Peyamaazadi > Hevpeyvîn

Fikret Başkaya ile söyleşi – Mehmet A. Karavelioğlu

” Entellektüelin misyonu daha iyiye, daha güzele giden yolu aralamaktır…”

Mehmet A. Karavelioğlu: Hocam siz baştan itibaren “sürdürülebilir kalkınma” söylemine karşı çıktınız. Fakat, artık önüne ‘sürdürülebilir niteleme sıfatı getirilmeyen bir şey kalmamış gibi… İşte ‘sürdürülebilir enerji, ‘sürdürülebilir su’, ‘sürdürülebilir tarım”, ‘sürdürülebilir gıda’, ‘sürdürülebilir turizm’, ‘sürdürülebilir spor’…

Fikret Başkaya ile Röportaj – Gün Zileli

Gün Zileli: Son kitabında (Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto -Nasıl Üretmeli, Nasıl Tüketmeli, Nasıl Yaşamalı?-, Yordam Kitap, 2016) “uygarlık krizi”nden söz ediyorsun.

Bir egemenlik aracı olarak üniversiteler * – Fikret Başkaya ile söyleşi

Üniversitelere dair retorikle realite arasında her zaman büyük bir uçurum vardı. Başka türlü söylersek, gerçekte var olan reel üniversite, tevatür edilenden farklıydı. Üniversitelerin özgür tartışma odakları oldukları, her türlü düşüncenin özgürce/sınırsızca tartışılabildiği, yeni ve orijinal fikirlerin filizlenip-yeşerdiği, evrensel bilginin ve bilimin üretildiği, her dönemde toplumun bir kaç adım önünde olan, “bilim yuvaları” oldukları vb… şeklinde yaygın bir tevatür üretilmiş durumdadır.

Erol Anar’ın İsmail Beşikçi ile söyleşisi

Erol Anar: – Sevgili İsmail hocam, öncelikle söyleşi teklifimi kabul ettiǧin için “dunyalilar.org” adına teşekkur ederim. İsmail Beşikci denilince insanların ilk gelen boyun eǧmeyen, bildiklerini her koşulda her ortamda savunan bir aydın geliyor.

“Yeşil Kapitalizm” ve Çıkış Üzerine*

Yıkım o kadar hızlı ve kapsamlı ki, artık görmezlikten gelemezler ama gördükleri ve görmek istedikleri asıl görülmesi gereken değil. 1992-2012 aralığında ‘sürdürülebilir kalkınma’ retoriğiyle işi götürdüler. Aslında bir oxymore olan sürdürülebilir kalkınma retoriği aşınınca, yeni bir şey keşfetmeleri gerekiyordu. Ve “yeşil ekonomi” devreye sokuldu

Bu sıradan bir kriz değil, uygarlık krizidir !*

Özgür Üniversite’nin ilk faaliyete geçişi, Ekim 1992. Ben 1994 yılında “Paradigmanın İflas” adlı kitabımdan hapse girince, Özgür Üniversite bir sarsıntı geçirdi. Hapisten çıkınca, 1996’da Türkiye ve Ortadoğu Forumu Vakfını kurduk ve sen kuruculardan biriydin

İslam, bir metaya, kâr, kazanç, zenginleşme ve reklam aracına dönüştürüldü*

Son tahlilde din de bir ideolojidir ve yoruma tabidir. Ve başlıca iki yorum mümkündür: Birincisi, mülk sahibi sınıfların, ezenlerin, sömürülenlerin, devletin, efendinin yorumu, yani egemenlerin yorumu; ikincisi de ezilenlerin, sömürülen sınıfların, egemenlik altındakilerin yorumu. Dinlerin ortaya çıkıp, kurumsallaştığı dönemden bu yana hep egemenler cephesinin yorumu geçerli oldu.

G.Kürdistan’ın bağımsızlığı, bütün parçaların geleceği için tarihsel öneme sahiptir *

Sykes-Picot Anlaşmasının temel mağduru şüphesiz Kürtlerdir. Kürtlerin yüz yıllık özgürlük mücadelesi Sykes- Picot Anlaşmasıyla çizilen sınırlanın ve oluşturulan statünün yıkılmasına yetmediği ortadadır. Statükonun Irak ayağı 1991 yılından sonra meydana gelen gelişmeler sonucunda kısmen çöktü ve Kürtler federal olsa bir devlet yapılanmasına sahip oldular

AKP Müslüman Kardeşlerin Türkiye versiyonudur*

Türkiye’de devletin dine yaklaşımını iki döneme ayırmak gerekir: Birinci dönemde, kabaca 1923-1946/50 yıllarında, din daha çok baskı altına alınıyor. Cemaatlerin “açık” faaliyetlerine pek izin verilmiyor. “Çok partili” sisteme geçildiği 1946/50 sonrasında dine yaklaşım yumuşuyor ama yine de havuç/sopa yaklaşımı benimseniyor. O tarihten sonra dini kullanma/araçlaştırma politikası benimseniyor ve rejim dozunu kendi ayarladığı bir dinci gericiliği demokratik/sol muhalefete karşı, toplumsal uyanışa karşı (işte Komünizmle Mücadele Dernekleri vb,) ve 1980’li ve 1990’lı yıllarda da Kürt hareketine karşı mobilize ediyor.

Kürdistan’daki güncel politik gelişmeler üzerine – Röportaj*

Sykes-Picot fiili olarak çoktan hükmünü yitirmiştir. İŞİD bunu bir defa daha göstermiştir. Bugün, artık Irak diye, Suriye diye bir devlet yoktur. Bugün, Sykes-Picot’un kurduğu Lübnan çok zayıf bir devlettir. 1948’de, İsrail’in kurulmasıyle, Sykes-Picot’un kurduğu Filistin mandası (Filistin sömürgesi ) zaten çökmüş, tarihten silinmişti. 1920’lerde, Milletler Cemiyeti döneminde çizilen sınırlar, Kürt hak ve özgürlükleri de dikkate alınarak yeniden çizilecektir. Irak’daki ve Suriye’deki Sünni Arapların durumunun da dikkate alınacağı açıktır.

Next Page »