<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peyama Azadi &#187; Daxuyanî</title>
	<atom:link href="http://www.peyamaazadi.com/vebir/peyam/daxuyani/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.peyamaazadi.com</link>
	<description>Peyama Azadi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Jan 2012 16:40:56 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Karalama Kampanyasına Zorunlu Bir Cevap</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/karalama-kampanyasina-zorunlu-bir-cevap</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/karalama-kampanyasina-zorunlu-bir-cevap#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 22:25:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin Sever</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>
		<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2248</guid>
		<description><![CDATA[Star Gazetesinde 30 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında Sayın Elif Çakır tarafından hazırlanan, içinde benim bulunduğum bir grup arkadaşla yapılan söyleşi yayınlandı. Söyleşi; tarihsel süreç içinde Kürt Sorunu, Kürt Sorunun sonucu olarak ortaya çıkan PKK ve Kürt Sorunun çözümüne dair görüş ve öneriler tartışılmıştır. Söyleşide ana hatlarıyla şu hususları vurgulamaya özen gösterdik.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Star Gazetesinde 30 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında Sayın Elif Çakır tarafından hazırlanan, içinde benim bulunduğum bir grup arkadaşla yapılan söyleşi yayınlandı. Söyleşi; tarihsel süreç içinde Kürt Sorunu, Kürt Sorunun sonucu olarak ortaya çıkan PKK ve Kürt Sorunun çözümüne dair görüş ve öneriler tartışılmıştır. Söyleşide ana hatlarıyla şu hususları vurgulamaya özen gösterdik.</p>
<p style="text-align: justify;">1-Tarihsel bir sorun olan Kürt Sorunu çözülmemiştir ve sorunun çözümüne dair ne devletin ne de mevcut siyasi partilerin açıklanmış bir programı bulunmamaktadır. “Demokratik Açılım” anlaşılmadan sekteye uğramıştır. Sorunun çözülebilmesi için devletin geçmişte izlediği Kürt politikası bu politikayı yaşama geçirirken başvurduğu araç ve yöntemler sorgulanmalı, demokratik zeminde önyargısız bir tartışma zemini yaratılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">2-PKK, sorunun sebebi değil sonucudur. Kürt Sorununu çözme iddiasıyla ortaya çıkan PKK’nın ideolojik biçimlenişi(Stalinst-Kemalist yapısı) ve buna bağlı olarak süregelen yöntem, eylemleri başlı başına bir sorun yumağı haline gelmiştir. Bu anlamda PKK’nın kendisiyle yüzleşmeye ihtiyacı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">3-Günümüz şartlarında, siyasal mücadeleyi açık ve meşru zeminde yürütmek, şiddeti bir siyasal mücadele aracı olarak devre dışı bırakmak; Kürtlerin ihtiyacı olan düşüncelerin ortaya çıkmasına, dejenere olan değerlerin toparlanmasına olanak sağlayacaktır. Otoriter zihniyete dayalı siyaset tarzının çözülmesine; toplumun tüm renklerinin kendisini ifade edeceği yeni toplumsal ilişkiler ağının örülmesine zemin hazırlayacaktır. Galiba korkulan da budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısıtlı da olsa bu düşüncelerimizin yayınlanmasından sonra jet hızıyla karalama kampanyası başlatıldı. Bazı “kalemşorların” eliyle “işbirlikçi”, “cahil”, “kimsesiz”, “tır şıkçı” vb  sokak dili üzerinden saldırılar başladı. Bu yöntem, toplumun balans ayarını istenen seviyede tutabilmek için kullanılan en klasik yöntemdir. Ne bizimle başlamıştır ne de bizimle son bulacaktır. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in “Silahlı mücadele dönemi bitmiştir.” Dediği için linç kampanyasına tabii tutanların, bizlere karşı hoşgörülü, adil ve vicdani olmalarını beklemiyoruz. Bu kesimin açmazı şu noktalardadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birincisi; “Cahil”, “kimsesiz”, “tanınmayan”, “tır şıkçı” üç-beş tane adamın söylemlerine binaen bu öfke, hiddet ve panik niye?</p>
<p style="text-align: justify;">İkincisi; Gücü sadece silahlı güç sananların, yanılgısı tam da bu noktadadır. Çağımızın en büyük gücü düşüncedir. Kendi adına düşüne bilme ve medeni dünyanın kriterleri içinde dile getirmektir.  Sartre’yi Fransa’nın vicdanı yapan arkasındaki orduları değil, düşünceleri ve ifade etmekteki cesaretidir. Fikirleri hoşumuza gitse de gitmese de İsmail Beşikçiyi Türkiye’nin vicdanı yapan da budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çağımızın vebası toplumsal mühendislik çalışmasıdır. Toplumsal mühendisliğin hedefinde toplum vicdanın karartılması vardır. Toplum vicdanı karardı mı insanın kendi içindeki uyumu dumura uğrar. Vicdanınızı dinlemeye gücünüz yetmez hale gelir. Bunun toplumsal karşılığı kişiliksizliktir. O vakit Ankara’da güvercin Diyarbakır’da şahin oluverirsiniz.  Topluma karşı samimiyet ve dürüstlüğü müzeye kaldırır,  bunun yerini siyasi entrikalar alır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak, yaşadığımız olayları sorgulama hakkını kendimizde göremiyorsak, gelecekle ilgili söz söyleme hakkına sahip değiliz demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla</p>
<p style="text-align: justify;">12 Aralık 2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/karalama-kampanyasina-zorunlu-bir-cevap/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Duyuru &#8211; Yeni bir Parti ve Referandum İhtiyacı</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/duyuru-yeni-bir-parti-ve-referandum-ihtiyaci</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/duyuru-yeni-bir-parti-ve-referandum-ihtiyaci#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Nov 2011 00:15:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2221</guid>
		<description><![CDATA[Türk azınlık devleti, tarihten edindiği sömürgeci devlet geleneğini sürdürerek Kürdistan meselesini kan deryasında boğmaya, kardeş Türkiye ve Kürdistan halklarına ağır bedeller ödetmeye devam edecek. Gençlerin ölmesi bugüne kadar devlet yönetiminin umurunda olmadı, bundan sonra da olmayacak]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong><a rel="attachment wp-att-2222" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/duyuru-yeni-bir-parti-ve-referandum-ihtiyaci/attachment/kurdish-g"><img class="alignleft size-medium wp-image-2222" title="kurdish g" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/11/kurdish-g-250x163.jpg" alt="" width="250" height="163" /></a>Mahmut Alınak</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Herhangi bir makam isteğim ve derdim <strong>kesinlikle </strong>olmadan aşağıdaki çağrıyı yapmayı tarihi bir görev ve zorunluluk olarak görmekteyim. Sözü uzatmadan bugün ve gelecekle ilgili tespitlerimi ve çağrımı kısa başlıklar halinde sıralayacağım:</p>
<p style="text-align: justify;">1)      Türk azınlık devleti, tarihten edindiği sömürgeci devlet geleneğini sürdürerek Kürdistan meselesini kan deryasında boğmaya, kardeş Türkiye ve Kürdistan halklarına ağır bedeller ödetmeye devam edecek. Gençlerin ölmesi bugüne kadar devlet yönetiminin umurunda olmadı, bundan sonra da olmayacak. Süper devletlerin siyasetlerinde de temel bir değişiklik yok, Lozan anlaşmasına olan bağlılıkları devam ediyor. Eşikler yalayan satılık Kürt işbirlikçileri tarihteki lanetli rolünü oynamayı sürdürüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">2)      On yılların tecrübesi ile görüldü ki, Türkiye halkları ekonomik, demokratik ve siyasal gelişmesinin önünde bir engel haline gelen Kürdistan prangasını kırmadıkça kendi demokratik devrimini gerçekleştiremeyecek, özgürlüğe ve esenliğe kavuşamayacak. Başka bir değişle, Kürdistan esareti sadece Kürdistan halklarının değil, Türkiye halklarının da esaretidir. Gel gelelim –ne acı bir gerçek-Türk halkının büyük çoğunluğu (kendi geleceğini baltaladığını bilmeden) Kürdistan meselesinde devletin yanında mevzilenmiştir. Kürt mücadelesine dünya devletleri karşı… Türk halkı karşı…  Dünya ezilen halkları ilgisiz… İşbirlikçiler içeriden vuruyor… Bu böyle gitmez, Kürt siyasetinin kendisini ve yöntemlerini acilen gözden geçirmesi şarttır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>3) </em>Ankara’yı çözüm yeri olarak gören Kürt siyasi partilerinin Kürdistan sorununu çözme kabiliyeti ve dirayeti yoktur. Öyle ki, bazıları sayesinde siyaset yaptıkları Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’ndeki yasal haklarını bile savunmaktan acizdirler. Kimyasal silahların da kullanıldığı tüm askeri operasyonlar her yönüyle (devletin kendi kanunları karşısında bile) birer yargısız infaz, suç ve cinayet iken; Amerika’dan alınan Predator adlı insansız savaş uçakları ile apaçık bir savaş yürütülüyor iken; bu amansız savaş “terörle mücadele” adı altında inkâr ediliyor iken, Binlerce Kürt siyasetçi hapishanelere tıkılmış iken, Ankara’yı mesken tutan Kürt sivil siyaseti ne yazık ki bu saldırıları göğüsleyecek herhangi bir proje ortaya koyamadı. Mikrofonları kulağa hoş gelen sözlerle süslemekten başka bir şey yapmıyorlar. Zaten kimse de artık demeçlerini ciddiye almıyor. Hükümet, “Toplanıyor, çay içip dağılıyorlar” diye alay ediyor, “Tıpış tıpış Meclis’e gelecekler” diyerek aşağılıyor, başbakan sıfatlı Tayyip Erdoğan, “Meclis’ten gitseniz ne yazar, gitmeseniz ne yazar”diye hafife alıyor. Bütün bunlara rağmen yarın Abdullah Gül çağırsa, “devlet diyalog başlatıyor” diye koşarak gidecekler. Yirmi bir yıldır devletle diyalog hayali kuruyorlar. Acınası mesajlarla kafaları karıştırıp halkın hayallerini ve inancını buduyorlar. Deprem için gittikleri Van’da sanki görevleriymiş gibi orduyu ve valileri öve öve göklere çıkardılar. Göze girmek için, “Partimiz olmasa ülkenin bir tarafında ortak değerimiz olan Türk bayrağı bu kadar özgürce dalgalanamaz”<strong> </strong>diyerek, devlete yaranmaya çalıştılar. Osmanlı’dan miras kalan bayrağın (Kürtler ve azınlık milliyetler bir yana) Türk halkını mı, yoksa devleti mi temsil ettiğini incelemeden, bilinçsizce ya da -ağır bir kasıtla- bilinçli olarak bu mesajları veriyorlar. Hareketin yöneticileri tek bayrak, tek resmi dil, üniter devlet, kutsal sınırlar ve benzer konularda Recep Tayyip Erdoğan’la aynı dili kullanıyor. Erdoğan bugün başbakanlık koltuğunda kükreyerek oturuyorsa, bunu bu titrek muhalefete borçludur.<em></em></p>
<p style="text-align: justify;">Sözü fazla uzatmaya gerek yok, Ankara’ya hapsolmuş Kürt siyasi hareketi devlete ve hükümete adım attıracak ruhtan ve pratikten yoksundur. Böyle bir niyetleri de yok. Çünkü düzen içi hayaller ve beklentiler yönlendiriyor onları; devletin yedek bir parçası, vidası olma gayreti içindedirler. Oysa tarihten biliyoruz ki, bu düşler -şayet kasıt yoksa- vahim bir yanılgı ve zaman kaybıdır, tuzağa düşürür, esaret ve kölelik getirir. <em>Mademki Ankara’dan medet umuyor ve diyalog kapılarını aralayacağınızı düşünüyorsunuz, öyleyse neden orada sivil bir kıyamet koparmıyorsunuz? Neden talepleriniz kabul edilinceye kadar Meclis’e kilitlemiyorsunuz kendinizi? Neden gidip başbakanlık binasına kendiniz kapatmıyorsunuz? Bu kanı durduracak bir projeniz neden yok?</em><em></em></p>
<p style="text-align: justify;">4)      Türkiye ve Kürdistan’ın esenliğe çıkması için demokratik devrimlere ihtiyaç var. Meclis’teki ağız dalaşları ve düzeni restore etmek için yapılmak istenen yeni anayasa hakkındaki “SÖZDE” tartışmalar, göz boyama ve zaman kaybıdır. Parlamentoyu bezeyerek ilgi odağı haline getirmeye ve güya demokrasi varmış gibi bir görüntü yaratmaya hizmet eder. Yukarıda da belirtildiği gibi, Türkiye devrimi –günümüz şartlarında- Kürdistan devrimine bağlıdır. Yarınlar ne getirir bilinmez; ama bugün Kürdistan’da sivil bir devrimin şartları oluşmuştur. Devrim gerçekleşmiyorsa bunun nedeni devrimi inşa edecek ve yürütecek bir siyasi partinin eksikliğidir. Mevcut partilerin bazı merkez yöneticileri -ne yazık ki- devrimin önünde engel haline gelerek mücadeleyi düzen içine hapsettiler. Bilerek ya da bilmeyerek statükoya hizmet ediyorlar. Kimse boşuna hayal kurmasın, içe büzülen bu partilerde demokrasi işlemediği için yeni fikirlerin filizlenmesi ve yayılması mümkün değildir. Buna izin verilmiyor. Herkes baştakilere göre davranmak zorundadır, yoksa vebalılar gibi dışlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">5)      Sonuç olarak, devrimi amaçlayan yeni bir partinin kurulması zorunlu bir hale gelmiştir. Aksi halde bu kaos daha yıllar boyu sürüp gidecek ve çok ağır bedeller ödenecek. Devrimci sivil siyaset akan kanı durduracak insani ve tarihi bir görevle karşı karşıyadır. Ayrıntılara girmeyeceğim… Kurulması gereken yeni parti tüm alanlarda alternatifler yaratmalı ve düzeni kendi mevzilerinde tüketip iflas ettirmelidir. Yatay ve dikey güçlü bir kurumlaşma ve kapsamlı bir hazırlık aşamasından sonra Kürdistan’da fiili bir referandumu örgütlemelidir. Sonra da Birleşmiş Milletler’ in kapısı çalınmalıdır. Orada dünya ayağa kaldırılacak. Zorbalar o zaman dünyanın kaç bucak olduğunu görecekler!</p>
<p style="text-align: justify;">Siz de yeni bir partinin kurulması gerektiğine inanıyorsanız lütfen (<a href="mailto:yenibirparti@hotmail.com">yenibirparti@hotmail.com</a>) adresine yazınız. Kardeşçe dilekler ve sevgilerimle 16/11/2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/duyuru-yeni-bir-parti-ve-referandum-ihtiyaci/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmail Beşikçi ve Türkiye’de İfade Özgürlüğü SEMPOZYUMU</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/ismail-besikci-ve-turkiye%e2%80%99de-ifade-ozgurlugu-sempozyumu</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/ismail-besikci-ve-turkiye%e2%80%99de-ifade-ozgurlugu-sempozyumu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Sep 2011 23:40:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2177</guid>
		<description><![CDATA[Bir yanda "demokratikleşiyoruz" , insan hakları ve düşünce özgürlüğü alanında "harikalar yaratıyoruz" söylemi, öte yandan bu sahte söylemi yalanlayan bir gerçeklik! Eğer gerçek durumu merak ediyorsan, "Dr. İsmail Beşikçi'ye bak anlarsın..."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2178" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/ismail-besikci-ve-turkiye%e2%80%99de-ifade-ozgurlugu-sempozyumu/attachment/sempozyum"><img class="aligncenter size-full wp-image-2178" title="Sempozyum" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/09/Sempozyum.jpg" alt="" width="638" height="902" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/ismail-besikci-ve-turkiye%e2%80%99de-ifade-ozgurlugu-sempozyumu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bang Ji Raya Giştî re!</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/bang-ji-raya-gisti-re</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/bang-ji-raya-gisti-re#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jul 2011 21:01:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2115</guid>
		<description><![CDATA[Nêzik bunîya “24 a Tîrmehe ke nu de, em wek gel hêj jî encamên pir giran dijîn û pir bedêlan dane dîyare hêj jî em dê bidin. “Peymana Lozan ya parvekirina Emperyalîst” me bîrve nekirîye û em dê bîrve nekin. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2116" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/bang-ji-raya-gisti-re/attachment/lozan"><img class="aligncenter size-full wp-image-2116" title="Lozan" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/07/Lozan.jpg" alt="" width="460" height="259" /></a></div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;">
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="669">
<tbody>
<tr>
<td width="347" valign="top">Yeni bir „<strong>24 Temmuz</strong>“   yaklaşırken, halen ağır sonuçlarını yaşadığımız, çokça bedel ödediğimiz ve   daha da ödeyeceğimiz <strong>„Lozan   emperyalist paylaşım antlaşması“</strong>nı unutmadık, unutmayacağız.</p>
<p><strong>Sende Unutma!..</strong></p>
<p>Kürdistan‘ın bölünüp paylaşılma antlaşması olan Lozanantlaşması, aynı   zamanda ülkemizi işgal ve ilhak etmiş sömürgeci devletlerin kuruluş,   uluslararası tanınma ve siyasal sınırlarının garanti altına alınma antlaşmasıdır.   Yani ülkemiz ve ulusumuzun boynuna geçirilen „<strong>yağlı urganın</strong>“ ta kendisidir.</p>
<p><strong>Lozan antlaşması;   Emperaylizmin, Ortadoğuda işbirlikçi sömürgeci suni devletler yaratma   projesidir.</strong></p>
<p>Ortadoğuda Kemalist, Baasçı ve Molla rejimlerinin ülkemizdeki işgalinin „<strong>tapu senedi“, </strong>doğal kaynaklarının <strong>„talan</strong>“ fermanı olan 24 Temmuz 1923 Lozan   paylaşım antlaşmasını kabul etmiyor ve tanımıyoruz.</p>
<p>Sömürge ülkeler bir yana, beraber yaşayan uluslar ve hatta küçücük özerk   bölgelerin bağımsız devletlere dönüştüğü günümüzde, „karar vericiler“ bize   rağmen, bizim adımıza „ekolojik konfederalizm“, „demokratik konfederalizm“   gibi ne olduğu belirsiz, hiç bir statüye tekabül etmeyen, yada „<strong>demokratik ulus</strong>“, „<strong>demokratik özerklik</strong>“ gibi <strong>sistemi ve statükoyu yeniden cilalayarak   Lozan antlaşmasını güncelleştirmeye çalışmaktadırlar</strong>.</p>
<p>Seksensekiz yıldır ulusumuzun “ 1.Lozanantlaşmasına” karşı direnme   savaşı, hiç kuşkusuz cilalanarak dayatılan “2.Lozan”a karşı da aynı   kararlılıkla devam edecektir. 1.Lozanantlaşmasını kabul etmediğimiz gibi   2.Lozanı da kabul etmeyecek ve tanımayacağız..</p>
<p><strong>Sende kabul etme!..</strong></p>
<p>Ülkemizin “tapu senedi”, ulusumuzun boynundaki “yağlı urgan” olan Lozan   emperyalist paylaşım antlaşmasını  redettiğimizi   haykırmak için..</p>
<p>Dünyadaki diğer halkların sahip oldukları ve kullandıkları “kendi kaderlerini   belirleme hakkını istediğimizi haykırmak için.</p>
<p>Fermanımızın imzalandığı tarihte 24 Temmuz 2011 Pazar günü saat 13:00 te,   aynı yerde  Uşi sarayi/oteli önünde olacağız..</p>
<p><strong>Sende katil..</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sesini sesimize kat, </strong></p>
<p><strong> birlikte daha gür haykıralım.. LOZAN ANTLAŞMASINA HAYIR!..</strong></p>
<p><strong>L</strong><strong>ozan Antlaşması Karşıtları Komitesi</strong></td>
<td width="321" valign="top">Nêzik bunîya “24 a Tîrmehe ke nu de, em wek gel hêj jî encamên pir giran   dijîn û pir bedêlan dane dîyare hêj jî em dê bidin. <strong>“Peymana Lozan ya parvekirina Emperyalîst” </strong>me bîrve nekirîye û em   dê bîrve nekin.</p>
<p><strong>Tu jî bîrve neke!..</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Pêymana Lozanê, peymana dabeş kirin û parve kirina Kurdistanêye, herweha   avakirina dewletên dagirkeran qu welatê me dagir û tevlîkirinê ye, peymana   kebul kirin û pecirandina sînorên sîyasî û danasîna navneteweyî ye. Bi qurtî   “<strong>Taya dardakirinê”</strong> qu di hustîya   gel û netewa me bi xwe ye.</p>
<p><strong>Peymana Lozanê; Piroje   ya Emperyalîzmê qu di rojhilata navîn de avakirina dewletên hevkar û   dagirkeran ya sunî ye.</strong></p>
<p>Rojhilata navîn de, ji bo Kemalîstan, Baasîyan û rejîma Mollan 24 ê Tîrmeh   ya 1923 peymana Lozanê wek fermana <strong>“seneda   tapo” </strong>ya dagirkirdinê ye , <strong>“talan”</strong> kirina xêr û berên welatê me ye,  em vê   peymanê kebul jî nakin, nas jî nakin.</p>
<p>Welatên metîngeh li hêleke, netewên qu bi hevre dijîn an jî mintikayên   piçuk ên muxtarî bun dewletên serbixwe, “biryarkeran” bêyî me, ser navê me   “konfederalîzma ekolojîk” , “konfederalîzma demokratîk” qu çîye kes nizane,   beramberê tu statuyê nabe, an jî “netewa demokratîk” , “muxtarîya demokratîk”   wek boyax kirina sîstem û statukove, xebata nûjen kirina peymana Lozanê dike.</p>
<p>88 sale qu netewa Kurd dijî “Lozana yekem” berxwedide, bêguman bi   boyaxkirin û sepandina “Lozana duyem” re jî emê dij derkevin û qebul nekin.</p>
<p>Çawa qu me Lozana yekem qebul ne kiriye, Lozana duyem jî em dê qebul û   nas nekin .</p>
<p><strong>Tu jî qebul neke!..</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Peymana Lozanê parvekirina Emperyalîst qu “seneda tapo” ya welatême û wek   tayê dardakirinê qu di hustîyê netewa mede ye, ji bo qêrîn û red kirina vê   peymanê..</p>
<p>Wek netewan qu xwedî mafên xwe dinyayêde dijîn û bikar tînin, em jî bi   daxwaza mafê çarenusîya xwe biqêrîn.</p>
<p>Tarîxa qu fermana me hatîye îmzabuye, 24 Tîrmeh 2011 Roja şemî seet:   13:00 ê de, cîhê îmze ber Kesra UŞÎ emdê bicivin.</p>
<p><strong>Tu jî beşdar be!..</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Em hêz û dengê xwe   bînin ba hev û xurttir biqêrin.. PEYMANA LOZANÊ RE NA!..</strong></p>
<p><strong>Q</strong><strong>om</strong>î<strong>ta Dij</strong>î<strong> Peymana Lozan</strong><strong>ê</strong><strong> </strong><strong> </strong><strong> </strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div style="text-align: justify;"></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/bang-ji-raya-gisti-re/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Mağdur ve Mağrur&#8221;  Toplumbilimci İsmail Beşikçi &#8211; Mehmet  Bayrak</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/manset/magdur-ve-magrur-toplumbilimci-ismail-besikci-mehmet-bayrak</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/manset/magdur-ve-magrur-toplumbilimci-ismail-besikci-mehmet-bayrak#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 May 2011 10:12:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2023</guid>
		<description><![CDATA[Geçmişte bir yazımda; gerek film hikâyesi, gerek film senaryosu, gerek oyuncu, gerekse yönetmen olarak Türkiye sinemasında bir ekol yaratan Yılmaz Güney’i „mazlum ve kahraman“ olarak nitelendirmiştim. O, Kürdistan’dan gelip Çukurova’nın bereketli topraklarında yoğun bir dirlik müdacelesine girişmiş; „Yılmaz Pütün“ imzasıyla yazdığı bir hikâyeden dolayı daha Demokrat Parti döneminde „komünizm propagandası“ yaptığı gerekçesiyle tutuklanmış, sonraki yıllarda da son derece maceralı bir yaşam sürdürmüştü. 1960’lı yıllardan itibaren özellikle toplumcu sinemaya yöneldikten sonra sayısız ilginç olaya tanıklık etmiş ve önü kesilmeye çalışılmıştı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><a rel="attachment wp-att-2024" href="http://www.peyamaazadi.com/manset/magdur-ve-magrur-toplumbilimci-ismail-besikci-mehmet-bayrak/attachment/besikci-2"><img class="alignleft size-medium wp-image-2024" title="Besikci" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/05/Besikci-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>A- „Mazlum ve Kahraman“ Yılmaz Güney’den „Mağdur ve Mağrur“ Beşikçi’ye Uzanan  <em>„Acılı Büyük Yaşamlar“…</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geçmişte bir yazımda; gerek film hikâyesi, gerek film senaryosu, gerek oyuncu, gerekse yönetmen olarak Türkiye sinemasında bir ekol yaratan <strong>Yılmaz Güney’</strong>i <em>„mazlum ve kahraman“ </em>olarak nitelendirmiştim. O, Kürdistan’dan gelip Çukurova’nın bereketli topraklarında yoğun bir dirlik müdacelesine girişmiş; „Yılmaz Pütün“ imzasıyla yazdığı bir hikâyeden dolayı daha Demokrat Parti döneminde „komünizm propagandası“ yaptığı gerekçesiyle tutuklanmış, sonraki yıllarda da son derece maceralı bir yaşam sürdürmüştü. 1960’lı yıllardan itibaren özellikle toplumcu sinemaya yöneldikten sonra sayısız ilginç olaya tanıklık etmiş ve önü kesilmeye çalışılmıştı. 1970’li yıllardan sonra devrimci örgütlerle ilişkilendirilerek susturulmaya ve etkisizleştirilmeye çalışılmış, daha sonraki yıllarda ise Çukurova’daki film çekimi sırasında bir provokasyona kurban edilmişti. Yıllar süren kapalı hapis yaşamından sonra yarıaçık cezaevine çıktığında, gelecekte de kendisine yaşam hakkı tanınmayacağını gördüğü için ülke dışına, Avrupa’ya çıkmak zorunda kalmıştı. TRT’deki görevimin 80 Cuntası’na rastlayan kesitinde, onun filmlerine nasıl düşmanlık edildiğini, yasaklamayla yetinilmeyip, kopyalarının nasıl imha edildiğini doğrudan gözlemlemiştim. Yılmaz Güney, Cunta yönetimi için adeta onulmaz ve son derece tehlikeli bir düşmandı…</p>
<p style="text-align: justify;">Yılmaz Güney’in sürgünde yaşama veda etmesinden dört yıl sonra 1988’de  çıkarmaya başladığım <strong><em>Özgür Gelecek </em></strong>dergisinin ilk sayısında, aynı yıl içinde Almanya’da yapılan bir anma etkinliğinin yanısıra, birlikte hapis yattığı dost-yazar <strong>Hasan Kıyafet’</strong>in  <strong><em>„Mahpus Yılmaz Güney“ </em></strong>kitabı dolayısıyla kendisiyle yaptığım bir konuşmaya da yer vermiştim. Kıyafet, bu konuşmamızda Yılmaz Güney’in <em>„Kürtlüğümden ve yoksulluğumdan çok çektim“ </em> sözüne özellikle vurgu yapıyordu. Yılmaz’ı tanıyan ve yakından izleyen bir başka dost-yazar <strong>Oral Çalışlar </strong>ise, ölümünün 10. yıldönümü dolayısıyla kaleme aldığı bir yazıda onu <em>„mazlum ve kahraman“ </em>olarak nitelendirmiş (Cum. 9 Eylül 1994) ve ben de bu eksende  <em>„Mazlum ve Kahraman Yılmaz’ın Acılı Büyük Kürt Yaşamı“ </em>konulu bir incelemeyle, bu aşk, macera ve hüzün adamının ilginç  yaşamını bir inceleme yazısıyla  yeniden gündeme getirmiştim. 1994’te zorunlu olarak Avrupa’ya çıktığımda, katıldığım ilk toplantı da üç önemli Kürt insanının (Sinemacı <strong>Yılmaz Güney, </strong>şair <strong>Cigerxwin, </strong>bilim adamı <strong>Qanadê Kurdo)</strong> ölümlerinin 10. yıldönümü anma etkinliğiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Belki, Yılmaz Güney’den çok Beşikçi’ye uyan <em>„mazlum ve kahraman“ </em>sıfatını önceden Güney’e atfettiğimiz için; Beşikçi’yi, resmi ideolojinin en büyük</p>
<p style="text-align: justify;">mağduru olmasından ve mağrur duruşundan dolayı  <em>„mağdur ve mağrur“ </em>veya <em>„mağdur ve kahraman“ </em> olarak nitelendirmeyi daha uygun bulduk…</p>
<h1 style="text-align: justify;">B- Derviş-meşreb ve Erdemli Bir Kürdolog: B e ş i k ç i</h1>
<p style="text-align: justify;">Üniversitede okuduğum yıllarda Beşikçi’yi ilkin, <strong><em>„Göçebe Alikan Aşireti“ </em></strong>üstüne yaptığı doktora tezinden, ardından da <strong><em>Doğu Anadolu’nun Düzeni </em></strong> (İst. 1969) konulu kitabından dolayı tanımıştım. Beşikçi’nin bu kitabıyla, <strong>Doğan Avcıoğlu’</strong>nun <strong><em>Türkiye’nin Düzeni </em></strong> adlı kitabı, dönemin en popüler kitaplarıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonraki dönemde Beşikçi’nin de kimi yerlerini eleştirdiği bu kitap, kendi alanında adeta bir „ilk“ti. Nitekim, sonradan Beşikçi ile kimi polemikler yaşayan <strong>İlhan Selçuk </strong>bile<strong>,</strong> yayımlandığı 1969 yılında kitaba şu övgüleri diziyordu:</p>
<p style="text-align: justify;">„Artık birtakım genç adamlar, uygarlığın ortak malı olan bilim yöntemlerini benimseyerek gözlerini Anadolu insanına ve Anadolu’ya çevirmişlerdir. Bunlar, bildiğimiz alıştığımız soydan (hoca) değil, el değmemiş Türkiye’nin gerçeklerini keşfetmeye çalışan birer mütevazi insandırlar. İçinde yaşadığı toplumdan habersiz kişilerin otorite sayıldığı ülkemizde, gerçek peşinde zahmete koşulan ne kadar bilim adamı varsa saygıyla karşılamak gerekir. Bunlardan biri de <strong>İsmail Beşikçi’</strong>dir.(…) İsmail Beşikçi’nin kitabı, üniversite içinde ve dışında tüm aydınların okuması gereken bir kitaptır“ (Cumhuriyet gaz. 8 Eylül 1969)</p>
<p style="text-align: justify;">İsmail Beşikçi üzerine bugüne kadar birkaç kitabın yanısıra, çok sayıda yazı yazıldı. Belirlediğim kadarıyla İsmail Beşikçi üstüne ilk kitap 1973’te İsveç’te yayımlandı. <strong>Rêxıstına Têkoşer û Şoreşgerên Kurdistan </strong>(Kürdistan Devrimci Militanları Organizasyonu) adına BAHOZ (Fırtına) Yayınları’nın 6’ncısı olarak yayımlanan kitap <strong>„İsmail Beşikçi ve Bazı Kürt Köylülerinin İddianameleri“ </strong> adını taşıyordu. O tarihte Erzurum Üniversitesi Sosyoloji Bölümündeki görevinden atılmış ve 12 Mart Cuntası döneminde tutuklanmış olan Beşikçi, bir gençlik resmiyle birlikte şu sözlerle anılıyordu: „Demir parmaklıklar arkasında Kürt halkının haklı demokratik ve milli kavgası uğruna, özgür günlerin geleceğini müjdeleyen namuslu ve dürüst Türk sosyalisti İsmail Beşikçi yoldaş!..“ (Adı geçen kitap, iç kapak).</p>
<p style="text-align: justify;">Kitapçığın içine büyütülmüş olarak, ayrı bir tabaka halinde şu dörtlük de konmuştu:</p>
<p style="text-align: justify;">Hezar, hezar sed sal herin</p>
<p style="text-align: justify;">Merd û namerd ser bigerin</p>
<p style="text-align: justify;">Te bernadin em ji destan</p>
<p style="text-align: justify;">Welatê me xweş Kurdistan</p>
<p style="text-align: justify;">Kitapçıkta Beşikçi’yi konu alan bir „ön-deyiş“le birlikte Beşikçi ve kimi Kürt köylüler hakkında düzenlenen iddianamelere ve savunmalara da yer verilmektedir. Bu haliyle kitapçık, daha sonra yine kısmen geliştirilmiş olarak Avrupa’da ve daha da geliştirilmiş olarak Türkiye’de yayımlanan Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) Dava Dosyasının bir ön hazırlığı niteliğindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği gibi, Beşikçi ile ilgili son Armağan Kitap ise 2011 yılında, SBF öğretim görevlilerinden <strong>Barış Ünlü </strong>ve<strong> Ozan Değer’</strong>in editörlüğünde İletişim Yayınlarından çıktı. Bizim de bir incelemeyle katıldığımız kitapta, toplam 52 araştırmacının yazılarına yer veriliyor.</p>
<h1 style="text-align: justify;">C- İyiniyetle Acı Gerçek Buluşunca…</h1>
<p style="text-align: justify;"><strong>Beşikçi </strong>ile ilgili 1973’te Avrupa’da yayımlanan  kitapçığın „ön-deyiş“indeki şu belirleme, benim de birçok defa tanıklık ettiğim bir gerçekliğin, bir başka deyişle <em>„iyiniyetle acı gerçeğin buluşması“</em>nın insan yaşamında yarattığı dönüşümün tipik örneğidir. Şöyle deniyor ön-deyişte:</p>
<p style="text-align: justify;">„1939 Yılında İskilip’te doğan Beşikçi, orta öğrenimini Çorum’da tamamladı. Ardından 1962 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. Yüksek öğreniminin akabinde, çalıştığı devlet dairelerinde (özellikle İçişleri Bakanlığında),Türk bürokrasisinin yapısını ve karakteristiklerini iyice kavrayan Beşikçi,Bitlis ve Hakkari’de askerliğini yapması nedeni ile, Türk şövenizmine ve Kürt halkının çilesine karşı elbette yabancı kalamazdı. Daha sonraları sosyoloji asistanı olarak girdiği Erzurum Üniversitesinde, Kürt emekçi tabakalarının yaşamını ve özlemlerini bizatihi müşahade etti. Bu obje, Beşikçi’nin kendisinin içinden gelmediği bir topluma, hiç bir çıkar gözetmeden özünü feda etmesine yol açtı.“</p>
<p style="text-align: justify;">Bu, bir bakıma <strong>„Kürdistan ökse otunun çekiciliği“ </strong>bir başka deyişle <strong>„iyiniyetle acı gerçeğin buluşması“ </strong>dır. Bilindiği gibi, ökse otu, içine çekme özelliği olan bir ot cinsidir. Kürdistan gerçeği de, iyiniyetli insanlar açısından böylesi bir çekiciliğe sahiptir ve kendi payıma bunun birçok ilginç örneğine rastlamışımdır. Cumhuriyet’in başlangıç yıllarında kimi Kemalist yazarların, Kürt toplumuna ve hareketlerine karşı resmi ideoloji güdümlü masa-başı çalışmalar bir yana bırakılırsa; bu iyiniyetli sahiplenmenin ilk edebi örneklerini Köy Enstitülü  yazarlarda görüyoruz. Edebiyatın halklaşmasında ve edebiyat coğrafyasının zenginleşmesinde bir dönemeç olan Köy Enstitülü yazarlar kuşağının birçok köy notu, gezi notu, anı, şiir, hikaye ve roman türü eserlerinde Kürt coğrafyasına ve Kürt insanına da yer verildiğini gözlemliyoruz. Bu konuda ilk aklıma gelen isimlerden ikisi <strong>Selahattin Şimşek </strong>ve <strong>Osman Şahin’</strong>dir. Sivas- Şarkışlalı Selahattin Şimşek, Hakkari yöresinde ilköğretim müfettişi olarak bulunduğu sıradaki izlenimlerini <strong>Hakkari Dedikleri </strong>adıyla 1960 yılında yayımlamış, daha sonra Zap ırmağında sulara kapılarak hayatını kaybetmiştir. Mersin- Aslanköylü Osman Şahin ise Siverek’teki öğretmenlik dönemine ilişkin izlenimlerini, başta <strong>Kırmızı Yel </strong>(1971) olmak üzere çeşitli öykü kitaplarıyla bilince çıkarır. Adı geçen yazar, Kürdistan gerçeğini yakın döneme ilişkin eserleriyle de gündeme getirmiştir. Sözgelimi bunlardan biri de, Koruculuk sisteminin Kürdistan’da yarattığı tahribatı anlatan <strong>Fıratın Sırtındaki Kan- Bucaklar</strong>’dır (1995).</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, bunun en çarpıcı örneklerinden biri, 1993’te Sivas- Madımak’ta yakılarak katledilen şair <strong>Metin Altıok’</strong>un tanıklığıdır. Bingöl’deki felsefe öğretmenliği döneminde „Kürdistan gerçeği“ ile buluşan Altıok, şehit olan gerillalara ilişkin mensur ve manzum bir izlenimini şöyle aktarıyor:</p>
<p style="text-align: justify;">„ O kadar ilginç o kadar önemli şeyler yaşadım ki Bingöl’de…Benim için ikinci bir üniversite oldu. Hayatı gördüm. Mesela bir şey anlatayım size. Bir gün Bingöl’e iki ceset getirdiler. Bingöl bu ölülerle çalkalandı. Kahveler boşaltıldı. Herkes görmeye gidiyor. Ben de gittim. Morga götürüyorlardı cesetleri. Biri erkek, daha bıyıkları terlememiş, öbürü bir kız…Erkeğin elbiseleri üstünde, kız çırılçıplak. Ama erkeğin yüzü dümdüz, burnu yok, baldırından da lop et koparılmış. Parmakları mürekkepli. Parmak izi almışlar. Çok etkilendim bu olaydan ve tabii rakıya vurdum. Sonra bir de şiir yazdım:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kimliksiz Ölüler</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Öyle ak, öyle ak ki teni</p>
<p style="text-align: justify;">İpekten biçilmiş sanki.</p>
<p style="text-align: justify;">Duyulmamış bu yüzden</p>
<p style="text-align: justify;">Üstünü örtmek gereği.</p>
<p style="text-align: justify;">Çırılçıplak, incecik</p>
<p style="text-align: justify;">Sedyede bir kız cesedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kızım sağsa eğer;</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kızım morgda şimdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Göğsü kana belenmiş,</p>
<p style="text-align: justify;">Gözlerinde meneviş,</p>
<p style="text-align: justify;">Genç yüzünde bıyıkları</p>
<p style="text-align: justify;">Daha yeni terlemiş</p>
<p style="text-align: justify;">Sabıka kayıtlarında adı</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşarken hiç geçmemiş.</p>
<p style="text-align: justify;">İyi hal kağıdı bile</p>
<p style="text-align: justify;">Alırmış isteseymiş.</p>
<p style="text-align: justify;">5</p>
<p style="text-align: justify;">Akıl alır da dostum;</p>
<p style="text-align: justify;">Yürek almaz bir tuhaf iş.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çoktan soğumuş gövdesi,</p>
<p style="text-align: justify;">Ama elleri hâlâ diri.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağ avucundan geçmiş</p>
<p style="text-align: justify;">Mermilerden biri.</p>
<p style="text-align: justify;">Gören bir göz olmuş</p>
<p style="text-align: justify;">Sanki o mermi deliği.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakıyor avucundan</p>
<p style="text-align: justify;">Kısacık yaşam emeği.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevmeyi deneseydiniz;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yolu seçmezdi belki!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Açacak yine baharda,</p>
<p style="text-align: justify;">Dağlarda koyaklarda.</p>
<p style="text-align: justify;">Adı yok bir çiçektir</p>
<p style="text-align: justify;">Zulmun kara toprağında.</p>
<p style="text-align: justify;">Onun da bir sözü vardı</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gökkubbe altında.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte o öldü artık;</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yas bıraktı arkasında.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve çağdışı bir korku</p>
<p style="text-align: justify;">Hısım, akrabaya.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yanında dağılmış kâğıtlar</p>
<p style="text-align: justify;">Ve tütün tabakası var.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir bez parçasıyla</p>
<p style="text-align: justify;">Ağzını tıkamışlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Cesedi sırtüstü</p>
<p style="text-align: justify;">Boyunca uzatmışlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir deniz kabuğunda</p>
<p style="text-align: justify;">Dalgaları duyanlar,</p>
<p style="text-align: justify;">Boç bir mermi kovanı</p>
<p style="text-align: justify;">Sizce nasıl uğuldar..“</p>
<p style="text-align: justify;">(Ek Politika, Sayı: 60/1998)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada, şunu da belirtelim ki, eserlerinde Kürdistan ve Kürt gerçeğini anlatan bu yazarlar da, başka birçok toplumcu yazar gibi hapishaneden nasibini almaktan kurtulamamışlardır… Ya da, Metin Altıok örneğinde olduğu gibi, yakılarak katledilmekten…</p>
<p style="text-align: justify;">Kürtler arasında <strong>„Sarı Hoca“ </strong>olarak ün salan Beşikçi’ye birçok benzetme yapılmıştır. Onu, „Çağımızın Sokrates’i“ olarak nitelendiren ya da Cezayir Milli Kurtuluş Savaşı’nın düşünce babası, zenci önder <strong>Frantz Fanon’</strong> a benzetenler olduğu gibi; Kürt aydınlanmasının 17. yüzyıldaki önemli mübeşşiri/ habercisi <strong>Ehmedê Xanî</strong>’ye benzetenler de vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sonuncu karşılaştırmayı yapan ve şimdi aramızda olmayan, kadirbilir dost- araştırmacı <strong>Dr. Cemşid Bender </strong>de, Beşikçi’yi „çağdaş derviş bilim adamı“  olarak nitelendirmekte ve Kürt mücadelesine katkısını şu sözlerle özetlemektedir: „Ülkede bilimin onurunu koruduğu, Kürt halkını inkâra karşı savunma yaptığı için ceza yasalarındaki kıstaslara göre rekor sayılacak ölçüde cezalandırılan <strong>Dr. İsmail Beşikçi, </strong>karanlığı aydınlatan bir sosyologdur. O, kalemiyle, düşüncesiyle kalbini bütünleştirmiştir. Xani 1600’lü yılların Kürt toplumunun masalını, hikayesini, şiirini, sosyolojisini ve hayallerini işlemişti <strong>Mum û Zîn’</strong>de. Beşikçi ise bu kapsamlı projenin 1900’lü yıllardaki sosyal coğrafyasını aydınlatan öncü bilimci oldu. Xani, 17. yüzyılın düşen ve yükselen insanının romanını, poemini yaratmıştı; Beşikçi ise 20. yüzyıldaki gelişmeler ışığında Kürtler’in eksi ve artılarını ortaya koyma çabasında kesintisiz ter dökenler arasındadır.(…) O, doğruları söylediği için, baldıran zehiri içmek zorunda bırakılan <strong>Sokrat’</strong>ın, dünya dönüyor dediği için engizisyon mahkemesi önünde yargılanan <strong>Galile’</strong>nin çağımızdaki simgesidir.“ (Özgür Politika, 2. 12. 1995).</p>
<p style="text-align: justify;">Kanlı zâlimlerin katlettiği Kürt bilgesi <strong>Musa Anter’</strong>in vasiyetini, yakın arkadaşı <strong>Yaşar Kaya, </strong>şöyle aktarıyor: „Çocuklar, ben ölürsem, siz kalırsanız ilk ulusal kurumumuzun girişine Beşikçi’nin bir büstünü dikin. Beni mutlu edersiniz.“ (Öz-Po, 23.2.1996)</p>
<p style="text-align: justify;">Benzeri bir öneriyi, Beşikçi gibi hayatının büyük bölümünü resmi ideolojinin zindanlarında geçiren büyük şair <strong>Nazım Hikmet’</strong>in yakın arkadaşlarından</p>
<p style="text-align: justify;">Arap şair <strong>Kadim Al Samawi </strong>de yapıyor: „Çağımızda düşünceye yönelik çirkin uygulamaların olması, bunu kendi halkına, aydınına layık görenler adına utanç verici bir olaydır. Aslında <strong>Beşikçi</strong> ve <strong>Nazım</strong> gibi insanların, değerlerin, anıtlarının dikilmesi gerek.“ (Öz-Po, 1 Ocak 1999)</p>
<p style="text-align: justify;">Musa Anter’in vasiyet ettiği, Nazım’ın arkadaşı şair Samawi’nin önerdiği şeyin, günün birinde gerçekleşeceğinden kuşku duyulmamalıdır ve Kürtler adına Beşikçi, bunu çoktan haketmiştir…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ç- Beşikçi İle Karagün Dostluğu…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Beşikçi ile doğrudan görüşmemiz ve dostluğumuzun başlaması, 1980’e yani bundan 30 küsur yıl öncesine dayanıyor. Kendisinin bilmem kaçıncı cezaevinden çıktığı bir zamanda, o zamanlar POL-DER Genel Başkanı olan, Adıyamanlı Ezidi Kürtlerinden <strong>Kadir Boztimur’</strong>la TRT’ye beni ziyarete gelmişlerdi. Kısa zamanda samimi olmuş ve kaynak alış-verişine başlamıştık. Fakat, kısa bir süre sonra Beşikçi’ye yeniden hapishane yolu görünecekti…</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak, asıl dostluğumuzun pekişmesi, 1988’de <strong>Özgür Gelecek Dergisi’</strong>ni çıkarmaya başlamamdan sonra oldu. Beşikçi, cezaevinden yeni çıkmış ve ailece sıklıkla görüşmeye başlamıştık. Derginin ilk sayısında, başka birçok yazar ve sanatçının yanısıra Beşikçi’nin görüş ve önerilerine de yer vermiştim. Beşikçi’nin, birinci sırada verdiğim toplam üç küçük parağraftan oluşan önerisi şöyleydi:</p>
<p style="text-align: justify;">„<strong>Özgür Gelecek</strong>, Kürt insanının kendi kimliğini sorgulayabilmesi için gerekli düşün ortamının hazırlanmasına katkıda bulunmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürt insanı, Kürt toplumunun, Türkiye’deki, Ortadoğu’daki, Dünya’daki statüsünü öteki toplumlarla karşılaştırabilmeli…Örneğin Arap toplumu, Fars toplumu ve Türk toplumuyla Kürt toplumunun ilişkilerini, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel ve azkeri açılardan inceleyebilmeli. Bu karşılaştırmalar kaba da olsa yapılabilmeli…Kürt insanı, ülkesinin bölünmesi ve paylaşılması üzerinde düşünebilmeli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Özgür Gelecek</strong>, Kürtler’de tarih bilincinin ve toplum bilincinin gelişmesine yardımcı olmalı.“ (<strong>Özgür Gelecek</strong>, Sayı:1/1988)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kadarlık bir öneri demeti, Beşikçi’nin yeniden Emniyet’e ve DGM’ye taşınmasına yetmişti. Her defasında, kendisini evinden alıyor, Yazıişleri Müdürüyle birlikte  ya Emniyet’e ya da DGM’ye götürüyordum. Zaten, derginin sahibi, yayın yönetmeni ve yazarı sıfatıyla hemen her yazıdan dolayı ben de sorumlu tutuluyor ve sözkonusu kurumlar arasında mekik dokuyordum. İlk sayıdan itibaren birçok defa gözaltına alındığım gibi; 2. ve 8. Sayılardaki yazılarımdan dolayı iki kez tutuklanmıştım. Hakkımızda düzenlenen İddianamelerle, gerek Beşikçi’nin gerekse benim DGM’de yaptığımız savunmalar daha sonra 1991 yılında <strong>„Kürt Kimliği Mücadelesi/ Özgür Gelecek Dava Dosyası“ </strong> adıyla kitap olarak da yayımlanmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplam 8 sayı çıkarabildiğimiz <strong>Özgür Gelecek De</strong>rgisi dolayısıyla hakkımızda 30 dava açılmış ve derginin yayını tümden engellenince, bu kez Kürdoloji alanında kitap yayınına başlamıştım. Tam bu sıralar, <strong>Ayşenur Zarakolu’</strong>nun yönetimindeki Belge Yayınları, Beşikçi’nin üç kitabını birden yayımlıyor ve bu toplumda bir bomba etkisi yaratıyordu. Tabii, Beşikçi’yle birlikte Zarakolu da hapsi boyluyordu. Beşikçi, hapisten çıktıktan sonra bu kez onu, Yurt Yayınları’nın sahibi <strong>Ünsal Öztürk</strong>’le tanıştırmıştım. Yurt Yayınları, Beşikçi’nin ilk kitabından başlayarak tüm kitaplarını yayımladı ki, bunların sanırım 5 tanesi salt savunmalardan oluşuyordu. Bu defa, Beşikçi ile birlikte Ünsal Öztürk’e de hapishane yolu görünmüştü. O zamanlar, Kürdoloji alanında yayın yapmak gerçekten de ateşten gömlek giymekti…</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim, dergiden dolayı açılan davalar sonuçlanmadan bu kez Kürdoloji alanında yayımladığım kitaplar hem toplatılıyor hem de dava konusu ediliyordu. Türkoloji alanında yayımladığım kitaplarım hakkında herhangi bir dava açılmazken, Kürdoloji alanında yazdığım ya da çıkardığım her kitaptan dolayı dava açılıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek yıllarca DGM’de yaptığımız savunmalardan,  gerekse 1993 Ateşkesinin yarattığı olumlu havadan dolayı, yargılandığım 6 kitaptan beraat etmiştim. Ancak, ateşkesin bozulmasıyla siyasi hava yeniden gerginleşmiş ve MGK’nın aldığı gizli bir karar çerçevesinde, beraat ettiğim tüm davalar Yargıtay’da aleyhime bozulmuştu. Tabii DGM de bu bozmaya uyunca, 10 buçuk yıl hapis cezası kesinleşmiş ve bize sürgün yolu görünmüştü…</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece, Beşikçi ile yollarımız bir kez daha ayrılıyor ve 1999 yılı sonunda „Basın- Yayın Cezalarının Üç Yıl Süreyle Şartlı Ertelenmesine İlişkin Yasa“ ile, 2000 yılı başlarında o, Cezaevinden çıkıyor; ben de sürgün yaşamının ardından ülkeye dönüyordum. Böylece, „karagün dostluğu“ yeniden buluşmayla devam ediyordu. Kendisi ülke dışına çıkmadığı için, ancak yazları ülkeye gittiğimde zaman zaman görüşüyoruz. Kendisi, 2010 yılında, Ümit Kaya’nın benimle yaptığı <strong>„Akıntıya Karşı Yüzmek“ </strong>konulu bir nehir-röportaja, <strong>„Kürdoloji ve Alevilik Araştırmalarında Mehmet Bayrak“ </strong>başlıklı bir „sunu“ yazısı yazma inceliğini göstermiş ve beni gerçekten hem duygulandırmış hem de onurlandırmıştı. Ben ise, son görüşmemizde 1980’de Toptaşı Cezaevi’nde yazıp, yönetimce elkonulan ve kendisinde bulunmayan bir yazısını kendisine vermiş ve çocuklar gibi sevindiğine tanık olmuştum. Şimdilerde; kaderbirliği, dostluk ve kadirbilirlik böyle birşey olmalı diye düşünüyor; güvene dayalı dar ve zor zaman dostluğunun değerini bir kez daha yüreğimin derinliklerinde hissediyorum…Beşikçi’nin, bugüne kadarki erdemli mücadelesi ve kalıcı ürünleriyle Kürt toplumunun vicdanında ölümsüzlüğe kavuştuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/manset/magdur-ve-magrur-toplumbilimci-ismail-besikci-mehmet-bayrak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>B. Ü.’nin Siyasi Amaçlı ‘Zazacılık’ Sempozyumuna Katılmıyoruz! &#8211; Kamuoyuna</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/b-u-%e2%80%99nin-siyasi-amacli-%e2%80%98zazacilik%e2%80%99-sempozyumuna-katilmiyoruz-kamuoyuna</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/b-u-%e2%80%99nin-siyasi-amacli-%e2%80%98zazacilik%e2%80%99-sempozyumuna-katilmiyoruz-kamuoyuna#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 May 2011 20:15:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2017</guid>
		<description><![CDATA[Bingöl Üniversitesi, yöreden yöreye kendilerini Kırmanc, Kırd, Dımıli veZaza, konuştukları lehçeyi de Kırmancki, Kırdki, Dımılki ve Zazaki olarak adlandıran Kürt toplumsal gruplarından Kırmancların (Zazaların) konuştuğu Kırmancca (Zazaca) hakkında bir sempozyum düzenlemektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.guzelresim.net/data/media/239/bingol_universitesi_5.jpg" alt="" width="315" height="237" />Bingöl Üniversitesi, yöreden yöreye kendilerini <strong>Kırmanc</strong>, <strong>Kırd</strong>, <strong>Dımıli</strong> ve<strong>Zaza</strong>, konuştukları lehçeyi de <strong>Kırmancki</strong>, <strong>Kırdki</strong>, <strong>Dımılki</strong> ve <strong>Zazaki</strong> olarak adlandıran Kürt toplumsal gruplarından Kırmancların (Zazaların) konuştuğu Kırmancca (Zazaca) hakkında bir sempozyum düzenlemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürtler, beş farklı toplumsal grup olan “<strong>Kırmanc</strong> (<strong>Zaza</strong>)”, “<strong>Kurmanc</strong>”, “<strong>Soran</strong>”, “<strong>Goran</strong>” ve “<strong>Lur</strong>”lardan oluşmaktalar. Yani, bir millet adı olarak “Kürt” kavramı, beş farklı toplumsal grubun, “Kürtçe” kavramı ise, beş farklı lehçenin adıdır. Kürtçe, sadece Kurmanc lehçesinin adı, Kürtler de Kurmanc grubunun adı değildir. Öte yandan, Zazaların Kurmanc olduklarını, Zazacanın da Kurmanc lehçesinin lehçesi olduğunu iddia eden de yoktur. Ama anlaşılan o ki, Türkiye’de egemen güçler, politikaları gereği sadece “Kurmanc” grubu için “Kürt” diyerek, Kürt toplumu içerisinde etnik kaos, milli aidiyet karmaşası yaratmaya çalışmakta, bu yönde yeni projeler hayata geçirmekteler!</p>
<p style="text-align: justify;">Bingöl Üniversitesi’nin, son zamanlardaki faaliyetlerine baktığımızda, böylesi bir projenin hayata geçirilmesi, en azından teorik altyapısının oluşturulması misyonunu üstlendiği konusunda kuşkularımız vardı elbette. Ama yine de, çok ağır şartlarda yasaklarla boğuşarak, yıllarca idari ve cezai baskılarla karşılaşarak, işkencelerden geçerek, Kırmancca’yı (Zazaca) derleme, koruma, geliştirme ve standart bir yazı dili oluşturma mücadelesi veren, bu lehçede birçok kitap, dergi ve gazete yayımlayanlar olarak, adı geçen sempozyumda sunum yapmak için müracaatta bulunduk.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak 13-14 Mayıs 2011 tarihinde Bingöl Üniversitesi’nde gerçekleşecek olan ve bize gönderilen “<strong>Zaza Dili Sempozyumu</strong><strong>Programı</strong>’nı gördüğümüzde, Bingöl Üniversitesinin, belirlenmiş bir plan doğrultusunda, nerede Kürt düşmanlığı temelinde Zazacılık yapan biri ve onlarla ilişkide olanlar varsa, tümünü özel bir gayretle sempozyum çatısı altında örgütlediğini ve geliştirilen kirli bir planın ayaklarını oluşturmaya çalıştığını hayretle gördük.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu planın sahibi ve uygulayıcıları, bildirilerimizin başlıklarını bile siyasi amaçları doğrultusunda değiştirme cüretini göstermekten geri durmamışlar. Örneğin, “<strong>Modern Kırmancca (Zazaca) Edebiyatı</strong>” başlıklı bize ait bildirinin başlığından “<strong>Kırmancca</strong>” adını çıkarmış, “<strong>Modern Zazaca Edebiyatı</strong>” şeklinde değiştirmişler. Kabul edilemez bu müdahalenin, bilimsellikle, bilimsel tavırla hiçbir alakasının olmadığı ortadadır. Bundan şunu da çıkarmak son derece olasıdır. Başlık değiştirildiğine göre, bildirinin içeriği de değiştirilecektir. Burada bilimdışı, ahlakdışı bir durum söz konusudur. Bu, aynı zamanda Türkiye’deki ‘akademik’ dünyanın ve ‘akademisyen’ diye bilinen kimi çevrelerin durumu konusunda da bize yeterince fikir vermektedir! Neden “<strong>Kırmancca</strong>” sözcüğüne sansür koydunuz ve “<strong>Zazaca</strong>” veya “<strong>Zaza Dili</strong>” kavramlarını öne çıkardınız? Bir üniversite nasıl böyle şeyleri yapar? Bingöl Üniversitesi rektörü, böyle bir skandal karşısında adı geçen sempozyumu hemen iptal etmeli ve bu utanç verici durumdan dolayı kamuoyu önünde özür dilemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bingöl Üniversitesi, eskiden Kürt olan ve Kürt partilerinde çalışan ancak daha sonra partisinden istifa ederken milliyetinden de istifa eden, daha sonra da anti-Kürt bir temelde ideolojik faaliyet gösteren birisine iki günlük sempozyum programı içerisinde, izlenebilir saatlerde dört oturumda yer vermiştir. Bu şahıs, bunca katılımcı içerisinde tek başına ‘<strong>ana menü</strong>’ olarak “<strong>Zaza Dilinin Tarihi Gelişimi</strong>”, “<strong>Zaza Dilini Birleştirme Sorunu</strong>”, “<strong>Zaza Dilinin Alfabesi</strong>” ve “<strong>Zaza Edebiyatı</strong>” başlıklarıyla 4 kez sunum yapacaktır. Böylesi bir sempozyuma emsal olabilecek bir örnek var mıdır dünyada? (Görüldüğü gibi, Bingöl Üniversitesi öteden beri kullandığı “<strong>Zaza Dili</strong>” adını da bu şahıstan almıştır. Bu durum, Bingöl Üniversitesi’nin ilişkileri konusunda bize yeterince fikir vermektedir.) Madem bir kişiye dört tebliğ sunma imkanı veriliyorsa, Seyîdxan Kurij (Hasan KALÇIK) arkadaşımızın gönderdiği “<strong>Zazaca Yazının Tarihçesi</strong>” ve “<strong>Peter Lerch’in Kirdkî Üzerine Çalışmaları</strong>” başlıklı sunumları neden reddedildi de sadece “<strong>Bingöl Ağzının Bazı Özellikleri</strong>” kabul edildi? “<strong>Bingöl Ağzının Bazı Özellikleri</strong>” başlıklı sunum, oynanan oyuna zararı dokunmayan gramerle ilgili bir çalışma olduğundan dolayı mı tercih edildi? Kaldı ki, sempozyum ilanında neden isteyenin istediği kadar tebliğle katılabileceği vurgulanmadı?</p>
<p style="text-align: justify;">Programda, benzer başlıkların, örneğin “<strong>Zaza Dilinin Alfabesi</strong>” ve“<strong>Zazacadaki Alfabe Sorununa Bir Bakış ve Çözüm Önerisi</strong>” başlıklı sunumları aynı oturuma almaya özen gösteren üniversite, aynı kategoride olan “<strong>Zaza Edebiyatı</strong>” başlıklı sunumu 09.00-10.00 saatleri arasına ama başlığı değiştirilmiş “<strong>Modern Kırmancca (Zazaca) Edebiyatı</strong>” sunumu ve diğer arkadaşımızın sunumunu, alicengiz oyunuyla zaman kullanımının sarkması bahane edilerek iptal edilecek olan günün en son saati 18.00-19.20’ye almıştır. Böylece Kürt düşmanlığı temelinde geliştirilen ve Zazacanın sahiplenilmesi, geliştirilmesiyle hiçbir alakası olmayan ‘Zazacı tezleri’ öne çıkarmaya, diğer sunumları ise figüran metinler olarak geri plana itmeye çalıştığı açık bir şekilde meydandadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zazaların Kürt olup olmadıkları, Zazacanın Kürtçenin lehçelerinden bir olup olmadığını belirlemek hiçbir üniversitenin üzerine vazife değildir. Ama Bingöl Üniversitesi amatörce kimi dergiler yayınlamaktan öteye gidemeyen birilerine Zaza tarihi, Zaza dili, Zazaların kökeni gibi ideolojik manipülasyona açık konularda sözüm ona ‘bilimsel tebliğler’ sunma imkanı sağlayarak, daha sonra bunlara ‘akademik’ bir kılıf giydirmeye çalışmakta, saksıda Zazacı kadrolar yetiştirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sempozyum ilanında “<em>…</em><em>daha önceden başka bir yerde yayımlanmamış, bilimsel nitelikli bütün çalışmalar kabul edilecektir.</em>” denilmesine rağmen, sempozyumun <strong>ana menüsü</strong> kişinin sunacağı tebliğler daha önce internet ortamında ‘<strong>Zaza Dilinin Gelişimi</strong>’ başlığıyla yayımlanmıştır. Görüldüğü gibi sadece ‘<strong>Tarih</strong>’ sözcüğü eklenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sempozyum konu başlıklarının “Zaza Dili Tarihi, Zaza Dili Coğrafyası, Zaza Dili Araştırma Ve Geliştirme Yöntemleri, Zaza Dili Alfabesi Ve Standart Yazı Dili” olarak ilan edilmesine rağmen, Zazacılık yapanların ve onlarla ilişkide olanların tümünü sempozyuma almak için “<strong>Kimli</strong><strong>ğin Belirlenmesinde Anadilin Önemi!</strong>” başlıklı genel bir konudaki sunumu eklemekten çekinmemiştir. Sormak gerekir, böylesine genel bir konuyu yukarıda belirtilen başlıklarla nasıl ilişkilendirdiniz? Eğer böylesine keyfi konular kabul edilecek idiyse, neden ilan metninde konu başlıkları şart olarak eklendi? Madem öyle, o zaman “Eğitimde Anadilin Önemi!”, “Kişisel Yeteneklerin Gelişiminde Anadilin Önemi!”, “Toplumsal Gelişim Açısından Anadilin Önemi!” gibi daha onlarca başlıkta sunumlar hazırlanıp sempozyuma sunulabilirdi!</p>
<p style="text-align: justify;">Sempozyum ilan metninde “<em>Sempozyum Program Kurulu tarafından değerlendirilecek</em>” denilmesine rağmen, kurulun kimlerden oluştuğu gizli tutulmuştur. Adı geçen ‘kurul’ kimlerden, nasıl ve hangi ilişkiler sonucu oluşturuldu? Yoksa sempozyumdaki sunumcular aynı zamanda ‘kurul’u oluşturan kişiler mi? Sempozyumun ilan ediliş biçimine, rektörün, zaman zaman sempozyum hakkında basına verdiği internetten kopya edilmiş çelişkili beyanlarına ve katılımcılara yönelik imzasız e-posta iletişimindeki davranışlara bir bütün olarak baktığımızda, Bingöl Üniversitesi’nin adeta garip bir şekilde “illegal” davranışlar sergilendiği görülecektir. Düşünebiliyor musunuz, bir üniversite sempozyum düzenliyor, sempozyuma katılımcı olarak verilen e-posta adresiyle iletişime geçiyorsunuz ama gelen e-posta mesajları imzasızdır! Kiminle muhatap olduğumuzu hala bilmiyoruz. Üstelik sanki bir mahkeme veya polis karakoluymuş gibi biz katılımcıların “<em>mustear isimlerle katılamayacağı</em>” tehdidiyle kimlik bilgilerimiz soruşturulmuştur. Saklayacak gizleyecek hiçbir şeyimiz olmamasına rağmen, açık kimliğimiz, fotoğraflarımızla yıllardır yazarlık yaptığımız ve birçok üniversitede konferanslar verdiğimiz ortada iken, rektör ve çevresi kimlik bilgilerimizle ilgilenmektedir!</p>
<p style="text-align: justify;">Bingöl Üniversitesi ve rektörlüğünü biraz daha yakından tanımak için, rektör Gıyasettin BAYDAŞ’ın, adı geçen sempozyumu düzenleme çerçevesinde şimdiye kadar Kırmancca (Zazaca) lehçesi hakkındaki basında çıkan çelişkili beyanat ve açıklamalarına, üniversitedeki sözüm ona “<strong>Zaza dili</strong>” çalışmaları için akademik personel alımına bakmakta da yarar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bingöl Üniversitesi, bir süre önce, kişiye özel adrese teslim bir siparişle, sözüm ona öğretim görevlisi alımı ilanı yaparak, Zazacılık yapmakla meşhur olmuş birisini kadro olarak aldı. Kadro alımı konusunda aranacak kriterler için “<strong><em>Eski Türk Edebiyatı veya Fars Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu olmak. İlgili alanda Yüksek lisans yapmış olmak. Zaza dili alanında da bilimsel çalışmalar yapmış olmak.</em></strong>” deniliyordu. Sormak lazım, “<em>Eski Türk Edebiyatı veya Fars Dili ve Edebiyatı bölümü</em>” ile Zazaca arasında nasıl bir ilişki var? Peki, örneğin, neden “Arap dili ve Edebiyatı bölümü mezunu” da olmasın? Bunun izahı, açıklaması nedir? Dahası, bu kişinin “<strong><em>Zaza dili alanında da bilimsel çalışmalar yapmış olduğu</em></strong>” nasıl tespit edildi? “<strong><em>Zaza dili alanında</em></strong>” hangi çalışması, hangi bilimsel kriterlerle ‘bilimsel’ olarak kabul gördü?</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak, Bingöl Üniversitesi rektörü Gıyasettin BAYDAŞöncülüğünde düzenlenecek olan “<strong><em>Zaza Dili Sempozyumu</em></strong>”nun amacı Zazacayı koruma, yaşatma ve geliştirme veya Zazaları uluslaştırma olmadığı, sadece Kürtleri böl-parçala-çürüt politikasının, Kürtlerde etnik karmaşa yaratma planının bir ayağı olarak hayata geçirilen bir proje olduğu ortadadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylesi artniyetli, tamamen siyasi amaçlı, manipülatif bir etkinliğe katılmayacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yazar Roşan LEZGÎN</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yazar Seyîdxan KURIJ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>________</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>EK-1</strong> <strong>:</strong> Bingöl Üniversitesi Zaza Dili Sempozyumu Program metnini görmek için <a href="http://www.zazaki.net/file/program.pdf" target="_blank"><strong>tıklayınız&gt;&gt;&gt;</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>EK-2 :</strong> Bingöl Üniversitesi tarafından “<strong>Kırmancca</strong>” adı sansürlenerek çıkarılmış yerine “<strong>Zazaca</strong>” adı öne çıkarılmış bize ait “<strong>Modern Kırmancca (Zazaca) Edebiyatı</strong>” başlıklı tebliğ metnini okumak için <a href="http://www.zazaki.net/file/modern-kirmancca-edebiyati.pdf" target="_blank"><strong>tıklayınız&gt;&gt;&gt;</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/b-u-%e2%80%99nin-siyasi-amacli-%e2%80%98zazacilik%e2%80%99-sempozyumuna-katilmiyoruz-kamuoyuna/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>14 Nisan Şehitleri Amed de Anıldı</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/manset/14-nisan-sehitlerini-amed-de-anildi</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/manset/14-nisan-sehitlerini-amed-de-anildi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Apr 2011 14:20:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Manset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1983</guid>
		<description><![CDATA[Dicle-Fırat Diyalog Grubu, Şeyh Sait ve arkadaşlarının yakalanması ile Cibranlı Halit Bey ve arkadaşlarının idam edilmelerinin 86'ncı yıldönümü nedeni ile basın açıklaması düzenledi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1985" href="http://www.peyamaazadi.com/manset/14-nisan-sehitlerini-amed-de-anildi/attachment/14_nisan-2"><img class="alignleft size-medium wp-image-1985" title="14_Nisan" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/04/14_Nisan1-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Dicle-Fırat Diyalog Grubu, Şeyh Sait ve arkadaşlarının yakalanması ile Cibranlı Halit Bey ve arkadaşlarının idam edilmelerinin 86&#8242;ncı yıldönümü nedeni ile basın açıklaması düzenledi.</p>
<p style="text-align: justify;">Dicle-Fırat Diyalog Grubu, Şeyh Sait ve arkadaşlarının yakalanması, Cibranlı Halit Bey ve arkadaşlarının 14 Nisan 1925&#8242;de idam edilmelerinin 86&#8242;ncı yıldönümleri dolayısıyla dernek binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamaya dernek yöneticileri ve Cibranlı Halit Bey&#8217;in torunlarından Tahsin Sever katıldı. Dernek adına açıklamayı yapan Dicle-Fırat Diyalog Grubu Genel Başkanı Muhittin Batmanlı rehber ve önderlerinin halklarının özgürlüğü için mücadele ettiklerinden ötürü asıldıklarına dikkat çekti. Batmanlı, &#8220;Kemalist zihniyet işini bitirdikten sonra en büyük işkence ve zulümleri Kürt ve Kürdistan halkına uyguladı. Bir milyon Kürd işkence gördü. İşkencelerden kaynaklı Suriye, İran, Irak ve Rus devletine göç etmek zorunda kaldı&#8221; dedi. Bitlis Harp Divanı ve İstiklal Mahkemelerinin arşivlerinin açılması gerektiğine vurgu yapan Batmanlı, dedelerinin ve önderlerinin mezar yerlerini bilmek istediklerini ifade etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuya ilişkin konuşan Cibranlı Halit Bey&#8217;in torunlarından Tahsin Sever ise, karanlıkların gün yüzüne çıkabilmesi için Kürt, Türk ve bütün azınlıklara kan ve şiddeti reva gören Kemalist zihniyet ile yüzleşilmesi gerektiğini dile getirdi. 86 yıl geçmesine rağmen hala gerçeklerin gün yüzüne çıkarılmamasının kendilerini üzdüğünü belirten Sever, &#8220;Gerçeklerin ortaya çıkarılması için herkesin elinden geleni yapması gerekiyor. Kürtlerin ulusal demokratik taleplerini dile getirmesi ve mücadele etmeleri ile gerçekler ortaya çıkabilecek&#8221; diye konuştu</p>
<p style="text-align: center;">*****************************************</p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #222222; font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 18px;"><a style="padding-top: 2px; padding-right: 3px; padding-bottom: 2px; padding-left: 3px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 1px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: inherit; vertical-align: baseline; color: #cc6633; text-decoration: none; border-bottom-style: dashed; border-bottom-color: #ede9d0; margin: 0px;" title="Şehîdên Çardê Nîsanê" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/sehiden-carde-nisane">Şehîdên Çardê Nîsanê</a></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #222222; font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 18px;"><a style="padding-top: 2px; padding-right: 3px; padding-bottom: 2px; padding-left: 3px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 1px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: inherit; vertical-align: baseline; color: #cc6633; text-decoration: none; border-bottom-style: dashed; border-bottom-color: #ede9d0; margin: 0px;" title="Şehîdên Çardê Nîsanê" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/sehiden-carde-nisane"></a></span><span style="color: #222222; font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 18px;"><a class="articleTitle" style="padding-top: 2px; padding-right: 3px; padding-bottom: 2px; padding-left: 3px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 1px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: inherit; vertical-align: baseline; color: #cc6633; text-decoration: none; border-bottom-style: dashed; border-bottom-color: #ede9d0; margin: 0px;" title="Özel Bir Örgütlenme: Bitlis Harp Divanı" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ozel-bir-orgutlenme-bitlis-harp-divani">Özel Bir Örgütlenme: Bitlis Harp Divanı</a></span></p>
<p style="text-align: center;">*****************************************</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">JI ÇAPEMENÎ Û RAYA GIŞTÎ RE</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Mêvanên hêja û hevalên ezîz!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Di 14ê Nîsana 1925an de Şêxê Terîqeta Neqşîbendî Şêx Seîd û hevalên xwe li Vartoyê, li ser pira Abdurrahman Paşa hatine girtin. Di eynî rojê de Mîralay Xalid Begê Cibrî û hevalên xwe bi qerara Dîwana Herbê ya Bedlîsê hatine îdamkirin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Em, ji bo bîranîna Şêx Seîd û hevalên xwe ku berî niha 86 salan hatine girtin û ji bo yadkirina Rêber û Serokên Kurdan Xalid Beg, Yûsif Ziya Beg, Mele Evdirrehmanê Şirnexî, Teymen Ali Riza û Faik Beg li vê derê civiyane. Em wekî hezkirî û eqrebayên van Rêberên xwe li vir in. Em Rêberên xwe bi rehmet û minnet yad dikin. Em bawer dikin ku rêberên me bi şeref û serbilindi çûne hizûra Xwedê. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Ew ji bo azadi<a name="_GoBack"></a>ya xelkê xwe bi sêdaran ve hatine daleqandin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Zihniyeta Kemalîst ya ku berdewamiya Jön Türk û İttihat Terakkiyê ye wisa digot: “Ev dewlet, dewleta Kurdan û Tirkan e. Dewleta xelkê Misilman e.” </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Lê piştî ku armancên xwe pêk anîn, zilm û îşkenceya herî mezin li Misilmanan û xelkê Kurdistanê ku Misilman e kirin. Rêberên wan girtin. Ji milyonekê zêdetir Kurdî îşkence dît. Mecbûr man ku koçî dewletên wekî Sûriye, Îran, Iraq û Rûsyayê. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Em Zanyaran, Akademisyenan, Nivîskaran, yên dibêjim Ez Demokrat im, yên dibêjin ez Misilman inmû yên dibêjin ez însan im,<span style="mso-spacerun: yes;"> </span>gazî heqîqetekê dikin. Ev banga me ji wan re ye:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Divê arşîvên Dîwana Herbê ya Bedlîsê û Mehkemeyên Îstîqlalê bêne vekirin. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Divê qerarên saziyê ku ne huqûqî ne û saziyên şertên awarte ne, bêne mehkûmkirin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Heqê me yê herî însanî ye ku em cihê mezelên Kalikên xwe û Rêberên xwe hîn bibin. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Heqê me heye ku em cihê wan bibînin û fatîhakê li ser wan bixwînin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span lang="EN-US">Bi hêviya em di wextekî nêz de bigihên van daxwazên xwe.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span style="mso-ansi-language: FR;" lang="FR">Bi silav û hurmetên me</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span style="mso-ansi-language: FR;" lang="FR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span style="mso-ansi-language: FR;" lang="FR">Muhittin Batmanlı</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span style="mso-ansi-language: FR;" lang="FR">Serokê Giştî yê Koma Diyalogê Dîcle û Firat</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span style="mso-ansi-language: FR;" lang="FR"><a href="mailto:komadiclefirat@gmail.com">komadiclefirat@gmail.com</a> <span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-indent: 36pt; line-height: normal; text-align: justify;"><span style="mso-ansi-language: FR;" lang="FR"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Tlf:00905306953550<span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/manset/14-nisan-sehitlerini-amed-de-anildi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LKD &#8211; Demokrat Kürtlerin Arayışı-Kamuoyu Açıklaması</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/lkd-demokrat-kurtlerin-arayisi-kamuoyu-aciklamasi</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/lkd-demokrat-kurtlerin-arayisi-kamuoyu-aciklamasi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Apr 2011 21:26:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1979</guid>
		<description><![CDATA[Kuzey Kürdistan’da bağımsız ve kader belirleyici politikaların olanakları kısıtlanmış, önü tıkanmıştır. Bir süreden beri bazı Kuzey Kürdistan örgüt ve hareketleri (LKD, Kadep, Kürt Devrimci-Demokratlar Hareketi, Dicle-Fırat Dialog Grubu, Kürdistan Parti Hareketi ve Hak-Par’a da öneri götürüldü) birey hukuku temelinde, şiddeti reddeden, batı demokrasisi yöntem ve üslubunu baz alan ortak bir anlayış ile bir araya gelerek ulusal demokratik bir arayış içine girmişler. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-1980" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/lkd-demokrat-kurtlerin-arayisi-kamuoyu-aciklamasi/attachment/lkd_logo"><img class="alignleft size-full wp-image-1980" title="LKD_LOGO" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/04/LKD_LOGO.jpg" alt="" width="236" height="208" /></a>Türkiye de yapılacak 12 Haziran 2011 seçimleri, kuzey Kürtleri için de önemlidir. Kürtlerin seçimlerdeki tutumu, onların gelecekteki politikalarını gözler önüne serecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey Kürdistan’da bağımsız ve kader belirleyici politikaların olanakları kısıtlanmış, önü tıkanmıştır. Bir süreden beri bazı Kuzey Kürdistan örgüt ve hareketleri (LKD, Kadep, Kürt Devrimci-Demokratlar Hareketi, Dicle-Fırat Dialog Grubu, Kürdistan Parti Hareketi ve Hak-Par’a da öneri götürüldü) birey hukuku temelinde, şiddeti reddeden, batı demokrasisi yöntem ve üslubunu baz alan ortak bir anlayış ile bir araya gelerek ulusal demokratik bir arayış içine girmişler. Bu örgüt ve hareketler bir konsensüs sağlama, ortak payda bulma umudu ile biradaydılar. Haziran seçimlerine endeksli olmayan bu bir araya geliş, bir çıkış yolu bulma, Kürt alternatif siyasetini oluşturma amacıyla, başlangıçta bazı adımlar attı. Maalesef seçimlere endeksli bazı kısır küçük hesaplar, yukarıda sözünü ettiğimiz alternatif siyaseti yaratma umuduna gölge düşürdü. Küçük kişisel hesaplar, ulusal değerleri geride bırakarak, bazı çevre ve kişilerin taviz vermedikleri ilkeler yerlerde sürünmeğe başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kürtlerin uzlaşma ve anlaşmaları kader belirleyici derece önemli bir sorundur. Uzlaşma ve anlaşmalar, her şeyden önce bazı kriterler ile belirlenmelidir. Başta bu uzlaşma ve anlaşmalar ulusal demokratik çıkarları gözetmelidir ve her herşeyden önce; kişisel arzu, çıkar ve heveslerin üstünde olmalıdır. Ve uzlaşıp anlaşan bu örgüt ve hareketler öncelikle birbirlerine güvenmelidirler. Birilerine göre, diğerlerin isimlerinin önünde soru işaretleri olmamalı, bir diğer ifade ile; birbirlerini hıyanet ve ajanlık ile suçlamamış olmaları gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuca ulaşılsın veya ulaşılmasın Sayın Şerafettin Elçi ve onun gibi düşünenlerin tutumu, Haziran 2011 seçimleri ile endeksli dar görüşlü bir tutumdur ve birlik için atılan adımları zedeler doğrultudadır. Aynı zamanda HAK-PAR ın sergilediği tutumda; hangi şehirde ve kaç kişinin adaylığı pazarlığı, soruna ilkesel yaklaşmadığının ölçütüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de, politik gündem geçmiş politikalara nazaran büyük değişimlere uğramış ve değişiklikler günbegün devam etmektedir. Statükocular geçmişin hayalleri ile bir araya gelerek  fırsat kolluyorlar. İktidar partisi kendini sağlama alma çabalarını devam ettiriyor. Kürtlerin ağırlıklı bir kesimi ölçüsüzce, parlementoya girebilme aşkı ile değerlerini ayaklar altına alabiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçimlerden sonraki süreç önemli değişimlere gebedir, gündeme politik gelişmeleri taşımaya devam edecektir. Kürtlerin ulusal demokratik birlikteliğine her zamandan daha çok gereksinim vardır. Bu birliktelik, ulusal demokratik çıkarlar temelinde; onurlu ve ölçülü olarak sürekli Demokrat Kürt Arayışının gündeminde olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımızla.</p>
<p style="text-align: justify;">12.04.2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/lkd-demokrat-kurtlerin-arayisi-kamuoyu-aciklamasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elçi Kürt Ulusalcı Bloğu Sabote Etti</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/elci-kurt-ulusalci-blogu-sabote-etti</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/elci-kurt-ulusalci-blogu-sabote-etti#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2011 22:32:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1975</guid>
		<description><![CDATA[Belki de öldürülen 17 Bin Kürt insanının faili meçhul katillerini af etmek için Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Emine Ayna’ya bu konuda yardımda bulunacaktır. Kemalistlere Şerefettin Elçi Bey hayırlı olsun. Yalnız bilinmeliki PKK- BDP bir defa daha ulusalcı Güçler Birliğini Şerefettin Elçi vasıtası ile sebote etmiştir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong><a rel="attachment wp-att-1976" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/elci-kurt-ulusalci-blogu-sabote-etti/attachment/s_elci"><img class="alignleft size-medium wp-image-1976" title="S_Elci" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/04/S_Elci-250x183.jpg" alt="" width="250" height="183" /></a>M. Emin Kardaş</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şerafettin Elçi’nin çağrısı üzerine siyasi bir çalışma başlatıldı, bu çalışmada partisininde içinde olduğu bir protokol imzalandı. Üzerinde anlaşma sağlanmış olan bu  ulusalcı bloğu; kendisi milletvekili olabilmesi uğruna sabote etti. Bu gelişmeleri anlatmak gerekirse;</p>
<p style="text-align: justify;">1-Elçi’nin bir çağrısı oldu,yaptığı çağrıda “Biz, KADEP kurucular kurulumuzu durum değerlendirmesini yapmak için topladık, yapılan değerlendirmelerde görüldü ki KADEP tıkanmış durumdadır, kendi başımıza yapabilecek hiç bir şeyin olmadığına,  ancak bizim dışımızda bulunan ulusalcı örgüt ve çevrelerle diyalog kurup, yeni  ulusal bir bloğun oluşması gereğine inanarak diyaloglara başlamak için karar aldık . Bu blok PKK-BDP dışında olmalıdır. Ancak o zaman güçlü bir parti örgütü ortaya çıkabileceğine inandık” diyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">2- daha sonra&#8230;..Diyarbakır’a gelerek taraflarla(Kürdistan Parti Hareketi, Demokrat Kürtler Arayışı,Kürt Devrimci Demokratlar hareketi ve Dicle- Fırat Diyalog Gurubu) ayrı ayrı, konu üzerinde uzun uzun tartışmalar yapıldı. Kendisi Ankara’ya döndükten sonra kendi yardımcısı Lütfü Baksi, KADEP Meclis üyesi Nadir Yektaş ve Diyarbakır il Başkanı Ciwan Roj’u tam yetkili (!) olarak görüşmeleri sürdürmek için görevlendirdi. KADEP ile birlikte oluşan  taraflarla ilk toplantı 19 Ocakta, tarafların temsilcileri olan 12 kişi tarafından bir protokol imzalandı. Protokol Kürtçe yazıldı;Protokoldan bir kaç pasajları şunlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Di encama gengeşiya 5 terefan de lihevkirinek pêk hat. Ew lihevkirina bi protokola li jêr hat tespît kirin.”</p>
<p style="text-align: justify;">PROTOKOL</p>
<p style="text-align: justify;">“KADEP, Tevgera Demokratên Şoreşger a Kurd, Bizava Partiya Kurdistanê, Lêgerîna Kurdên Demokrat, Gruba Dîyalogê ya Dîcle-Firatê, encama hevûdîtinên dualî, di 19. 01. 2011-an de civîneke hevbeş li dar xistin.</p>
<p style="text-align: justify;">Rojev/Mijara civînê, “li Bakurê Kurdistanê tevger û rêxistineke nû pêwîst e û an na, heger tevger û rêxistinek nû pêwîst e, karaktera vê tevger û rêxistinê, pîvanên bernemayî û hiquqî ya vê tevger û rêxistinê dê çi bibin,” bû.</p>
<p style="text-align: justify;">Terefan, di civînê de, li ser rojev/mijarê, gengeşî kirin; li ser tevger û rêxistinek nû pêşniyarên xwe bi giştî û piralî pêşkêş kirin.</p>
<p style="text-align: justify;">Encama nerîn û pêşniyarên hemû terefan, bi yekdengî biryar hat girtin ku pêwîstiya avabûna tevger û rêxistinek nû heye. Ev tevger û rêxistina, dê “kurd” û “kurdistanî” û “demokrat”  be, li ser bingeha grubbûnê ne, dê girêdayî hiqûqa kesayetî ava bibe”.   Û 12 ÎMZA   21.01.2011</p>
<p style="text-align: justify;">Amed,</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu gelişmeler gün begün KADEP temsilcileri tarafından  Sayın başkana iletiliyordu ve onun tarafıdan onay görüyordu. Bu çalışmalar; taraftarlar ve bütün ulusalcı Kürtler tarafından umutla izlenmekte idi</p>
<p style="text-align: justify;">Protokol gereği olarakta taraflar kendi çevreleriyle, dost ve aydınlar ile ayrı ayrı ve ayrı tarihlerde toplantılar yaptı. Bu toplantılara blokun komisyonu da hazır bulunarak bilgi alış verişinde bulunuyordu. Toplantılarda dile gelen öneri ve eleştiriler göz önünde bulundurularak sözleşmede yer verildi. Bu çalışmalara aheng içinde devam ediliyordu. Ancak 10 Nisan 2011 günü BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş kendi adaylarını açıklarken Ertuğtul Kürkçü’nün arkasında bizim siyasi ortağımız Sayın Şerefettin Elçi meramine ermiş Kemalist ve anti Kürdistani blokta yer almış ve çokta mutlu bir tavırda görünüyordu. Daha sonra Kışanak ile elele tutuşarak, eller havada zaferi kutluyordu. Kendi sadakatini ispat etmek için Selahattin Demirtaş’ın konuşmasını da alkışlıyordu<strong>. </strong>Öcalan 8 nisan2011 tarihinde avukatları aracı ile yaklaşan seçimler konusunda ise şunları söylemişti: “<strong>Seçimlere ilişkin, iyi hesaplanırsa, hesap hatası olmazsa, iyi programlanırsa Diyarbakır&#8217;da 6 aday çıkabilir. Kürt ittifakı temelinde adaylar da olabilir. Birikimi ve deneyimleri var. Ama gruba dahil olmaları, grup disiplini içinde olmaları önemlidir. Kendi özgünlüklerini koruyabilir, farklı partisel görüşleri de olabilir ama grup disiplinine uyma şartı olmalıdır. Yani ittifak çerçevesinde rollerini oynamalıdırlar. Süryanilik ve Ezidilik de güçlü bir damar ve tarihtir, onların temsiliyeti de önemlidir. Seçim adaylığı partide çalışma içinde bulunarak, emek vererek, bu işleyişten, bu süreçten geçerek gerçekleşmelidir”.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Öcalan aday olacak olanlar nasıl davranacakları konusunda emir veriyordu.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bundan sonra sayı Elçi; ulusalcı Kürtlere müsbet,  korkmadan, vijdanı azad olarak</em> PKK<strong> </strong>ve BDP gösterilerinde, tezahüratlarında gönül rahatlığı ile BIJİ SEROK APO<strong> </strong>sloganlarını haykırır artık. Böylece Öcalan’ın emrinde olduğunu ve onun iradesini kabul ettiğini Öcalan’a inandırır herhalde. Yıllardır Öcalan’ın karşısındaki ezikliğinden de kurtulmuş olur. Ayrıca, Şerefettin Elçi BDP ile bu pazarlığı yaparken ne kendi Partisi’nin ne de protokolü imzalayanların  haberi olmuştu. Onun yaptığı her şey tartışma götürmez,  zaten en iyisini yalnız o biliyor.(!)</p>
<p style="text-align: justify;">Basının “Sizin, BDP ile seçim için görüşmeleriniz oluyor bu konuda ne diyorsunuz” sorusuna karşın Elçi “ onlara siz karar verecek durumunda değilsiniz karar yukardan gelir dedim” diyordu. Yukarıdaki kastı Öcalan’dı. En son olarak Öcalan’dan gelen direktifle Elçi’ye adaylık önerildi. Bu durum Sayın Şerefettin’in kişiliğine ne kadar yakışır onu ben bilemem yalnız şunu iyi biliyorum ki; Onun dava adamı olmadığı ve politikada da ne kadar bencil olduğunu, otuz yıldır  bir daha milletvekili olabilmesi için herhangi bir siyasi parti ile anlaşmak için dostlarını terk etmeye her zaman hazır olan birisi olduğudur. Bu son girişim de bunu kanıtlamaktadır. İçine düştüğü bu durum onun siyasi intiharıdır ve güzel olan da Kürt ulusal davasının üzerinden bir kambur kalktığıdır. Bu gerçeklerin kamuoyu tarafından bilinmesini gerekli gördüğüm için yazıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Belki de öldürülen 17 Bin Kürt insanının faili meçhul katillerini af etmek için Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Emine Ayna’ya bu konuda yardımda bulunacaktır. Kemalistlere Şerefettin Elçi Bey hayırlı olsun. Yalnız bilinmeliki PKK- BDP bir defa daha ulusalcı Güçler Birliğini Şerefettin Elçi vasıtası ile sebote etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">12Nisan 2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/elci-kurt-ulusalci-blogu-sabote-etti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Şiir ve Stran Tahlilleri – 3</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/%e2%80%9csiir-ve-stran-tahlilleri-%e2%80%93-3</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/%e2%80%9csiir-ve-stran-tahlilleri-%e2%80%93-3#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Mar 2011 01:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Daxuyanî]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=1906</guid>
		<description><![CDATA[Peyama Azadi’de yayımlanan, oradan da  “BAJARÊ AGIRÎ“ adlı bloga geçen “Şiir ve Stran Tahlilleri – 3:  Şerrê Seyîdxanê Kerr û Sidîqê Hecî Mistefa Begê”  adlı yazımıza, aynı blogda yazımızın altında, yazımızda adı geçen Kör Hüseyin Paşa’ya yönelik değerlendirmeler için torunu Sayın Kemal SÜPHANDAĞ’ın  gösterdiği ve hakarete vardırdığı tepkiyi yeni fark ettik; doğrusu çok şaşırdığımızı söyleyemeyiz; zira adı geçen yazımızın daha başlarında şöyle yazmıştık: ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><strong><a rel="attachment wp-att-1907" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/%e2%80%9csiir-ve-stran-tahlilleri-%e2%80%93-3/attachment/seyidxane_kerr"><img class="alignleft size-full wp-image-1907" title="Seyidxane_Kerr" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/03/Seyidxane_Kerr.jpg" alt="" width="204" height="283" /></a>Şerrê Seyîdxanê Kerr û Sidîqê Hecî Mistefa Begê”’ye Zeyil </strong></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><strong>Nedim  DİT</strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><strong> </strong>Peyama Azadi’</strong>de yayımlanan, oradan da  <strong>“BAJARÊ AGIRÎ“</strong> adlı bloga geçen <strong>“Şiir ve Stran</strong> <strong>Tahlilleri – 3:  Şerrê Seyîdxanê Kerr û Sidîqê Hecî Mistefa Begê”</strong> adlı yazımıza, aynı blogda yazımızın altında, yazımızda adı geçen<strong> Kör Hüseyin Paşa</strong>’ya yönelik değerlendirmeler için torunu Sayın <strong>Kemal SÜPHANDAĞ</strong>’ın  gösterdiği ve hakarete vardırdığı tepkiyi yeni fark ettik; doğrusu çok şaşırdığımızı söyleyemeyiz; zira adı geçen yazımızın daha başlarında şöyle yazmıştık:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>“Stranın, özellikle muhteva bakımından tahlili yapılırken, stranda adı geçen kimi şahısların yaşayan akrabalarından memnuniyetsizlikler alabileceğimizi kestirebiliyoruz. Her ne hikmetse geçmişte kendi ulusuna ihanet eden ya da ihanet edecek çizgiye varacak kadar olumsuzlukları görülen şahısların günümüzdeki ardılları (torunları ya da diğer akrabaları…) bunu kabul etmeye pek yanaşmak istemedikleri gibi bunların dile getirilmesine karşı da son derece hoşgörüşsüzdürler; ne ki 80-90 yıl önceki tarih, çok eski bir tarih değildir. Realiteleri uzun süre insanlardan saklamaya hiç kimse muktedir olamıyor artık günümüzde. Biz bu tahlilleri bilimsel kriterlere uygun olarak yapmaya çalışıyoruz. Elimizde veri olarak dengbêjin stranı ile o günleri anlatan, değerlendiren kitaplar vardır. Olabildiğince subjektif yargılardan, değerlendirmelerden kaçınacağız; objektif olmaya özellikle özen göstereceğiz. Bununla birlikte eleştirileri ya da düzeltme bilgileri olursa, bunları da büyük bir dikkatle değerlendirmeye alacağımızı ve aynı sitede yayımlatmaya çalışacağımızı da belirtelim. e – mail adresimiz yazımızın altında yer alacaktır. Encamında bu bir epik strandır. Stranı söyleyen Reso (1908-1983), bunu en az 55 &#8211; 60 yıl önce yaparak söylemiştir. İnanıyoruz ki Reso bu stranı söylediğinde, o günleri yaşayan bir dizi canlı tanıktan olayın parçalarını derlemiştir. Ayrıca kendisinin de o olayların yaşandığı yıllarda 20 yaş dolaylarında olduğunu n kestirilebilineceği unutulmamalıdır. Ve son profesyonel dengbêj olan Reso’nun tüm yaşamı o mıntıkada geçmiştir.”.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em>Biz, sözkonusu yazımızda Sayın <strong>SÜPHANDAĞ</strong>’ın dedesi <strong>Kör Hüseyin Paşa’</strong>ya doğrudan bir suçlama getirmedik; böylesi bir amacı da yoktu yazımızın. Biz, aynı zamanda bir destan şairi olarak da nitelenebilecek olan ünlü dengbêj <strong>Reso’</strong>nun (1908 – 1983) klasik bir epik stranının analizini yapmaya çalıştık ve yararlandığımız kaynaklardan alıntılar yaptık. Bu kaynaklar arasında Sayın SÜPHANDAĞ’ın da bir  “eser”i vardı. Ve bu alıntıları hep  “iddia” olarak gösterdik. Nitekim İhsan Nuri Paşa<strong>’</strong>nın Kör Hüseyin Paşa hakkında  <em>“</em><em>Cibranli Xalid Beg’in Erzurum’da tutuklanıp Erzurum &#8211; Karaköse – Patnos – Erciş &#8211; Adilcevaz güzergâhında Bitlis’e götürülürken, Haydaranlıların mıntıkasında olduğundan, Kör Hüseyin Paşa’nın kendisini kurtaracağını ümit ettiğini hatta bu nedenle kendisine haber de gönderdiğini; ancak Kör Hüseyin Paşa’nın bu konuda hiçbir şey yapmadığını…”</em><em> </em>diyen sözlerini sıraladıktan sonra, Sayın SÜPHANDAĞ’ın bu iddiayı  özellikle reddettiğini de aynı yerde söyledik; ama kendileri, <em>“benden başka bütün kaynaklar yalandır.”</em> diyorsa  -ki öyle diyor-  bizim kendilerine söyleyebilecek bir sözümüz yoktur; ancak bize hakaret etmemesi koşuluyla. Kendilerine göre Ağrı Direnişi’nin lideri <strong>İhsan Nuri Paşa</strong>, Direniş’e katılan <strong>Osman Sebri</strong> ve yine Direniş’e katılan <strong>Hasan Hişyar Serdi</strong> yalan söylüyorlar, merhum babaları <strong>Nadir Bey</strong>’le konuşan  merhum <strong>Feqi Hüseyin Sağnıç</strong> da yalan söylüyor; nedir ki kendilerini doğrulayabilen tek bir kaynak bile gösteremiyorlar. <em>“Gidin oradaki halka sorun.”</em> diyorlar; ama oradaki halktan birinin de stranı yapan dengbêj olduğunu unutuyorlar. Osman Sebri ile Hasan Hişyar Serdi’nin bizzat Direniş’in içerisinde yer aldıklarını, İhsan Nuri Paşa’nın ise Direniş’in lideri olduğunu unutuyorlar. Sonra o <strong>Direniş</strong> günlerini de yaşayan <strong>Reso,</strong> epik stranında niçin</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong><em>“Lê bira kulla Xudê bi kulbe lawo </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Bikeve mala Kor Husênê İntabê</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Pêşîya berxê mala bavê min gulîkurê girtin</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Ji êvara Xudê da ser egîtê mala bavê min kirin kafirstanî” </em></strong>sözlerini söylüyor? Bu sözleri biz mi Reso’ya  söylettik?  Reso bu epik stranê, Direniş’ten, yaklaşık 20 yıl sonra söylediğinde, biz doğmak için daha 10 yıldan fazla bir süre bekleyeceğiz. <strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Şöyle yazıyor Sayın SÜPHANDAĞ:  “<em>Bence yazık etmişsin emeğine; pek az kişinin yapabileceği o güzel klamları yazmışsın, Tarihimiz o klamlarda gizli. Güzel güzel de izah etmişsin. Sonrada bir emek sarfetmeden araştırmadan, peşin peşin birilerini ısrarla karalama çabasına girmişsin.”.</em> Oysa sadece kendilerinin  yazmış oldukları <strong>“Ağrı Direnişi ve Haydaranlılar”</strong> adlı kitabı edinebilmek için bir aya yakın çırpınmışızdır. Nitekim yazımızda, kendilerinin kitabından da en az 3 – 4 alıntı vardır. Yalnız bu stranla ilgili okuduğumuz kitap sayısı 40 civarındadır. O yöreden onlarca kişiye telefonla ulaşıp bilgiler almışızdır. O denli uğraştık ki bu yazımızın başlangıcı ile bitimi arasında bir yıla yakın zaman geçti. Yazımızı okuyanlar bunu kestirebilirler. O yüzden Sayın SÜPHANDAĞ’ın <em>“..bir</em> <em>emek sarfetmeden, araştırmadan…”</em> iddiaları, bizzat kendilerinin sözleriyle çelişiyor: “Bence yazık etmişsin emeğine;…”  diye başlıyor ya…</p>
<p style="text-align: justify;">Evet Sayın SÜPHANDAĞ, biz de diyoruz  <em>“tarihimiz o kilamlarda gizli…”.</em> Zaten bunu dediğimiz için bugüne dek hiç kimsenin girişmeyi bile düşünmediği bu <strong>“klasik dengbêj stranlarını</strong> <strong>analiz etme”</strong> işine soyunduk.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Şöyle devam ediyor Sayın SÜPHANDAĞ: <em>“</em><em>Benim yazdıklarımı tarihle ilgisi olmayan, hatta okuma yazması bile olmayan ama yaptığından dolayı hepimizin minettar oldduğu bir akrabamın söyledikleriyle yalanlamaya çalışman (o kişi Hüseyin Paşa&#8217;ının intikamı alan kişidir) kötü niyetini ve cehaletini göstermektedir.”</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Biz ne demişiz peki?: <em>“</em><em>Kör Hüseyin Paşa’nın torunlarından Kemal Süphandağ, başta İhsan Nuri Paşa’nın sözleri olmak üzere -ki bu sözlerin İhsan Nuri Paşa’ya ait olmadığını iddia eder- dedesine yöneltilen bu eleştirileri –özellikle de Cibranli Xalid Beg’e yönelik olan eleştiriyi- reddeder (15); nedir ki Kör Hüseyin Paşa’nın bir başka torunu (aynı zamanda Kör Hüseyin Paşa’nın katili olan Medeni Bey’i öldüren) Mehmet GÜVEN ise yukarıdaki iddiaları tümüyle doğrular nitelikte konuşur: “Halit Bey (Cibranli Xalid Beg, ND) arazide Jandarmalar tarafından kıstırılınca Hüseyin Paşa’ya haber gönderir; ‘Zor durumdayım çok acil bana 30 altın gönder’ diye. Burada altın, adamdır. Ama Hüseyin Paşa ‘Ben devletime ihanet etmem’ cevabını vererek göndermeyi reddeder. Hüseyin Paşa isteseydi yardım ederdi. Hatta elindeki potansiyeli kullanarak doğuda bir göç (güç demek isteniyor olmalı, ND) oluşturabilirdi. Ama yapmadı. Çünkü onun hiç ihanet düşüncesi olmadı.” (16).</em> <em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">Burada, yazımızda biz bu sözlere yorum bile yapmamışız; <strong>Cıbranlı Xalid Beg</strong>’in <em>“Kör Hüseyin Paşa’nın</em> <em>mıntıkasından geçerken kendisinden yardım istediği, Kör Hüseyin Paşa’nın bu yardımı yapmadığı…”</em> iddiasına  iki ayrı torununun verdikleri cevapları olduğu gibi aktarmışız. Kör Hüseyin Paşa gibi bir insanın torununun, kendi dedesi hakkında  bilgi sahibi olması için <em>“tarihle</em> <em>ilgisi”</em>nin olması  gerekir Sayın SÜPHANDAĞ’a göre. Dedesinin katilini öldürecek kadar ölümü göze aldığına göre, sanırız bu torun <strong>(Mehmet GÜVEN),</strong> dedesini en az Kemal SÜPHANDAĞ kadar tanıyor ve biliyordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha sonra da şöyle sürdürür sözlerini Sayın SÜPHANDAĞ:    “<em>cigerxwin jinenigriya Min adlı eserinde S.31-33 te yukarıda çarpıtılarak verilen konuyu şu şekilde yazmakatadır.bakın konu ne sen ve senin gibi iftiracıların yazdığı ne<br />
&#8230;Köyleri ve ekinleri yakıldı. Memleketleri boşaltıldı. Fakat Rus ne yapacaktı; boş ve insansız memleketi bu nedenle de bir kaç Kürt büyüğüne el uzattı ve dedi ki &#8220;Biz, sizi öldürmeye, talan etmeye gelmedik. Biz size hürriyetinizi vermeye, size bir devlet kurmaya geldik.&#8221; Bu istemi konu alan mektuplar yazıp, bir kaç Kürt büyüğüne gönderdiler. Bu. Mektupları Bedirxan Paşa&#8217;nın oğulları, Kamil Bey ve Abdulrezak Bey vasıtası ile, Haydaranlı Kör Hüseyin Paşa, Cemié Çeto, Mıhemedé éli&#8217;yé Sasoni&#8217;ye gönderdiler.<br />
Kör Hüseyin Paşa diyor ki, &#8221; Kamil Bey’in mektubu bana geldi, fakat ben aşağıdaki şekilde cevabını verdim.&#8221;<br />
Eğer sen Bedirxan Paşa&#8217;nın oğlu olsaydın, gavur askerlerini îslamiyetin namusunun üzerine salmazdın. Fakat inanıyorum ki sen bir Ermeni çocuğusun. Annen seni bir Ermeni’den piç tutmuş.<br />
Kör Hüseyin paşa, çocukları ve Hacı Musa Begé xweti ile beraber Amud&#8217;a gelmişlerdi, Kürt Abdurrahman Paşa’nın konuklaydılar. Anadolu&#8217;dan kaçmışlardı. Birkaç defa kendisi ile sohbetim oldu.<br />
Bana her şeyi anlattı. Fakat aklımdan çıkmayan beni en çok etkileyen şu sözleri oldu;<br />
&#8220;-Seyda! ben çok kişi öldürttüm, çok talan yaptırttım, fakat ben korkmuyorum. Bunların hiç birinden dolayı Allah’a karşı utanç duymam, yalnızca, Kamil Beg&#8217;é Bedirxan’a yazdığım cevap aklımdan çıkmıyor.&#8221; diyordu ve saçlarını çekip, kafasını yumruklayıp &#8220;Kör Hüseyin&#8221; diyor ve dövünerek ağlıyordu.”.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Biz de bundan farklı bir şey dememişiz ki yazımızda: “<em>Kör Hüseyin Paşa’nın devlete yaranma çabaları sonuç vermeyecek ve Batı Anadolu’ya sürgüne gönderilecektir. Sürgün yerinden kaçarak Suriye’ye gelen Kör Hüseyin Paşa’nın –ki sürgün yerinde kader birliği yaptığı Xoyti Aşireti Reisi Hacı Musa Bey de vardır- ünlü Kürt şairi Cîgerxûn’a, Zagros Bêrtî’nin yukarıda bahsettiğimiz yerde belirttiğine göre, şöyle der: “Ben kimsenin namusuna karışmadım ama Kürt hareketine çok büyük zararlarım oldu. Benim hakkım ölümdür”. Azadî örgütü üyeleri Kör Hüseyin Paşa ile Xoytî Aşireti Reisi Hacı Musa Bey’in dumura uğrayan beyinleri sürgün yerinde açılacak; ne ki işte işten geçmiş ve köprülerin altından çok sular akmış olacaktır o</em> <em>güne varıncaya…”.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Bizim yazdıklarımızı aslında  -zımnen  de olsa-  Sayın Kemal SÜPHANDAĞ da söylüyor. Kendisinden aldığımız son alıntıda, Kâmil ve Abdurrezak Bedirhan’ın, Osmanlıya karşı birlikte direnme çağrılarına, dedesinin küfür ve ağır hakaretlerle  -ki bu küfürler ağza alınmayacak türdendir-  cevap verdiğini ve sürgünden sonra da çok pişmanlık duyduğunu söylediği Abdurrezak Bedirhan’nın, Kürtlük mefkûresi uğruna idam sehpasında can verdiğini de belirtelim. Bu arada Sayın SÜPHANDAĞ, dedesinin <strong>Cegerxwîn</strong>’le konuşmasının, sürgün yerinden kaçıp Suriye’ye gitmesinin, <strong>Xoybûn</strong>’a sığınmasının (Cegerxwîn de Xoybûn üyesidir) ve onlardan af dilemesinin ertesinde olduğunu  -her ne hikmetse-  söylemiyor; zira biz sözkonusu yazımızda yukarıya da aldığımız gibi “<em>Azadî örgütü üyeleri Kör Hüseyin Paşa ile Xoytî Aşireti Reisi Hacı Musa Bey’in dumura uğrayan beyinleri sürgün yerinde açılacak; ne ki işte işten geçmiş ve köprülerin altından çok sular akmış olacaktır o</em> <em>güne varıncaya…”.</em> demişizdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="mailto:nedimdit@hotmail.com">nedimdit@hotmail.com</a></strong></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="400">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">
<p style="text-align: center;"><strong>Yazar</strong><strong>ın diğer yazıları</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><strong><a href="http://www.peyamaazadi.org/modules.php?name=News2&amp;file=article&amp;sid=2300">Reso ve Dengbêjlik ve de Roj TV’nin Müebbet Mahkûmları</a></strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><strong><a href="http://www.peyamaazadi.org/modules.php?name=News2&amp;file=article&amp;sid=2241">Kürt Sitelerindeki Yazım ve Anlatım Keşmekeşliği</a></strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><strong><a href="http://www.peyamaazadi.org/modules.php?name=PvlNews&amp;file=article&amp;sid=2131">Dengbêj Geleneğinin Sonu ya da Bu Geleneğin Son Halkası:   Reso</a></strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><strong><a href="http://www.peyamaazadi.org/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=1747">Nedim Dit: Ş İ İ R ve S T   R A N T A H L İ L L E R İ -I</a></strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><strong><a href="http://www.peyamaazadi.com/modules.php?name=PvlNews&amp;file=article&amp;sid=1881">Nedim Dit: Ş İ İ R ve S   T R A N T A H L İ L L E R İ -I</a><a href="http://www.peyamaazadi.org/modules.php?name=PvlNews&amp;file=article&amp;sid=1881">I</a></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://www.peyamaazadi.org/modules.php?name=News2&amp;file=article&amp;sid=2583">Nedim   Dit: Şiir ve Stran Tahlilleri -III </a></strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/daxuyani/%e2%80%9csiir-ve-stran-tahlilleri-%e2%80%93-3/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

