<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peyama Azadi &#187; Çand &amp; Huner</title>
	<atom:link href="http://www.peyamaazadi.com/vebir/peyam/cand-huner/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.peyamaazadi.com</link>
	<description>Peyama Azadi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Jan 2012 16:40:56 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Çirûska mijdirên</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ciruska-mijdiren</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ciruska-mijdiren#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Dec 2011 00:12:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>K. Simo Hedilî</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2250</guid>
		<description><![CDATA[dem melûla melûliyê bû
kal û pîr 
naxwazin bibîr bînin
nayê bîra zarokan jî 
destpêka çirûska 
bi henasa lehengan bûyî birûsk 
hêviyan beravêtibû 
daran nediwêrî pelan biweşînin  
çûk bê destûr nedifirîn
ba baweşîn nedikir
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2251" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ciruska-mijdiren/attachment/ciruska_mijdiren"><img class="aligncenter size-full wp-image-2251" title="ciruska_mijdiren" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/12/ciruska_mijdiren.jpg" alt="" width="638" height="797" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/ciruska-mijdiren/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinorê mergê min</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/sinore-merge-min</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/sinore-merge-min#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2011 22:34:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>K. Simo Hedilî</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2196</guid>
		<description><![CDATA[nava min 
pirdengiya daristanê ye 
rastiyê 
li dîwana derewan 
serî çemandiye
çavên kor nabînin
guhên ker nabihîzin
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2197" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/sinore-merge-min/attachment/sinore_merge-min"><img class="aligncenter size-full wp-image-2197" title="sinore_merge-min" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/10/sinore_merge-min.jpg" alt="" width="638" height="792" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/sinore-merge-min/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>hatime jibîrkirin</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/hatime-jibirkirin</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/hatime-jibirkirin#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2011 22:53:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>K. Simo Hedilî</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2172</guid>
		<description><![CDATA[pencera biharê hatiye girtin
û pelzeriya payîzê dixuye 
xwedewenda şadiyê reviya ye
û ewr 
giriyê sorxemgîniya min in 
baranê li deşt û çiyan dibarîn im
xeyalên bênavnîşan 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2174" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/hatime-jibirkirin/attachment/hatime_jibirkirin-2"><img class="aligncenter size-full wp-image-2174" title="Hatime_Jibirkirin" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/09/Hatime_Jibirkirin1.jpg" alt="" width="638" height="1046" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/hatime-jibirkirin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>henasa cinan ez girtim</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/henasa-cinan-ez-girtim</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/henasa-cinan-ez-girtim#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2011 13:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>K. Simo Hedilî</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2148</guid>
		<description><![CDATA[xatirxwestina çavên te 
roj di nava min de veşart 
şev kir e 
vizîna guleyên bêhnxwîn
ewrên giryok 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2147" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/henasa-cinan-ez-girtim/attachment/henasa-cinan-ez-girtim"><img class="aligncenter size-full wp-image-2147" title="henasa-cinan-ez-girtim" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/07/henasa-cinan-ez-girtim.jpg" alt="" width="639" height="704" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/henasa-cinan-ez-girtim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Kitap: 1925 Hareketi ve Azadî Örgütü</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/bir-kitap-1925-hareketi-ve-azadi-orgutu</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/bir-kitap-1925-hareketi-ve-azadi-orgutu#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jul 2011 14:31:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Metin Esen</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2141</guid>
		<description><![CDATA[Yukarıda adından bahsettiğim kitap Tahsin SEVER’in araştırma ve inceleme sonucunda ortaya çıkan bir kitap. “Kürtlerin statüsüz bırakıldıkları döneme ilişkin, kimi Kürt çevrelerinin de iştirak ettiği değerlendirmelerin yüzeyselliği ve sığlığıdır. Kürt siyasal hareketlerinin akademik-bilimsel metot içersinde analiz gerçekleştirmediği gibi, Kürt tarihinin maniple edilmesi karşısında ciddi bir duruş sergilenmemiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yukarıda adından bahsettiğim kitap Tahsin SEVER’in araştırma ve inceleme sonucunda ortaya çıkan bir kitap. “<strong>Kürtlerin statüsüz bırakıldıkları döneme ilişkin, kimi Kürt çevrelerinin de iştirak ettiği değerlendirmelerin yüzeyselliği ve sığlığıdır. Kürt siyasal hareketlerinin akademik-bilimsel metot içersinde analiz gerçekleştirmediği gibi, Kürt tarihinin maniple edilmesi karşısında ciddi bir duruş sergilenmemiştir.(1) </strong>Derken haklı bir eleştiri getirilmektedir. Yapılan bu çalışma önemli olgular tartışmakta ve tartışmaya açmaktadır. N e yazık ki bu kitap hakkında bu güne kadar her hangi bir eleştiri bağlamında bir yazı, bir tartışma yaşanmadı!  Geçmişte olduğu gibi bugünde Kürt siyasi kadrolarında, Kürt aydınlarında bilinçli bir suskunluk mevcuttur. Bu suskunluk sıradan bir suskunluk değil bilinçli bir suskunluktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong><a rel="attachment wp-att-2142" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/bir-kitap-1925-hareketi-ve-azadi-orgutu/attachment/sever-2"><img class="alignright size-medium wp-image-2142" title="sever" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/07/sever-166x250.png" alt="" width="166" height="250" /></a>Kendimizle yüzleşme, yakın geçmiş tarihimizle yüzleşme cesaretini gösteremediğimiz için bugün yaşanan kaos ortamını aşma, bilgi kirliliğini kırma bilincine de sahip olamıyoruz; olamadığımız için Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin temel hedefleri tahrip olmuştur. Adına yola çıktığımız mücadelenin araçları sakat olduğu kadar, tarihi bilincinde bir o kadar kötürümdür. Hiç kuşkusuz bunun sayısız nedenleri vardır. Bu nedenlerin araştırılıp tartışılması zor bir mücadeleyi, fedakârlığı,  ödenmesi gereken ağır bedelleri gerektirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“ Ulusalcı siyasal tezlerin haraç mezat piyasada satılığa çıkarıldığı, bir yandan Kemalist demokratik cumhuriyet ile maniple edildiği diğer yandan ise ulusal değer adına tabuların yaratıldığı ve putların oluşturulduğu bu hassas süreçte anlatılan kapsam son derece önemlidir. Ağrı, Dersim, 1925 ve Koçgiri gibi hareketlerin ulusal direnmeler olduğunu kabul edene kadar Kürt hareketi gerek Türk soluna ve Türk Devletine gerekse de bunların Kürdistan’daki versiyonlarına karşı çok bedel ödedi. Şimdi gelinen yerde bu perspektifi kıskançlıkla korumak hayati bir öneme sahiptir.” (2)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1980 sonrası Kürt siyasi kadrolarının, yetişen aydınların sağlıklı bir donanımdan yoksun olduğu, tarih bilincinin ve üyesi olduğu Kürt ulusunun ulus olmasından doğan haklarını savunma bilincinin yeterli olmadığı gün geçtikçe açığa çıkmaktadır. Soğuk savaş dönemine ait örgütlenme ideolojileriyle taşıdığımız kamburdan henüz tam anlamıyla kurtulmuş değiliz. Özellikle 1990’da Berlin duvarlarının üstümüze yıkılmasında dolayı tüm ideolojik değerlerimiz paramparça olduğu gibi liberalizmin dişleri arasında bireysel kaygıları taşımanın cenderesine sıkıştık ve Mam Celal’ın dediği gibi: Kürdistan bağımsızlığı bir hayal ve şiirlerde kalan bir nostaljiye dönüştü!</p>
<p style="text-align: justify;">12 Eylül 1980 sonrası tartışmalar sonucu oluşturulan programlar, kurulan cepheler, örgütler arası oluşan işbirlikleri vs. baktığımızda hiç birinin hedefinde Kürdistan bağımsızlığı olmadığı gibi, tüm güç ve enerji fütursuzca harcanarak işi getirip götürüp ceza evlerinde yaşanan baskılar ve militarist rejime karşı Türkiye de burjuva demokrasisini savunma hedefine kilitlendi! 12 Eylül 1980 Askeri darbesinin neden niçin yapıldığı, hedefinin ne olduğu tartışılmadı ve sömürgeci Türk devleti de bu amacın tartışılmasına müsaade etmediği gibi önünü de kilitledi. Ardından Avrupa’ya çıkan Kürt siyasi kadrolarının olası Kürt sorununu Avrupa’nın demokratik kamuoyuna taşımasının önüne geçmek içinde PKK hareketini devreye sokarak Kürtleri terörizmle özleştirilmesi sağlandı ve böylece gerek ülkede gerekse yurt dışında kolumuz kanadımız kırık yürümeye çalıştık.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni yetme aydınlar türemeye başladı bu süreçte! TC. Devletinin bilinçli olarak piyasaya sürdüğü yanlış bilgiler üzerinden hareketle araştırma yapan bu aydınlar geçmiş yakın tarihimizi TC. Devletinin sunduğu argümanlar aracılığıyla Kürt tarihini yazmaya başladılar. Yazılan Kürt tarihi neresinden bakarsak bakalım TC. Devletinin yaygınlaştırdığı, derinleştirdiği devletin resmi ideolojik yapısını doğrular biçimde olduğu gibi ona da hizmet biçimde yaygınlaştırıldı. Bilinen bir örnek Metin Aktaş’ın NİŞANCI romanıdır. Bu roman eleştirisi tarafımızdan yeterince yapıldı, yeniden onu tartışmamız gerekmiyor; isteyen <a href="http://www.peyamaazadi.com/">www.Peyamaazadi.com</a> arşivine bakabilir. Geçmiş yakın tarihimizde derin bir iz bırakan 1925 hareketinin ve AZADİ ÖRGÜTÜ’NÜN lideri olan Cibranlı Miralay Halit Bey’in niteliğini çarpıtan yanlış bilgi akışını sağlayan Mehmet Şerif Fırat yalnız değildir. Bunu takıp eden başka ‘Kürt’ ‘aydınları’ da ortaya çıktı<strong>.</strong> Bunları tek tek ele alıp eleştirme olanağımız yok, fakat zaman zaman müdahale ediliyor; bu müdahale de bile<strong> </strong>tek başımıza kalıyoruz. Yanlışlara karşı çıkmak sadece bize özgü bir durum değildir, hayır! Bir bütün olarak Kürtlerin sorunudur. Kürtler bunu bilince çıkarmak zorunda! Cibranli Miralay Halit Bey birilerinin dedesi, babası, dayısı, amcası, yeğeni olduğu için savunulmuyor. Cibranli Miralay Halit Bey KÜRT İSTİKLAL KOMİTESİ(AZADİ) NİN LİDERİDİR. 1925 Hareketinin tartışmasız önderidir. Olaya olgulara böyle bakmak gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Yaşanan tarih ile tarihin bilince çıkarılması farklı kavramlardır. Kürtlerde eksik olan, yaşanan tarihin bilince çıkarılmamış olmasıdır. Geçmişte yaşananların ulusun hedefleri çerçevesinde millileştirilmediği, sistematik bir imha programının bir parçası gibi görülmediği, kimin zaman mezhepsel bir kanala, kimi zaman da ideolojik biçimlenmeye göre yorumlandığı açıktır.” (3)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tahsin Sever’in Unutturulmaya Çalışılan Bir Örgüt ve Çarptırılan Bir Tarih 1925 HARAKETİ AZADİ ÖRGÜTÜ çalışması incelendiği zaman 24 Temmuz 1923 yapılan Lozan antlaşmasıyla Uluslar arası güçlerin derin desteği sonucu Kürdistan’ın bölünüp parçalanması, paylaşılması ile işler bitmiyor. Bu bölünüp parçalanmanın, paylaşılmanın derinleşmesinin asıl bir diğer yanı Kürdistan’ın bölünüp parçalanmasına, paylaşılmasına karşı çıkan, Kürdistan’ın bağımsızlığını savunan siyasi güçlerin, önder kadroların, ulusun ileri gelenleri imha edilmeden Kürdistan’ın bölünüp parçalanması, paylaşılmasının hiçte kolay olmayacağını Kuzeyde Cibranlı Miralay Halit Bey’in Güneyde Mahmut Berzenci’nin, Doğu da Simko’nun önderlik ettikleri bağımsızlık hareketleri göstermiştir!  Bu hareketlerin yenilgisi ile birlikte Kürdistan’ın bölünüp parçalanması, paylaşılması derinleştirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer yanda Sovyetlerin tavrı, Bolşeviklerin durumu, Türkiye de Türkiye Komünist Partisi’nin konumu yeni yeni tartışılmaya açılıyor, fakat yeterli değil; yeterli olmamasının nedeni soğuk savaş döneminin sol ideolojik biçimlenmenin getirdiği tahribattır. Halen, kendilerine “Kürdüm!” “Fakat sosyalistim!” diyenlerin Sovyetlerin Kürdistan politikasının yanlışlığı ve Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinde açtığı yara derin tahribatına ilişkin yapılan eleştirileri halen içlerine sindirmediği gibi, Sovyetlerin Orta-Doğuda kendi devlet çıkarını Ulusal Kurtuluş mücadelelerinin çok üstünde gördüğünü de kabul edemiyorlar. Bunun en açık örneği <strong>Newroz.com da Aso Zagrosi’nin “Sovyetlerin Kürt Politikası ve Bazı Eleştirilerin Düşündürdükleri”</strong> adlı makalesinde bu duruma açıklık getirmesi. <strong>“Bu arkadaşların eleştirileri biri de yaptıklarımızla <em>“anti komunist ve anti sosyalist” </em>çevrelere malzeme sunduğumuz gerekçesine dayanıyor. (…)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> (…)Kendisine Kürd sosyalistiyim diyen biri sosyalizmi savunma adı altında Sovyetler Birliğinin Kürdlere karşı işlediği suçları gizleyemez ve bu suçları görmezlikten gelemez. Lenin’in başında olduğu Sovyetler Birliği, Kuzey, Doğu ve Güney Kürdleriyle çok geniş bir ilişki ağı içindeydi. Kürdistan’ın farklı şehirlerindeki Sovyet Konsolosları ve istihbarat ajanları Sovyetler Birliği yönetimine yıllar boyunca bazen günlük ve bazende haftalık raporlar veriyorlardı. Verilen raporlarda binlerce Kürd ileri gelenleriyle yapılan ikili görüşmeleri veriyorlar. Azadi’nin Başkanı Cibranli Xalid Bey ile yıllarca ilişki halindeler. Azadi’nin Kürdistan çapında sahip olduğu örgütlülüğü çok yakından biliyorlar. Doğu Kürdistan’ın bir dizi ileri gelenleriyle ilişki içindeler. Güney Kürdistan’da Şeyh Mahmud’un temsilcileriyle ilişki içindeler.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sovyetler Birliği’nin Kürdlere ilişkin tek bir politikası var. Kürdlerle İngiltere’nin ilişkilerini bozmak ve Kürdleri İngiltere’den uzaklaştırmaktı. Buna karşılık Kürdlere ne öneriyordu? Hiç bir şey.. Sovyetler Birliği için bağımsız, federal ve hatta otonom Kürdistan kimin denetiminde olursa olsun Sovyetler Birliği’nin devlet güvenliğine karşı tehdit oluşturur, temeline dayanıyordu.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Sovyetler Birliği bir yandan Kemalislere ve İran rejimine her türlü desteği sunarken, diğer yandan Kürdleri oyalamaya ve İngiltere’den uzaklaştırmaya çalışıyordu. Cibranli Xalid Sovyetlerin bu politikasını gördüğünden dolayı, Sovyetlerin diğer parçalardaki Kürdleri İngiltere’den uzaklaştırma istemlerine soğuk bakıyordu. Lozan’da Kemalistlere danışmanlık yapan Sovyetler Birliğinin Kürdistan’daki konsoloslukları ve ajanları Azadi örgütünün ulusal istemler doğrultusunda Kürdlerin ezici çoğunluğunu örgütlediğini ve <em>“ulusal bir hareket”</em> olduğunu rapor etmelerine rağmen, hareket başladığı zaman Sovyet basını Kemalistlerle aynı dili kullanarak harekete saldırdı. Bu konuda yüzlerce rapor var. Fakat, onlar Kemalistler gibi “Gericiler”, “dinciler”, “İngiliz yanlıları”, “emperyalistlerin uşakları” “hilafet ve saltanatı geri getirmek isteyen yobazlar” diye harekete saldırdılar..” (4)</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong>Tabi böylesi durumlar devlet çıkarları açısından gayet doğaldır ve anlaşılır bir durumdur bu, fakat Kürt siyasi kadrolarının tavrı, Kürt aydınlarının tutumu hiçte doğal değil; olmadığı gibi anlaşılır bir durumda değildir. Kuzey Kürdistan da 1975 sonrası oluşan siyasi örgütlenmelerin büyük bir çoğunluğu kendi aralarından çok Türk solu ile birlikte çalışma içinde büyüyüp Kürtçü oldular(!) Bu ortak çalışma içinde Türk solunun “her türlü milliyetçiliğe hayır!” sloganı etrafında enternasyonalist dayanışma içinde Güney Kürdistan da dişe diş yürütülen mücadele, gelişen Demokratik Kürt hareketini gericilikle, emperyalizmin işbirlikçisi olmakla suçladılar. Kemalist sol ile aynı bulvarda Kürdistan ulusal Kurtuluş Mücadelesinin temel değerlerini dinamitlediler.. Bunlar unutulmuş değildir. Yapılanlar tarihi notlar olarak arşivlerimizde birikiyor zamanı geldiğinde asıl tarihin bilincinde olan namuslu insanlarımız vasıtasıyla yarın çocuklarımıza anlatılacaktır, bu kaçınılmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">24 Temmuz 1923 Lozan antlaşmasının yıl dönümü nedeniyle bazı Kürt İnternet sitelerinde Lozan’a hayır çağrılar yapıldı. Bu tür çağrılar iyidir. Kürtlerin tarih bilincine çarpması açısından önemlidir. Fakat Lozan antlaşmasıyla Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması paylaşılması ile yetinilmemiştir. Bu anlaşma aynı zamanda 1925 Hareketi AZADÎ örgütünü kuşatma antlaşmasıdır. Bunu göz ardı ettiğimiz an yapılan çağılar eksiktir. <strong>“Kemalistler Lozan’a gidilen bir süreçte konumlarını güçlendirmek, TBMM’nin Kürtleri de temsil ettiği tezlerine dayanak aramaktadırlar. Lozan’da Kürtlerin devre dışı bırakılması için Kemalistlerin elinde Özerklik yasası gibi bir silaha da ihtiyaç vardır. TBMM’nin Kürtleri temsil ettiği savı, azınlık bile olsa Lozan’da Kürtlere bir statü verilmesini engeller. (…)  24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Anlaşması imzalanır. Anlaşma, İngilizlerin Ankara Hükümeti’yle paslaşmasının ürünüdür. Lozan Anlaşması’nın imzalanmasıyla son halka da kopmuştur Azadî’nin, harekete geçmesi için şartlar olgunlaşmaya başlamıştır.”  (5) </strong>Fakat olgunlaşan şartlar belli bir süre sonra başta Sovyetler olmak üzere uluslar arası güçlerin de desteği ile imha edilecektir. Bu süreç çok önemlidir bu durum anlaşılmadan sağlıklı yol almamız mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> “Unutturulmaya Çalışılan Bir Örgüt ve Çarptırılan Bir Tarih 1925 HARAKETİ AZADİ ÖRGÜTÜ” </strong> önemli bir çalışmadır. Çok titiz davranılmış, büyük bir hassasiyet gösterilmiştir. <strong>“İşin en dikkat çekici yanı ise Bitlis Divan-ı Harbi Mahsusun belgeleri, Mahkeme tutanaklarının günümüze kadar açılmamasıdır.” (6) </strong>Buna rağmen Tahsin SEVER çok büyük bir sabırla, titiz bir araştırma ile bu gün yaşanan kaos’un ve bilgi kirliliğinin sürdürüldüğü bir ortamda bilincimize çarpıyor. Bu kitap, 1923 den bu güne kadar Türk Devletinin Kürt ulusunun varlığını yok sayıp inkar etmesine; devletin resmi ideolojisine göre biçimlenmiş aydınların yakın tarihimizi karartılmasına karşı kar altında boy atan  baharı müjdeleyen bir kardelendir!</p>
<p style="text-align: justify;">Tahsin Sever, bu çalışmasında roman dil tekniğini kullanmıştır. Gereksiz abartıya, gereksiz kelime ve sözcük yığınına yer vermemiş, aksine sade ve akıcı bir dil kullanmış. Kendisinin değimiyle: “<strong>Tarih bilinci, bize geçmişin yanlışlarından arınma olanağı verir.” </strong> Kitap bu perspektif temelinde yürütülen bir çalışmanın ürünüdür. Kürt gençliğinin temiz ve sağlıklı bilince ulaşmasında bu kitap önemli bir katkı sunacaktır. Bizim kuşak yaşlandı ve yoruldu. Bizim kuşağın içinde önemli kadrolar çıktı bunu da inkâr edemeyiz ve bu kadrolar Kürdistan bağımsızlığı doğrultusunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadılar. Ne yazık ki bu kadrolardan birçoğunun bugün içinde bulundukları durum içler acısıdır. Yalnızlığa itildi, itibarları zedelendi, açlıkla baş başa yaşamak zorunda bırakıldı. <strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tahsin Sever’i bu çalışmasından dolayı kutlarım, önemli bir çalışma!</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="mailto:metinesenazadi@gmail.com">metinesenazadi@gmail.com</a></p>
<p style="text-align: justify;">Temmuz 2011</p>
<p style="text-align: justify;">Paris</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> (1)Kitaptan.syf 18</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>(2)Tahsin Sever: Tarihi doğru okumak ve 1925 üzerine. <a href="http://www.peyamaazadi.org/">www.peyamaazadi.org</a> Ocak 2006</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>(3) Kitaptan.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>(4) Aso Zagrosi: Sovyetlerin Kürt Politikası ve Bazı Eleştirilerin Düşündürdükleri” Newroz.com: 04. 07. 2011</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>(5)Kitaptan syf. 105- 153</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>(6) Kitaptan syf. 267</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/bir-kitap-1925-hareketi-ve-azadi-orgutu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harman V</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-v</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-v#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jul 2011 22:40:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2123</guid>
		<description><![CDATA[Gece öylesine cehennemi bir renk almıştı ki, irademde ona çalışıyordu. Dayanacak hal kalmadı. Keops’un kapısında soğuktan büzülmüş bir haldeydim. Güneşin tekrar doğmasını bekliyordum. Ra’nın ona çalıştığını unutmuştum. Soğuk kış günü sırtını duvara dayamış yaz hayalleriyle ısınan sokak adamlarını andırıyordum. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Gece öylesine cehennemi bir renk almıştı ki, irademde ona çalışıyordu. Dayanacak hal kalmadı. Keops’un kapısında soğuktan büzülmüş bir haldeydim. Güneşin tekrar doğmasını bekliyordum. Ra’nın ona çalıştığını unutmuştum. Soğuk kış günü sırtını duvara dayamış yaz hayalleriyle ısınan sokak adamlarını andırıyordum. Onların şarabı vardı. Ben ondan da yoksundum. Havanın ısınmasını bekliyordum. Dizimdeki donun çözülmesini istiyordum. Sonra kaçacaktım oralardan. Tövbe edecektim.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2124" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-v/attachment/veqetandin"><img class="alignright size-full wp-image-2124" title="veqetandin" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/07/veqetandin.jpg" alt="" width="292" height="504" /></a>Birkaç dakikalık rahatıma balgam ekmek en büyük zevkiydi. Ciğerlerimi tapulu tarlası sanıyordu. Mutluluğu küle dönüştürmeye bayılıyordu.  Yaşamın her anına duman banyosu yaptırmak hoşuna gidiyordu. Acı vermek eğlencesiydi. Sadist olduğu kesindi. Ateşte yanarken dört köşe olmasına ne denmeliydi? Mazoşist olduğu da gün gibi ortadaydı. Zıt anlamlılar onun bünyesinde eş anlamlı olabiliyorlardı. Farklıydı. Ayrıktı. Yaşamdan sökülüp atımı zordu. Zekâ unsuruna sahip canlıların akılsızlıklarıyla beslenirdi. Akıllının olduğu yerde aptalların olması da doğaldı. Sayıca çok olmasına ise şimdiye kadar anlam verilemedi. Kavramların anlamsız kalmasından yararlanmasını iyi bilirdi. Aksi halde yaşayamazdı. Bilincin boşluklarından doğan fırsatları kaçırmazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Denize düşmemiştim. O da yılan değildi. Yine de sarılmak zorundaydım. Şartlar farklı değildi. Ona ihtiyacım vardı. Hem var, hem yoktu. Usulca yanıma sokuldu. Ateşli kollarını sonuna kadar açtı. İtiraz etmeyi düşünmedim bile. Yine o kazandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Türlü darbelerle idare edenlerin şefkatli kollarına sahipti. Kendisinden olmayanları düşman bilirdi. Düşmanlarından da dostları vardı. İtirafçıları, işbirlikçileri ve ölülerini severdi. Şefkatli ellerini onlardan esirgemezdi. Onların da ırzına geçerdi. İstisnalar kaideyi bozmaz derdi. İnandığı gibi yaşardı. Sistematik işkencede profesyoneldi. İnsanın canında kömürleşirdi. Ciğer delemediği zaman ten yakardı. Can yakardı. Cep yakardı. Ömrün on yılını yakardı. Yakmanın her türünde ustaydı. En çok da kendisini yakanları yakardı. Yakıcıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Parlamenterdi. Parlament çatısı altında görev yapardı. Kılıcın emirlerini onaylardı. Copun marifetlerini överdi. Kürdîlihicazkâr makamından Marifetname okurdu. Mafya ve envai çetelerin yuvasıydı. Yirmi kişilik mangalara sahipti. Savunma adı altında saldırganlığı kutsayan üniformanın kravatıydı. Çeşitli putlara tapan murdargillerdendi. Ondan irade aramak samanlıkta ine aramaktan beterdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kristal geceleri gece mavisi diye yutturmakla yükümlüydü. Hükümlüydü. Tuhaf bir dürtüydü. Dudaklarını beyaza boyardı. Eril-dişil kavramlarının olmadığı dillerde cinsiyeti tespit edilemiyordu. İbne filan da değildi. Kadınsı söylemle erkeği, erkeksi görünerek kadını baştan çıkarırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Süngüyle yazılan kanunları kalem kırarak uygulayan yargıç gibiydi. Kalem katili lakaplarından biriydi. Fırsatçı kırtasiyeciler mahkemenin etrafını işgal etmişti. Kanun devleti bile olamayan ülkenin adalet bakanıydı. Kendisine ezberletilenleri tekrarlamakla yükümlü bir papağandı. Gerçek değildi. Uyduruktu. Ne özdeydi, ne sözdeydi. Başıboş bir gevezeydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Beynim son yenilgiyi kabullenmekte zorlanıyordu. Dudaklar ve akciğer teslimiyeti kutluyorlardı. Kutlamada kimler yoktu ki? Bir kılıç-kalkan ekibi eksikti. Dilim kabule yanaşmadı. O da tüysüz diye diğer organlar tarafından ciddiye alınmadı. Kemiğinin olmayışını dahi başına kakanlar vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kucaklamasıyla kendimi otelde bulmam bir oldu. Meğerse birkaç adım ötede otel varmış. Dışarıda kavurucu sıcaklık hükmünü sürdürüyordu. Klimalı otelin lobisine buz gibi biranın yanında geldi. Davetliymiş gibi masaya oturdu. İki yıl boyunca benden ayrılmadı. Herkesin belalısı vardı. Benim de oydu. Her yeri beğenmezdi. Kalbimin üzerinde yeri vardı. Gönlümde zerre kadar değeri yoktu. Hep kendini düşünürdü. Yaş tahtaya basmazdı. Yar maskesi altında, kanayan bir yaraydı. Yürürken nefes nefese bırakırdı. Bazen soluk keserdi. Bazen iflah sökerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün 1 Aralık 1996. Kararımı verdim. Kâbus bitti. Uyandım. Kesin olarak ondan ayrılmaya karar verdim. Şu anda karşımda duruyor. O da bunun farkında. Rahat oluşu canımı sıkıyor. Anlamıyorum. Olsun. Benden bu kadar, dedim. Bu sevdadan vazgeçtim. Bana göre değildi. Birbirimizin dengi değildik. Ne demişler, davul bile dengi dengine çalar. Kel alaka diyeceksiniz. Olsun. Alakasız olmasın da… Varsın kel olsun. Ona da razıyım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ailesiyle de ilişkimi kestim. Bir kölelerini kaybetmenin hıncıyla odayı süzüyorlar. Dış mihrak denen Tobacco ailesine nasıl hesap vereceklerini düşünüyorlar. Havana&#8217;nın kara dumanlı semalarında bir yıldız daha kaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Aryan Tute’nin diş gıcırtılarını duyuyorum. Bu kez şansları yok. Yaşamımı duman etmelerine sabrım kalmadı. Elveda can ciğer dostum, ya da düşmanım. Her an yer değiştirebilen Orwell’ın 1984&#8242;teki dost ve düşman gibisin. Diktana tahammülüm kalmadı. Tiranlığın yetti de arttı bile. Sana ihtiyacım kalmadı. Ne zaman oldu ki? Dedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Olmadı. Başaramadım. Ancak yedi ay sonra ayrılabildim. Her ayrılıkta acı vardır. Ayrılacağınız Tütüngillerden ise, ya da onların komşularındansa ayrılık mutluluktur. Bulaşmamalıydım diye hayıflanmak anlamsız. İnsanoğlu hata yapar. Hatasını düzeltir, rahat eder. Hatasını sever, bedelini öder. Nikotin ağız tadınızı kirletecek kadar değerli değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Haziran 1997 İstanbul</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-v/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harman IV</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iv</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iv#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jul 2011 20:16:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2111</guid>
		<description><![CDATA[Harmandan ayrılmak artık zor değildi. Kararımın kesin olduğuna inandım. Piramitlerin arasında yalnızdım. Zifiri karanlıktı. Gece mavisi diyenler de vardı. Gecenin hiçbir rengini sevmedim ki mavisini seveyim. Karanlıktı. Soğuktu. İliğe işleyen bir soğuk hükmünü sürdürüyordu. Güneşin kavurduğu kumlardan eser yoktu. Buz parçalarına dönüşen kum taneleri iflah söküyordu. Senaryosunu tanımadığım bir yazarın yazdığı filme zorunlu başrol oyuncusuydum. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Harmandan ayrılmak artık zor değildi. Kararımın kesin olduğuna inandım. Piramitlerin arasında yalnızdım. Zifiri karanlıktı. Gece mavisi diyenler de vardı. Gecenin hiçbir rengini sevmedim ki mavisini seveyim. Karanlıktı. Soğuktu. İliğe işleyen bir soğuk hükmünü sürdürüyordu. Güneşin kavurduğu kumlardan eser yoktu. Buz parçalarına dönüşen kum taneleri iflah söküyordu. Senaryosunu tanımadığım bir yazarın yazdığı filme zorunlu başrol oyuncusuydum. Sadece zorunlu olması dahi çileden çıkarıyordu. Kahrediciydi.  Yılan tıslamasıyla başlayan kum fırtınası azıtıyordu. Zordaydım. Kendimi çaresiz hissediyordum. Aniden rüzgâr kesildi. Gece mavisinde sarışın bir Türk-Amerikan melezi yanımda bitiverdi. Deveden iner inmez yanıma çömeldi. Serap gördüğümü sandım. Susamamıştım. Hem, o da su değildi. Gecenin ayazında ılık bir hava esmeye başladı. Usulca yanıma sokuldu. Soluğundan ve renginden tanıdım. Sıyrılıp kaçtım. Vahşi avcıdan kaçan yaralı av gibiydim.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2112" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iv/attachment/harman4"><img class="alignright size-medium wp-image-2112" title="Harman4" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/07/Harman4-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Güneş doğmak üzereydi. Soğuktan, titremekten kurtulacaktım. Başıma gelecekleri biliyor gibiydi. Sırtını palmiyeye dayayıp sırıtmaya başladı. Kahkahalarla gülüyordu. Onlarca dişiyle gülüyordu. Nereye gitsem, kurtulamıyordum. Kader gibiydi. Zaman ve mekân kavramları karışmaya başlamıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gece mavisinde uçan bir kartal belirdi. Soyunun katillerinden birinin adıyla yaşıyordu. Üzgün ve bezgindi. Uçmaktan çok sürünüyordu. Şafaktan önce dağa tırmanan umutsuz sürüngenleri andırıyordu. Kanatlarını taşımaktan acizdi. Maya ve Inca kabilelerinin sembolüydü. Şimdi ise insanlık suçu işleyen katillerine alet oluyordu. Kabullenemiyordu. Ünlü barbarlardan birinin adıyla anılması acının tuzu biberiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilincim bulanıyordu. Midem bulanıyordu. Kusmak istiyordum. Kusamıyordum. Çaresizdim. Başımı kaldırdım. Bir gece mavisi gökyüzüne baktım. Bir Kartala baktım. Gözlerinden iradesizlik okunuyordu. Kanatları hüzün yağmurunun damlalarında ıpıslaktı. Belli ki hazan mevsimindeydi. Belki de Harmana yangındı. O topraklarda onu sevmeyen yoktu ki.</p>
<p style="text-align: justify;">Uyandığımı sandığımda, çölün kavurucu güneşi iş başındaydı. Su diye sayıklayıp duruyordum. O ise her zamanki gibiydi. Palmiyelerin yapraklarını dahi çöl rengine boyamıştı. Bitkindim. Susuzluktan gözlerim kararıyordu. Bir damla suya hasret kalacağım aklımdan bile geçmemişti. Başıma gelmişti. Başa gelen çekilir gibi değildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman kavramını çoktan yitirmiştim. Aniden sevinç çığlıklarını atmaya başladım. Bir vaha! Gözlerime inanamadım. Yeşil palmiyeler, deve ve su. Yanı başımda gürüldeyen bir yaşam kaynağı… Bir nehir&#8230; Dicle olmadığı kesindi. Nil diye düşündüm. Ab-i hayat daha akla yatkındı. Balıklama suyun içine atladım. Kızgın kumun içinde kulaç atıyordum. Çatlayan dudaklarım kanıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Çıngıraklı çöl yılanları pusudaydı. Dört bir yandan tıslama sesleri geliyordu. Islık sesleri geliyordu. İnsan ıslığını andırıyordu. Bir insanın asla çalamayacağı kadar güçlüydü. Yılanları tanırdım. Islıklarını da. Tıslamalarını da. Yabancı değildim bu seslere. Olduğum yerin yabancısıydım. Hayatımda hiç çöl görmemiştim. Rüyalarımda bile… Çember daralıyordu. Tıslamalar yaklaşıyordu. Serap ile vaha iç içeydiler. Güneş batmak üzereydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kum fırtınası göz açtırmıyordu. Gittikçe azıtıyordu. Çöl, fırtına, kum, vaha&#8230; Her türlü canlı ve cansız ondan yanaydı. Onun hesabına çalışıyorlardı. Titriyordum. Sıtmaya yakalanmış gibi&#8230; Dişlerim zangırdıyordu. Sıcak, soğuk, kum, vaha ve Harman kan kardeşi olmuşlardı. Çıldırtmaya çalıştıkları kesindi. Onlara hiçbir şey yapmamıştım ki. Bir alıp veremediğim de yoktu. Her ne hikmetse başıma ne geldiyse hep hiçbir şey yapmadıklarımdan geldi. Tanımıyordum bile onları. Onların tanıdığı kesindi. Hafızamı yitirmiş olmalıydım. <em>Wernicke Korsakof</em><em> </em><em>hakkında hiçbir şey bilmediğim bir yaştaydım.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Piramitlere sığınabileceğimi düşündüm. Defalarca kapılarını çaldım. Musa sandılar. Açmadılar. Ya da keyiflerini bozmak istemediler. Bir fanidir diye&#8230; Bunlar aklıma ilk gelenlerdi. Başka ne olabilirdi ki? Firavunlarla işbirliği yaptığını nereden bilecektim. İstihbaratım o denli güçlü olsaydı, ona esir olmazdım. Ezdirmezdim kendimi. Ra kavmini de pençesine almıştı. Elbette ki suçlu değildi. O sadece yapması gerekeni yapıyordu. Kurunun oduna yanan yaş olduğum kesindi. Neden ben bu yaşı oynuyordum? Sorunun cevabını bilmediğimden olsa gerek diye düşündüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Kenegillerdendi. Asalak yaşam tarzını benimsemişti. Kenenin su içmesini beklemek anlamsızdı. Zira mümkün de değildi. Yaratılıştan bazı canlılar çalışmadan yaşarlar. Sevinçlerini başkalarının acılarına borçludurlar. İnsanın dudaklarına yapışır, ciğerlerini yerdi. Bu yönüyle dillere destandı. Harmangiller böyle besleniyorlardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iv/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Albûmek Nû ji hunermendê Kurd Nizamettin Ariç</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/peyam/cand-huner/albumek-nu-ji-hunermende-kurd-nizamettin-aric</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/peyam/cand-huner/albumek-nu-ji-hunermende-kurd-nizamettin-aric#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jul 2011 22:37:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dara</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2082</guid>
		<description><![CDATA[Albûma bi navê AZADÎ kuNizamettin Ariç çend sal in bi hûrbînî li ser kar dikir û ya ku ji 10 besteyan pêk tê bi tevkariya Teyra Produksiyon û Kalan Müzik ronahî dît.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2083" href="http://www.peyamaazadi.com/peyam/cand-huner/albumek-nu-ji-hunermende-kurd-nizamettin-aric/attachment/nizamettin"><img class="alignleft size-medium wp-image-2083" title="nizamettin" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/07/nizamettin-250x250.jpg" alt="" width="250" height="250" /></a>Albûma bi navê AZADÎ kuNizamettin Ariç çend sal in bi hûrbînî li ser kar dikir û ya ku ji 10 besteyan pêk tê bi tevkariya Teyra Produksiyon û Kalan Müzik ronahî dît.</p>
<p style="text-align: justify;">AZADÎ yek ji xebatên sereke ê muzîkî ye ku di salên dawîn da di muzîka kurdî hatiye amade kirin. Bi vê xebatê carek din giraniya hunera NizamettinAriç di muzîka kurdî da dîyar dibe.</p>
<p style="text-align: justify;">Çewa tê zanîn N. Ariç xebatên xwe li ser bingeha projeyan amade dike. Wî ji bo projeya vê carê berhemên helbestvanên me ên ji herêmên Kafkasya başûr hilbijartiye.</p>
<p style="text-align: justify;">Ariç li ser peydabûn û pêşketina vê projeyê van agahiyan tîne ziman:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Her çiqas ev demek dûr û dirêj e ku nivîsandina vê projeyê di serê min da hebû jî, lê belê her car min bi hêviya ku hin helbestên balkêş û pir aşkerenebûyî bibînim, xebata xwe paşda davêt. Ji aliyê din va min li ser xwe kiribû bargiranî ku vê carê di muzîk û şiroveya deng da xebateke ji yên berê baştir û balkêştir pêkbînim.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Rojekê li Frankfurtê hemşehriyê min ê hêja Mehmet Gültekin helbesta Eskerê Boyik ‘Qîzika Govendê’ da min û got, ‘hela vê helbestê bixwîne, ez piştî 10-15 deqîqan vedigerim, em li ser biaxifin’ û çû. Min fahm kiribû ku ew çi dixwaze bibêje. Min di emrê xwe da ti car di demeke evqas kurt da ji helbestekê ra besteyek çênekiribû. Heta ew vegeriya min ji bo helbestê ra besteyek nû qedandibû jî. Piştî guhdarkirinê wî bi çoş û kêfxweşî ez hembêz kirim, gelekî dilşad bû. Her wisa dostê min ê hêja Wezîrê Eşo li Brûkselê pirtûkên Ferike Usiv ‘Hisret, û Kêrdiga Kilama’, çend helbestên Simoyê Şemo û yên din ên Kurdên Ermenistanê ku wî bi xwe wergerandibû li ser latînî dan min. Eskere Boyik jî jixwe helbestên xwe ên nû û pirtûkên wî ên ku çap dibûn ji min ra dişand. Bi vî awayî ji bo projeyek nû di destê min da gelek helbest berhev bûbûn. Êdî dem dema xebatê bû!”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Nizamettin Ariç bi alîkariya hin pêşniyariyên dost û hevalên xwe ên dilsozên edebiyatê û bi hûrnêrînî dest bi hilbijartina helbestan kiriye. Pişra jî dor hatibû nivîsandina besteyan. Ariç dibêje: <em>“Dema ez besteyan amade dikim, ji bo her helbestekî bi deng û meqamên cûre melodiyan dinivîsim û piştî lêhûrbûnekê, kîjan assiciationên ji wan baştir helwesta min û a helbestvan tîne ziman wê hildibjêrim.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Di derbarê vê pêvajoya amadekirinê da hunermendê me dîsa weha dibêje:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Herçiqas di vê heyamê da min şev û roj kardikir jî, lê belê ji bo introyeke kurt rê li pêşiya min venedibû, min dinivîsand û dîsa reş dikir, hevokek muzîkal û melodiyek goreyî dilê min pêk nedihat. Di heman demê da li Berlinê dostê min, nivîskar Sewqeddîn Îssa ê ku li ser Êzdiyan xebatan dike, di sohbetekê da ji min ra got ku hejmara Êzdiyên li Kurdistana Bakûr daketiye bin 300 kesî. Ji wê rojê pêva ev mijar ji serê min derneket. Bi min ra paradoksek peyda bû; ji alîkî gelek xemgîn bûbûm, lê ji aliyê din da jî rê li ber min vebû û fantaziya min a muzîkal yekden berfireh bû. Êdî ez her roj bêwestan dixebitîm û min bi lez û bez bestek li pey yekê diqedand. Bi vî awayî min melodiyên bingehîn ên vê albûmê di demeke kurt a bi qasî 10 rojan da pêk anîn. Min piştra di van melodiyên ku min nivîsandibûn da guhartinek mezin jî nekir, ew bi heman awayî man. Bi serda min ji besteyên ‘Azadi’ û ‘Gozel’ ji her yekê sê deqîqe kêmtir kir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Piştî qedandina awazên ji bo helbestên Eskere Boyik û Fêrikê Usiv min dest bi nivîsandina besteyan ji bo helbestên Rizaliyê Reşîd, Simoyê Şemo, Eminê Evdal, Mikayîlê Reşîd, Casimê Celîl, Karlenê Çacanî, Qacaxê Mirad, Taharê Biro, Şikoyê Hesen, Şamil Eskerov, Tosinê Reşîd, Seîde Îbo ve Çekezê Reş jî kir&#8230;”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Sedemeke din jî, ya ku Kurdên Ermenistanê di hunermendê me da îlhamek evqas xurt peyda kiriye, ew e ku kalikê wî Cevoyê Misto li Rewanê hatiye dinê. Cevoyê Misto di dema şerê cîhanê ê yekemîn da bar kiriye û hatiye li Agirî bi cîwar bûye. Ariç di zaroktiya xwe da gelek çîrok li ser kalikê xwe û pismamên wî ên ku wî li demê li Rewanê hiştibûn bihîstiye. Ji ber vê yekê jî wek di serrûpela CD da jî xuya dibe, Ariç ev xebata xwe diyarî kiriye bo bîranîna kalikê xwe. Di amadekirina vê pojeyê da her wisa bandora bernameyên radyoya Rewanê para kurdî li ser sosyalîzsyona muzîkî a Ariç û rola dostaniya wî a bi ronakbîr û şairên Kurd ên Ermenistanê jî henin. Çawa tê zanîn Ariç fîlma xwe a bi navê ‘Kilamek ji bo Beko’ li Ermenistanê çêkiribû, di wê çarçovê da têkiliyên bi dostanî bi Kurdan ra danîbû û ji wan helbestvanên wekî Rizaliyê Reşîd û Tosinê Reşîd di vê fîlmê da wek hunermendên artîst cîh girtibûn.</p>
<p style="text-align: justify;">Li ser bikaranîna aletên muzîkî û amadekirina melodiyan jî Ariç dibêje:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Ez di dema nivîsandina besteyan da pêşiyê li ser wê yekê jî fikirîm ku bingeha muzîkê li ser enstrumanên ku Kurdên Rewanê û Serhedê bikartînin, ango li ser bingeha muzîka Kurdî a bi awakî sade û otantîk amade bikim. Lê belê ez piştra ji vê fikrê dûr ketim û vegeriyam li ser rengîniya muzîka rojava a kontrapuntal a ku min hin di berê da bo mûzîka Kurdî wergirtibû. Piştî gelek salan min cardin pîyano bikaranî. Wek di hin albûmên min da aletên bi têl ji Violin, Cello û Kontrabas pêk hatîn. Min cara pêşîn di mûzîka xwe da trompet, saksofon û trombone, li rex gîtara klasîk a bi laylon min gîtara bi têlên pola jî bikaranîn. Di vê albûmê da jî wek her car aletên me ên Kurdî min bi xwe lêxistin.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Gotinên kilamên vê albûmê ji helbestên du şaîrên me ên xurt û navdeng ên wêjeya Kurdî wek Fêrikê Usiv û Eskerê Boyik hatine hilbijartin. Ji her yekî ji van helbestvanan pênc helbestan tê da cîh girtine ku mijara wan bi xweza, welathezî, evînî, azadî û wekhevî hatiye hûnandin. Herdu jî şairên heman demê nin û her yekî ji wan gelek pirtûkên helbestan weşandine. Helbestên Eskerê Boyik ji sala 1979 virda bi latînî jî tên weşandin, yên Fêrikê Usiv jî ev sal in ku ji alfaba kirîlî bi ser a latînî tên wergerandin û çapkirin. Cihê berhemên Kurdên Kafakasya Başûr di dîroka wêjeya me da pir girîng û xurt e û divê ew rojek pêşda bi alfaba latînî jî ronahî bibînin ku bigihîjin destê edebiyathezan.</p>
<p style="text-align: justify;">Di albûmê da kilameke gelekî balkêş û cûda helbesta Eskerê Boyik a bi navê ‘Zarotiya me’ ye ku şerê Kurdan li dijî faşîzma Almanya Hîtler ê di rêza artêşa sor a Sovyetê da tîne ziman. Awaza vê babetê bi vî awayî di mûzîka Kurdî da cara pêşîn ji aliyê Nizamettin Ariç da tê nivîsandin û stran. Her weha di strana ‘Azadi’ da mesaja daxwaza azadiyê ji bo Kurdan û hemû merivan, bi ‘Na!’yê banga bi hezaran li dijî şer, di ‘Çiyayêd mine’ da hezkirina Kurdan bo çiyayên xwe û bandora wan li ser jiyana me, di ‘Kilam evda ra heval-hogir e’ da rola mûzîkê li ser jiyana giyanî a merivan tên ziman. Kilamên wek ‘Ez şah im’, ‘Delala min’, ‘Serê sala serê meha’, ‘Gozel’, ‘Dil ji min bir’ û ên mayîn ji ber mijarên felsefîk û serhatiyên ji evînên delal û paqij berhemên mayînde nin û wê herdem bên guhdarî kirin. Ariç dibêje: <em>“Ev albûm di nav berhemên min da cihekî gelekî taybet digire.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Hunermendê me ku piştî demeke dirêj ev albûma nû a giranbuha diyarî dilxwazên mûzîkê kir, bi minasebeta weşana ‘AZADÎ’yê dibêje:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Her çiqas ev 30 sal in ku ez ji welatê xwe cîhilbûyî û bi hezaran kilometre ji bi her awayî ji gelê xwe bi dûrxistî bim jî, ti car hêviya min a ji bo bidestxistina azadiya gelê min, jiyaneke aşitiyana bi gelên ciran ra li ser bingeheke rêzgirtinî û wekhevî kêm nebû. Ez hêvidar im ku ev albûm a ku min bi hestên hesretdarî û gelek paqij nivîsî û şirovekir ji aliyê merivên li welatê min bi heman hestan bên guhdarî û fahm kirin&#8230;”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Mehmet Gültekin</p>
<p style="text-align: justify;">Jêder: <a href="www.newroz.com">www.newroz.com</a></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="350" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/D1lg44QtVvs" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="350" src="http://www.youtube.com/v/D1lg44QtVvs"></embed></object></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/peyam/cand-huner/albumek-nu-ji-hunermende-kurd-nizamettin-aric/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harman III</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iii</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iii#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jul 2011 11:16:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2078</guid>
		<description><![CDATA[Hastalıklar yuvası olduğunu tahmin etmeliydim. Etrafımdan bazıları kaptıkları iğrenç hastalıklarla diğer dünyayı boyladılar. Masum görünüşünün altındaki acımasızlık her geçen gün daha çok kendisini gösteriyordu. Bir ara geç kaldığımı düşündüm. Doğru değildi. Zararın neresinden dönersem kâr idi. Nasıl başaracağımı bilmiyordum. Nasıl Yapmalı adlı kitaba başvurdum. Derdime çare olacak dermanı yoktu. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hastalıklar yuvası olduğunu tahmin etmeliydim. Etrafımdan bazıları kaptıkları iğrenç hastalıklarla diğer dünyayı boyladılar. Masum görünüşünün altındaki acımasızlık her geçen gün daha çok kendisini gösteriyordu. Bir ara geç kaldığımı düşündüm. Doğru değildi. Zararın neresinden dönersem kâr idi. Nasıl başaracağımı bilmiyordum. Nasıl Yapmalı adlı kitaba başvurdum. Derdime çare olacak dermanı yoktu. Ne yapacağımı şaşırdım. Ne Yapmalı adlı eseri başucu kitabı yaptım. Kâr etmedi. Yazarı benimkinin akrabalarından birine vurgun çıktı. Ayrılmakta kararlı gibiydim. Kararıma karşı direnecekti. Kendisince haklıydı. Terk edilmeyi içine sindirecek değildi ya. Öyle de yaptı. Ben de kendimce haklıydım. Bağımlı yaşamak canıma tak etmişti. Bağımsızlığı tatmak istiyordum. Bunun da bedeli vardı. O ise sömürgelerinden birini kaybetmemenin mücadelesini verecekti. Kazanacağı her halinde belliydi. İkircikli oluşum kaybetmek için yeterliydi. Niyetimin kaybetmeye gebe olduğunu benim dışımda herkes biliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2077" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iii/attachment/harman-3"><img class="alignright size-medium wp-image-2077" title="Harman-3" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/07/Harman-3-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Harman sarısı saçlarını öptüğümde korkunç bir zevk alıyordum. Gittikçe daha fazla karanlıklara gömüldüğümü görmüyor değildim. Sarı saçları sisli puslu havalarda rüzgârla dans ederdi. Aydınlığı sevmezdi. Temiz havadan rahatsız olurdu. Zorunlu kaldığında uyum sağlamasını da bilirdi. Boğucu soluğuyla insanı çileden çıkarırdı. Dudaktan dudağa, dudaktan ciğerlere ölüm saçardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Onu sevmediğimden emindim. Sevmemem de ayrılmama yetmiyordu. Bir yıl kadar ayrı kaldık. Hiçbir efendi kölesini özgür görmeye katlanamaz. O da katlanamadı. Kar beyazı giysisiyle yine yanımdaydı. Kir sarısı bedeni kene gibi dudaklarıma yapışırdı. Yaşamımın son damlasını da emmeye kararlıydı. Çirkindi. Kimseye yar değildi. Âşıkları birer kurbandılar. Zavallı bile değildiler. Zira zavallılara acınırdı. Sevdalılarını üzerine tapulu mal gibi değerlendirmesi beni çileden çıkarıyordu. Bunu kabullenemiyordum. Tuvalette bile rahat bırakmayacak kadar kıskançtı. Elini verenin hayatını kaptırmakla yükümlü olduğuna inanırdı. Mezara kadar anlayışını uygulardı. Haksız da sayılmazdı. Ölümüne sevdaya inanırdı. Dediğim dedikti. Dirençliydi. Sabretmesini bilirdi. Avını elde etmek için gerekeni yapmaktan sakınmazdı. Amaca giden her yolun mubah olduğuna inanırdı. Usta politikacılara rahmet okuturdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ara gerçekten yollarımızın ayrıldığına inandım. Onun da benimle hemfikir olduğuna kanaat getirdim. Böyle düşünmem dahi onu ne denli tanıdığımı gösteriyordu. Yakınında uzak yaşamayı becerir gibiydim. Yüzüne bakmak bile içimden gelmiyordu. Ama gittiğim her yerde o vardı. Arkadaşlarımla gelir masama otururdu. Alay eder gibi süzerdi beni. Sen kim, beni bırakmak kim der gibiydi. Bakmamaya çalışırdım. Bakışlarımı kaçırırdım. Orada yokmuş gibi davranırdım. Ateşli bakışlarındaki intikam hırsını görüyordum. Kokusu, soluğu beni deliye çeviriyordu. Tekrar pençesine düşmekten korkuyordum. Tekrar mı? Düşünmek bile istemiyordum. Yaşlı bir bilgemiz benim ondan ayrılmamın yeterli olmadığını; onun da beni terk etmesi gerektiğini anlattı. Birlikte yaşamda olduğu gibi ayrılmanın iki taraflı olması gerektiğine inanmıyordum. Ya da kabul etmek istemiyordum. Çünkü işime gelmiyordu. Ne yazık ki korkunun ecele faydası yoktu. Bir kez daha yenildim.</p>
<p style="text-align: justify;">Atom çağı geride kalmıştı. Bilgi çağındaydık. İktidarsızların iddialarına göre İnsan Hakları çağındaydık. İnsanı insandan koruma çağı&#8230; Pratikte olmayıp, söylemde dilden düşürülmeyen haklar&#8230; Teoride, kitap sayfalarında, üzeri bir karış toz almış devrim prensiplerinin yazılı olduğu metinlerdeki güzel cümleler çağındaydık. İnsana dair ne varsa hepsinin ulusal, uluslar arası çıkarlara kurban gittiği bir tarihi dönemdeydik. Jenosit mevsimindeydik. Bir yandan asit yağmurları, bir yandan nükleer denemeler başımıza yağıyordu. Hayvanlar kopyalanıyordu. Sıra insandaydı. Uzayda yaşam izlerine rastlanıldığı iddia ediliyordu. Komedi ile trajediyi birbirinden ayırmak çok zordu. Bir curcuna yaşanıyordu. Belirsizlik süreciydi. Süreçten en iyi yararlanmasını bilenlerden biri Harman’dı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kâinatın efendisi geçinen zavallıları hipnotize etmesi görmeye değerdi. Para verenlerin can verenlerden daha değerli oldukları bir gezegende yaşıyorduk. Tuhaf bir şey yoktu. Her şey tuhaflaşmıştı. Özgür insan adına hayır demesini bilmeyen övgü papağanlarını yetiştirmek günün modasıydı. Şartlar böyle iken, sarışın Harman ilaç gibiydi. Kitap sayfalarındaki rüyalara inanmak için gerekçe kalmıyordu. Güzel düşlerin yazarları da gerçeğin duvarına toslayınca tuz buz oluyorlardı. Geriye, bir varmış bir yokmuş diye başlayan edebi türden yazılar kalırdı. Harmanın zehirli soluğu avutucuydu. Sarılık benizli kokusu kurtarıcı gibiydi. On yıl önce diğer dünyaya bilet keserdi. Bütün bunlar irademi aleyhime kullanma hakkı vermemeliydi. Kararımı uygulamalıydım. Uygulamamak için bahane avcısı oldum. Şansım hiç yaver gitmedi. Avlayan değil, avlanan oldum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-iii/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harman II</title>
		<link>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-ii</link>
		<comments>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-ii#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Jun 2011 13:32:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Raif Yaman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nivîskar]]></category>
		<category><![CDATA[Çand & Huner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.peyamaazadi.com/?p=2059</guid>
		<description><![CDATA[Harmandan ne bulduğumu anlayamadım gitti. Ona acıdığım oldu. Acımasızlığından tiksindiğim oldu. Onunla gurur duyar gibi oldum. Kolay mıydı Birinci olmak. Devrimcilere takılıyordu. Onu devrimciliğin simgesi yapanlar dahi vardı. Eski zaman devrimcileri de bir tuhaftılar. Sözcüklerin anlamlarından çok şekilleriyle uğraşırlardı. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Harmandan ne bulduğumu anlayamadım gitti. Ona acıdığım oldu. Acımasızlığından tiksindiğim oldu. Onunla gurur duyar gibi oldum. Kolay mıydı Birinci olmak. Devrimcilere takılıyordu. Onu devrimciliğin simgesi yapanlar dahi vardı. Eski zaman devrimcileri de bir tuhaftılar. Sözcüklerin anlamlarından çok şekilleriyle uğraşırlardı. Kızıl Çin’in kurucusunun soyadı hangi harflerle yazılacaktı? Bu ve benzeri tartışmalarda kafalarını, gözlerini yaran devrimciler&#8230; Sadece adı için de olsa bunların Birinciye esir olmamaları mümkün müydü? Yeryüzünü cennete dönüştürmekten bahsederlerdi. Cehennemi bir yaşamları vardı. Güzeli kendileri için lüks sayarlardı. Yoksul yaşam prensiplerinden biriydi. Vaat ettikleri cennetin de nasıl bir şey olduğu zafer kazanan yoldaşlarının marifetlerinden belliydi. Gençliğin bu kısmına kancayı takan Birincinin keyfine diyecek yoktu. Duygularına çoktan veda etmişti. Yaptıkları iğrençti. Ona söz dinletmek deveye hendek atlatmaktan da zordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-2060" href="http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-ii/attachment/harman2"><img class="alignright size-medium wp-image-2060" title="Harman2" src="http://www.peyamaazadi.com/images/content/2011/06/Harman2-250x140.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a>Tiksindirici geliyordu. Bir ara ayrılır gibi oldum. Hatta yollarımızın ayrıldığını mırıldanır gibi oldum. Doğru söylediğime kendim de inanmıyordum. Dilimle ciğerlerimin barışık olmadıkları kesindi. Beynim her ikisine de tavır almış gibiydi. Aslında o da ne yaptığını bilmiyordu. Suçun çoğu ondaydı. Eh, lokomotif serseri mayın gibi ortalıkta dolaşırsa vagonların halini varın siz düşünün.</p>
<p style="text-align: justify;">Onunla uzak bir kentin okul kantininde karşılaştım. Soğuk bir kent idi. Karı ve soğuğuyla tanınırdı. İnsanları da kendisi kadar soğuktu. Aradan on yıllar geçmişti. Elbette ki tanıyamazdım. Dudaklarını beyaza boyamıştı. Makyaj kullanıyordu. Onu ilk tanıdığımda daha sadeydi. Kim bilir yaşamına kaç kişi girmişti? Nerelerde kimlerle neler yaşamıştı? Bu sorulardan hiç biri aklımdan geçmedi. Çünkü onu tanımamıştım. Onun da tanıdığını sanmıyordum. Yanılmıştım. Ailesi Bafra’ya taşınmıştı. O kardeşleriyle birlikte Ankara’da Maltepe’de kalıyordu. Kokusu, şekli ve beyaz elbisesiyle Harmana çok benziyordu. İkiz kardeşi gibiydi. Hiç bozuntuya vermedi. “İnsanlar çift yaratılmış derler” diye bir genellemeyle geçiştirdi. Harmandan daha olgun olduğu kesindi. Çocuk değildi. Gençti. Harman sarısı saçları hiç değişmemişti. İnce beyaz elbisesinin altındaki buğday tenli duruşu da aynıydı. İnsanın yüreğini nasıl hoplatacağını çok iyi biliyordu. Bu konuda ihtisas sahibiydi. Baştan çıkarma ve bir insanı kendisine köle etmede profesyoneldi. Erkekler kadar, kızlar arasında da ona vurulanlar az değildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Okul değiştirdim. Başka bir kente gittim. Aynı yıl onun ailesi de Samsuna taşındı. Bazı kardeşleri Bitlis’e yerleştiler. Günün modasına uymayı da bildi. Küçük kardeşlerinden birine Best adını verdi. İngilizce bir isimdi. Tesadüf müydü? Şansızlık mıydı? Allah’ın nimeti miydi? Laneti miydi, neydi? Anlamadım gitti. Anlamaya da çalışmıyordum. Artık daha fazla çağdaş geçiniyordu. Her yerde 2000li yılların ideal güzeli olduğunu anlatıp duruyordu. Onu yeniden keşfeder gibiydim. Her zamanki gibi etkileyiciydi. Yoksa o değil miydi? İkizi miydi? Doğrusu hem oydu, hem de değildi. Tıpkısıydı. Bizim gibi düşünenlerin her şeyin en iyisine layık olduklarını söylüyordu. Aynısını farklı düşüncelerdeki insanlara da onların diliyle anlatıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazılarına yerli malı diye kendisini satardı. Bazılarına dindaş malı&#8230; Hiçbir düşüncesi yok gibi davranırdı. İntikam hırsıyla gözleri kan bürümüştü. Herkesi ateşine odun yapmaya yeminliydi. Dudaktan verilen şehvet dolu körüklerle ciğerlere inmeye bayılırdı. Gözlerin yaşardığı ortamlarda dalgalanarak yükselmek en büyük zevkiydi.  Kendisiyle yuvarlak halka oyunlarını oynayanları çok severdi. Ona ilgi duyanların o kadar çok olduğu bir ortamda onu ret etmek benim de işime gelmiyordu. Çevremdekiler kadar olmasa da ondan hoşlanıyordum. Ateşiyle yanmak zevk veriyordu. Atın ölümü arpadan olsun söylemine katıldım. Oysa ne o arpa, ne de ona vurulanlar at idi. Hem ne fark edecekti. Rakı içen ölüyordu da, su içen ölmüyor muydu? Onunla yaşamak için yeterince nedenimiz vardı. Kötü arkadaş olduğundan çoğumuz hemfikirdi. Zehri bal gibi göstermek de insanoğlu için o kadar zor değildi. Hem balı zehir diye yasaklamaya anlayış gösterene de insan denmiyor muydu? Ayrılmak için geçerli nedenlerim vardı. Ama var oldukları kadar yoktu. Varlıklarıyla yoklukları eşit ağırlıktaydı. Bana öyle geliyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.peyamaazadi.com/niviskar/harman-ii/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

