunda daha önceki Kürt isyanlarına ve bunların bastırılmasına işaret ederken Şeyh Sait-Azadi hareketinin yanısıra Ağrı-Zilan-Xoybun deneyiminden de söz etmektedir. Her ne kadar o da genellikle yapıldığı gibi bu olaylara «katliam» olarak yaklaşsa da, söz konusu olan bambaşka bir deneyimdir ve bunların Dersim ile ilişkisi de sanıldığından ve ekseri söylenenlerden çok daha fazladır. Bilhassa Xoybun örgütü üzerinden gelişen ve Ağrı-Zilan ayaklanması olarak da bilinen deneyimin önemi ve anlamı büyüktür.</p>
<p style="text-align: justify;">Xoybun Zilan katliamından sonra tekrar Suriye’ye sığınmıştır; İhsan Nuri de oraya geçenler arasındadır. Azadi hareketinin bastırılmasının ardından buraya sığınanlarla da önceden olduğu gibi temas içindedir. Şeyh Said’in küçük kardeşi Şeyh Abdürrahim de bunlar arasındadır. Şeyh Abdürrahim, Dersim’e yönelik harekat başladıktan sonra, 1937’de bir kısım silahlı adamını alarak oraya destek olmak üzere harekete geçmiştir. Ancak aralarına karışan bir muhbir yüzbaşı yüzünden sınırı geçtikten sonra Bismil civarında pusuya düşürülüp adamlarıyla birlikte katledilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu son örnek de Şeyh Said ve Ağrı hareketleri ile Dersim arasında Erzincan ile olana benzer bir ilişki olduğunu görmeye yeterlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim’in Ezilmesi Mustafa Kemal’in Asıl Misyonunun Bir Parçasıdır</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye söz konusu olduğunda sorunun başında sosyalistlerin ve devrimcilerin kemalizmin gölgesinden tümüyle kurtulamamış olması belirleyici bir önem taşır. Hüseyin Aygün’ün beyanlarıyla tetiklenen tartışmalarda en sık üzerinde durulan konu da bu konuya ışık tutacak bir vesile sunmaktadır. Aygün’ün açıklamalarında hem CHP’yi en çok rahatsız eden, hem de AKP ve onu destekleyen sözümona anti-kemalist liberallerin iştahını açan konu, «Atatürk’ün de Dersim katliamından haberi vardı» açıklamasıdır. Bu söz üzerine her iki kanattan yükselen açıklama ve tepkilerin hepsi ikiyüzlü ve demagojik tepkilerdir. Solun bütününde ise Kemalizm konusundaki ikircikli tutumlardan ileri gelen bir sessizlik hakimdir. En azından kimse, Atatürk’ün konudan haberi olup olmaması tartışmasının saçmalığına parmak basmaya cüret edememektedir. Oysa Mustafa Kemal’in bu harekattan haberdar olup olmaması, o sırada hasta olup olmaması, gerçeklerin üstünü örtmek için başvurulan demagojik bir ayrıntıdan ibarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zira Mustafa Kemal’in güya emperyalistlere karşı mücadeleyi başlatmak üzere Samsun’a çıkmasıyla başlayan misyonu zaten en son Dersim’de onbinlerce kürdün katledilmesiyle tamamlanan bir karşı-devrimci misyondan başka bir şey değildir. Birinci paylaşım savaşı sırasında Rus birliklerinin bulunduğu Batı Ermenistan ve Kuzey Kürdistan’ın bir bölümü doğrudan doğruya Rusya’da patlak veren devrimin etki alanı içine girmişti. Erzincan Şurası da bu etkinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Rusya’da İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin desteğiyle yer yer de Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin katkılarıyla eski çarlık komutanlarının yönetiminde kurulan karşı devrimci orduların hedefi Ekim Devrimi’nin Kazanımlarını tasfiye etmekti. Yine İngilizlerin ve Fransızların inisiyatifleriyle ve Menşevik Ermenilerin katkısıyla Erzincan Şurasına karşı başlatılan karşı devrim harekatının hedefi de Ekim Devrimi’nin Anadolu topraklarındaki kazanımlarını tasfiye etmek ve bolşevizme karşı bu cephede bir barikat kurmaktı. Bu çerçevede Judeniç, Denikin ve Kolçak gibi eski çarlık komutanlarının misyonları ile Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak vb. gibi eski Osmanlı paşalarının misyonları arasında esaslı bir fark yoktur. Boris Savinkov gibi eski narodniklerin beyaz ordulara katkılarıyla Fransız yabancı lejyonuna katılan Taşnak birliklerinin rolleri arasında da benzerlikler vardır. Aynı dönemde Bolşeviklerden destek talep eden Berzenci veya Simko önderliğindeki hareketlerin ezilmesi ile Erzincan-Koçgiri’deki ve sonra Dersim’deki karşı devrimci saldırılar arasında da benzerlik vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu süreçte eğer Kuvayı Milliye hareketi diğer beyaz ordular gibi doğrudan doğruya bolşeviklere karşı savaşmış değilse, bunun nedeni ne Bolşeviklerin o hareketi ilerici olarak görmesindendir; ne de bu karşı devrimci hareketin böyle bir niyet ve misyonu olmamasındandır. Bu durumun asıl nedeni Sovyet hükümetinin Brest Litovsk anlaşmasıyla bu cephede de savaştan çekilmiş olmasıdır. Buna karşılık Mustafa Suphilerin katledilmesi kadar, Erzincan’dan başlayıp Dersim’e kadar devam eden Kürt hareketine karşı baskı hareketleri ise dolaylı olarak aynı anlama gelen karşı devrimci icraatlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bakımdan Mustafa Kemal’in Dersim’den haberi olup olmadığı konusu bu gerçeği örtmek üzere başvurulan bir demagojiden ibarettir. Bu nedenle bugün Dersim tartışmaları ile gündeme gelen arşivlerin açılması yönündeki taleplerin asıl hedefi bu misyona ilişkin arşivlerin açılması olmalıdır. O takdirde Kemalist hareketin gerçek mahiyeti hakkındaki bütün istifhamlara son verilmiş olacaktır, ki zaten bu arşivlerin herkese kapalı olmadığı da besbellidir. Bu nedenle daha önce de KöZ sayfalarında işlediğimiz bu konuyu bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak yeterlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Hacettepe Üniversitesinde okutulan Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi Dersi&#8217;nin Dr. M. Derviş Kılınçkaya tarafından hazırlanmış olan notlarında da bu tabloya işaret ediliyor:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;<em>İngilizler, bölgedeki etnik çatışmaların durdurulmasını, Erzurum, Erzincan, Bayburt ve Sivas bölgelerinde bir dizi şuralar kurulduğunu ve bunların hemen önlenmesini istemiş, aksi halde kendilerinin bölgeye müdahale edeceklerini bildirmişlerdi. Bunun üzerine hükümet Samsun yöresinde durumu yerinde inceleyip gereken önlemleri almak ihtiyacını duymuş ve bölgeye güvenilir birisinin gönderilmesi için harekete geçmiştir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Damat Ferit Paşa kabinesi o bölgeye değerli fakat kendi isteklerine göre davranacak bir komutanın gönderilmesini düşünüyordu&#8230;. Padişah ve hükümet, dürüst, güvenilir ve iyi bir asker olduğu bilinen ve İttihatçılarla arası açık olan Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı 30 Nisan l9l9&#8242;da 9. Ordu Müfettişliğine tayin etmeyi uygun buldu. Mustafa Kemal Paşa &#8216;ya görevi sırasında bütün askeri ve sivil makamlara emretme yetkisi de verildi.</em>&#8220;</p>
<p style="text-align: justify;">Erzurum, Erzincan, Bayburt ve Sivas, Erzincan şurasının kurulduğu alanı ifade eder; şura da sovyetin o zamanki Türkçe karşılığından başka bir şey değildir. Resmi Tarihte ve oradan kopya çeken solcuların yazılarında 19 Mayıs&#8217;ta cumhuriyeti kurmak üzere Samsun&#8217;a çıktığı yazılan 9. Ordu Müfettişi&#8217;nin resmi görevinin İngilizlerin isteği üzerine bir başka cumhuriyet girişimini önlemek olduğu sadece bu kısa alıntıya bakılsa bile açıkça görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir başka deyişle Erzincan Şurasından Dersim’e kadar uzanan muhtelif Kürt ayaklanmalarının ve örgütlenmelerinin arasında ki bağı kuran halkalardan biri besbelli ki M. Kemal’in bu misyonu ve o misyonun devamını temsil eden gerici karşı devrimci Cumhuriyet’tir. Kürt hareketinin bu tarihçesini katliamlar silsilesi olarak izah etme eğilimin ardında yatan etkenlerden biri de bu sürekliliği sağlayan unsurdur. Ama zincirin tamamını birbirine bağlamak için en azından Türkiye solunun hatta bir ölçüde Kürdistan’daki kimi akımların da Kemalizmin bir dönemde ilerici ve meşru bir rol oynadığı saplantısından kurtulmaları gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşkusuz Kuzey Kürdistan’da gelişen bütün bu hareketler arasında kopukluklar, hatta zaman zaman mezhep ve aşiret ilişkileri nedeniyle karşıtlıklar olduğu, Kürtler arasında bütün bu dönem boyunca çelişki ve çatışmalar olduğu da doğrudur. Ama ekseri öne çıkarılan bu olumsuz örnekler hareketin bütünsel yönünün göz ardı edilmesine mazeret teşkil edemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki, Kürt ulusal hareketinin birlik ve bütünlüğünün sağlanamaması da sadece Kürtlere mahsus bir kusur değildir. Bu kusurun ardında Kürt ulusal hareketinin (o tarihi dönem boyunca Alişer Efendi’den Mahmut Berzenci’ye ve Simko’ya kadar kimi Kürt önderlerinin yeltendikleri gibi) Komünist Enternasyonal’in ve Bolşeviklerin kılavuzluğunda bir ulusal devrimci hareketin veya bu mirasa sahip çıkan bir komünist önderliğin yaratılamamış olması yatmaktadır. Aynı kusur sonraki ve bugünkü sürece de damga vurmaya devam etmektedir. Kuşkusuz bu kusurun yanısıra bilhassa Türkiye’deki ve uluslararası hareketteki oportünist çizgilerin katkısı da belirleyicidir. Bu engelin aşılması da ezen ulus komünistlerinin ödevlerinin başında olmaya devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bakış açısıyla, bugün Dersim konusu etrafında aslında aynı gerici ve karşı devrimci mirası paylaşan AKP ile CHP’nin birbirleriyle yürüttükleri kayıkçı kavgasında kimlerin Dersim ve diğer katliamlarda daha fazla payı olduğu konusunda ileri sürdüklerine takılıp kalmamak gerekir. Komünistlerin asıl ödevi bu vesileyle Kürt ulusal hareketinin bu evresine dair siyasi gerçekleri açıklamaktır. Bunun için de söz konusu hareketlerin katliamla ezilmesinden çok, siyasi yönlerinin ortaya konması gerekir. Bu aynı zamanda solun kemalizmin gölgesi altında kalmaya devam eden kesimlerinin üzerine de ışık tutacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu suretle öne çıkarılması gereken konulardan biri de, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan ve bu kuruluşa giden süreçten beri değişmeyen karşı-devrimci özüdür. Bu gerçeğin vurgulanması aynı zamanda sözümona Kürt Açılımı yahut Dersim veya Alevi Açılımı kisvesi altında yahut «kemalizmin vesayetini sona erdirme» gibi AKP ve destekçilerinin iki yüzlü politikalarının da maskesini düşürecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Komünistlerin ödevlerinden biri de üstü örtülmek istenen bu gerçeklere ışık tuta tuta, emekçilere ve ezilenlere yönelik bugünkü saldırılara karşı somut bir birleşik ve kitlesel hareketin önünü açmak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu aynı zamanda TC devletinin kuruluşundan beri izlemekte olduğu gerici ve karşı devrimci misyonuna karşı kitlesel ve birleşik bir muhalefet hareketinin yaratılmasına imkan verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2256" href="http://www.peyamaazadi.com/manset/akp%e2%80%99nin-yeni-%c2%abdersim-acilimi%c2%bb/attachment/koz"><img class="aligncenter size-full wp-image-2256" title="KoZ" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/12/KoZ.jpg" alt="" width="498" height="221" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/manset/akp%e2%80%99nin-yeni-%c2%abdersim-acilimi%c2%bb/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dersim Katliamı ve CHP</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dersim-katliami-ve-chp</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dersim-katliami-ve-chp#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 23:11:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2238</guid>
		<description><![CDATA[Dersim katliamı kamuoyunun gündeminde. Dersim katliamını gündeme taşıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı. Kürtler her zaman ki gibi suskun ve ilgisiz. CHP, tartışmalardan oldukça rahatsız ve tartışmaları bastırmaya çalışıyor.Bunu yaparken de devletin doksan yıldır her türlü meşru hak aramaya karşı kullandığı argümanları kullanıyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Dersim katliamı kamuoyunun gündeminde. Dersim katliamını gündeme taşıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı. Kürtler her zaman ki gibi suskun ve ilgisiz. CHP, tartışmalardan oldukça rahatsız ve tartışmaları bastırmaya çalışıyor.Bunu yaparken de devletin doksan yıldır her türlü meşru hak aramaya karşı kullandığı argümanları kullanıyor. “Yenilikçi” Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin; “bu söylemler Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne dinamit koymuştur” demekte, Genel Başkan Kılıçdaroğlu daha ileri giderek, Erdoğan için “Sanki Türkiye düşmanını dinliyorum” diyebilmektedir. Bu söylemleri uzatmak mümkün ama gereksiz. Peş peşe gelen cümleler tanıdık. Binlerce kez söylenmiş. Dün Kürtlere ve muhaliflere karşı sarf edilen söylemler, bugün kıyıdan köşeden statükoya dokunan herkese karşı rahatlıkla söylenebiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2239" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dersim-katliami-ve-chp/attachment/dersim-2"><img class="alignright size-medium wp-image-2239" title="Dersim" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/11/Dersim-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>İlginç olan bu sözleri sarf eden ana muhalefet( CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu Dersimli ve muhtemelen katliam mağduru bir aileden gelmekte. Kemal Kılıçdaroğlu, bir kaset sonucu CHP’de saf dışı bırakılan Deniz Baykal yerine genel başkanlığına getirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">“Değişen” CHP’nin başına atanan yeni başkan, tipik bir bürokrat ve ”memlekete hizmet eden iki Atatürkçü evlat yetiştirdim” diye övünen iyi bir devşirme. Devşirme sistemi Osmanlı’dan mirastır. Osmanlı devşirmeler için Balkanlardaki gayri-Müslimlerin çocukları kullanılırdı. Küçük yaşta ailelerinden koparılan çocuklar, Türkleştirilip-Müslüman yapıldıktan sonra devletin hizmetine sokulurlar. Eğitimden geçirilen çocukların ortak özelliği mutlak ittihatkar olmalarıdır. Belli bir aileye, aşirete ve çevreye sahip olmadıkları için, Saltanat için risk oluşturmazlardı. Balkanlar elden çıkınca, eski sistem işlerliğini kaybetti.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti, Kürtlerin Türkleşmesini stratejik bir hedef olarak önüne koyunca; devşirme sistemi yeni biçimler altında yeniden uygulamaya başlandı. Söz konusu uygulamanın pilot bölgesi Dersim’dir. Dersim’i de kapsayan hareket planları 1926 yılında Diyarbakır Valisi Cemal (Bardakçı) ve Hamdi Bey’in hazırladıkları raporlarla başlar. 1925 Kürt Hareketinin bastırılmasından sonra, Şark Islahat Plan’ı uygulamaya konur. Plan 10 Haziran 1927 tarih 1097 sayı ile çıkarılan “Bazı Eşhasın Şark Menatıkından Garp Vilayetlerine Nakline Dair Kanun”la resmileşmiş ve genişletilmiştir. Şark Islahat Planının 9. Maddesine göre; “Kürt isyanını yönlendiren ve yönetenler, bunların yakınları, yandaşları ve aşiret reislerinden, Hükümet’in Doğu’da kalmalarını uygun görmediği kişi, aile ve gruplar Batı’da Hükümet’in göstereceği yerlerde iskan edileceklerdir.”</p>
<p style="text-align: justify;">10 Haziran 1927 tarih ve 1097 sayılı yasa sürgün ve köy boşaltmaları “isyan” sahası dışına çıkartarak, Kürdistan’ı kapsayacak şekilde genişletiyordu. Ancak, burada şu noktalara dikkat etmek gerekiyor. Uygulanan plan sadece fiziki imhaya ve sürgünlerin yapılması ile sınırlı değildir. Yeni bir toplumsal ve bireysel kimlik oluşturmak.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın zamanda Tarih Vakfı Yurt Yayınları arasında çıkan Necmeddin Sahir Sılan’ın arşivinden çıkan belgelerde dönemin uygulamaları çarpıcı şekilde ortaya konuyor. Necmeddin Sahir Sılan, Ali Fetfi Okyar ve İsmet İnönü’nün başbakanlık dönemlerinde Başbakanlık Özel Kalem Müdürüdür. Necmeddin Sahir Sılan, 1939 Bingöl, 1943 ve 1946’da Tunceli mebusluğu yapmıştır. TBMM’de evrak ve tahrirat müdürlüğü yapan Necmeddin Sahir Sılan, devlet arşivinde ki belgelerin bazılarını bir kopyasını kendi özel arşivinde saklamıştır. Bu belgelerden bir tanesi Dersim Meselesi ismini taşımakta ancak, kimin tarafından hazırlandığı belirtilmemiştir. Fon Kodu:NSS, Seri No:03, Dosya No:18, Belge No:186 belgede Dersim Meselesi tarif edilmekte ve alınacak askeri ve idari tedbirler maddeler halinde sıralanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Tarihi hadisatın tesirleri altında eski devirlerden beri Dersim ve civarında yerleşmiş olan ve aslen öz Türk soyundan oldukları halde zamanın ilcaatiyle halihazırda bir Zaza-Kürt manzarası gösteren bu vahşi sürünün gerek birbirlerine ve gerekse çevresindeki muti ve masum insanlara karşı işlemekte oldukları şekavet, soygunculuk ve yaptıkları azgınlıklar bugün için dayanılmayacak bir kerteye gelmiş olduğundan her işten önce bunun ıslahı çok lüzumlu ve önemli bir iş sayılsa yeridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim meselesi ilgili vilayetlerin başaracağı mevzii bir mesele olmayıp ancak devletçe düşünülecek ve alınacak tedbirlerle düzeltilebilinir ki bu da süel kuvvetlerle kestirme(cezri surette) hareket etmekle ve yahut idari tedbirler almakla kabil olabilir.” <a href="#_ftn1">[1]</a>[1]</p>
<p style="text-align: justify;">Alınacak tedbirler ikiye ayrılmaktadır. Askeri tedbirler içerisinde belirlenen aşiretlerin tenkil ve tedip edilerek nakil ve iskânlarını sağlamayı hedeflemektedir. Bölgenin yeniden zapt-u rapt altına alınmasından sonra sağ kalanlar içinde gerekli tedbirler düşünülmüştür. İdari tedbirler başlığı altında on madde olarak sıralanmıştır. Söz konusu on maddeden iki tanesini bilginize sunmak istiyorum. Kemalistlerin hangi tür entrikalarla ve nasıl bir toplumsal kişilik yaratmak istediklerini ortaya koyar. Dersim Meselesi adlı belgenin G ve l maddelerinde yapılacaklar şöyle sıralanır.</p>
<p style="text-align: justify;">“G-Öztürk oldukları şüphe olmayan Dersim aşiretlerinin tarihçeleri tetkik olunarak ayrı bir kavim ve milliyetleri olmadığını gösterir iyi bir propaganda kitabı yazılarak dağıtılması ve öztürk soyundan oldukları yolunda matbuatla muntazam yazı yazdırılması.</p>
<p style="text-align: justify;">I-Yaptırılacak propagandalarda her halde Şafii Kürtlerle anlaşmalarına meydan verilmememsi ve bu aşiretlerin Türkleri ayrı görmesinin başlıca sebebi mezhep ihtilafı olduğundan hassaten Cumhuriyet rejimi ile Laiklik mefhumunun bunlara eyice anlatılması.” <a href="#_ftn2">[2]</a></p>
<p style="text-align: justify;">Kemalistler Dersim’i jenositten geçirirken iki temel hedeflerini hayata geçirmeye çalıştılar. Birincisi Türkleştirme ve ikincisi mezhep farklılığını kullanarak Suni Kürtlere düşman ettirme. Suni Kürtlerin büyük çoğunluğu Safii mezhebine mensuptur. Dersim’de Kürtlük potansiyeli mevcut olduğu için yok etmeye karar veren Kemalistler, mezhep farklılığını kullanarak Kürtler arasında suni düşmanlıklar yaratmaya; Suni Kürtlerin esas tehdit olduğunu empoze etmeye çalışarak, Alevi Kürtleri düzenin yedeğine almaya çalıştılar. Başarısız oldukları söylenemez. Sonuç, jenositten geçirilen elli bin insanın kemiklerini sızlatan tablo oluştu. Ve Dersim ruhen Tuncelileşti. Bir çok insana ad olarak Mustafa yada Kemal isimleri, her yerde rastladığınız ve evlerin baş köşelerini süsleyen Mustafa Kemal resimleri, hala Dersim’de yüzde seksen oy alan CHP ve ortalıkta figüran gibi dolaştırılan Kemal Kılıçdaroğlu, Kamer Gençler…</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı aynı yaklaşımı Suni Kürtler üzerinden yapmaya çalışırdı. Hamidiye Alayları sadece Suni Kürtlerden teşekkül eder ve Alevi Kürtlere yönelik düşmanca duyguların yer edilmesi için gayret edilirdi. Engin Osmanlı deneyimi, Cumhuriyet için de yol göstericidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın Açıklaması Jenosidin İtirafıdır !</p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan’ın açıklamaları itiraftır. Her ne kadar Dersim’i lokal olarak gündeme getirse de sadece sonuçlar üzerinden CHP’yi yıpratmayı hedeflese de tartışmalar bu noktada durmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dersim, katliamlar zincirinin sadece bir halkasıdır. Koçgiri, 1925, Ağrı-Zilan, Dersim diye devam eder. Altı çizilmesi gereken katliamın sonuçları öte, sebepleridir. Sebep, Kürtleri Türkleştirme operasyonudur. Türkleştirme politikası bir insanlık suçudur. Bu nedenle Türkleştirme politikasının tüm aşamaları mercek altına alınmalı, sebepleri tartışmaya açılmalı ve tüm sonuçlarıyla mahkum edilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tartışmaları Dersim’le sınırlı tutmaya veya “Devlet Alevilerden özür dilemelidir” türünden farkı bir mecraya taşımak isteyenler olacaktır. Koçgiri’de, Ağrı-Zilan’da yapılan ne ise Dersim’de yapılan odur. Bunun adı Kürt Katliamıdır. Geçmişle yüzleşme bu gerçeğin kabulünden geçmektedir. Atılacak ilk adım, Başbakan’ın hesabına gelen birkaç belgeyi açıklaması değil; bütün dönemin arşivinin açılmasıdır. Başta Bitlis Harp Divanı, İstiklal Mahkemeleri olmak üzere dönemin bütün yazışmaları, kararları ve tutanakları kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır. Ve yine unutulmamalıdır ki bu dönemin genetik kodlanmasının adı Kemalizm’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kemalizm, bürokratik-militarist erkin ideolojisidir ve Kürtler olduğu kadar Türkler ve diğer azınlıkların büyük acılar yaşamasına sebep olmuştur. Mirasını İttihat-ı Terakki’den alan, Nazizm, Faşizm ve Baasizm gibi dünyayı kana bulayan yönetimlere ilham kaynağı olan Kemalizm ile yüzleşmeden, Türkiye geçmişi ile yüzleşemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürtler, geçmişle yüzleşmenin neresindedirler? (İkinci bölümde devam edecek)</p>
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref1">[1]</a> Kürt Sorunu ve Devlet Tedip ve Tenkil Politikaları(1925-1947) Derleyen Tuğba Yıldırım, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Birinci Baskı 2011, s:93</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="#_ftnref2">[2]</a> A.G.E. s:94-95</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/dersim-katliami-ve-chp/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>qirêja rûyê wan hate dîtin</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/qireja-ruye-wan-hate-ditin</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/qireja-ruye-wan-hate-ditin#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2011 00:16:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>K. Simo Hedilî</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2234</guid>
		<description><![CDATA[‘‘Min nikarî li peşberî vir û hîleyên we biserkevim. Ev ji min re bû dert. 
Lê min jî bejna xwe li ber we netewand. Bila ev jî ji we re bibe dert.’’
Seyîd Riza
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">‘‘<em>Min nikarî li peşberî vir û hîleyên we biserkevim. Ev ji min re bû dert. </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Lê min jî bejna xwe li ber we netewand. Bila ev jî ji we re bibe dert</em>.’’</p>
<p style="text-align: right;">Seyîd Riza</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Pîrê min, me vê carê maskaya li ser rûyên Kemalîstên nîjadperest û ya li ser rûyên melayên sextekar baştir naskiriye. Êdî hew dikarin rûyên xwe yên biqirêj bi maskayên cude veşêrin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ji ber wê mîna gurên devbixwîn bi awayekî sîstematîk êrîşî ser hemû rayên jiyana kurdan dikin. Her ku diçe êrîş û zextên wan mîna êrîşên dema we dijwar dibin.</p>
<p style="text-align: justify;">Êrîşên îro ji êrîşên serdema cuntayên eskerî pir û dijwartir in. Lê mixabin dengên ku van êrîş û zextan protesto dikin weke dema we gelekî kêm in, Pîrê min.</p>
<p style="text-align: justify;">Êrîşên li ser jin û zarokên kurdan sinorê mirovahiyê derbaskirin e. Biqasî ku di dema van melayên sextekar de zarokên kurdan hatine kuştin, tû deman nehatibûne kuştin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bi qasî ku di dema van sextekarên miselmanî û demokrasiyê de zarokên kurdan hatine girtin, tû deman nehatibûn girtin. Li hemberê vê hovîtiyê deng ne weke pêwîst ji nav tirkiyê û ne jî ji dinyay ku xwe berpirsa parastina mafê jin û zarokan dibînê derdikeve, Pîrê min.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2235" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/qireja-ruye-wan-hate-ditin/attachment/dersim-reco"><img class="alignright size-medium wp-image-2235" title="dersim-reco" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/11/dersim-reco-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Biqasî ku di dema vê hukumetê de rêhberê gelê kurd birêz Ocalan tecrît bû, di tû deman de wisa tecrît nebûbû. Bi êrîşa îro dixwazin ji gele kurd re bêjin Ocalan jibîrbike û em çawa bixwazin, em dikarin wisa bikin. Tenê di vê êrîşa faşîzane de zêdeyî 50 parêzvanên birêz Ocalan hatine girtin. Bi wan re zêdeyî sed parêzvan, rojnamevan, siyasetvan û ronekbîrên kurd hatine girtin. Dixwazin gelê kurd bêdeng û bêparêzvan bihêlin, Pîrê min.</p>
<p style="text-align: justify;">Êrîşên vê hukumeta faşîst, êrîşên Almaniya Nazîst yên li dijî cuhuyan tînê bîra mirov. Wan jî hero komek mirovên ku ji xwe re xeter didîtin digirtin û civaka Almaniya fêrî wê rewşê dikirin. Hukumeta tirk jî bi van girtinan civaka tirkiyê fêrî girtina kurdan dike. Çapemeniya tirk ji zû ve ji vê perwerdê re amadebû û hero nûçeyên ku van girtinan weke tiştekî ku divê bibin nîşan didin. Kesên ku dixwazin dengê xwe derxin jî, dengê wan tê fetisandin û zêde dengê wan naye bihîstin, Pîrê min.</p>
<p style="text-align: justify;">Berê jî gelek caran êrîşên hovan li dijî gerîlayên kurdan pêk hatibûn û sekinî bûn. Lê ev çend mehin ku bi her awayî bombebaran dom dikin û di van bombebaranan de çekên kîmyewî yên ku li cîhanê qedexe ne bikar tînin. Xwazeya Kurdistan û hemû zindiyên Kurdistanê bûne armanca çekên wan yên kîmyawî. Pîrê min, ev çek li dijî we jî bikar anîbûn.</p>
<p style="text-align: justify;">Li ser partiya kurdan ya siyasî BDP zextên curbicur berdewam in. Parlementerên wê, şaredarên wê, endamên rêvbirên meclîsên bajarên wê û endamên wê heroj têne girtin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bi van êrîşan zêdeyî heşt hezar kadro û rêvebirên kurdan ên ku karê siyasî dikin hatine girtin. Heta ji wan tê nahêlin kurdên xwedî vîn (îrade) û yên ku li derveyî sîstema wan e, siyasetê bikin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bi kurtî li ser hebûna kurdan êrîşeke gîştî heye û herkesî çav û guhên xwe ji nedîtin û nebihîstina van êrîşan re girtiye, Pîrê min.</p>
<p style="text-align: justify;">Erdogan û aqilmendên wî hesap dikirin ku ew ê kurdan bi zimanekî xapînok, bi çend tiştên arzan, bi hin gavên ne ji dil, bi riyên olî (dîn) û bi vekirina kanalekî Tv bi zimanê kurdî, kurdan bixapînin û kurdan ji vîna wan dûr bikin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bi navê melayên olê bi hezaran endamên sîxuriya xwe MÎT ê şandine kurdistanê. Lê kurd êdî ne kurdên berê bûn û zû ev leyîstokên dewlata tirk aşkere kirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurdan bi limêjên bi zimanê xwe bersiva melayên ku ji bo asîmîlasyonê hatibûn dan. Bi hezaran miselmanên kurd neçûne mizgeftên ku bi tirkî wazdidan û li meydanan limêjên xwe bi zimanê xwe kirin, Pîrê min.</p>
<p style="text-align: justify;">Bi hemû şêweyên xapandinê di hilbijartinê de li hemberî kurdan kar kirin. Bi navê demokrasiyê, bi navê olê, bi balevkirina pere ji bo dengê kurdan bikirin, bi sedan zengînkirina hevalbendên xwe, bi MÎT, polîs û eskerên xwe û bi hemû partiyên xwe yê din ji bo ku kurd bi sernekevin kar kirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Lê di hilbijartinan de gelê kurd bi dostên xwe re 36 parlementer derxistin û rê nedan planên wan yên qirêj. Ji bo wê Erdogan, aqilmendên wî û rêhberê wî yê giryokê sextekar Fetullah Gulen mîna har û dînan êrîşî kurdan dikin, Pîrê min.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ku diçe êrîşên xwe zêde dikin û çekên ku di peymanên navnetewan de qedexe ye bikar tînin. D şerê dawî de dagîrkarên tirk çekên kîmyevî bikar anîn û 36 keç û kurên kurdan yên ku li dijî dagîrkaran liberxwe didan şehîd kir. Di vê hovîtiya dewleta tirk de jî, ne li hindûr û ne jî li derve weke ku pêdivîbûn dengê sazî û dewletên ku xwe berpirsên demokrasiyê û mafê mirovan dibînin derneket, Pîrê min.</p>
<p style="text-align: justify;">Çapemeniya Rojava û ya tirk her li ser 24 leşker tirk yên ku di şerê dawî de hatine kuştin sekinîn û xwestin sedema van êrîşan tevgêra azadiyê nîşan bidin.</p>
<p style="text-align: justify;">Çapemeniya Rojava ya ku ji bo welatên din heroj daxuyanîyan didin û dinivîsin ji bo kurdan bêdeng û lal in. Ev deh sal in ku çapemeniya Rojava bi nûçe û nirxandinên xwe reklama dewleta tirk û hukumeta wê dikin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ji berdêla ku çapemenî û dewletên Rojava dengê xwe ji bo van bêdadiyên dewleta tirk û hukumeta wê bilind bikin, li gelek welatên Rojava êrîşî gelê kurd û komeleyên kurdan dikin.</p>
<p style="text-align: justify;">Zilma ku li kurdan dibe nabînin û piştgiriya vê zilma tirkên hov dikin, Pîrê min.</p>
<p style="text-align: justify;">Piştgiriya van dewletan ya ji bo dewleta tirk bi hevdîtina serokkomarê tirk û jineşaha Îngilîstanê careke din hate beyankirin. Pêşiyê vê jineşahê di dema we de jî, piştevaniya tirkên faşîst kiribûn û li pêşberî komkujiyên Zîlan, Pîran û Dêrsmê bêdeng mabûn.</p>
<p style="text-align: justify;">Pîrê min, vê jineşahê û serokê cunta faşîst Kanan Evren jî, hev dîtibûn. Wê demê jî piştgiriya xwe ji bo qirkirina kurdan û çepgirên tirkiyê diyarkiribû.</p>
<p style="text-align: justify;">Lê Xetera vê hevdîtina serokkomarê tirk û jineşaha Îngilîstanê ji ya wê demê gelekî mezintir e. Tirsa ku di plana vê hevdîtinê de şerê kurd û tirkan derkevê heye. Weke ku tu jî dizanî Pîrê min, hemû siyaseta Îngilîstanê ew e ku li herêman aloziyê çêkê û ji aloziya di nav gelan de sûdwerbigirê ye. Îngilîstan heta niha di vê siyaseta xwe de li gelek cihên cîhanê û li RojhilataNavîn serkeftiye.</p>
<p style="text-align: justify;">Pîrê min şehîdê şehîdan…</p>
<p style="text-align: justify;">Ji bo em careke din li peşberî vir û hîleyên wan rûreşan neyên xapandin û di bin piyên wan de neyên perçiqandin, me pêwîstî dît ku em li hemberê van leyîstok û êrîşan hişyar bin.</p>
<p style="text-align: justify;">Me pêwîstî dît ku em ji berê pirtir, zanîn û hêza xwe bikine yek.</p>
<p style="text-align: justify;">Me pêwîstî dît ku em li hev xwedî derkevin û li hev guhdar bikin.</p>
<p style="text-align: justify;">Em gihiştine wê baweriyê ku em çiqasî aqilê xwe bikine yek, em ê awqasî bi hêz bersiva van êrîşên hindûr û derve bidin.</p>
<p style="text-align: justify;">Pîrê min,</p>
<p style="text-align: justify;">Me peyman daye we ku em vê carê li peşberî vir û hîleyên rûreşan<em> </em>biserkevin û ber bi serkeftinê ve herin.</p>
<p style="text-align: justify;">Me peyman daye we ku em ê bejna xwe li ber wan rûreşan netewandînin û wî dertî ji dilên wan dernexin.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">22.11.2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/qireja-ruye-wan-hate-ditin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suriye ve TC  ile Barzani ve PKK, Neler Oluyor</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/manset/suriye-ve-tc-ile-barzani-ve-pkk-neler-oluyor</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/manset/suriye-ve-tc-ile-barzani-ve-pkk-neler-oluyor#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2011 23:47:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cîhan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2217</guid>
		<description><![CDATA[ABD Irak’ı işgale girişeceğini başta kıymetli müttefiki Türk devleti olmak üzere tüm dünyaya ilan etmişken, Türkler devlet yönetimindeki iki başlılıktan tutalım, hükümetin tecrübesizliği ve kurumlar üzerindeki hâkimiyetini henüz tesis edemeyişinden ötürü, hayati bir hata yapmışlardı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><a rel="attachment wp-att-2218" href="http://www.peyamaazadi.com/manset/suriye-ve-tc-ile-barzani-ve-pkk-neler-oluyor/attachment/davutoglu-barzani"><img class="alignleft size-medium wp-image-2218" title="davutoglu-barzani" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/11/davutoglu-barzani-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a><strong>Kadir Canbek</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türk devleti, sansasyonel biçimde sosyal-ekonomik ve hatta buram buram siyaset yüklü toptan bir paket esliğinde Suriye&#8217;ye çıkartma yapmıştı; vizeler kalktı, aniden iki ülke arasındaki ticaret hacmi milyar dolarlarla telaffuza başlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Anteb, Maraş, Hatay ile hatta Nusaybin bile bu acilim politikasından ekonomik pay almaya başlamışken, umulmadan zuhur eden Tunus, müteakiben Mısır, Yemen, Bahreyn de şişmeye başlayan özgürlük talepleri, toplumları yapay ve cebri kalıplarda tutan dikişleri patlatmaya başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Akabinde huzursuzluk dalgası Suriye sınırlarını da içine alan bir fenomeni tetikledi. Rejim, mutad koruma refleksi olan olum makinesini gösteriler düzenleyen halka karşı her zamanki fütursuzluğuyla sergilemeye başlayınca, aniden Türk hükümeti Suriye rejimine öyle bir negatif tepki geliştirdi ki, bırakalım Başar Esad ile rejiminin önde gelenlerini, tüm Türkiye kamuoyu da şaşkınlığa uğradı.</p>
<p style="text-align: justify;">Buraya kadar olanı zaten izlemeyen yoktur. Suriye ile başlatılan karşılıklı açılım politikası, yakin bir gelecekte her iki tarafa, ama özellikle Türkiye yakasına devasa ekonomik çıkarlar sağlayabilecek potansiyeli barındırdığını kısa surede belli etmişti hâlbuki.</p>
<p style="text-align: justify;">Neden birden bire Türk devleti, Suriye&#8217;de özgürlük şarkıları söyleyen Arap halkına, Arap ülkelerinden daha yüksek frekansta destek çıkıp, rejime eleştirel tonda ses yükseltmeye başladı ve sürdürüyor?</p>
<p style="text-align: justify;">İlginçtir; Türk devleti öyle pekte insanların hakkına, hukukuna saygı madalyası alan bir rejim olmadı hiç ! Böylesine yüksek bir ekonomik potansiyel, çıkar varken; Başar Esad Tayyip Erdoğan&#8217;ın PKK ve Kürd bölücülüğüne ilişkin tüm söylem ve tavsiyelerini kuzu kuzu dinleyip, azami işbirliğine katkıyı her polisiye ve tepeleme alanında vereceğini alenen beyan etmişken, ne oldu da birden Türk devleti, ilişkileri askıya alıverdi?</p>
<p style="text-align: justify;">Sebebi gayet basit&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yine Kürdler !</p>
<p style="text-align: justify;">Hızlı ve kalıcı bir tavra girmelerinin cevabıysa, 2003 sendromunda yatıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD Irak’ı işgale girişeceğini başta kıymetli müttefiki Türk devleti olmak üzere tüm dünyaya ilan etmişken, Türkler devlet yönetimindeki iki başlılıktan tutalım, hükümetin tecrübesizliği ve kurumlar üzerindeki hâkimiyetini henüz tesis edemeyişinden ötürü, hayati bir hata yapmışlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Irak işgal edilmiş, ve Türk devleti zamanın bölgeye yönelik tezgahlanan siyasi-askeri kompozisyonunu düzgün okuyamamıştı. Sonuç ise Türkler açısından tam bir felakete dönüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Saddam sonrası oluşturulan zafer ve paylaşım şölenine Türkler dahil edilmedi!</p>
<p style="text-align: justify;">Türk generaller, silah ve mühimmat olarak çok zayıf ve eğitimsiz olan pesmergenin, Kerkuk-Musul hattında Irak ordusunca perişan edileceği öngörüsünde bulunup, Kuzey Kürdistan sınırlarına dayanması muhtemel Kürdlere mülteci çadırları hazırlayıp ABD&#8217;ye şantaj yapmayı hesaplarlarken, güvendikleri Irak ordusunun en başta subayları, bütün cephaneliği de arkalarında Kürdlere bırakıp, sırra kadem basıvermişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonrasi malum, Güney Kürdistanli liderler büyük bir hata ve öngörüsüzlük yaparak, ellerine hayatta bir defa gecen Kerkük’ü &#8220;yabancı&#8221; unsurlardan temizleyip, Kürdistan sınırları içine alma fırsatını yok yere heba ettiler. O şartlarda ABD Bağdat’ta çok meşguldü ve Kerkük’ün statüsü onları hiç ama hiç ilgilendirmiyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Mamafih Kürdler, Türk devletinin ABD&#8217;ye kolaylik sağlayıp Guney&#8217;e gecis vizesi vermis olmalari halinde cokta rahat elde edebilecekleri gayet şüpheli haklari, rahat rahat, Araplarla catismadan almis oldular.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bugün, sırf bu yüzden, yıllardır aşağılanan Barzani, Türk devletince resmi olarak, kırmızı halılar üzerinde, hem cumhurbaşkanı hem de başbakan ile basbasa, sırlar paylaşıp, muhabbet ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte Türk devletinin Suriye’deki potansiyel devasa ekonomik çıkarlarını gözünü kırpmadan feda edebilmesinin yegane sebebi, bu defa ikinci bir ülkede, Suriye&#8217;de, ikinci bir özerk ya da federal bir Kürdistan&#8217;in kurulmasını engellemektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk devleti, Irak&#8217;taki 2003 faciasının benzerini bir daha , bu defa Suriye özelinde, yaşamak istemiyor. Bu defa Esad sonrası Suriye&#8217;nin sosyal-politik-administratif kadastrosunun çizimindeki bas aktör olarak, paylaşım masasındaki yerini almak istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik bugün için Türkler, kendi finans krizlerinde dağılma tehlikesiyle boğuşan AB ile, hele hele bu berbat Irak ve Afganistan tecrübelerinden sonra, Libya&#8217;daki insani yönden kayıpsız ama etkili dönüşümün mimarlığını zevkle tecrübe edinen ABD&#8217;nin mutlak desteğiyle paçaları sıvamış durumdalar.</p>
<p style="text-align: justify;">Denilebilir ki Türk devleti, özellikle Arap birliğinin Esad rejimini boykotuyla ve bir o kadar da Ürdün kralı Abdullah&#8217;in Esad&#8217;i alenen tehdidiyle, coğrafyada ABD&#8217;nin en etkili &#8211; yetkili vekili ve bölge ombudsmanina dönüşmüş durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk devleti, 2003 te ABD&#8217;nin organize ettiği Iraklı muhaliflerle dayanışma ve onları örgütleme, eğitme fonksiyonunun benzerini Suriyeliler için üstlenmiş durumda.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplantılar yapılıyor; muhaliflerin isimleri yayınlanıyor; sınırda cirit atan Suriyeli muhalif subaylarla gazete röportajları çarşaf çarşaf yayınlanıyor. Suriye&#8217;de elbette tüm muhalefet, sadece Sünni Araplardan oluşmuyor; bir de malum Kürdler var&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Tabiatıyla Türk devleti, ister istemez, haklarında pek resmi bir söylem olmaksızın, organize ettiği ilk muhalif toplantıda, Kürd muhalefet liderine de yer vermek zorunda kalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve birden, bu ilk muhalif toplantısına Kürdleri temsilen katılan Masel Tammo, Kamişlo&#8217;ya döndüğünde katlediliyor. PKK&#8217;nin da etkili olduğu bilinen Kamişlo&#8217;da Kürdler haklı olarak suikasttan rejimi sorumlu tutuyorlar. Kürdlerin de ayaklanma provalarını başlatmaları, Esad rejimi endişelendiriyor. Gösterici Kürdlere ateş açılıyor, ölümler meydana geliyor. Bu arada ilgili her kes nefesini tutmuş bicimde Suriye rejiminin günlerinin sayısını tartışmaya başlıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra, ortalık birden sakinleşiyor Kürd cephesinde. Önce Çukurca’ya PKK saldırısı oluyor. Hemen akabinde Barzani, Kürd kitlelere &#8220;itidal&#8221; telkin ediyor. PKK liderleri Türk devletinin Suriye’yi işgal etmesi halinde direneceklerini açıklıyorlar. Rejim yanlısı gösterilerde, Beyrut’ta bile Esad ile Abdullah Öcalan porteleri yan yana taşınabiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada bir gariplik yok mudur ?</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik nasıl olurda Barzani ile PKK, Barzani topluma frene basmayı telkin, PKK ise alenen Esad&#8217;i desteklediğini belirtse de, Kürdleri muhalefet cephesinden alıkoymada aynı noktaya düşebiliyorlar ?</p>
<p style="text-align: justify;">Ve daha da önemlisi, nasıl olurda tüm derdi adeta bir kabus olan, Suriye Kürdlerinin özerklik ya da federal bir statüye kavuşabilme ihtimalini ortadan kaldırmaya yönelik her tedbiri almaktan başkaca bir şey olmayan Türk devleti, Suriyeli rejim muhaliflerinin arasında güçlü bir Kürd sesi görmeyi ister ?</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle düşünelim; Türk devleti Suriye muhalefetini güçlendirirken, ayni zamanda bu muhalefetin potansiyel en etkin ve militan unsuru olabilecek olan Kürdlerle, nasıl işbirliği yapacaktır ?</p>
<p style="text-align: justify;">Türklerin derdi zaten bu korkutucu ihtimali törpülemek değil midir?</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman, Masel Tammo Türkler için neden ve niye bir müttefik olsun ki ?</p>
<p style="text-align: justify;">Kürdlerin Esad rejimine muhalif olmasından da ziyade, bu rejimi destekleyen bir konumda bulunması, Türklerin Esad sonrası Suriye&#8217;yi paylaşım masasındaki elini daha da güçlendirmez mi ?</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan hemen PKK&#8217;ya göz atalım, konuya geri döneceğim. PKK için, hava hoş zaten. Liderlerin geliştirdikleri politik adımlar, eylem kararları, söylemlere bakılırsa Kürd halkının menfaati haricinde her anlam çıkabilecek yorumlara açık fiilleri olduğu rahatlıkla söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama burada dikkat çekmesi gereken, Barzani&#8217;nin, özellikle Masel Tammo&#8217;nun katlinden sonra Kürd halkına yönelik itidal telkinleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu neden yapıyor Barzani ?</p>
<p style="text-align: justify;">Suna dikkat edelim; Barzani, ABD&#8217;nin Irak&#8217;ta ne yaptığını, yapacağını yüz yüze onlarla konuşan tartışan, birlikte bazen uyusan kararları alabilen bir pozisyondadır. Ve aynı zamanda da , benzeri konuları resmi olarak Türkler , Farslar ve Araplarla da konuşabilecek durumdadır. Barzani’den, bu şartlar altında beklenen, diplomatik bir dildir; onu yapmıştır zaten. Ama öte yandan da Esad&#8217;in resmi davetine icabet etmemekle de, ilgili güçlerin Esad rejimine ilişkin değişim projelerinin ciddiyetine de işaret etmiş olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve daha da önemlisi bir müddet sonra Irak’ı terk edecek olan ABD Barzani&#8217;ye, Türklere ilişkin, mesela Kuzey Kürdleri söz konusu olduğunda, onlarla yakin bir işbirliğini hararetle tavsiye etmiştir. Bu arada da Türkiye&#8217;ye Güney Kürdistan&#8217;i tahrip edici yaklaşımlardan uzak durmalarının kendileri açısından da gerekli olduğunu, 2003 den itibaren gelişen sureci hatırlatarak , tavsiye etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle Iraktaki Arap rejiminin, ABD sonrası her an zıvanadan çıkma eğilimi gösterebileceği göz önüne alındığında ABD&#8217;nin Türklere sağladığı muazzam desteğin, küçük bir ölçekte de olsa, bölgenin batı yanlısı rejimlerinin birbirlerine zarar vermemeleri şartına, Güney Kürdleri söz konusu olarak, tabi olabileceği de düşünülebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">O zaman tekrar su soruyu ortaya atalım?</p>
<p style="text-align: justify;">Masel Tammo&#8217;nun olumu kimlere yaramıştır ?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada, bölgenin yeni ve tam batı, çoğunluk Arap destekli yeni gücü Türk devleti, Suriye sınırında, rejimin zulmünden kaçanları barındırmak için bir tampon bölge-buffering zone kurabilir; bunun için, kanaatimce Suudiden çok talep ve destek var.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk devleti, Suriye hükümetinden izin almaksızın, onların topraklarının bir kısmını da içeren tampon bölge kurarsa, bu bölgeyi oluşturmak için elbette askeri gücünü kullanmak zorunda kalacaktır. Bunun adi ise işgal ve muhtemel sonucu ise, savaştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanaatimce Türk devleti, tüm klasik Kürd korkusuna rağmen, PKK&#8217;nin da Suriye Kürdlerini mahvetmesi, yanliş ata oynatması sonucu, ardındaki bu limitsiz Batı ve güçlü Arap desteğiyle tampon bölgeyi oluşturmak için yakin zamanda harekete geçmenin şartlarını oluşturmakla meşgul görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve tampon bölgenin kurulması halinde, Esad rejiminin öngörülenden daha çabuk çökeceğini tahmin edebiliyorum</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak, içim burkularak ifade edeyim; Kürd evlatlarının üzerinde, Çukurca vadilerinde denenen lazer güdümlü bombalar, yeni satın alınan (daha doğrusu ABD tarafından kullanılmasına izin verilen) predatorlar Türk devletinin Suriye’ye karşı girişebileceği bir kara harekatının bedava ve dünya da tepkisiz, bir ön provası canlı tatbikattan öte anlama gelmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey&#8217;i , Leninci vs ci sol mugalatalar sayesinde mahveden PKK liderliği, şimdi de Suriye Kürdlerine hayatta ilk defa gülen şansı berhava ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kaç gün evvel, Marmara’da vapur kaçıran, kaçırmaya zorlanan, öldürtülen Kürd evladının ardından PKK liderleri şu mealde bir açıklama yapmışlar:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221; &#8230; &#8230; yoldaş&#8230; . başkan Apo&#8217;nun&#8230; .. önderliğin ışığında&#8230; . Apo&#8217;nun&#8230; . &#8220;</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, Allah Kürd&#8217;ü yaratırken, şarta bağlı yaratmış&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">17 Kasım 2011</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="mailto:kalpatin1@hotmail.com" target="_blank">kalpatin1@hotmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/manset/suriye-ve-tc-ile-barzani-ve-pkk-neler-oluyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulusal ve uluslararası yardımlara ne yapılıyor?</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/manset/ulusal-ve-uluslararasi-yardimlara-ne-yapiliyor</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/manset/ulusal-ve-uluslararasi-yardimlara-ne-yapiliyor#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Nov 2011 23:38:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2212</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye gerçekten yardım cenneti m? Saddam’ın zulmünden dolayı kuzeye, dağlara doğru kaçan yüzbinlere destek için değişik halklarca gönderilen ve T.C. sınırları içine ulaştırılan yardımlara ne oldu? Ne yapıldı? Bu malzemeler, paralar kimlere verildi? Kimler bu yardımlardan dolayı tüccar olabile olanağına kavuştular?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: right;"><strong><a rel="attachment wp-att-2214" href="http://www.peyamaazadi.com/manset/ulusal-ve-uluslararasi-yardimlara-ne-yapiliyor/attachment/111025032156-turkey-fire-quake-horizontal-gallery-2"><img class="aligncenter size-full wp-image-2214" title="111025032156-turkey-fire-quake-horizontal-gallery" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/11/111025032156-turkey-fire-quake-horizontal-gallery1.jpg" alt="" width="640" height="360" /></a></strong></h4>
<h4 style="text-align: right;"><strong>Sevê Evin Çiçek*</strong></h4>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kürtlerin memleketlerinde doğal veya sömürgeciliğin neden olduğu felaketler ve T.C devletini yönetenlerin yıllara göre yaklaşımları. 1991 Güneyden kaçış, 2011 Wan. Ulusal ve uluslararası yardımlara ne yapılıyor? </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye gerçekten yardım cenneti m? Saddam’ın zulmünden dolayı kuzeye, dağlara doğru kaçan yüzbinlere destek için değişik halklarca gönderilen ve T.C. sınırları içine ulaştırılan yardımlara ne oldu? Ne yapıldı? Bu malzemeler, paralar kimlere verildi? Kimler bu yardımlardan dolayı tüccar olabile olanağına kavuştular?</p>
<p style="text-align: justify;">Bizler, gönderilen yardımları hangi şartlar altında yardıma muhtaç olan insanlarımıza ulaştırabildik? İç mültecilere gönderilen paraları Hayri Kozakçıoğlu hangi hakla Diyarbakır’dan İstanbul’a taşıdı? Nerelerde, hangi amaçlarla kullandı?</p>
<p style="text-align: justify;">2 Nisan 1991 tarihinden itibaren kuzey de ve Kürdlerin yaşadıkları diğer bütün şehirlerde yardım komiteleri oluşturuldu. Ben o tarihte İstanbul’da bulunan Petrol İş Genel Başkanı’ndan yardım istedim. Kendisinin aracılığıyla 8 ilaç firmasından yardım sözü aldım. Halkın Emek Partisi İstanbul Bakırköy ilçesi yöneticilerini ilaç, giyecek, yiyecek toplayıp Çal’a (Çukurca) ulaştırmak üzere seferber ettim.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplanan bir tır dolusu ilaç ve erzakla, bir otobüs dolusu doktor, hemşire ve diğer sağlık personelleri 10 Nisan tarihinde Çal’a hareket ettiler. Konya Belediye Başkanı Kürd’dü. Konya ili sınırları içinde çok sayıda Kürd yaşamaktaydı. Burada da kamyonlarca yiyecek ve giyecek toplandı.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan Hakları Derneği’yönetici ve üyeleri de kendi olanakları çapında harekete başlamışlardı. Toplanılan ilaç ve diğer malzemeleri Konya Valiligi kabul etmemişti. Kürdler, bu malzemeleri İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi vasıtasıyla iç mültecilere ulaştırmaya çalıştılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün illerin valileri İnsan Hakları Derneği şubelerinin yönetici ve üyelerini oluşturulan komisyonlara katmadılar, dışladılar. Valiler, kendi istekleri doğrultusunda hareket eden kişilerden komisyonlar oluşturdular. İzmit’de de çok sayıda Kürd yaşamaktaydı. Orada da kamyonlarla eşya ve yiyecek toplandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Halkın Emek Partisi yöneticileri gazetelere ilanlar vererek kendilerinin bütün il ve ilçe teşkilatlarınca oluşturulan yardım kampanyalarının devam ettirildiğini bildiriyorlardı. T.C. görevlileri ise devlet kanallarından sürekli iç mülteci haline getirilen insanların durumlarını göstererek “zavalılık-acıma edebiyatı” yapıyorlardı. İç mülteciler adına banka hesap numaraları açıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ara T.C. Sağlık Bakanı açtığı hesap numarasında 45.000.000 Türk lirasının toplandığını belirtince, biz bayağı güldük. Çaresiz kalan insanlar o hesap numaralarına para yatırıyorlardı. Oysa  Şexo adlı Albistan’lı bir Kürd İstanbul’un Mahmutpaşa semtinde üç saat içinde 250.000.000 liralık giyecek toplamıştı. İnsanlarımız, T.C. yöneticilerine güvenmedikleri için kendileri yardım kanalları açıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Dıyarbakır’da “Diyarbakır Yardım Komitesi”ni Diyarbakır Vali Muavini oluşturmaya çalışıyordu. Toplantıya baro başkanı, tabipler odası, diğer kurum ve kuruluşların temsilcileriyle, İnsan Hakları Derneği(İHD) Dıyarbakır Şube Başkanı birlikte gitmişlerdi. Dıyarbakır valisi ise: “<em>Ben İHD’le aynı masaya oturmam</em>.” demişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu cümle üzerine baro başkanı da komiteye girmeyerek durumu protesto etmişti. Siirte’de de vali aynı şekilde davrandı. Kendi doğrultusundaki kişilerden komite oluşturdu. Halkın Emek Partisi (HEP) yönetici ve üyelerinin topladıkları mallara da el koydular, malzemeler gasp edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben İHD Şube Başkanı’ydım. Aynı zaman da da HEP yöneticisiydim. Bu gelişme üzerine, daha sonra biraraya getirdiğimiz malzemeleri T.C.nin şehir yöneticilerine, temsilcilerine vermedik ve kendimiz iç mültecilerimize ulaştırmaya çalıştık. Vermedik, çünkü malzemelerin iç mültecilere verilmediğini, verilmeyeceğini biliyorduk. İç mültecilerin, T.C. yöneticilerinin sıfatlandırmalarıyla “Sığınmacıların” yanlarına gidip, gelebilen insanlarımız gerçekleri, yapılanları, yaklaşımları anlatıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Halktan insanların bireysel olarak kendi başlarına veya oluşturulan komite mensuplarının mültecilerle dayanışma amacıyla araçlara doldurdukları bütün mallar yol güzergahlarında, denetleme noktalarında karakolların önlerine yığılıyor, karakollara dolduruluyor, dışarıda bırakılan malzemeler özellikle yağmur altında bırakılıyor ve yenilmiyecek, kullanılmayacak hale getiriliyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplanılan ve karakolların önlerinde yerlere bıraktırılan, karakol içlerine taşıtırılan yiyecekler askerlere yiyecek oluyorlardı. Malzemelerin psikolojik ve fiziki baskı uygulanmak suretiyle araçlardan indirilmelerinin amaçlarından biri buydu.</p>
<p style="text-align: justify;">T.C. sınırları dışından ve içinden bölgeye gönderilen malzemeler devletin depolarına dolduruldular. T.C.Ordusu’na bağlı askerlere yıllarca yetecek miktarda malzeme toplanmıştı. Günlerce aç bırakılan iç mülteciler yiyecek yüklü araçlara doğru harekete geçtiklerinde, hucum ettiklerin de ise T.C.Ordusu’na bağlı askerler tarafından kurşunlanıyorlardı, dipçikleniyorlardı, dövülüyorlardı, tehdit ediliyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürd olan doktorların kendi halklarından veya komşu halklardan olup da iç mülteci olma sonucu hastalanan insanları tedavi etmeleri engelleniyordu. Şırnex’da(Şırnak) görevli olan Mehmet adlı bir doktor engellendiği için kaymakamla tartışmıştı. Bu doktor hakkında soruşturma açılmıştı. Hakkında soruşturma açılan doktor, hastalara ilaç verilmedigini belirtmişti. Neden buydu.</p>
<p style="text-align: justify;">Korucular ve askerler ise yardımsever, dayanışmacı insanların gönderdikleri malları parayla o insanlara, iç mültecilere satıyorlardı. Bölge de tefeciler, felaket tüccarları türetilmişti. Bir ekmeğin 6.000 liraya satıldığı gazeteler de yazıldı. Korucular, iç mültecilerin hayvanlarını, silahlarını, değerli mallarını çok ucuz fiyata alıp, yüksek fiyatla başkalarına satıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">İç mülteciler içinde bulunan, mülteci olan doktorların çalışmalarına müsade edilmiyordu. Bu engellemeden dolayı çok sayıda kişi yaşamını yitirmişti. En çok da çocuklar ölüyorlardı. Doğanın kanunu geçerliydi. Doğa seçimini yapıyordu. Güçlü olan sağ kalırken, zayıf olan ölüyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Siirt HEP’de toplanan ve Yekmal iç mülteci kampına ulaştırılabilinen yiyecek ve giyecek malzemelerini taşıyan şöförün anlatımı: “<em>Birinci askeri kontrol Şırnex girişinde yapıldı. Yekmal’a gidene kadar 14 nokta da kontrolden geçirildik. 5.ci kontrole karlar sürekli eşyaları araçtan indirmemiz yönünde zorlandık. Bizse indirmemek için direttik. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Qılaban (Uludere) </em><em>Gerür’</em><em>da (Ortabag) İsveç’li 4 gazeteciyle karşılaştık. İçlerinden biri çok güzel kürdçe konuşuyordu. Yekmal’e gitme istemimizi, amacımızı, karakol ve kontrol noktalarındaki askerlerin bize yaklaşımlarını kendilerine anlattık. Anlatımlarımız üzerine o gazeteciler bize yardımcı olacaklarını söylediler. Onlarla birlikte yol aldık, ilerledik. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Onlar, kontrol noktalarında</em> “Eşyaları kendilerinin getirdiklerini, malzemelerin kendilerine ait oldugunu” <em>belirtiler. Onların sahiplenmeleriyle, yardımlarıyla malzemelerimize el konmamasını sağladık ve “Yekmal sığınmacı kampına” ulaştık. Yekmal’de de askeri nokta, kontrol, engelleme vardı. Orada da malzemeleri askere teslim etmedik. Kendimiz doğrudan teker, teker iç mültecilere verdik, dağıttık. Oradaki insanların T.C.Ordusu askerlerini istemediklerini, askerlerin uygulamalarından dolayı tedirgin, rahatsız olduklarını gördük. Hallerinden, duruşlarından belliydi.</em>”</p>
<p style="text-align: justify;">HEP’in topladığı malzemeleri taşıyanlar İsveçli gazetecilerle karşılaşmamış olsalardı, götürülen yiyecekler bir karakolun önüne indirilecek, bir bölümü askerlere sunulacak, bir bölümü de yağmur veya güneş altında kullanılmayacak, yararlanılamaycak hale getirileceklerdi. Amaç bu malzemelerin güneyden gelenlere ulaşmasını, güneylilerce yenmesini, giyilmesini, kullanılmasını önlemekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Mersin HEP’de görevli olup, iç mültecilere malzeme getiren bir Kürdün, Almanya’dan yardım  amacıyla gelen ve o anda büromda bulunan Medico İnternational görevlilerine anlatığı tanıklığı: “<em>Ben ve arkadaşlarım Mersin’den toplanan parayı alıp, buraya gelip, burada Siirt’de yiyecek maddesi satın aldık. Yiyecek maddelerini yüklediğimiz kamyonlarla yola düştük.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Mültecilerin yanlarına ulaşana kadar çok zorluk çektik. Ben mültecilerin yanındayken havadan aşağıya doğru yardım malzemeleri atılıyordu. Atılan malzemeleri asker ve korucular alıyorlardı. Bir genç mülteci atılan çadırlardan birini aldı. Askerler ona doğru silahlarını çevirdiler, korucu olan da o çadırı onun elinden aldı. Ben kendilerine müdahale ettim. Girişimim sonuç vermedi.</em>”</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tanıklık ve anlatım havadan atılan eşyalara kimlerin silah, şiddet yoluyla el koyduğunu gösteriyordu. İhtiyacı olan insan için atılan, ihtiyacı olan insan tarafından alınan, çevrilen namlu sonucu yere bırakılan ve bir Kürd korucu tarafından kucaklanan, askere doğru taşınan çadır&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Havadan atılan yiyecek maddeleri de, avrupa ülkelerinde yaşayan insanların yemek kültürlerine göre hazırlanmış, içlerinde katkı maddeleri bulunan pratik şeylerdi. Oysa Kürdler bu tür şeyleri yemeye alışkın insanlar değillerdi. Bundan dolayı da yiyecek maddelerinin bir kısmı yenilemiyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Gönderilen yiyecek ve ilaçların bir kısmının tarihlerinin geçmiş olması da ayrı bir sorundu. T.C. yöneticileri de bu durumu antipropaganda malzemesi olarak kullanmaya çalışıyorlardı. Medyaları aracılığıyla “<em>Bakın işte çöpe atılacakları yardım adı altında Kürdlere gönderiyorlar.”</em> diyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer yandan T.C.nde basılan ve derin devletin borazanı olan gazeteler de: “<em>Kürd kadınları kendilerini yiyecek karşılıgın da satıyorlar.</em>” başlıklarını atmayı ihmal etmiyorlardı. Meydan gibi asparagas haber üreten bir gazete, bu türden yalan bir habere yer vermeyi de görev saydı. Açam belliydi!</p>
<p style="text-align: justify;">Açlıkla başbaşa bırakılan, her türlü zulme maruz kalan insanları karalama kampanyasından medet umuyorlardı. Hem T.C. sınırları içinden, hem de dışından tonlarca yiyecek, giyecek, korunma ve tıbbi malzeme gönderilmişti. Bu malzemeler depolara doldurulmuş ve ihtiyaç sahiplerine verilmemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlarımızsa malzemelerin depolara doldurulduklarını, bilinçli ve amaçlı olarak iç mültecilere verilmediğini, bu yaklaşımdaki gerçek amaçları biliyorlardı. İç mülteciler aç kaldıkları için defalarca kamplarının yakınında T.C. Ordusu mensuplarınca kurulmuş olan depolara saldırdılar. Taşlı, sopalı kavgalar çıktı. Yaralanmalar ve ölmeler oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Almanya Kiliseler Birligi, Nisan 1991’de benim adıma malzeme gönderdi. Malzemeyi taşıyan kişi doğrudan evime geldi. O alman, o gece evimin tam karşısında bulunan Siirt Emniyet Müdürlügü’ne çagrıldı. Geliş nedeni, neden Siirte geldiği, beni nasıl, hangi nedenlerden dolayı tanıdığı, niye benim evimde kaldığı vb. sorularla rahatsız edildi, sorgulandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Getirilen ilaçlar almanya plakalı araçtaydılar. O araç o sabaha kadar Siirt Emniyet Müdürlüğü’nün önünde beklettildi. Ertesi günse ben ve arkadaşlarım iç mülteci bebekler için yiyecek, ilaç ve mutfak eşyaları satın aldık. Eşyaları bir kamyona doldurduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Almanya Kiliseler Birligi’nin gönderdiği bir ton ilacı o insanlara ulaştırmak için gelen temsilci ile birlikte, beş aylık olan küçük oğlumla, 5 yaşında olan diğer oğlumu da yanıma alarak yola çıktık. Yolculuk Siirt’den itibaren tam bir günümüzü aldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Üç sivil polis aracı, sivil polislerle doldurulmuştu. Bizler hareket etmeden önce takibe alındık. Dıhê’ye (Eruh) vardığımızda da halen izlendigimizi fark ettik. Yol güzergahında defalarca kontrolden geçirildik. Şırnex’den sonra Qılab’a doğru yol bir vadi boyunca devam ediyordu. O vadi de l00 metre uzunluğunda olan bir yer boyunca üst üste yığılmış patates çuvallarını, yerlere dökülüp ezilmiş hazır su şişelerini ve diğer yiyecek çuvallarını üst üste atılmış halde gördük. Durumu şaşkınlık, hayret, üzüntü, kızgınlık ve öfkeyle seyrettik.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlar iç mültecilerin açlıktan, soğuktan, hastalıktan ölmemeleri için yiyeceklerini, giyeceklerini paylaşma mecburiyeti duyuyorlardı, topluyor ve gönderiyorlardı. Kilometrelerce uzaklardan veya çevre illerden Şırnex’a, Qılab’a kadar taşınan malzemeler yerlere boşaltılmış, ezilmiş, yağmur ve güneş önünde bozulamaya terk edilmişlerdi. İyi niyet veya ard niyet görülüyordu, anlaşılabiliniyordu !</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Vadiden tepelere doğru çıkmaya başladık. Tepeye doğru tırmanmaya başladığımızda da birçok yerde, yerlere atılan, serpiştirilen yiyecek yığınlarıyla karşılaştık. Epey tırmandıktan sonra yeni bir askeri karakolu gördük. O karakolun çevresi seyyar çadırlardan ve askeri depolardan oluşuyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">İç mülteci bayanlar kucaklarındaki çocukları kurtarma, yaşatma umuduyla çadırların önünde sıra halinde bekliyorlardı. Ne ilaç miktarı, çeşidi ne de doktor sayısı, kapasitesi yeterliydi. Doktorlar hem bilgi yönünden, hem araç yönünden yetersizlerdi. Yaralıların tedavi edilmeleri, ameliyat edilmeleri mümkün degildi.</p>
<p style="text-align: justify;">T.C.Ordusu’na bağlı olan ve iç mültecilerin etrafında görevlendirilen karakol görevlileri bizi yeni bir sorguya aldılar. Yanımdaki kişi almandı ve yabancı olduğu belliydi. Ona dokunamazlardı ! Bense gazeteci oldugumu söyledim. Oraya kadar da gidebilmiştik. Kontrol noktalarından geçmemize izin verilmişti ! Karakol görevlilerinin bizi engellemelerini önleyebildik. Yanımda ki alman olmasaydı, o kampa, o insanlara ulaşmamız mümkün olmayacaktı. Türkçe konuşan kürd gazeteci olmam, engellenmem, geri çevrilmem için yeterli nedendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Girişteki askeri noktayı geçtikten sonra yukarlara çıktıkça sefaleti, çaresizliği kendi gözlerimizle görmeye başladık. Peşmergelerle karşılaşıp konuştum. Birisi annesinin soğuğa, yolculuğa dayanamadığını ve öldüğünü söyledi. İçinde bulundukları koşulları, Yekmal’de karakol kuranların kendilerine olan yaklaşımlarını anlattılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Girdigimiz çadırlardan birinde 45 günlük bir bebek gördüm. Sadece bir kiloluk bir görünüm sergiliyordu. Kendisine sütümü vermek, beslemek istedim. O ise gögsümdeki sütü emecek güce bile sahip degildi. Altı ıslaktı. Annesi altını değiştirecek malzemeye sahip degildi. Değiştiremiyordu ve çaresizdi. Çadırın içide, dışarısı da soğuktu. O bebek ve annenin içinde bulundukları koşullardan dolayı kendimi kontrol edemedim ve hıçkırmaya başladım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir halk düşününkü dünyanın en verimli topraklarına sahip olsun ve başkaları o toprakların yeraltı, yer üstü zenginliklerini, ürünlerini paylaşsınlar. O halk da kendi memleketinde, memleketinde yaşayan komşu halklardan insanlarla birlikte kimyasal maddelerden dolayı ölmemek için dağlara tırmansın, bir taraftan diğer tarafa geçsin ve bir ordudan kurtulurken, diğer ordunun mensuplarınca sarılsın açlığa, susuzluğa mahkum edilsin. Jeopolitik hesaplarla sürekli nüfusları azaltılsın, özgürlük, bağımsızlık tutkusundan vazgeçirilmek, teslim alınmak, asimile edilmek için soykırımlara maruz bırakılsın. Soykırımlar ve iç mültecilik göçleri birbirlerini izlesinler.</p>
<p style="text-align: justify;">Güneyli Kürdler ve komşu halklardan oluşan iç mülteciler açlardı. İçecek yoktu. Biz götürdügümüz ilaç ve yiyecegi kendi ellerimizle o insanlara verdik, dagıttık. Hava kararmak üzereydi. Askerler ellerinde sopa ve silahlarla insanlara baskı, şiddet uyguluyorlar ve onları kurulan çadırlara girmeye zorluyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, susuzluk ve açlık çekerlerken, onlar için gönderilen tonlarca yiyecekse aşağıdaki vadiye atılmış, boşaltılmış yağmur ve güneşin önüne terk edilmişti. İnsanların o vadiye inip de, suyu, yiyecek maddelerini almaları mümkün degildi. Onlar, önlerinde oluşturulan askeri barikatı aşamıyorlardı. Silahlar üzerlerine çevriliyor, dipçikler ileri geri götürülüp, getiriliyor ve sopalarsa kaldırılıp, indiriliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün malzemeleri ihtiyaç sahiplerine verdikten, vedalaştıktan sonra Şırnex’e doğru yola çıktık. O geceyi Şırnex’de Mala Axay Sor’da geçirdik. Gece yolculuk yapamazdık. Can güvenliği yoktu. Fazlasıyla gerilim yaşamış ve yorgun düşmüştük.</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa da bulunan bir yardım kuruluşu olan “Secours Populaire Français” «http://www.secourspopulaire.fr/” görevlileri bir araya getirdikleri maddeleri Mayıs 1991’de benim adıma gönderdiler. Secours Populaire Français görevlileri malzemeleri iki kişinin kontrolunda, sorumluluğunda Diyarbakır’a kadar göndermeyi başardılar. Ya sonrası?</p>
<p style="text-align: justify;">İlk tır Diyarbakır’a ulaştırılmıştı. Bu tır doluydu. Gönderilen tır Dıyarbakır’da alıkonulmuştu. Hekkari’ye, Şırnex’e götürülülmesine müsade edilmedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa’da gönderme işlemleri benim adıma yapılmıştı. Bütün işlemler benim adıma yapılmış olmasına rağmen, Diyarbakır Gümrük Müdürlüğü, Gümrük Muhafaza Müdürlüğü görevlileri ve polisler bana haber vermeden, benim görüşümü sormadan, malzemeleri getirenlerin özgür iradeye dayanan olurlarını almadan gönderilen bütün malzemeleri Türkiye Kızılayı’na devretmişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">T.C. kanunlarına göre “<em>dernegin temsilcisi kabul edip, imza atmadan</em>” devir işlemi yapılamazdı. T.C memurları, T.C. kanunlarını bilerek çigniyorlardı, yok sayıyorlardı. Onlar için “gerekirse”kanun vardı, “gerkmiyorsa” yoktu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu devretmede amaç, gönderilen ve gönderilecek olan bütün malzemeleri Kızılay’ın Ankara’daki depolarına yollamaktı. Bu amaçla alalacale devir işlemlerini yapıyorlardı. İlk tırla birlikte Diyarbakır’a gelen iki Fransa vatandaşından biri, Doğu Kürdistan’lı Behrooz Jakanzad Diyarbakır havaalanında gümrükte görevli olan bir sivil polis ve 5 subay tarafından dövülmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Behrooz’u dövmelerinin nedeni, Behrooz’un tıra yüklü olarak Diyarbakır’a ulaştırılan eşyaları Türkiye Kızılay’ına devretmeyi kabul etmemesi, bu amaçla hazırlanan belgeleri imzalamamasıydı. O: &#8220;<em>Biz Fransa’dan buraya kadar geldik. Bu eşyaları, malzemeleri kendi ellerimizle o insanlara teslim edecegiz.</em>” demişti. Bu cümlesi üzerine saldırıya uğramıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gümrükte görevli olanlar Secours Populaire Français görevlisi olan Kürdü dövdükten sonra, uyguladıkları psikolojik ve fiziki şiddet altında “Türkiye Kızılay”ına devretme evrakını ona imzalatmışlardı. Ben durumu haber alır almaz Diyarbakır’a gittim. Dövülen Behrooz Jakanzad’ın yüzü, vucudu yara ve çürük içindeydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Otel de kendileriyle görüştüm. Behrooz gelişmeleri bana anlattı. Bense engellemeler karşısında T.C. Başbakanlık Halkla İlişkiler biriminden bir yetkiliyi aramak istedim. Otelin santralını dinlemeye alan polisse iletişimi engelledi. Polis, o birimin görevlisiymiş rolünü oynadı. Bana bağırmaya başladı. Benim görüşmemi engelledi. Telefonlarla sorunu hal edemeyeceğimi net olarak anladım. Daha sonra “zabıt varakası”nı imzalarken, varakayı elinde tutanın otelde iletişimi kesen ve orada sivil elbiseler içinde olan polis olduğunu anladım. Onu sesinden tanıdım.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürd olmayan diğer yardım kuruluşu görevlisininse korkusu gözlerinden okunuyordu. Uygulanan şiddet sonucu panige kapılmıştı. O, T.C. polisleriyle karşılaşmak istemiyordu. İşlemleri yapabilmek için kendisini zorla ikna edebildim ve Diyarbakır Gümrüge ve Emniyet Müdürlügü’ne götürebildim. Otelin önünde yürürken Behrooz kendisini döven sivil polisi tanıdı ve bana gösterdi. Orta boylu ve balık etinde olan bu sivil küçük çantası kolunun altında yeni bir göreve doğru koşuşturuyordu. Şiddet uygulamak için acele etmesi gerekiyordu!</p>
<p style="text-align: justify;">Bizi makamına kabul eden Diyarbakır Emniyet Müdürü Ramazan Er çok nazikti! Fransız ve yardım kurumu sorumlusu olan Max Cagny korku yüklü olarak, tedirgin bir halde oturuyordu. O yanımızda olduğu için Ramazan Er bana ve Behrooz’a kibarca davranıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Elinden gelse, o anda yapabilse beni ve Behrooz’u alt kattaki işkence odalarına indirtirdi. Ramazan Er, çay ikram etme gereği gördü!  Behroz yüzündeki dayak yarasıyla Er’e baktı ve çayını red etti, içmedi. Ben onun davranışına sayğı duydum ve tavrından dolayı da mutlu oldum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yanda açlık, yokluk içindeki iç mülteciler, diğer yanda T.C.nin Diyarbakır’daki sömürge valisi (Olaganüstü Hal Bölge Valisi) Hayri Kozakçıoğlu ve kendisine bağlı görevlileri. Malzemeleri mültecilere ulaştırmam gerekiyordu. Tabi ki Kozakçıoğlu’nun oluşturduğu psikolojik, fiziki şiddet engelini aşabilme şartıyla.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Diyarbakır gümrükte ve her iki yardım kuruluşu görevlisinin kaldıkları otel de T.C. Emniyet genel Müdürlüğü memurları olan polislerle tartıştım. Onlar, “biz devletiz” diyorlardı ve devletlerinden aldıkları güçle, cesaretle beni tehdit ettiler. Behrooz’un vucudu, onların tehditlerini her an pratiğe geçirebileceklerini, uygulamaya koyabileceklerini ıspatlıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben kesin kararlı olduğumu, eşyaları Türkiye Kızılayı’na vermiyecegimi polislere açıkladım. Psikolojik şiddetin dozu yükseltildi. HEP Genel Başkanı Fehmi Işıklar Diyarbakır’daydı. Gelişmeleri, yapılanları kendisine anlattım. O, Diyarbakır Emniyet Müdürü Ramazan Er’le görüştü. Emniyet Müdürü, ona “<em>Beyefendi Fransa’dan gönderilen malzemelerin yerine kavuşacağından emin olabilirsiniz.</em>”dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz de “<em>yerine ulaşacağından</em>”emindik! Yeri Ankara’daki Türkiye Kızılay’ı depolarıydı. Şırnex, Hekari dağlarındaki iç mülteci kampları değil. O kamplardaki halklar değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Kozakçıoğlu’nun emriyle tır “Zirai Donatıma” ait depolara götürülerek, orada boşaltılmaya başlanmıştı. Bütün koliler tek tek açılmaya, aranmaya başlanmışlardı. Bu aramanın tek nedeni tırın benim adıma gönderilmiş olmasıydı. Ben oraya vardığımda sivil giyimli memurların büyük bir zevkle ambalajlarından çıkardıkları spor ayakkabıları, diğer giyecekleri ayaklarına koyduklarını, giyindiklerini gördmeye başladım.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar giyiniyorlar ve bense onları seyrediyordum. Tavırları bende öyle bir his uyandırdıki, eşyalardan ve onlardan gözümü alamıyordum. Dağlara sığınan aç, çıplak, hasta olan insanlara gönderilen malzemelere tenezül etmek, el uzatmak! Gülerek, sevinerek giyinmek! Sırıtarak bana bakmak, tepkimi ölçmeye çalışmak! Beni rahatsız etmek!  Davranışlarıyla, vucut dilleriyle “<em>devlet biziz, biz istediğimizi yapma özgürlüğüne sahibiz.”</em> diyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bense o görünüm karşısında donakalmıştım. Jean Paul Sartre durduğu yerde “<em>İnsanları tanıdıkça, hayvanları daha çok sevmeye başladım.</em>”dememişti. Tanıklıklar insanları sonuçlara ulaştırıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar giyinirlerken bir diğer sivilse çalışıyor görünümü oluşturup bana yaklaştı. Tırın şöförü müydü, bir kurumun Diyarbakırlı görevlisi miydi? Bilemiyorum. “<em>Abla dikkatli, tedbirli ol. Bunların hepsi sivil polis. Seni zor durumda bırakmak için sebep bulmaya çalışıyorlar.</em>” Bilgisini verip, uyarıda bulundu. Bu bilgi üzerine ben paketleri açanlara daha dikkatli bakmaya başladım. Onların, muhtaç insanlar için gönderilen eşyalara yönelik yaklaşımları düşündürücüydü.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır’da dövülmeyi, sövülmeyi, kovulmayı göze alarak, bir gün akşama kadar ugraştıktan sonra, T.C. görevlilerinden imzalı “zabıt varakası” alabildim. Malzemeler Türkiye Kızılayı’na devredilmişti. Bu belge de el konuluşu, gaspı ıspatlıyordu.  Onlar: “<em>Biz Kızılay’a devredeceğiz, biz dağıtacağız</em>.”diyorlardı. İnanmak içinse çok saf olmak gerekiyordu. Bizlerin varakayı imzalamamız veya imzalamamaız sonucu değiştirmeyecekti. Durumu, el konuluşu kanıtlamak için benim belgeye ihtiyacım vardı. Onlar belgelerini hazırlamışlardı. Malları depolarına boşaltmışlardı. O koşullarda malları almamız, iç mültecilere ulaştırmamız mümkün değildi. Sadece hazırlanan tutanağı imzalamak ve belge sahibi olmak gerekiyordu. İmzaladık. Tutanak aşağıda:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Zabıt varakası</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün, Gümrük Müdürlüğü ve Gümrük Muhafaza Müdürlüğü’ne muhatap 320 sayı 14.5.1991 günlü yazılarında 7946353 nolu tır karnesi muhteviyatı 34 KKE 09 / 34 ESU 44 plakalı Cezayir Trans Nakliyat ve Ticaret A.Ş. ye ait tır kamyonu ile Fransa’nın Lion kasabasından Max Cagny tarafından Irak’dan gelen sığınmacılara verilmek üzere, Siirt İnsan Hakları Dernegi Başkanı Evin Çiçek adına gönderilen, 987 kap olduğu belirtilen yardım malzemesi durumun Emniyet Müdürülüğü’ne muhatap Siirt Valiligi’nin yazılarında “bu gibi eşyaların şüpeli olabileceği” görüşü ile aşağıda imzaları bulunan heyetçe Siirt yolu mevki Zirai Araştırma Kurumu’na ait Kızılay’ın depo olarak kullandığı mahalle tır kamyonu götürülüp, haricen yapılan kontrolde kamyonun Fransa, Bulgaristan ve Kapıkule giriş mühürlerinin sağlam olduğu görülerek, tır kamyonu huzurda açıldı. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yapılan sayım ve tespitte (789) koli kullanılmış giyim eşyaları, (109) koli çoğunluğunun kullanım tarihleri geçmiş ilaç ve tıbbi malzeme, (62) koli yine çoğunluğunun kullanılma tarihi geçmiş muhtelif gıda maddeleri, (27) koli giyilmiş ayakkabı olduğu tespit edilmiş olup, açılan kolilerin tamamında beyan harici yurda girmesi kaçak ve yasak neviinden herhangi bir eşya ve maddeye raslanmadığı görülmüş ve eşyaları Kızılay’a teslim edilmek üzere beyan edilen depo da eşyalar Kızılay yetkililerine teslim edilmiş, boşalan tırda yapılan boş aramada yurda girmesi yasak ve kaçak herhangi bir eşya ve malzemeye raslanmadığı gibi boşaltma ve arama esnasında gerek getirilen yardım malzemelerine ve gerekse tır ile eşya sahiplerine herhangi bir maddi ve manevi zarar ve ziyanın verilmediğine ilişkin iş bu zabıt varakası 5 nüsha olarak tarafımızdan tanzimle okunup imza altına alındı. 15.5.1991 saat 14.00-17.30 arası.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Ankara’ya telefon etmemi engelleyen T.C sivil görevlisinin düzenlediği tutanakta isimler ve görevler yazılı. Ben depoya gittiğimde yukarıda imzası bulunan kişilerin dışında ve orada görevlendirilmiş olan sivil görevliler paketleri açmaya başlamışlardı. Onlar kendileri bütün kolileri açtılar ve tek tek kontrol ettiler. Ben tıra, eşyalara yaklaştırılmadım. Uzaktan seyrettim.</p>
<p style="text-align: justify;">Tırı didik didik aratanlar zabıt tutanağına « Kullanılma tarihi geçmiş » cümlelerini yazdılar. Lion’dan Diyarbakır’a bayat yiyecek gönderilmesi mümkün değildi.  Bayattıysa niye bizi saatlerce uğraştırdılar ? Niye “<em>Beyan edilen depo da eşyalar Kızılay yetkililerine teslim</em>”edildiler. Niye bu malzemeleri bizim doğrudan mültecilere vermemizi, dağıtmamızı engellemek için sürekli sorun yarattılar ? Niye Kızılay’a teslim edilen eşyaların araçlara bindirilerek Hekari’ye, Şırnex’e götürülüp ilgili kişilere teslim edilmesini bizim tanıklığımız altında gerçekleştirmediler? Peki “tarihi geçmiş”, “kullanılmış” malzemeleri kendileri ne yapacaklardı? Hangi amaçlarla, hangi topraklarda kullanacaklardı?</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, Kızılay’ın araçlarına doldurulan eşyaların, ertesi gün Çal’a(Çukurca) gönderileceğini söylediler. Çal’a mı, Ankara’ya ulaştırılmak üzere Diyarbakır garına mı gönderileceklerdi? Biz araçlara eşlik etmediğimiz için söylenilenin doğru olduğuna inanmamız mümkün değildi. Diyarbakır’da üzerimizde estirilen psikolojik şiddet amaçları açıklıyordu. İç mültecilere verilmeyeceğini kanıtlıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Benim eşyaları alabilmem için bana yardım etmek amacıyla doğrudan Siirt’e gelen Cizre belediyesinde görevli üç kişi, Siirt Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polisler tarafından, Siirt’de 5 saat süreyle gözaltında tutulmuşlardı. Bu gözaltından da amaç bizi yıldırıp, bıktırıp eşyaları almaktan vazgeçirtmek ve ilgili yere ulaştırmamızı engellemekti.  Biz yılmadık ama kendileri eşyaları gasp ettiler. Bizlere teslim etmediler. Kendi istedikleri yere ulaştırdılar. 15 Mayıs akşamından itibaren Diyarbakır garına taşıtıp Ankara’ya gönderdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz 15 Mayıs’da Diyarbakır’da eşyaları T.C. görevlilerinin ellerinden almaya çalışırken, Xabur’da ise iç mülteciler depolara saldırdılar, askerlerle tartıştılar. Orada yapılan depolara konulan malzemeler kendilerine, ihtiyaç sahiplerine verilmiyordu. Onlar, bundan dolayı saldırıya geçmişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben 16 Mayıs’da Dıyarbakır’dan Siirt’e dönmeden önce Kızılay’da görevli olan birisiyle görüşmeyi başardım. Kendisinden bilgi aldım. Anlattımları: “<em>Tırlarla ve uçaklarla gönderilen malzemeler olsun, T.C. sınırları içindeki insanlar tarafından T.C. devleti komitelerine verilen yardım malzemeleri olsun, hepsi Diyarbakır’da Dicle köprüsünün yanında bulunan Zırai Donatıma ait depolara getirilirler, oraya indirilirler. (Bu depoları Kızılay kiralamış).</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Malzemeler burada depolanır. l2.5.l99l tarihinden bu yana bu malzemeleri Diyarbakır tren istasyonuna taşıyoruz. Orada t</em><em>renlere yükleyip, Türkiye Kızılayı’nın Ankara Etimesut’daki depolarına gönderiyoruz. Her şey orada depolanıyor. Bu malzemeleri taşıma işlemi:Kızılay’a ait 06 TK 752, 06TK003, 06TK75l plakalı kamyonlarla, bir tır ve Devlet Su İşleri’ne ait 6, Türkiye Elektirik Kurumu’na baglı 2, karayollarına ait 3, köy hizmetlerine ait 2 araçla saglanmakta. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Üzerinde “kore malı” yazılı battaniyelerin tümü, Hollanda’dan gönderilen çadırlar (yalnız 171 mültecilere verildi), İtalya’dan gönderilen battaniye, çadır ve muşambaların tümü, Bulgaristan ve Almanya’dan gönderilen eşyaların tümü, halkın İstanbul’dan doldurup gönderdigi 63KH078, 63LC 048 nolu araçlar ve bir kamyonla gelen eşyaların tümü, 50 NC ••• Bingöl’den gönderilen kamyonun içindekilerin tümü ve daha önceden depolananlar Ankara’ya gönderildiler. Bunlar, 15.5.1991 günü tespit ettiklerim. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>14-15 Mayıs gecesi tren garına 6 tır dolusu malzeme götürüp Ankara’ya gönderdik. Ben orada gelen eşyaların çalınmaması ve sayım kontrolu için beklerken, Bingöl’den gönderilen kamyonon Ankara’ya götürülme hazırlıkları yapılıyordu. O 63 plakalı bir araçtı. Yapılan işlemler çok gizli tutulmakta. Depolara giriş yasak. Ben yardım kuruluşunun üyeleriyle birlikte girebildim.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Secours Populaire Français’ın görevlileri maruz kaldıkları şiddetten dolayı Fransa’ya döndüler. Secours Populaire Français’ın benim adıma gönderdigi bir başka tır dolusu eşya 20.5.1991’de Diyarbakır’a ulaştırılmıştı. Kozakçıoğlu’nun emri altında çalışan görevliler bana haber vermediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bana haber verilmeden, olurum alınmadan Olaganüstü Hal Bölge Görevlileri, Gümrük ve Kızılay görevlileri işlemleri gizlice yapmış ve ikinci tırdaki malzemeleri de Kızılay’a zimmetlemişlerdi. Herşeye el konulmuştu. Ben bu gelişmeyi iki gün sonra tespit edebildim. Yalnızdım ve o eşyaları alabilmem mümkün değildi. O tırdaki eşyalarda Hekari, Şırnex yerine Kızılay depolarına gönderildiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben İHD Siirt Şube Başkanı’ydım. HEP Siirt İl yöneticisiydim. Aynı zamanda muhalif gazeticiydim. İç mülteciler için gönderilen malzemelerin Diyarbakır’dan trenle Ankara’ya, Kızılay&#8217;ın depolarına gönderildiğini yazdım. Olağanüstü Hal Bölge Valiligi yetkilileri, 20.5.l99l tarihinden itibaren malzemeleri trenle göndertmeyi durdurdular.</p>
<p style="text-align: justify;">Olaganüstü Hal Bölgesi yetkilileri, o tarihten itibaren güneyli iç mülteciler için Diyarbakır’a kadar gönderilmiş olan malzemeleri kamyonlarla taşıtmak suretiyle Kızılay’ın Elağzı&#8217;daki depolarına göndermeye başladılar.</p>
<p style="text-align: justify;">14.5.l99l de saat 21.00 de Diyarbakır’a indirilen uçağın içi mülteciler için gönderilen mutfak malzemesiyle doluydu. Malzemeler arasında bol miktarda ilaç da mevcuttu. Diyarbakır&#8217;a indirilen uçakta bulunan mutfak malzemelerinin yarısı Diyarbakır&#8217;da ki “Zırai donatım” depolarında saklandı. Diğer malzemelerin gönderilecekleri yerde Ankara’ydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Batman&#8217;da, Kızılay&#8217;ın kiraladığı depolarda 660 ton malzeme mevcuttu. Bu malzemeleri de Diyarbakır ve Elağzı&#8217;ya taşıyorlardı. &#8220;<em>Sığınmacılar için gönderilen yiyecekler ve ilaçlarlar bayatlar. Tarihleri geçmiş.&#8221;</em> açıklamasını yapanlara soruyordum. Yardım malzemeleri bayatlarsa, tarihleri geçmişse neden tenzül edip de depolama geregi duyuyorsunuz? Bu “bayat” malzemeleri nerede kullanacaksınız? Niye gerçek ihtiyaç sahiplerine vermiyorsunuz? Hangi amaçlarla saklıyorsunuz? Hangi hedefler amaçlar için araç yapacaksınız?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">I) Güney Kürdistanlı mültecilerin T.C. Başbakanı Süleyman Demirel’e gönderdikleri başvuru dilekçesinde belirtilenler yiyecek, giyecek ambargosunu kanıtlıyorlar:</p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Sayın başbakanımız </em>Süleyman Demirel</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bizler 1988 Mart ayında Irak&#8217;ın Halepçe katliamından son­ra Kuzey Irak Bölgesinde başlatmış olduğu açık, kimyasal silahlarla gerçekleştirdiği &#8220;soykırım&#8221; dan kaçarak Türkiye&#8217;ye sığındık. O dönemde Türkiye&#8217;ye sığınarak canımızı kurtardık. Türkiye Devleti’de bize barınma hakkı tanıyarak Irak Hükümeti’nin insanlık dışı muamelesinden kurtulmamıza yardımcı oldu. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bizler, 1988 Mart ayında Irak&#8217;tan Türkiye&#8217;ye sığınanlar üç ayrı geçici barınma kampına yerleştirildik. 8 bin kişi Muş Geçici Barınma Kampına, 15 bin kişi Mardin-Kızıltepe Geçici Barınma Kampına ve 13 bin kişi de Diyarbakır geçici barınma kampına yerleştirildi. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Şu anda Diyarbakır geçici barınma kampındaki nüfusumuz 13 bin kişiden, yedi bin beş yüz elli (7550) kişiye düşmüş bulunmaktadır. Kimisi Avrupa ülkelerine gitmiş, kimisi de Irak&#8217; a geri dönmüştür. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bizlere geldiğimiz andan son dönemlere kadar asgari insanca yaşama ve yaşamımızı idame ettirmemiz için yeterince yardım e­dilmekteydi. Yapılan bu yardımlar, yiyecek çeşitleri senede bir giye­cek ve yakacak şeklinde oluyordu. Bu yardımlarla geçiniyorduk. Son dönemlerde yaşam koşullarımız giderek kötüleşmektedir. Son dört ay içinde örneğin her iki kişiye günde bir ekmek verilmektedir. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Daha önce verilen yemek çeşitlerinden tahin, nohut, fasulye, çocuklar için süt, peynir zeytin ve yiyecekler son dört ay içinde hiç verilmemektedir. Daha önce haftada bir verilen et veya tavuk ve soğan gibi yiyecekler şu an ayda bir verilmeye başlanınıştır. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>İlk gelişimizle beraber bize verilen batta­niyeler hiç değiştirilmemiş olup kullanılmaz durumdadırlar. Kısacası yaşamımızın idamesi için daha önce sağlanan imkanlar ne olduğunu bil­mediğimiz nedenlerle büyük oranda düşürülmüş bulunmaktadır. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Takdir edersiniz ki yukarıda kısaca belirtiğimiz miktar­lara bakıldığında geçinme imkanımız kalmamakta, mağdur ve zor duruma düşmekteyiz. Açlıkla karşı karşıya bulunınaktayız. Belirtiğimiz bu durum­lar sadece Geçici Diyarbakır Kampı için geçerli olmayıp diğer kamplar­da bulunan insanlarımız için de geçerlidir. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Yeni Hükümeti kurmanızla birlikte ekonomik, sosyal ve in­sancıl alanlarda yaptığınız cesaretli atılımlar çerçevesinde bizim de sorunlarımıza eğilip, çözüm bulmanızı 1988 Mart ayında Irak&#8217;tan Türkiye&#8217;ye sığınan sığınmacılar adına saygıyla dileriz.7.12.l991 </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>D.Bakır Geçici Barınma Kampı&#8217;nı Temsilen</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Pürmüz Avihi       S.Ömer       M.Selim Yusuf ”</em><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">II) Mardin kampın da da koşullar Diyarbakır’dan farklı degildi. Çevreye yayılan pis kokuyla kamp varlığını his ettiriyordu. Açlık ayrı bir sorundu. Başvuru dilekçesini yazanın türkçesi İstanbul türkçesi değil. Kürdçe düşünülerek yazılan bir türkçe. Önemli olan belirtilen, vurgulanan gerçekler :</p>
<p style="text-align: justify;">« <em>Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı’na</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bizler Mardin ili peşmerge kampı mensupları olarak yapacağınız bölge geziniz vesilesiyle kampta yaşanan bazı sorun ve aksaklıklarımızı size iletmek üzere yazılı beyanımızın kabülünü rica ediyoruz.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>3 yıldır Türkiye olarak bize sahip çıkarak, bizleri bağrınıza basmanız kamp mensupları adına şükranlarımızı bir daha yeniliyor, demokrasi şampiyonu geçinen Avrupa ve sessiz dünya için utanç konusu olmasını diliyoruz.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Her olumlu şeyin olumsuz yanı da olabileceğini düşünerek bizlere yapılan yardım ve desteğin yanında görevli idari personelce bazı haklarımız kısıtlanıyor, bazı önemlice sorunlarla karşı karşıya bırakılıyoruz. Bu sorunları aşağıda sıralamak istiyoruz.</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">-<em>Kampın alt yapısı tamamıyla çökmüş, tuvalet sorunumuz büyük boyutlar kazanmıştır. Pis koku ve pislikten geçilmiyor.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>-Yılın 12 ayı kapsamında bize verilen istihkakın sadece 8 ayı kadar gıda verilmektedir.</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">-<em>Bölgedeki salgın hastalıklardan bizlerde nasibimizi almaktayız. Ayrıca kampın durumundan mütevellit hastalıklarda baş gösteriyor. Bunların çözümü konusunda yeterli ilaç yardımı alamıyor, yeterince doktor müdahalesi göremiyoruz.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>- 3 yıldır aynı elbiselerle yaşıyor, elbise yardımı alamıyoruz. Kışın soğuk şartlarına karşı korunamıyor, koruyucu tedbirler istiyoruz.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>- Genel olarak yeterli gıdalarla beslenemiyoruz, kısıntıya gidiliyor.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>- Kampın dışına, yani çarşı izinlerimiz kısıtlanıyor, kamp görevlilerince yersiz bazı baskılarla karşılaşıyoruz.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sayın başbakanımız ; bazı sorunlarımızı yukarıda saymaya çalıştık. Tabiki su sorunundan tut başka sorunlarımızda vardır. Bu sorunlarımızın çözümü için durumu tetkik etmek, gerekli talimatlarınızı vermenizi kampın yaklaşık 8(sekiz) bin peşmergesi adına sizlerden rica ediyor, dilekçemizi bazılarımızca imzalıyor, yani hükümetiniz hayırlı olsun der, başarılar diliyoruz.</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>Peşmerge Kampı Komitesi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Rızgar kemeki               Huseyin Besıfki           Cemil Besıfki »</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">III) İç mülteciler sadece gıdasız, giyeceksiz bırakılmıyorlardı. Peşmerge olanlardan aktif olanlar, iç mültecilere yönelik olarak sorumluluk yüklenip, temsilcilik yapanlar öldürülme, kaçırılma, kaybedilme riskiyle karşı karşıyaydılar. Aşağıdaki başvuru bu durumun kanıtı :</p>
<p style="text-align: justify;">« <em>İnsan Hakları Dernegi Başkanlığı’na </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Van</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bizler Van’da bulunan Irak mültecileri, Ankara’dan iki arkadaşımız Van’a geldiklerinde kendileri Bayram otelinde polisler tarafından tutuklanıp götürülmüşlerdir. Kendilerinden hiç bir haber alamadığımız gibi, nerede olduklarından da bir haberimiz yoktur. Tutuklanan arkadaşlar Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’nde kendilerinin mülteciliği kabul edilmiştir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sizlerden ricamız, bu iki arkadaşın akibeti hakkında gerekli araştırmayı yapıp bizleri aydınlatmaktır. Tutuklanan arkadaşların isimleri: Kerim Muhammed Hıdır, Kemal Muhammed Mustafa.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>İmzalar</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kawa Aziz Mahmut              Latif Aziz Mahmut           Abdulkadir Muhammet »</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Körfezdeki savaştan önce kaçıp T.C.sınırları içine sığınanlardan 750 kişi Siirt’de bulunan tugay binasında tutulmaktalardı. Bunların hepsi askerdi. Bunlara sabah 7.30 ve 15.30-16.00 arası yemek verilmekteydi. Sadece günde iki öğün. Onlarsa aç kaldıklarını belirtmektelerdi. Bisküvi ve pepsiyle karınlarını doyuruyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">300.000 değerinde olan dinar onlardan 50000 TL karşılığı alınmaktaydı. Siirt Tugay görevlileri, sabah 6.00 da onları uyandırıyorlardı. Askerlerin yapmaları gereken işleri, temizliği bu iç mültecilere yaptırıyorlardı. İç mültecilerse bana durumlarını anlattıklarında: Sürekli dayak yediklerini, 10-11.6.1991 günlerinde zehirlendiklerini, bir tabaktan sekiz kişinin birlikte yemek yediğini, bütün hareketlerinin sınırlı, kontrol altında olduğunu, bir binbaşının kendilerinden sorumlu olduğunu, belirttiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca, İstanbul’da bulunan kiliselerin kendileriyle ilgilendiğini, yakında İstanbul’a gitmeyi umduklarını, orada kendilerine kimlik düzenleneceğini duyduklarını ve sonucu beklediklerini söylediler.</p>
<p style="text-align: justify;">1991’de sel suları Elağzı, Bingöl, Erzurum, Malatya vilayetlerinde ağır tahribatlar oluşturdular. Türkiye Kızılay’ı ise sessizdi. Haber bültenlerinde “<em>Selden dolayı zarar uğrayanlara 35 çadır, 70 battaniye gönderdik</em>” diyorlardı. Kızılay’ın depoları İç mültecilere, T.C. yetkililerinin isimlendirmeleriyle “Kuzey Iraklı sığınmacılara” verilmesi amacıyla gönderilen malzemelerce tıka basa doldurulmuşken, onlar “35 çadır ve 70 battaniye”den bahsediyorlardı. Gasp edilen malzemeler T.C. vatandaşı olan Kürdlere ve Kürdistan’da yaşayan diğer halklara da layık görülmüyorlardı. Elağzı, Bingöl, Erzurum, Malatya vilayetlerinde yaşayanlar T.C. vatandaşı değillerdi!  “Türkiye türklerindir” çerçevesine sığamamışlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">“Kuzey Iraklı sığınmacılara” için gönderilen malzemeler Kasım 1991’den itibaren politik amaçlara araç edildiler. T.C.nin derin birimlerince Nahçıvan’a gönderildiler. Kendi vatandaşından esirgeyen kemalist rejim, bu rejimin yürütücüleri Nahçıvan’da yaşayanlara kol-kucak açıyorlardı. Jeopolitik hesapları, yardım-dayanışma maskesiyle kapatmaya, sıvamaya çalışıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">OHB valisi Hayri Kozakçıoğlu daha sonra vali olarak İstanbul’da görevlendirildi. O, Diyarbakır’da görevliyken iç mülteciler için gönderilen bütün yardımları, ayrılan paraları yönlendiren kişiydi. İç mülteciler için gönderilen paraları ne yaptı ? Kendisinin banka hesapları üzerine yazılanlar. Basından bazı manşetler durumu anlatmakta Aşağıdaki sitelerde yer alan cümleler, gerçekler okunmalı:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>« Hesabındaki mülteci parası ; Yıl 1993 Eylül&#8217;ü. Gazetelerin manşetlerinde Hayri Kozakçıoğlu. Milliyet gazetesi sürmanşetten soruyor: ‘‘Bu 7 milyar ne!’’ </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Süper Valilik&#8217;teki 2 milyarlık Birleşmiş Milletler fonunu, İstanbul&#8217;a gelirken özel hesabına aktarmakla suçlanıyor. Kozakçıoğlu, ‘‘Valilik hesabında. Diyarbakır&#8217;a geri gitti. Vakıflar bankası Sirkeci Şubesi&#8217;nde hesabım yok’’ diyor. Ama şubedeki hesaplarında toplam 7 milyar lirası olduğu ortaya çıkıyor. Üstelik bu beş ayrı hesaptaki paranın aynı tarihlerde ve hep bir aylık vadeyle yatırıldığı saptanıyor. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Mehmet Ağar, Ünal Erkan, Hayri Kozakçıoğlu sonraki yıllarda DYP&#8217;de biraraya gelseler de ‘‘Hesaptaki para’’ yüzünden epey kavga ediyorlar. Hayri Kozakçıoğlu, hakkındaki haberlere karşılık iki klasör dolusu belgeyle basın toplantısı yapıyor, ‘‘Erkan ve Ağar&#8217;ın komplosu’’ diyor. Mehmet Ağar&#8217;ın İstanbul&#8217;daki görevinden alınmasını kendisine bağladığını, Ünal Erkan&#8217;ın da gözünü kendisinin koltuğuna diktiği için ‘‘Çeşitli organizasyonlara girdiklerini’’ söylüyor. Kozakçıoğlu açıklamasının devamında ‘‘Amaç, Köşk&#8217;ü yıpratmak’’ diyor. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bütün bu toz duman arasında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel devreye giriyor. İlksan&#8217;da olduğu gibi taraf oluyor ve duruma elkoyuyor ve Hürriyet gazetesine açıklama yapıyor. ‘‘Bu insanı savunmak benim için vicdan borcudur. Ben bu işe karışırım ve kelle koltukta çalışan bu insanı korurum’’ diyor. Devlet eski Bakanı Cavit Çağlar da Kozakçıoğlu&#8217;na destek veriyor. ‘‘Kozakçıoğlu için zimmetli veya zimmetsiz suçlamaların kenarından bile bahsedilmesi haksızlıktır.’’ </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Fonun özel hesaptan çıkması, Birleşmiş Milletler&#8217;i de karıştırıyor. Yine de Köşk&#8217;ten aldığı destekle ve Vakıfbank tarafından incelenen hesaplarda ‘‘suiistimal yok’’ denmesiyle görevinde kalan Kozakçıoğlu rahatlıyor. Basına bir açıklama yapıyor: ‘‘Bütün amacım devletin parasını en iyi şekilde değerlendirmek. Bir kuruşu bile cebime girmedi. Benim 7-8 milyarım olsa niye 18 milyon liraya çalışayım?’’ </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu arada İçişleri eski Bakanı İsmet Sezgin Hürriyet&#8217;in sorusu üzerine şunları söylüyor: ‘‘Bu paralar kendi paraları değil ki. Örtülü ödenekten gönderilen, İstanbul&#8217;daki terör ve anarşiyle mücadelede kullanılan paralar bunlar. Vali bunu söyleyemez mi?’’ </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Dönemin eski İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli de bu özel hesap işine karışıyor. Kozakçıoğlu Kalemli&#8217;yi telefonla arıyor ve ‘‘Hatırladınız mı sayın Bakan? Ben sizin talimatınızla o parayı İstanbul&#8217;a götürmüştüm’’ diyor. Kalemli ise yaptığı basın toplantısında Kozakçıoğlu&#8217;na şu cevabı verdiğini söylüyor: ‘‘Nereden hatırlayayım? O dönemde böyle bir şey olmadı.’’ </em><strong>Gülden AYDIN</strong><strong>, Ona göre hepsi komplo,</strong> <a href="http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2001/01/15/283226.asp">http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2001/01/15/283226.asp</a></p>
<h3 style="text-align: justify;">Aşağıdaki sayfada da başvurular, yaklaşımlar açıkça belirtiliyor :</h3>
<h3 style="text-align: justify;">1- <a href="http://www.google.ch/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=%E2%80%A2%09van%27a%20yard%C4%B1m%20rehberi%20pe%C5%9Fmerge&amp;source=web&amp;cd=1&amp;sqi=2&amp;ved=0CBwQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.eksisozluk.com%2Fshow.asp%3Ft%3Dpe%25C5%259Fmerge&amp;ei=Au-uTuaOGa-K4gTNrb30Dg&amp;usg=AFQjCNGSHKpvnd0a0yquaV_SqMBlgnnumw&amp;cad=rja">ekşi sözlük &#8211; kutsal bilgi kaynağı &#8211; <em>peşmerge</em></a> <a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=%2325339786&amp;iphone=1&amp;__target=Topic355053515157555654">http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=%2325339786&amp;iphone=1&amp;__target=Topic355053515157555654</a></h3>
<p style="text-align: justify;">2011’deki Wan (Van) depreminde T.C.ni yönetenlerin kayıtsızlıklarına, “bana ne“ciliklerine, devletlerin felakete uğrayanların yardımlarına koşma, enkaz kaldırma, malzeme sunma taleplerine hükümet düzeyinde “hayır“la cevap verişe, Van valiliğinin uygulamalarına hep birlikte tanık olduk, oluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürdü dışlayanlar, saygı duymayanlar, değre vermeyenler, ölümü “hak, reva“ görenler, “Tanrı cezalandırdı“ diyenler Kürdün mağduruna yardım sunmazlar. Ölü sayısını azaltmak, yaralıyı tedavi etmek için çaba harcamazlar. Soğuktan donmayla yüzyüze olan insana çadır, ısıtıcı araç vermezler.</p>
<p style="text-align: justify;">İttihad-ı Teraki Partisi yöneticilerinin başlattıkları ırkçılık, dışlayıcılık, farklı olanı sevmeme, sevdirmeme politikası yaşam biçimi, devlet politikası haline getirildi. Bugün “kemalizm“ olarak isimlendirilen ittihatçılık, hakların apolitik insanlarını bilgisizlendirmeyi, şartlandırmayı ve saldırganlaştırmayı başardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu başarıdan dolayı televizyonlarda görev yapan bu rejimin hizmetkarı, uygulayıcısı olan apolitik, bilgisizlendirilmiş, manastır rahibelerini andıran tapınmacı, noel ağacı görünümündeki rejimin bayanları Kürd ulusu mensuplarına ölümü, felaketi reva olarak görüyor, gösteriyor ve seyircilerini manüpüle ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Televizyonlar vasıtasıyla halklar arası düşmanlığı, şiddeti meşru hale getirme çabası gösterenler, ajitasyon yapanlar, yardım kolilerinin hazırlanmasını da sağlıyorlardı! Radikal gazetesinde „Van felaketzadelerine yardım kolileri“ni ele alan Pınar Öğünç’ün anlatımlarını okurken şaşırmadım. Yardım adı altında gönderilen kolilerde Kürdleri aşağılayan, alaya alan eşyalara yer veriliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Van Valiliği’ne gönderilen paketlerin içinde özellikle kullanılmış ve kullanılamayacak durumda olan eşyalar çıkıyor. Eskimiş yiyecek maddeleri, kullanılmış yırtık ayakkabılar, kirli, yırtık battaniyeler, kullanılmış iç çamaşırları, taşlar, sopalar, mayolar, seksi elbiseler&#8230;.. Son derece normal bir durumdu, yaklaşımdı! T.C. sınırları içinde beslenen kafatascılık, ırkçılık, farklı olan bütün kimlikleri yadırgama, aşağılama, dışlamacı manastır eğitimi bu sonucu, zemini hazırlamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazetelerdeki bir kaç başlık;<em> « Van’a yollanan paketler içinden taş, sopa ve bayrak çıktığını duyduğumda önce inanamadım, inanmak istemedim. Bir yandan ortalıktaki bilgi ve duyum enflasyonu içinde bunun sadece manipülasyon amacıyla türetilmiş olabileceği ihtimalini hatırlattım kendime. Ta ki Van merkezli <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Mavi%20Gol" target="_blank">Mavi Göl</a> Kadın Derneği’nden Suna Şahin’le konuşana kadar&#8230;.<a href="http://www.milliyet.com.tr/index/PTT" target="_blank">PTT</a>’yle gelen paketlerde arkadaşları bizzat görmüş sözü edilen çakıl taşlarını, tahta parçalarını. &#8230;.Van’a giden yardım kolilerine parmakarası terlik, <a href="http://gundem.milliyet.com.tr/ne-fasizm-ne-de-suursuzluk-dogal-afettir/gundem/gundemdetay/28.10.2011/1456332/default.htm">mini</a> etek, mayo, hatta taşlı, pullu payetli tuvalet yollayan var. Buna da baştan inanamamıştım. Ama <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Istanbul" target="_blank">İstanbul</a>’da paketleyen ekiplerden şahitler belgelemiş bile. Bir de kirli battaniyelerini, kokan kazaklarını paketleyenler mevcut utanmadan. Kışlıkları çıkarırken eskileri ayırıyor yani, ev temizlensin istiyor&#8230;” </em>Pınar Öğünç<em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;ArticleID=1067729&amp;Yazar=PINAR%20%D6%D0%DCN%C7&amp;Date=28.10.2011&amp;CategoryID=97</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">“<strong>Van&#8217;da asıl sınav şimdi başlıyor:</strong>&#8230;..<em>Bazı ayakkabılar yırtık, bazı elbiseler giyilemeyecek kadar eski, bazıları ise kirli.</em>” Serkan Ocak</p>
<p style="text-align: justify;">(http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;Date=31.10.2011&amp;ArticleID=1067999&amp;CategoryID=77</p>
<h5>“Utandıran yardımlar:&#8230;.Yardım kolilerinin içinden topuklu ayakkabı çıkıyor, kullanılmış iç çamaşırı çıkıyor.” Ümit Kozan-Cem Emir /Erciş,(Van) (DHA)</h5>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/19111100.asp">http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/19111100.asp</a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bugün de aynen 1991’deki gibi gönderilen paraların miktarı bilinmeyecek. Bu paralar verilmesi gereken ihtiyaç sahiplerine verilmeyecekler. Malzemeler depolarda depolanacaklar. Bu kez tek farklılık Kürdlerin kendilerinin yardım hesapları açabilmeleri, kendi kurumları aracılığıyla doğrudan mağdur insanlarına ulaşabilmeleri, kendi elleriyle götürdükleri malzemeleri dağıtabilmeleri. Teknolojik gelişim Kürde iletişim kolaylığı sağladı. Kürd devletsiz olduğu sürece, devletsiz kaldığı sürece “kullanılmış külotlarla, taşlarla, sopa“larla doldurulmuş kolileri kucaklamak zorunda kalacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">*Eski Siirt İnsan Hakları Dernegi Şube Başkanı / Gazeteci-araştırmacı-yazar</p>
<p style="text-align: justify;">Not ; Belgeler ve resimler yazara, Sevê Evin Çiçek`in arşivine aittir. İzinsiz kullanılamaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/manset/ulusal-ve-uluslararasi-yardimlara-ne-yapiliyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuzey Kürdistan ve Belfast Anlaşması</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/manset/kuzey-kurdistan-ve-belfast-anlasmasi</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/manset/kuzey-kurdistan-ve-belfast-anlasmasi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 23:40:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cîhan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2204</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz yaz ‘Demokratik Gelişim Enstitüsi’nin Avrupa’da düzenlediği ‘çatışmaların çözümü’ adlı geziye BDP, AKP ve CHP’den bazı milletvekilleri katılmıştı. Üç partinin milletvekilleri de; “IRA modeli Türkiye’ye uymaz” demişlerdi. Çünkü Kuzey İrlanda sorununu çözen Belfast Anlaşması’nı yerinde incelediklerinde dut yemiş bülbüle döndüler. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong><a rel="attachment wp-att-2205" href="http://www.peyamaazadi.com/manset/kuzey-kurdistan-ve-belfast-anlasmasi/attachment/belfast_kurdistan"><img class="alignleft size-medium wp-image-2205" title="Belfast_Kurdistan" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/11/Belfast_Kurdistan-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Rodi Ro Perwari</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz yaz ‘Demokratik Gelişim Enstitüsi’nin Avrupa’da düzenlediği ‘çatışmaların çözümü’ adlı geziye BDP, AKP ve CHP’den bazı milletvekilleri katılmıştı. Üç partinin milletvekilleri de; “IRA modeli Türkiye’ye uymaz” demişlerdi. Çünkü Kuzey İrlanda sorununu çözen Belfast Anlaşması’nı yerinde incelediklerinde dut yemiş bülbüle döndüler. AKP ve CHP milletvekillerinin, Belfast Anlaşması’nın Kürdistan’a uyarlanması üzerine sahtekarlığı ve suskunluğu normal. Çünkü AKP ve CHP işgalci TC’nin politikacılarıdır. Ama Kürd ve Kürdistan’a dayanarak siyaset yaptığını iddia eden BDP’lilerin, AKP ve CHP’nin sahtekarlığına katılması normal değil.</p>
<p style="text-align: justify;">K. İrlanda sorununu çözen Belfast (Good Friday/Stormont) Anlaşması’na kısaca değinirsek;  65 sayfalık anlaşma, Ulster Birlik lideri David Trimble ile Birleşik Krallık (The UK) Başbakanı Tony Blair arasında 10 Nisan 1998’de  Belfast<strong>’</strong>ta<strong> </strong>imzalanmış. Tony Blair, ilkin anlaşmaya varacak politikacıların silahlı gruplarla ilişkisinden endişe duymuş ama; sonuçta, Ulster Birlik, SDLP ve Sinn Fein liderliği ile anlaşmaya sıcak bakmış. Sadece Demokratik Birlik Partisi (DUP) anlaşmaya karşı çıkmış. Burda göreceğimiz gibi anlaşma ilkin K. İrlanda’daki küçük büyük yasal bütün siyasi partilerin kendi aralarında bir görüş birliğine varmaları ile başlamış ve bizzat bütün K. İrlanda siyasi partileri anlaşmaya imzalarını atmış. Bunu Kuzey Kürdistan’a uyarlarsak; BDP, HAK-PAR, KADEP gibi K. Kürdistan’lı  tüm yasal partilerin ilkin kendi aralarında bir anlaşmaya varmaları gerekiyor, sonra olacak anlaşmada fikirleri  ve imzaları alınması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">K. İrlanda sorununu çözen Belfast Anlaşması’nın ikinci bölümü ise uluslararası bir özellik taşıyan Britanya ile İrlanda hükümetleri arasındaki görüşmelere dayanıyor. Bunu da Kürdistan’a uyarlarsak; TC Hükümeti ile Federe Güney Kürdistan Hükümeti arasında bir görüş birliğine gidilmesi gerekiyor. PKK/KCK’ye fikirsel yakınlığı olan BDP’nin, Federe Güney Kürdistan Yönetimi için; “TC’nin uluslararası muhatabı Güney Kürdistan Federe Devleti’dir” demesi gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Belfast Anlaşması, Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhuriyeti’nde bütün evlere posta ile gönderilmiş ve referanduma gidilmiş. Aynı şekilde K. Kürdistan sorununu çözecek bir anlaşma da K. Kürdistan ve G. Kürdistan’da bütün evlere posta ile gönderilmesi ve referanduma gidilmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a title="This article is move-protected due to vandalism." href="http://en.wikipedia.org/wiki/Wikipedia:Protection_policy#move"></a></p>
<p style="text-align: justify;">Belfast Anlaşması’ndaki ana konulara gelince: Kuzey İrlanda’nın geleceği ve hükümet sistemi; Kuzey İrlanda, İrlanda Cumhuriyeti ve  Birleşik Krallık arasındaki ilişkiler; insan hakları; Kuzey İrlanda toplumlarının sosyal yapısına ve geleneklerine saygı; mevcut değişik silahlı grupların feshedilmesi; silahlı paramiliter grupların hapishaneden serbest bırakılması ve Britanya güvenlik güçlerinin Kuzey İrlanda’da normale dönmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması. Bu şartları Kürdistan’a uyarlarsak: Kuzey Kürdistan’ın geleceği ve hükümet sistemi; Kuzey Kürdistan, Federe Güney Kürdistan ve TC arasındaki ilişkilerin ele alınması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Belfast Anlaşması’nın genel şartlarından; “Kuzey İrlanda, İrlanda Cumhuriyeti ve Britanya arasında ‘ortaklık, eşitlik ve karşılıklı saygı’ ilkesine bağlılık”. Buna göre Kuzey Kürdistan, Federe Güney Kürdistan ve TC arasında “ortaklık, eşitlik ve karşılıklı saygı” ilkesine bağlılık olmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">Belfast Anlaşması’nın Anayasal konuları üzerine;<strong> “</strong>Kuzey İrlanda halkının ezici çoğunluğu, ‘İrlanda ada halkının’ Birleşik İrlanda hakkına sahip olma isteği”. Buna göre, Kuzey Kürdistan halkının ezici çoğunluğunun, <strong>Birleşik Kürdistan</strong>’ın özgürlüğü hakkına sahip olma isteğinin göz önünde bulundurulması gerekiyor. <strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">-“Özgür istek doğrultusunda self determinasyon/otonomi” ile Birleşik İrlanda’ya doğru gidiş hakkı. Buna göre determinasyon/otonomi ile <strong>Birleşik Kürdistan</strong>’a doğru gidiş hakkı tanınmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">-Kuzey İrlanda’nın geleceği, Birleşik Krallığ’ın bir parçası mı yoksa Birleşik İrlanda’nın bir parçası olma durumu: Tarafsızlık ilkesine göre, halkın doğuştan gelen hakları; kimliği, gelenekleri, sivil, sosyal ve kültürel yapısı temelinde eşitlik ve etik değerleri gözönünde bulundurma. Buna göre, Kuzey Kürdistan’ın geleceği TC’nin bir parçası mı yoksa <strong>Birleşik Kürdistan</strong>’ın bir parçası olma durumu ele alınmalı ve Kürdistan Halkı’nın doğuştan gelen haklarının göz önünde bulundurulması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">-Kuzey İrlanda halkının, hem İrlanda hem İngiliz vatandaşlığına sahip olması ve Kuzey İrlanda’nın Birleşik İrlanda’nın bir parçası olduğunu kabul etme. Buna göre, Kuzey Kürdistan halkının, hem Güney Kürdistan hem TC vatandaşlığına sahip olması ve Kuzey Kürdistan’ın <strong>Birleşik Kürdistan</strong>’ın bir parçası olduğunun kabul edilmesi gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">-Britanya Hükümeti’nin, 1920 İrlanda Yasası’nı yürürlükten kaldırması. Buna paralel olarak TC’nin 1924 anayasasındaki Kürd ve Kürdistan’ı inkar eden maddeleri kaldırması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">-Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti arasındaki sınır geçişinde, Kuzey İrlanda’daki kurumlara da yetki hakının verilmesi. Buna göre Kuzey Kürdistan ile Federe Kürdistan Devleti arasındaki sınır geçişlerinde Kuzey Kürdistan’daki kurumlara yetki hakının tanınması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- “</strong>Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ortak konularda “danışmanlık ve işbirliğini geliştirmek” için “Kuzey-Güney Bakanlar Konseyi” ile belirlenmiş Kuzey-Güney ilişkileri için “uygulama organları”nın devreye girmesi” şartına göre; Kuzey Kürdistan ile Federe Kürdistan Devleti arasındaki ortak konularda, danışmanlık ve işbirliğini geliştirmek icin; <strong>Kuzey-Güney Kürdistan Bakanlar Konseyi</strong> gibi uygulama organlarının devreye girmesi gerekiyor.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">İnsan Hakları Alanında</p>
<p style="text-align: justify;">-İngiliz Hükümeti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) göre Kuzey İrlanda’da; Kuzey İrlanda İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kurmayı kabul etmesi ve buna göre; cinsiyet, ırk, özürlülük, yaş, medeni durum, cinsel eğilim, dini inanç ve siyasi görüş alanlarında herkesin eşit olanaklara sahip olması. Buna göre, TC Hükümeti’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) göre Kuzey Kürdistan’da <strong>Kürdistan İnsan Hakları Sözleşmesi</strong>’ni kurmayı kabul etmesi ve buna göre; cinsiyet, ırk, özürlülük, yaş, medeni durum, cinsel eğilim, dini inanç ve siyasi görüş alanlarında herkesin eşit olanaklara sahip olması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">-İrlanda Hükümeti’nin, temel insan haklarının korunması için; insan hakları komisyonunun kurulmasını kabul etmesi ve buna göre; İrlanda dilini, Ulster İskoç dil farklılığını ve diğer etnik dilleri bir bütün olarak İrlanda adasının geleneksel halk kültürünü koruyup yaşatmak. Buna göre, Federe Güney Kürdistan Hükümeti’nin, temel insan haklarının korunması için; insan hakları komisyonunun kurulmasını kabul etmesi; Kürd dilini ve diğer etnik dilleri bir bütün olarak <strong>Kürdistan Ülkesi</strong>’nin geleneksel halk kültürünü koruyup yaşatması gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Güvenlik ve Tutuklular Hakkında</p>
<p style="text-align: justify;">-İngiliz Hükümeti’ne ait Kuzey İrlanda’daki mevcut silahlı güçlerin sayısını ve rolünü azaltma. Buna göre, TC Hükümeti’ne ait Kuzey Kürdistan’daki mevcut silahlı güçlerin (asker ve polis) sayısının ve rolünün azaltılması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">-İngiliz ve İrlanda hükümetlerinin aldığı karar doğrultusunda, “Tam ve koşulsuz ateşkes”in korunması için; paramiliter gruplarla bağlantısı olan mahkumları hapishaneden erken serbest bırakmak. Buna göre, TC ve Federe Güney Kürdistan hükümetlerinin alacakları karar doğrultusunda, tam ve koşulsuz bir ateşkesin korunması için; silahlı gruplarla bağlantısı olan mahkumların hapishaneden erken serbest bırakılması gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Politika ve Adalet Alanında</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>-</strong>Kuzey İrlanda’da, polis düzenlemelerini gözden geçirmek için; geniş halk desteğine sahip, bağımsız bir komisyonun kurulması. Buna göre, Kuzey Kürdistan’da, polis düzenlemelerini yeniden gözden geçirmek için; geniş halk desteğine sahip, bağımsız bir komisyonun kurulması gerekiyor.<strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>-</strong>İngiliz Hükümeti’nin Kuzey İrlanda’da ceza ve adalet sistemine yönelik “geniş çaplı bir inceleme”yi kabul etmesi. Buna göre  TC Hükümeti’nin Kuzey Kürdistan’da ceza ve adalet sistemine yönelik “geniş çaplı bir inceleme”yi kabul etmesi gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Belfast Anlaşması’nın, <strong>Kürdistan</strong>’a uyarlanmasında; BDP, AKP ve CHP milletvekillerinin “Avrupa’daki barış süreçleri Türkiye’ye uymaz” demeleri açık ve net anlaşılıyor. Tuhaf ve garip olan, BDP’nin işgalci/sömürgeci TC’nin partileri gibi Belfast Anlaşması’na karşı tavır alması ve işgalci partilerin safında politik söz birliği etmişçesine suskun olması.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="mailto:rodiro.perwari@gmail.com">rodiro.perwari@gmail.com</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/manset/kuzey-kurdistan-ve-belfast-anlasmasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

