General Mustafa Paşa Yamulki’nin Anısına

Aso Zagrosi

25 Ocak 1936 tarihinde Mustafa Paşa Yamulki fiziki olarak çok sevdiği ülkesi Kürdistan’dan ve halkından ayrıldı. Ben büyük Kürd şahsiyeti Mustafa Paşa Yamulki’nin ölüm yıl dönümünde küçük bir makale yazmayı düşünüyordum.

Fakat, bilgisayarımın başına oturduğum andan itibaren ya Mustafa Paşa Yamulki’nin fırtınalı yaşamının bir çok alanı aniden gözlerimin önüne geliyordu yada yazıya dökmek için hiç uygun bir kelime bulumuyordum.

Belli bir dönem bilgisayarın önünde oturarak yazıya giriş yapmak için bir cümle aramaya başladım. Fakat, tüm çabalarım boşuna gitti.

Çünkü, Mustafa Paşa Yamulki’nin yaşamı ve mücadelesi bir makaleye sığmıyordu. Bir makale ile Mustafa Paşa Yamulki’nin neyini anlatacaktım.

Mustafa Paşa Yamulki’nin seceresini mi? Osmanlı Ordusu içindeki konumunu mu? Divan-i Harb-i Orfi Başkanlığımı? Kürd orgütleri içindeki konumunu mu? Güney Kürdistan’daki faaliyetlerini mi? Simko Şikak olan ilişkileri mi?

Hayır bir makalede anlatılacak bir şey değildi.

Zaten Kuzey Kürdistan’da Mustafa Paşa Yamulki’nin yaşamını ve mücadelesini doğrudan konu alan bağımsız bir araştırma yok. Değerli Kürd araştırmacılardan Rohat Alakom, Şerif Paşa ve İstanbul Kürdleri adlı eserlerinde ve yayınladığı bazı makalelerde kısmen Mustafa Paşa Yamulki’den söz ediyor. Kamuran Melikendi’de Mustafa Paşa Yamulki’ye ilişkin bir makale yayınlamıştı. Mustafa Paşa Yamulki hakkında Kuzey Kürdistan’da başka özet notlar ve yazılarda olabilir.

Ama, sonuçta Mustafa Paşa Yamulki gibi ölmeden önce mezar taşıma

“Etirsim ey watan bimrim, nebînim baxtîyarî to,

Binivîsin ba le ser qebrim, watan xemgîn û min xemgîn…”

şiirini yazdıran bir Kürd şahsiyeti bu kadar sahipsiz bırakılmamalydı.

İttihat ve Terakkiciler ve onların devamı olan Kemalistlerin birlikte en çok nefret ettikleri Kürd şahsiyeti ve Kürd lideri kimdir diye bir soru sorulsa, tarih bilinci olan herkes MUSTAFA PAŞA YAMULKİ yada onların söylemiyle “KÜRT NEMRUT MUSTAFA PAŞA”dır diyecektir.

İttihat ve Terakkicilerin temel kadroları, bu partinin taraftarı olupta anılarına yazanlar, Kemalist hareketinin temel kadroları hepsi kin ve nefretle Mustafa Paşa Yamulki’den sözetmişler.

Divan-i Harb-i Orfi ve o süreçte yargılanıp ceza alan ve almayanlarla ilgili yazılan kitaplarda ve sözde akademik çalışmalarda Mustafa Paşa Yamulki bir “hain”, “işgalcilerin işbirlikçisi”, “gadar”, “zalim” ve “Türk düşmanı” olarak değerlendirilmiştir.

Türkler sadece kendileriyle ilgili mahkemelere ilişkin değil, Saddam Hüseyin’i yargılayan mahkemenin başında Kürd bir hakimin olmasından dolayı o mahkemeyi de “Kürd Nemrut Mustafa Paşa’nın Divanı” ilan etmişlerdi.

Deniz Baykal’ın kaseti çıkmadan önce Ergenekon’un avukatlığına soyunduğu dönem Ergenekon dava ve mahkemesini “Kürd Nemrut Mustafa Paşa’nın Divanı” olarak değerlendirmişti.

Aslında İttihatçıların, Kemalistlerin, Türk Solu, Ergenekoncuların ve Türk-İslam sentezçilerinin “Kürd-Nemrut” eşleştirmesinde esas hedef büyük çoğunluğu Müslüman olan Kürdlerin Kürd kimliğinden uzak tutmaktı.

Lubnan’da çıkan „Hiwar El Erebi“ adlı dergi, 18 Mayis 2006 tarihinde bir sayısını Kürdlere ayırdı….„Gulan“ dergisinin Arapçadan Kürdçe’ye çevirdiĝi bu makalelerden anti-Kürd bir yazar, araştırmacı ve Üniversite hocası olan Mustafa Cewuzu makelesinde Islam ve Kürd ilişkilerini “Islam Fetwuhatı ve Kürd Problemi“ başlığı altında irdeliyor.

“Muslumanlar, Halife Hz. Ömer döneminde hicri takviminin 15. Yılında Kürd bölgesine vardılar. Büyük Hurmuzan iki yıl sonra Acem Padişahlıĝını üstlendikten sonra Kürdler Muslaman ordularına karşı onu desteklediler.. 22(hicri) yılında Muslumanlar Şarezur ve Azerbeycanı işgal edip özgürleştirdiĝinde çok Kürd öldürdüler..23 yılında Muslumanlar „Fesa“ mıntıkasında Farsları kuşatıkları zaman, Kürdlere sıĝındılar… Onlarda Müslamanlara çok zorluklar çıkardılar..Ebu Musa Eşheri, Basra’ya gitmek istediĝi zaman Kürdler yolunu kestiler.24 yılında Muslumanlar bazı Kürd aşiretlerinden Musluman olmalarını istediler, ama onlar Musluman ordusunu karşı ayaklandılar ve orduyu yok ettiler..29 yılında, El Mixredin Bin Raşid El Naci, Cizye’yi vermeye hazır olmayan Kürdleri bastırmak için Fars ülkesine gitti ve onları yendi. Fakat 43 yılında yeniden Islamdan vaz geçtiler ve 77 yılında Helwan’da „Sefewileri“ desteklediler.148 yılında Halid Ibni Birmek başkaldırıp onları bastırana kadarMusul’a yayılıp orada fesatlık yapmaya başladılar.(Maksat Kürdlerdir)158 yılında Musul ve Cizre halkının tümü yine başkaldırdı.. Yine Halid onları ezdi.Yine 224 yılında Muhtesem Bilal’a karşı başkaldırdılar.. Musluman orduları gittiĝi zaman isyancı liderleri olan Cafer Fehircis kendisini „Dasin“ daĝlarında saklanmıştı. Musluman orduları üzerlerine giderek bir çoklarını öldürdü..252 yılında Kürdler, Muslumanlara karşı isyancı araplarla ittifak kurdular. Yakubi Sefari „Sehluk“lardan (Sehluk: arapçadan aşiret ev kabilesi olmayan ve başkalarına dayanan anlamındadır) bir ordu oluşturarak onları ezdi..Onlar (Kürdler) sürekli olarak isyancıları desteklediler, karışıklık yaratılar.. Onlar, kötü,kiralık ve Sehluk“ bir ordu gibi islam ordusuna karşı savaştılar. Islam’dan ayrılarak „Harici“ gibi aşırı islamcıların saflarına katıldılar, „Yezidilere“ katıldılar… Burada da anlaşılıyor ki bunların kökü Ibrahim Peygambere karşı plan kuran kimselere dayanıyor. Çünkü bunlar Ehrablar*“*Yine yazar makelesinin bir bölümünde Ibni Kesir’e dayandırarak Hz. Ömer’in oĝlu Abdullah’ın bir söylemine yer veriyor.. „ Kürdler. Hz. Ibrahim ve arkadaşlarını öldürmesi için Nemrut’u teşvik ettiler“ diye vurguluyor..Çev:Aso Zagrosi”

Kürd düşmanı Arap yazarı açık bir şekilde Kürdler. Hz. Ibrahim ve arkadaşlarını öldürmesi için Nemrut’u teşvik ettiler“ diyor.

Türkler ise Mustafa Paşa Yamulki’nin şahsında “Kürd Nemrut Mustafa” diye önemli bir Kürd şahsiyetine bir yüzyıl boyunca küfür, hakaret ve iftira ediyorlar.

Gerçekten Mustafa Paşa Yamulki Kimdir ve neden Türk ırkçıları ve kanlı Türk Cumhuiyetini kuranlar niçin ondan nefret ediyorlar?

Yamulki Ailesi

Kürd Mustafa Paşa Yamulki’ninin kişisel yaşamı ve politik faaliyetlerine geçmeden önce kısacada olsa Yamulki ailesi ve aşiret ilişkileri üzerine durmak istiyorum. Bu konudaki esas bilgiler Kürd Mustafa Paşa Yamulki’nin oğlu ve bir dönemler Sultan Vahdettin’e yaverlik yapan Albay Abdulaziz Yamulki’nin yazdıklarıdır. Albay Abdulaziz hem Kürd Mustafa Paşa Yamulki’nin oğlu olarak ve hem de Baban, Xandan ve Yamulkilerin secerelerine kafa yoran bir Kürd şahsiyeti olarak yazdıkları birinci derece kategorisinde ele alınabilinir.

anlatımlarına göre ailenin soyismi olan Yamulki bir bayan ismidir.

Yamulkiler meşhur Kürd Bilbas aşiretinin Kabizi kolundan geliyor.“Abdulaziz Yamulki’nin Toplu Eserlerini” yayına hazırlayan sayın Sıdıq Salihi, Bilbas aşireti hakkında düştüğü notta Bilbaslardan söz eden en eski Kürd kaynağının Şerefname olduğunu, Şerefxan’ın Bilbasları meşhur Rojeki aşiretine bağladığını yazıyor. Yine sayın S. Salihi’nin verdiği bilgilere Bilbasların 10 kolu olduğunu, bunların Keleçiri, Xeribili, Baleki, Xeyarti, Kori, Birişi, Sekri, Garisi, Bêduri ve Bilagerdi’den oluştuğunu,

Bilbasların Mameş, Mengur ve Piran aşiretlerinin aşiret federasyonundan oluştuğunu yazıyor. Bilbasların Şino, Mahabad ve Ranya arasındaki bölgelerde yerleşik olduğunu Osmanlı ve Sefawiler döneminde yapılan savaşlarda bir çok defa yer değiştirdiklerini bir çok Kürd ve yabancı tarihçilerde günceme getiriyorlar. Sayın S. Salih’inin verdiği bilgilere göre Kürd tarihçisi Muhammed Mihri Bilbasları Hesnewi Kürddevletinin Miri, Mir Abas’a bağlıyor. Yine S. Salih, Aladdin Secadi, Muhammed Mihri, M. Emin Zeki ve bir dizi yabancı tarihçilere dayanarak Osmanlı devletinde önemli rollere sahip olan bir dizi Bilbas şahsyetlerinin isimlerini vermektedir. Bunlardan Şêx Emirxanê Mezin, Osmanlılara yaptığı hizmetlerden dolayı, Erzurum, Xarput, Elaziz, Muş ve Bitlis bölgelerinde bir dizi arazi ve mülk sahibi olduğunu, oğlu Kasım Ağa, Yeniçeri Ağası ve aynı zamanda savaş bakanlığı yaptığını bir çok kaynak yazıyor. Aladdin Secadi bu aileden 18 Paşa’nın peşpeş görev yaptığını ve en son paşanın Adana valisi Bahri Paşa olduğunu yazıyor. Bahri Paşa Osmanlı döneminde sürgüne gönderilen Hemawend aşiretinin mensuplarına bir hayli yardımcı olduğu biliniyor.(daha detaylı bilgiler için Sidiq Salih, Sercemi Berhemi Abdulaziz Yamulki, Bingeyi Jîn, 2005, Silêmanî, sayfa 104)

Yukarıda Yamulki ailesinin Bilbas aşiretinin Kabizi koluna bağlı olduğunu yazmıştım. Sayın Sidiq Salih bazı kaynaklara dayanarak Kabizi’nin uzun süre Bilbasların “Ocax” kanadına reislik yapan “Bayîz Axa” dan kaynaklanabileceğini yazıyor.

Albay Abdulaziz Yamulki, Yamulki ailesinin seceresi üzerine durduğu zaman Haydar Ağa adlı birinin 1698 yılında bir kadın meselesinden dolayı çıkan sorunlardan dolayı aşiretinden ayrılarak Suleymaniye şehrinin kuzey doğusunda bulunan Suiwel mıntıkasına yerleştiğini yazıyor. O dönem Baban Mirliğinin başında Mir Timurxan bulunuyordu. Haydar Ağa,meşhur Kürd aşireti Ciwanro aşiretinden Gulçinxan ile evleniyor.

Bu evlilikten
Mustafa isminde bir oğlu oluyor. Haydar Ağa oğlu Mustafa’yı dinsel eğitimini yapması için o dönemlerde geleneksel Kürd eğitim merkez olan medreselere gönderiyor. Mustafa Mela oluyor. Daha sonra halk arasında “Mela Mustafa” diye nam salan Mustafa Xurmal’a yerleşiyor ve ünlü Kürd aşireti Caflarla yakın ilişkileri ve dostluğu gelişiyor. Mela Mustafa,Caf aşireti liderlerinden Hasan Ağa’nın kızıyla evleniyor ve Haydar isminde bir oğlu oluyor. Haydar’da hucrelerde dinsel eğitimini bitirdikten sonra Mela oluyor ve Mela Haydar diye tanınıyor. Babasının ölümünden sonra annesinin istemi üzerine Mela Haydar Biyare’ye gidip yerleşiyor. Bu arada Mela Haydar evleniyor ve Aziz isminde bir oğlu oluyor. Mela Aziz, dayıları olan Cafların Sedan kolunda bir bayanla evleniyor. Bu evlilikten Mustafa isminde bir oğlu oluyor ve daha sonra II. Mela Mustafa diye nam salacaktır. II. Mela Mustafa Biyare’de Hawraman aşireti reisi Serdar Muhamed’inkızı Yamulki ile evleniyor.

Yamulki ailesinin soy ismi Hawraman aşiretinden Yamulkixan adlı bu bayandan kaynaklanıyor. Albay Abdulaziz’in anlatımlarına göre Yamulki iyi bir suwari ve iyi bir nişancıydı. Yamulkixan erkeklerin meclisine katılır ve erkeklerle beraber ava giderdi. II. Mela Mustafa Yamulkixan ile evlenmek istediği zaman, Yamulkixan bu evliliği av, silah kullanma ve ata binme şartlarına bağlıyor. II. Mela Mustafa da bu şartları kabul ediyor.

II. Mela Mustafa ile Yamulkixan’nın bir erkek çocukları oluyor ve ismini Aziz koyuyorlar.
1821 yılında İran devleti Prens Muhamed Ali Mirza komutasında Baban Hükümetine karşı saldırıya geçtiği zamanGulenber mıntıkasını harebeye çeviriyorlar. Bu saldırı esnasında II. Mela Mustafa’nın güzelliği ile nam salan bacısıMenicexan atıyla bölgeden kaçarken Farslara esir düşüyor. Fars komutanlarından Serdar Mehdixan esir aldıklarıMenicexan evleniyor. Kirmanşah’da Xanexirap olarak bilinen bu aileyi hem Mustafa Paşa Yamulki ve hemde oğlu Abdulaziz Yamulki ziyaret ediyorlar. Ne de olsa akrabaları…….. !!!

II. Mela Mustafa, Yamulkixan ve tek çocukları olan Aziz ile gelip Ranya’ya yerleşiyorlar. O dönemler bölge de kolera hastalığı baş gösteriyor ve .II. Mela Mustafa vefat ediyor. Abdulaziz Yamulki anılarında Yamulkixan ile oğlu Aziz Suleymaniye’ye gidiyorlar ve Guwej mahalesine yerleşiyorlar.

Sayın Sidiq Salih Abdulaziz Yamulki’nin Ranya’ya göç meselesine ve kolera meselesine düştüğü notta göçün İran saldırısı sonrasından, kolera salgınlığı ise 1831 yılında meydana geldiğini bazı gezgincilerin notlarına dayanarak yazıyor.

Babası II. Mela Mustafa’nın Ranya’da ölümü ardından annesi Yamulkixan ile Suleymaniye’ye yerleşen Aziz, halk içinde Aziz Yamulki diye anılmaya başlıyor. Kürdlerden annesinin ismiyle anılma çok yaygın bir olay olduğundan dolayı örneklendirmeye dahi gerek yok.
Aziz Yamulki, ilk önce Hawramanlardan bir bayan ile evleniyor. Fakat, Aziz’in annesi Yamulkixan ile bu bayan arasındaki anlaşmazlıktan dolayı Aziz eşinden ayrılıyor. Daha sonra Aziz Yamulki, Suleymaniye’de Şahnazxan diye bilinen bir bayanla evleniyor. Fakat, bir gün Aziz Yamulki eşi Şahnazxan erkeklerle birlikte dilan da görüyor ve ayrılıyor.

Daha sonra Aziz Yamulki, Caf aşiretinden Heme Resul’un kızı “Yapîrozxan” ile evleniyor.
İşte Türklerin “Nemrut Kürt Mustafa Paşa” diye yüzyıldan beri sürekli hakaret ettikleri General Kürd Mustafa Paşa Yamulki, Aziz Yamulki ve Yapîrozxan’ın çocuğu olarak 1866 yılında Suleymaniye’nin Sabunkeran mahalesinde dünyaya gözlerini açıyor.

“Hamami Muftî”nin tam karşısındaki bir evde dünyaya gelen Mustafa Paşa Yamulki’nin babası Aziz Yamulki, Kake Ahmed Şêx’e götürüyor ve Şêx Ahmed üzerine dua okuyor. Burada söz Kake Ahmed Şêx’tenaçılmışken biraz o dönemin dinsel ortamında sözetmek gerekiyor. Şêx Ahmed, Şêx Marifî Nodî’nin oğludur. Kürdler arasında Mevlana Xalid Şarezorî Nahşibendiler için ne ise Kadirîler içinde Şêx Marifî Nodî o dur. İşin ilginç yanı bu iki Kürd şahsiyeti Suleymaniye kokenliler.Mevlana Xalid ve Şêx Marifî Nodi’nin yaşamları, dinsel teorileri, pratikleri ve Baban Kürd Hükümeti ile olan ilişkileri ayrıca irdelenmeye değer bir husustur.

Daha fazla detaylara girmeden Kürdistan Kralı Şêx Mahmud Şêx Ahmedin ailesindedir.( Kürdistan’da Kadiri ve Nahşibendi tarikatları için özel bir yazı serisi gerekiyor.)

Esas konumuza dönersek Kürd Mustafa Paşa, 1866 yılında dünyaya geldiği oğlu dahil ve o dönemin Osmanlı kaynakları da kabul ediyor. Fakat, Kürd Mustafa Paşa’nın doğum günü ve ayı belli değildir. Newroz.Com yazarlarından Kamuran Melikendi, “ Mustafa Paşa Yamulki Kimdir?” adlı makalesinde (
http://aso-zagrosi.over-blog.com/article-30477184.html) Dr. RebwarFatah’ın „Mustafa Pasha Yamolki: his life and role in the Kurdish nationalist movement “ adlı makalesine dayandırarak 25 Ocak 1866 tarihini veriyor.
(http://www.kurdmedia.com/article.aspx?id=10256)
Dr. Rebwar makalesinde bu tarihe ilişkin hiç bir kaynak vermiyor. 25 Ocak tarihi Kürd Mustafa Paşa’nın yaşamında bir yeri olduğu kesin görünüyor. Fakat, doğum tarihi olarak değil, ölüm tarihi olarak. Dr. Rebwar sözünü ettiğim makalesindeKürd Mustafa Paşa’nın ölüm tarihini 25 Mayis 1936 tarihini veriyor. Ölüm yılı doğru, günü ve ayı yanlıştır. Daha sonra bu meseleye geri döneceğim.

Kürd Mustafa Paşa’dan sonra Menice ve Zubeyde adlı iki kız kardeşi ve Abdulkadir adlı bir erkek kardeşi oluyor.

Kürd Mustafa Paşa ilk eğitimini Suleymaniye’deki Mizgeftî Seyîd Hesen(Seyid Hasan Camisi)de Mela Fetah ve Îrfan Efendi (ünlü bir din alimiydi)den alıyor.

Mizgeftî Seyîd Hesen, Baban Kürd Mirliği döneminde Abdulrahman Paşa Baban(1789-1813) tarafından inşa edilmişti ve kendiside orada ders vermişti. Abdulrahman Baban Suleymaniye’deki Kani Mislim ve Kani Dome gibi arazileri Caminin Vakfına vermişti. Ayrıca Suleymaniye çarşısındaki 4 dükanı ve dört evi yine o vakıf üzerine tapu etmişti. Bu dört evde ders veren alimler ve melalar kalıyorlardı. Medrese 6 odadan oluşuyordu, dört tanesi Feqilere ve öğrencilere ayrılmıştı. Mela Abdullayê Reş gibi alimler bu camide ders vermişlerdi. Büyük Kürd şairi Nalî Şarezorî Mizgeftî Seyîd Hesen’de okumuştu. Daha sonraları Şêx Ali Baba Resul Berzencî’nin oğlu Mustafa Müfti, Haci Seyid Hasan, Şêx Ahmed Berzenci, Mela Mustafa Kurdi ve daha başka muderisler ve din alimleri bu caminin medreselerinde ders vermişlerdi.

Kürd Mustafa Paşa’nın ilk Kuran derslerini aldığı İrfan Efendi’nin asıl ismi, Abdullah Kurê Resuldur. İrfan Efendi’nin Cemal ve Ali adında iki oğlu, Kamile, Hepse, Naile ve Hebibe adlı dört kızı vardı. Sidiq Salih, Abdulaziz Yamulki’nin anılarına düştüğü notta İrfan Efendi’nin astroloji konusunda ciddi bir birikimi olduğunu yazıyor.(İrfan Efendi’nin oğlu Cemal İrfan Suleymaniye’nin ilk komunistlerinden biridir. 1920’lerde Şeyhlere ve Melalara karşı eleştirilerinden dolayı öldürülüyor. Belkide Kürdler arasında ilk siyasal cinayettir. Daha sonra Cemal İrfan hakkında ek bir yazı yayınlayacağım)

Abdulaziz Yamulki, Anılarında Mustafa Paşa Yamulki’nin Mizgeftî Seyîd Hesen’den sonra Suleymaniye’deki Askeri Ruştiyeye geçtiğini yazıyor. Siddiq Salih, Suleymaniye Askeri Ruştiyesinin 1893 yılında Kürd Said Paşa Xandan‘nın(Şerif Paşa’nın babası) teşvikiyle kurulduğunu ve o tarihte Mustafa Paşa Yamulki’nin 27 yaşında olduğunu yazıyor. Bundan dolayı böyle bir şeyin olanaklı olmadığını söylüyor. Gerçekten de Kürd Mustafa Paşa’nın yaşamını takip ettiğimiz zaman S. Salih’in haklı olduğu görülüyor.

Mustafa Paşa Yamulki, Suleymaniye’deki ilk medrese eğitiminden sonra Bağdat’ta gidiyor ve orada Askeri Ruştiye’de eğitimine devam ediyor.

Abdulaziz Yamulki anılarında Mustafa Yamulki Askeri İdadisi’nin birinci sınıfını bittirdiğinde 14 yaşındaymış. Bu hesaba göre Mustafa Paşa Yamulki 1877 yılında Bağdat’ta gidiyor. Mustafa Paşa Yamulki, Bağdat Askeri Ruştiyesinin en başarılı öğrencilerinden biridir. Bazılarına göre Ruştiye’nin birincisi olmuştu. Albay Aziz Yamulki’nin anlatımlarına göreMustafa Paşa Yamulki, Bağdat Ruştiyesini 285 nottan 280’i alarak bitiriyor. Mustafa Paşa Bağdat Ruştiyesini tamamladıktan sonra Suleymaniye’ye dönüyor . Mustafa Paşa Yamulki’nin İstanbul’a geliş tarihi konusunda farklı yada genel görüşler var.

Ferudun Ata,  Süleymaniyeli Nemrut Mustafa Paşa “Bir İşbirlikçinin Portresi” adlı eserinde Milli Savunma Bakanlığı Arşivinde bulunan „Nemrut Mustafa Paşa Kişisel Dosyası‘n dan yararlanıyor. Fakat, kitabın isminden anlaşıldığı gibi yazar Mustafa Paşa Yamulki’yi karalamak, „işbirlikçi“ ve „hain“ olduğunu ispat etmeye çalışıyor.
Ferudun Ata, askerlik dosyasına ulaşmasına rağmen Mustafa Paşa Yamulki’nin İstabul’a geliş tarihi hakkında bir şey söylemiyor. Ata’nın söylediği şey 2.Abdulhamit döneminde Suleymaniye ve cıvarında okumak amacıyla Kürdlerin teşvik edildiği, Mustafa Paşa Yamulki’nin o dönemlerde geldiği yönündedir. Fakat, belirli bir tarih verilmiyor.

Ferudun Ata, Milli Savunma Bakanlığı Arşivinde bulunan „Nemrut Mustafa Paşa Kişisel Dosyası“ dediği dosyaya dayanarak ve Mustafa Paşa hakkında bazı bilgiler veriyor. Yazar bu bilgilerin Mustafa Paşa Yamulki’nin kendi anlatımları olduğunu iddia ediyor. Bu bilgilere karşı ciddi bir şekilde ihtiyatlı olmak lazım. Sonuçta Mustafa Paşa Yamulki’ye düşmanlık yapmak için kaleme alınan bir eserdir. Sözkonusu olan kaynakta bir düşman kaynağı.. Bugüne kadar bağımsız veya bir Kürd araştırmacısı bu kaynaklara girmemiş ve objektif bir değerlendirmeye tabii tutmamıştır. Belkide Mustafa Paşa Yamulki’nin kendi otobiyografisini kendi kalemiyle anlattığı el yazmaları da vardır.

Ferudun Ata’nın kitabında Mustafa Paşa Yamulki’nin mesleki gelişimi hakkında verilen bilgileri olduğu gibi aktarıyorum.

1 Ağustos 1298(M. 13 Ağustos 1882) tarihinde piyade olarak orduya katılan Mustafa Paşa’nın Sicil Numarası, 1301/6-P’dir. Mustafa Paşa kendi künyesi hakkında bilgi verirken; 18 Mayıs 1304(M. 30 Mayıs 1888) tarihinde Erkân-ı Harbiye’nin Fen Bölümünden Yüzbaşı olarak yetişip Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’nin 3. Şubesi’ne tayin olduğunu belirtir. 23 Nisan 1305(M. 5 Mayıs 1889) tarihinde Kolağalığa(kıdemli Yüzbaşı) terfi ederek Hicaz Fırkası Erkân-ı Harbiye’sine atanan Mustafa Paşa, o bölgelerde inşa adilen askeri binaların hesap işlerine bakar. Ayrıca 1307(1881) yılında yukarıdaki görevine ek olarak, Ayn-ı Zübeyda denilen suyolunun tamir ve bakım işleriyle ilgilenir. Öte yandan aynı yıl içinde, Kızıldeniz’in doğusundaki Akabe ve Aluce arasındaki yerleşim yerlerinde İngilizlerin destek ve yrdımıyla Osmanlı aleyhine bir takım bölücü faaliyetlerde bulunan grupları oralardan uzaklaştırdığını, bunun yanı sıra bazı bölgeleri de Mısır Hidivliğinden ayırarak ülke topraklarına kattığına değinir. Söz konusu bölgelerdeki yörevini layıkıyla yerine getirerek Osmanlı askerinin oralarda kalmasını sağladığını ve o yörelerin haritasının çıkarılması işini başardığına dikkat çeken Mustafa Paşa , 1308(1882) yılında Binbaşılığa terfi ederek Altıncı Orduya tayin olunduğunu zikreder.Ancak bu tayin yerine getmez. 4 Mayıs 1309(M.16 Mayıs 1893) tarihinde askeri maaşı hariç 3800 kuruşluk bir tahsisatla Hoy ve Selmas Şehbenderdiğine(Konsolosluğuna) atanır. Mustafa Paşa oralarda devlet adına bir Şehbenderhane(Konsolosluk binası) inşa ettirdiğini, ayrıca Selmas ile Van arasında ihtilâl peşinde koşan gruplarına tecavüzlerine engel olduğunu , bu başarıları sebebiyle de hem İran ve hem de Osmanlı Devleti tarafından bir nişan ile taltif edildiğini belirtir. 1 Kanûn-i Evvel 1310(M. 13 Aralık 1894) tarihinde Baş Şehbenderliğe(Başkonsolosluğa), 1312(1896) yılında da Kars Şehbenderliğinede(Konsolosluğunda) bulunarak önemli hizmetler yaptığını anlatır. Bunun karşılığı olarak da Üçüncü Mecidi nişanı ile ödüllendirildiğini dile getirir.

Bu görevinde yaklaşık olarak iki yıl kalan Mustafa Paşa 18 Nisan 1314(M. 30 Nisan 1898) tarihinde istifa eder. Sonra kendi isteğiyle 6. Ordu Erkân-ı Harbiyesi’ne tayin olunarak Kaymakam(Yarbay)lığa terfi eder. Burada yani Bağdat’ta Defterdarı evinden çıkamayacak derecede dövmesi sebebiyle yargılanır. Sonra Bağdat’ın havası ile uyum sağlamadığı gerekçesiyle 28 Teşrin-i Evvel 1318(M. 10 Kasım 1902) tarihinde Sivas Redif Fırkasına atanır. Ağustos 1320(M.1904) yılında Süleymaniye ve Basra taraflarında bazı aşiretler arasında ortaya çıkan anlaşmazlıkların araştırılması göreviyle bu bölgelere giden heyette yer alır ve bu arada da Miralay olur. Teşrin-i Sani 1321(M.1905) tarihinde Vezine?, Lahican taraflarında Osmanlı sınırlarının belirlenmesi için tayin edilmiş komisyonda da görev alan Mustafa Paşa, 1324(M.1908) tarihinde söz konusu komisyonun İstanbul’a dönmesi üzerine kendisi 22 Şubat 1324( M. 7 Mart 1909) tarihinde Ankara Redif Fırkası’na atanır. 20 Mart 1324(M. 2 Nisan 1909) tarihinde Mirlivalığa(Tümgeneral) terfi ederek 6. Orduya bağlı Nizamiye 21. Liva Kumandanlığına görevlendirilir. 1325(M.1909) yılında bazı aşiretlerin isyana kalkışması üzerine onların bastırılması için uğraşırken, hiç bir şey sorulmadan görev yerinin değiştirildiğini ifade eder.
Mustafa Paşa bundan sonra 1326 yılında(M.1910) 30. Nizamiye Fırkası Kumandanlığına, 1327’de(1911) 10. Kolordu Kumandanlığı vekâletine ve aynı yılın Ekim ayında da Maydos taraflarında savaş halinde bulunan 5. Nizamiye Fırkası Kumandanlığına atanır. İtalya savaşından sonra Beyrut Nizamiye Fırkası Kumandanlığına görevlendirilmiş olup, bu Fırka ile Balkan savaşı içinde 1328(M.1912) yılında Bolayır Meydan Savaşı’na katılır. Mustafa Paşa Fırkası ile birlikte Edirne’ye gittikten sonra savaşın bitmesi üzerine Fırkanın Beyrut’a döneceği ve emir kumandanın da başkasına verileceği emrini alarak kendisinin İstanbul’a geldiğini ifade eder. Mustafa Paşa 24 Kanûn-i Evvel 1329(M. 6 Ocak 1914) tarihinde de 27. Fırka Nizamiye Kumandanı iken, bir çok subay gibi emekli edildiğini belirtir.

Öte yandan Mustafa Paşa’nın emekli olduktan sonra bir süre de Teşkilât-ı Mahsûsa’nın hizmetinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Dünya Savaşı’nın son yılında Enver Paşa’ya başvurarak, Abdulhamid döneminde İran’daki Bahtiyari Kabilesi nezdinde Erkân-ı Harp Miralayı rütbesiyle Konsolos bulunduğunu, aslen ailece bu kabileye mensup olduğunu da belirterek, söz konusu aşireti Ruslar aleyhine harekete geçirebileceği vadinde bulunmuştur. Enver Paşa bu teklifi Bağdat’ta ordu komutanı Halil Paşa’ya yazmış, fakat Halil Paşa’nın ‘Şimdilik ihtiyaç yoktur’ cevabına rağmen Enver Paşa Mustafa Paşa’yı Teşkilât-ı Mahsûsa kadrosuna almıştır.

Babanzâdelerden olan Mustafa Paşa, yine aynı aileden II. Abdulhamid döneminde Hariciye Nazırlığı ve Şûra-yı Devlet reisliği görevinde bulunan Kürd Said Paşa’nın kardeşi Safiye Hanımla evlidir. Said Paşa’nın diğer kardeşlerinden birisi, Padişah yaverliğinde bulunan Miralay Süleyman Paşadır. Diğer kardeşi de Birinci Tevfik Paşa Hükümeti zamanında Evkaf Nazırlığı ve Dahiliye vekilliği yapmış ve bir ara Aydın Valiliği görevinden bulunmuş olan ‘Kambur İzzet’ lakaplı İzzet Beydir. Bilindiği gibi İzzet Bey, 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinde İngiliz memuru gibi davranmış, tam bir işbirlikçi gibi hareket etmiştir. İşte Mustafa Paşa bu İzzet Bey’in eniştesi olmaktadır. İzzet Bey bu akrabalık dolayısıyla eniştesi Mustafa Paşa’yı Tehcir davalarına bakmak üzere 16 Aralık 1918 tarihinde kurulan Divân-ı Harb-i Orfi Mahkemesi üyeliğine atanmasını sağlamıştır. Öte yandan, 12 Ocak 1919 tarihinde Paris’te toplanan Paris Barış Konferansı’nda Ermenilerle ortaklaşa hareket eden Kürd Şerif Paşa’nında Hariciyeci Said Paşa’nın oğlu olduğu bilinmelidir. Dolayısıyla Mustafa Paşa, Şerif Paşa’nın halasıyla evli olması hasebiyle doğal olarak onunla akrabadır. Netice olarak, Kürt Şerif Paşa-Kambur İzzet Bey ve Nemrut Mustafa Paşa……….. Türk milletinin en buhranlı bir devresinde devlete olan ihanetleriyle aynı aileden dikkat çekici üç sima…….”

(Dr. Ferudun Ata, Süleymaniyeli Nemrut Mustafa Paşa “Bir İşbirlikçinin Portresi” sayfa 26-30)

Ferudun Ata’nın, Milli Savunma Bakanlığı Arşivinde bulunan„Nemrut Mustafa Paşa Kişisel Dosyası“ dediği dosyaya dayanarak Mustafa Paşa hakkında verdiği bilgileri yorumlarıyla aktardım.

Bu bilgileri Mustafa Paşa Yamulki’nin bilgilerle kiyaslama imkanımız var.

Ferudun Ata Mustafa Paşa Yamulki’nin “1 Ağustos 1298(M. 13 Ağustos 1882) tarihinde piyade olarak orduya katıldığını”yazıyor.

Abdulaziz Yamulki Mustafa Paşa Yamulki’nin “21 Ağustos 1882 tarihinde İstanbul’da Harbiye Mektebine giriş yaptığını”yazıyor.

O dönemler Alman General’ı Von der Goltz Harbiye Okulunun başında bulunuyordu.

Mustafa Paşa Yamulki 8 Temmuz 1301( M.21. 07. 1885) tarihinde 150 puandan 146 puanı alarak Harbiye’den Teğmen olarak çıktı. 15 Haziran 1302(M. 28.06.1886) tarihinde Mustafa Paşa Yamulki terfi ederek Üst Teğmen oluyor.

Mustafa Paşa Yamulki 25 Ağustos 1302(M. 07.09.1886) tarihinde Hüseyin Paşa Xandanzade’nın kızı Safiye Hanım ile nişanlanıyor. Safiye Hanım Kürd Said Paşa’nın kardeşi ve Şerif Paşa’nın teyzesi oluyor.

Mustafa Paşa Yamulki ile Safiye Hanım’ın düğünleri 3 Mayis 1888 tarihinde İstanbul’un Üsküdar mahalesinde yapılıyor.

Safiye Hanım’ın babası Hüseyin Paşa Xandanzade 2 Temmuz 1313(M. 15 Temmuz 1897) tarihinde İstabul’da vefat ediyor. Hüseyin Paşa’nın ölümünden sonra Sultan II. Abdulhamid Safiye Hanım’a ve Hüseyin Paşa’nın diğer çocuklarına ve torunlarının her birine aylık olarak 500 kuruşluk maaş bağlıyor.

Mustafa Paşa Yamulki 18 Mayıs 1304(M.31 Mayıs 1888) tarihinde Erkân-ı Harbiye’nin Fen Bölümünden Yüzbaşılığı okul altıncılığıyla bitirdi ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’nin 3. Şubesi’ne tayin oluyor. Edirne tarafındaki harekete katılıyor. 29.10.1305(M. 11.11.1889) tarihinde Mustafa Paşa Yamulki Kolağalığa terfi ediyor. Daha sonra Mustafa Paşa Yamulki kendi isteğiyle Hicaz Fırkası Erkân-ı Harbiye’sine atanıyor. Bu bölgedeki faaliyetlerinden dolayı Mekke Şerifi “ Ewel El Reqip” hitabıyla kendisine teşekkürname gönderiyor.

Mustafa Paşa Yamulki’nin oğlu Abdulaziz Yamulki 23 Ocak 1890 tarihinde dünyaya geliyor. Aynı yıl içinde Paul Friedmann adlı bir Yahudi lideri Eqebe çevresinde bir Yahudi İdaresini kurmaya çalışıyor. Mustafa Paşa Yamulki bir mufreziyi göndererek bu girişime engel oluyor. Bu arada geçmişte Mısır Hidivliğinin denetimi altında bulunan bazı bölgeleri Osmanlı topraklarına katıyor. Osmanlı Sultanı bundan dolayı 4. Mecidiye nişanıyla onurlandırılıyor.

Mustafa Paşa Yamulki, 28 Eylul 1308(M. 11.10.1892) tarihinde Binbaşılığa terfi edilerek Bağdat’ta bulanan Altıncı Orduya naklediliyor. Mustafa Paşa Yamulki, 1892 yılında Osmanlı devleti tarafından Xoy ve Selmas Konsolosluğuna atanıyor. Xoy’deki bu Konsolosluk yeni açılmıştı. Zaten Konsolosluk binasını Mustafa Paşa Yamulki’nin kendisi inşa ettiriyor.

Mustafa Paşa Yamulki’nin büyük kızı Zehra Zêrîn Taç(daha çok Zehra olarak biliniyor) 1892 yılında dünyaya geliyor.

1894 yılında Sanandaj’daki mahali yönetimle Sünni Kürdler arasında bazı olaylar meydana geliyor. Mustafa Paşa Yamulki gelişmelere müdahale ediyor ve bundan dolayı Osmanlı 4. Nişanı ile onurlandırılıyor ve terfi ettiriliyor.

Sünni Kürdlerle Sanandaj’daki mahali idare arasında bazı sorunlar yaşanıyor. Bu arada bir çok Kürd ileri gelenleri öldürülüyor. Kürdler mahali hükümeti kuşatıyorlar. Şah’ın kızı Qemerusseltane Sanandaj Valisinin eşidir. Bunlar Mustafa Paşa’dan yardım istiyorlar. Mustafa Paşa Yamulki Şah’ın kızını kurtarıyor ve Tahran’a götürüyor. İran Şah’ı Mustafa Paşa Yamulki’ye meşhur İran nişanı Şêr û Xurşîd’i veriyor.

1894 yılında Mustafa Paşa Yamulki’nin ikinci kızı Encum Esma Xanım dünyaya geliyor. ( Daha çok Encum Yamulki olarak tanınan bu Kürd kadını 1919 yılında Kürdistan Tealli Cemiyetine bağlı olarak kurulan Kürd Teali Kadınlar Cemiyeti’nin önderlerinden biriydi- daha sonra Encum Hanım ile ilgili bilgi vereceğimden dolayı şimdilik geçiyorum)

Mustafa Paşa Yamulki, 1895 yılında o dönemler Rusya’nın denetimi altında bulunan Kars’a Konsolos olarak atanıyor. Mustafa Paşa Kafkasya’daki Rus ordularının genel durumu hakkında Osmanlı devleti için topladığı bilgilerden dolayı, Osmanlı Sultanı tarafından kendisine 3. Mecidiye Nişanı veriliyor.

Mustafa Paşa Yamulki, 1898 yılındaBağdat’taki 6. Ordu Erkân-ı Harbiyesi’ne Kaymakam olarak tayin edilir. Daha sonra 23 Mayis 1901 tarihinde Erkân-ı Harbiye’de Yarbay olarak görev yapıyor. Bu arada Bağdat’ta yaşanan bazı sorunlardan dolayı Bağdat Valisi Recep Paşa tarafından Mustafa Paşa Yamulki’nin görev yeri değiştiriliyor Batı Trablus’a atanıyor. Onun yerine Hicaz’dan Ahmed Feyzi Paşa getiriliyor. Daha sonra Mustafa Paşa Yamulki yeniden Bağdat’ta geliyor.

Bu arada Mustafa Paşa Yamulki 1902 yılında Sivas Redif Fırkası Komutanlığına atanır. Mustafa Paşa Yamulki , doğrudan Sivas’a gideceğine İstanbul’a uğruyor. Bundan dolayı İstanbul’da 2 gün gözetim altında kalıyor.( Kürd Said Paşa’nın düşmanları tarafından yapıldığı söyleniyor) Daha sonra Mustafa Paşa Yamulki, “Kaptan” isminde bir gemi ile Samsun üzerine 21 Şubat 1902 tarihinde Sivas’a geliyor.

Ferudun Ata Milli Savunma Bakanlığı Arşivinde bulunan „Nemrut Mustafa Paşa Kişisel Dosyası“ na dayanarak Mustafa Paşa Yamulki “Bağdat’ta Defterdarı evinden çıkamayacak derecede dövmesi sebebiyle yargılanır. Sonra Bağdat’ın havası ile uyum sağlamadığı gerekçesiyle 28 Teşrin-i Evvel 1318(M. 10 Kasım 1902) tarihinde Sivas Redif Fırkasına atanır.” diye yazıyor.

Ferudun Ata düştüğü notta ise “Mustafa Paşa’nın Bağdat’taki bir başka vukuatını da bu şehirde valilik yapmış olan Ebubekir Hazım Tepeyran, şöyle dile getirir. ‘Deftardarlıktan Bağdat Valiliğine tayin olunan Namık Paşa’dan burada bulunan asker kaymamaklardan Mustafa bey (Nemrut Mustafa) yerine getirilmesi mümkün olmayan bir talepte bulunur. Bu talebin yerine getirilmemesine kızan Mustafa Bey validen intikam almak için Namık Paşa’nın her Cuma gittiği caminin hatibini kandırarak, minberde Halifeye dua edildiği sırada Hatip “Hususan vali Namık Paşa edam-Allah iclaleha “fıkrasını ilave eder. Zavalı Namık Paşa ile birlikte camaat ve hayrette katılır. Mustafa Bey hemen camiden çıkarak nabeyn başkatibine , daha evvelce yazıp hazırladığı şu ihbarnameyi götürür: ‘Bağdat Valisi Namık Paşa bugün camide ismine hutbe okuttarak istiklalını ilan ettiği başbessadaka arz olunur, ferman’. Bunun üzerine ertesi gün vali azlolunur. İste Mustafa Bey, mahkeme başkanı olan Mustafa Paşadır’ (…….”(Dr. Ferudun Ata, Süleymaniyeli Nemrut Mustafa Paşa “Bir İşbirlikçinin Portresi” sayfa 27-28)

Ferudun Ata, Mustafa Paşa Yamulki’yi karalamak ve itibarden düşürmek amacıyla bu eseri kaleme aldığı biliniyor. Zaten böyle olmamış olsaydı efendileri onu arşivlere bırakmazlardı.

Böyle olduğundan dolayı bulduğu en basit olayı suçlama aracı haline getiriyor.

Mustafa Paşa Yamulki’nin Bağdat sürecine ilişkin yukarıda aktardığım alıntıda Ferudun Ata iki suçlamada bulunuyor.

Bu suçlamalardan biri Mustafa Paşa Yamulki’nin “Defterdarı dövmesi” olayıdır. İkincisi ise “Namık Paşa ismine okunan Cuma hutbesi” meselesidir.

Yazar bu iki olayı anlatırken Defterdar vali taraftarlığını yaparak Mustafa Paşa Yamulki’yi suçlamaya çalışıyor.

Zaten “Namık Paşa hutbe olayını” da anlatan Ebubekir Hazım Tepeyran kendiside Mustafa Paşa Yamulki’nin düşmanlarından biridir. Tepeyran’da Mustafa Paşa Yamulki’nin başında bulunduğu Divan-ı Harbi Orfi mahkemesi tarafından yargılanmıştı. Teleyran ve Ata ilişkisi Şıracının şahidi bozacı söyleminde gizlidir.

Ferudun Ata’nın tek taraflı anlatmaya çalıştığı iki olayda Bağdat’ta yaşanmıştır.

Şimdi bu iki olayı Mustafa Paşa Yamulki’nin oğlu Abdulaziz Yamulki’den dinleyelim.

Defterdarın Dövülmesi Olayı

Abdulaziz Yamulki’nin anlatımlarına göre o dönem askerlerin, devlet memurların ve emekliye ayrılan kesimlerin maaşları aylık olarak ödeniyordu. O dönemler vergi toplayan devlet memurlar askeri mufrezelerin eşliğinde halktan topladıkları vergilerle maaşları karşılıyorlardı. Bir çok insana da yerine para topladıkları koyun ve keçi gibi hayvanlar maaş karşılığı veriliyordu.

Bir gün emekli maaşlarıyla geçinen bir çok aile Mustafa Paşa Yamulki’ye gidip bir kaç ay boyunca maaşlarını almadıklarından dolayı yakınıyorlar.

Mustafa Paşa Yamulki, Defterdar Abdulwahab Efendi’ye( Ferudun Ata’nın ismini vermediği ve defterdar diye sözünü ettiği adam) haber göndererek ve kendisinden bu ailelere verilmeyen maaşlarının bir kısmını vermesini rıca ediyor. Çünkü, uzun süreden beri maaşları verilmemiş ve hepsinin birden ödenmesi zordu.

Fakat, Defterdar Abdulwahab Efendi maaşlarını vermediği insanlara yardım edeceğine hepsini hakaret, küfür ve edebsiz sözlerin yağmuruna tabi tutuyor. Defterdar Abdulwahab Efendi, emeklilere verilmesi gereken paraları ve topladığı vergileri kendi zimetine geçiriyordu. Mustafa Paşa Yamulki, Deftardarın yaptıklarından haberdardı ve çok rahatsızlık duyuyordu.

Birgün Mustafa Paşa Yamulki Bağdat çarşısında gezerken, Defterdar Abdulwahab Efendi’yi beyaz eşeği üstünde hükümet konağından gelip evine gitmekte olduğunu görüyor. Defterdar çarşıdaki Meydan Bazarına vardığında (Şimdiki Suk EL herec) Mustafa Paşa Yamulki, eşeğinin kendisine çarptığını sebep göstererek deftardarı eşeğinden indirip iyi bir şekilde dövdükten sonra tekrar eşeğine bindirip gönderiyor.

Mustafa Paşa Yamulki’nin Defterdar Abdulwahab Efendi’yi dövme olayı tüm Bağdat’ta yayılmış ve olay olmuştu. Emekli aileleri Mustafa Paşa Yamulki’nin evine giderek kendisine teşekkürlerini iletmişlerdi. Halk Bağdat Valisi Namık Paşa’dan ve Defterdar’dan nefret ediyordu. Bu yaşanan olayda Ahmed Feyiz Paşa Mustafa Paşa Yamulki’nin tarafını tutuyordu. Bağdat’taki askeri ve idari kesimlerinin ilişkileri bozulmuştu. Bazı topcu askerler Bağdat bazarını talan etmeye başladılar.

Bu arada Defterdar Abdulwahab Efendi, korkusunda bloke ettiği maaşların bir kesimini dağıtmaya başladı.
İstanbul’da bir soruşturma komisyonu geliyor. Yapılan soruşturma neticesinden hırsız ve yolsuzluklara bulaşan defterdar görevinden alınıyor.

Defterdar İstanbul’a gitmek için hareket ettikten sonra yolda aşiretler tarafından soyuluyor. Bağdat’ta gayri meşru yollarla topladığı tüm para ve altınlar aşiretlerin eline geçiyor.

İşte Ferudun Ata’nın Defterdar Hikayesinin bir başka yüzü…

“Namık Paşa Adına Cuma Hutbesi”

Ferudun Ata, kendisi gibi Mustafa Paşa Yamulki’nin düşmanı olan Teleyran’a dayanarak Mustafa Paşa Yamulki’nin Cuma hutbesinde valinin isminin geçmesini sağladığını iddia ediyor.

Fakat, o dönemler Bağdat’ta yaşanan olaylara vurgu yapmadan geçiyor.
Daha öncede vurguladığım gibi Bağdat’taki Osmanlı yöneticileri iki gruba ayrılmışlar. Defterdar ve Vali Namık Paşa bir taraf, Mustafa Paşa Yamulki ve diğer bazı askeri komutanlar diğer taraftan.. Daha önce Mustafa Paşa Yamulki’nin Defterdarı çarşının içinde ve herkesin önünde dövdüğünü Abdulaziz Yamulki’ye dayanarak aktarmıştım.

Namık Paşa’ya ilişkin gelişmeleri de yine Mustafa Paşa Yamulki’nin oğluna bırakalım. Abdulaziz Yamulki de o dönem Bağdat’tadır ve yaşanan gelişmelerin doğrudan tanığıdır. Şunun altını çizmek istiyorum Abdulaziz Yamulki’de babası konusunda tam objektif olmayabilir. Ama, Türklerin tek taraflı olarak kendilerine karşı ve rakip kesimleri karalama kampanyalarına iyi bir cevaptır.

Abdulaziz Yamulki Bağdat’ta yaşanan gelişmeleri şöyle anlatıyor:

Defterdar olayından bir süre sonra evimizin catı katındaki oda yanmaya başladı. Fakat, ev sakinleri soğukkanlılıkları sayesinde ateşi söndürdüler. Babam tesadüfen o akşam Dağıstanlı Muhamed Fazıl Paşa’nın evine gitmişti. Muhamed Fazıl Paşa’nın evi aslan ve kaplanların beslenildiği şehir surlarının kenarındaydı. Babam orada bizim evinin çatısındaki odanın yandığını duyuyor. Orada bulunan subaylar ve Muhamed Fazıl Paşa dahil hepsi Mustafa Paşa Yamulki ile beraber eve geliyorlar. Birlikte evin çatısına çıkıyorlar ve incelemeye başlıyorlar. Yapılan incelemeler esnasında ortaya çıkıyor ki, Mustafa Paşa Yamulki’nin evi ile komşusu olan Vali Namık Paşa’nın evleri arasında neft izleri var. Çünkü ikisi komşuydular.. Namık Paşa’nın evinden itibaren Mustafa Paşa Yamulki’nin evine neft götürülmüş. Hepimiz bunu gördük. Herkes sinirlenmeye başlamıştı. Ben kendi gözlerimle ihtiyar adamın(Muhamed Fazıl Paşa) bıyık kıllarının sinirden titrediğini gördüm. Şimdide hatırlıyorum. Bizim çatımızdaki odanın yanması benim üzerimde çok kötü bir etki yapmıştı. Çünkü, benim güvercinlerimin yuvaları oradaydı. Bu valiye Küçük Namık Paşa diyorlardı. 1899-1900 yıllarında aşağı Trablus’dan Bağdat vilayetine getirmişlerdi. Namık Paşa çok hırsız ve ruşvetçi bir adamdı. Bağdat’ta geldikten kısa bir süre sonra Etuke adlı genç bir kız ile evlendi. Bu kızın ailesi “a…………..”(yazarın kendisi a…. nokta nokta koyarak boş bırakmış-Aso)diye biliniyordu. Kısa sürede durumları tümden değişmişti.

Cuma Hutbesinde Vali Namık Paşa’nın isminin geçmesi meselesine gelince Abdulaziz Yamulki’nin anlatımlarını kısaltarak aktarmaya çalışacağım.
19 Mayıs 1904 tarihinde Bağdat’ın iki tarafını birbirine bağlayan köprünün yeniden tamirinden sonra açılışı yapılacak. Bu açılış tarihi de Sultan’ın tahta çıkışının 19 Mayis tarihine denk getirilmişti. Köprü açılışından bir hafta önce Meydan Camisinin Hatibi Cuma hutbesi esnasında Sultan’a dua ettikten sonra Vali Namık Paşa’nın isminide anıyor. Abdulaziz Yamulki’nin söylemiyle o dönemler böyle bir şeyi yapmak suçtu. Kolağası Hasan Ferid Hutbe metnini İstanbul Sarayına gönderiyor. Sultan ise hemen Vali Namık Paşa’yı işinden uzaklaştırmak için fermanını gönderiyor. Bu konuda da Muşir Ahmed Feyiz Paşa’yı görevlendiriyor. Fakat, Saray ile Muşir Ahmed Feyiz Paşa arasındaki görüşmelerde Sultan’ın gönderdiği fermanı Vali’ye hemen değil, 19 Mayis’da yapılacak törenlerde bildirilmesi kararlaştırılıyor.
19 Mayis günü Vali Namık Paşa, eşi Etuke ve daha bir çok kadın ve erkeğin hazır bulunduğu Köprü Töreninde muzik eşliğinde Padişah’ın fermanı okunuyor ve telallar aracılığıyla Bağdat halkına duyuruluyor. Namık Paşa ailesiyle birlikte tören yerini terkedip evine gidiyor. Tören Vali vekiliğine getirilen Müfti Efendi tarafından idare edildi. İki ay sonra Muşir Ahmed Feyiz Paşa Vali vekiliğine getirildi.

O dönemler Vali’nin işten atılması ve Valinin hırsızlıkları üzerine bir hayli şiir ve yazı kaleme alınıyor.
Namık Paşa’nın ilk eşinden Hasan Rıza Paşa, Nazım Paşa Bağdat valiliğine atandık sonra kendisi de ordu komuta kademesinde görevlendiriliyor. Daha sonra Namık Paşa’nın oğlu Hasan Rıza Paşa, Arnavutlu Esad Paşa tarafından öldürülüyor.

Tüm bu bilgilerden sonra Defterdar ve Vali meselesini kapatmak istiyorum. Mustafa Paşa Yamulki’nin Defterdarı dövmesi olayı oğlu tarafından kabul ediliyor. Ayrıca Bağdat Bazarında ve herkesin gözleri önünde yaşanıyor. Fakat, Ferudun Ata bu olayı aktarırken yaşanan gelişmeleri, defterdarın hırsızlıklarını anlatmıyor.

Vali konusundada farklı bir tutum sergilemiyor. Mustafa Paşa Yamulki’nin Hatibi kandırdığına dair bir delil ortaya koymuyor. Ayrıca eğer böyle bir şey olsaydı, Mustafa Paşa Yamulki, Said Paşa Xandan, İzzet Paşa, Suleyman Paşa ve Şerif Paşaların Osmanlı sarayıyla sorunları olurdu. Fakat, böyle bir gelişme yok. Ayrıca, Bağdat Valisinin görevden alınmasından sonra başka kadrolar Bağdat’ta ön plana çıkıyor. Ayrıca Mustafa Paşa Yamulki Valiye karşı böyle bir tuzak kursa ne olur? Oğlu Abdulaziz Yamulki anılarında bir hayli olumlu ve olumsuz olayı gündeme getiriyor. Böyle bir olayda Mustafa Paşa Yamulki’nin parmağı olsaydı, her halde anlatırdı. Bu konuda net bir görüşe sahip olabilmek için başka kaynaklar gerekir.

Mustafa Paşa Yamulki Sivas’ta

Mustafa Paşa Yamulki, “28 Teşrin-i Evvel 1318(M. 10 Kasım 1902) tarihinde Sivas Redif Fırkasına atanır.”(Ferudun Ata, age sayfa 28)

Gerçeği Mustafa Paşa Yamulki Sivas Redif Fırkasının komutanlığına atanıyor. Mustafa Paşa Yamulki’nin Sivas’a atanması tarihine ilişkin olarak Abdulaziz Yamulki 10 değil 16 Ekim 1902 tarihini veriyor.
Bu konuda sözü Abdulaziz Yamulki’ye bırakalım:

Babam 3 Ekim 1318(M. 16 Ekim 1902) tarihinde Bağdat’tan Sivas’taki Savaş Erkanı Fırkasının komutanlığına atandı. Bizleri görmek için Halep ve İskenderun yolunu seçmişti. Vapurları İzmir’de durduğundan dolayı o bölgenin komutanı Tevfik Paşa’yı görmeye gidiyor. Fakat, Tevfik Paşa İstanbul’a bir telgraf çekerek Mustafa Paşa Yamulki’nin doğrudan Sivas’a değil İstanbul yoluna düştüğünü bildiriyor. Babam İstanbul Galataya vardığı zaman Genel Komutan Rıza Paşa’nın emri ile gözetim altına alınıyor ve iki gün gözetimde kalıyor.

Biz haberi alınca Suleymaniye Camisinin yoluyla kendisiyle görüşmeye gittik. O dönem Askeri karargah büyük bir binadaydı. Aynı zamanda İtfaye Kulesiydi. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra Üniversite yapıldı.

Babam Sivas’a gitmek için hareket etti. Bizde ondan sonra Karadeniz yoluyla Samsun üzeri Sivas’a gittik. Babamın gözetim altına alısması yüzünden dayım Said Paşa’nın Rıza Paşa ile araları bozuldu. Bizde Samsun’dan Sivas’a Yaylı Araba ile gittik. gönderdiği kısrağı beraberimizden Sivas’a götürdük.” diyor.

Abdulaziz Yamulki, “biz babamdan sonra Sivas’a gittik” dediği zaman kendisini, annesi Safiyexan’ı , kız kardeşleri Zehra Esma, Encum Zêrîn Tac’ı kastediyor.

O dönemler Mustafa Paşa Yamulki’nin her yeni görev yerine gitmesinden sonra ailesi de onu takip ediyordu. Bazen yolculuk aylara sarkabiliyordu. Abdulaziz Yamulki anılarında bu yolculukları detaylarına kadar anlatıyor. Bağdat’tan İstanbul’a, İstanbuldan Sivas’a ve tersi yönündeki yolculuklar..

Ayrıca Abdulziz Yamulki, kaldıkları şehirler hakkında yani Bağdat, İstanbul, Suleymaniye ve Sivas gibi şehirler hakkında bir dizi bilgiler veriyor.

Örneğin Sivas’ta kaldıkları süre içinde anılarını anlatırken, kaldıkları evin Askeri Ruştiye’nin karşısında olduğunu, Askeri Ruştiye’nin iki katlı bir binadan oluştuğunu, üst katta erkek çocuklar ve alt katta da kızlar okuyordu. Abdulaziz Yamulki Askeri Ruştiye’nin son sınıfını burada okuyor. Abdulaziz Yamulki babası Mustafa Paşa Yamulki ile birlikte atlı olarak sık sık “ Seyid Batal Gazi”nin bahçesine gittiklerini, Askeri Ruştiye’de Nesime adlı bir Çerkez kızına aşık olduğunu, bacısı Zehra’nın aile efratlarını kendisine karşı kışkırtmak için bunu sık sık alay konusu yaptığını anlatıyor. Hatta Abdulaziz Yamulki, aşık olduğu kızın kardeşi bir kere kendisine bıçakla saldırdığını da anlatıyor.

Abdulaziz Yamulki, Yaylı Araba ile Sivas’tan İstanbul’a dönerken Amasya, Tokat ve Samsun’dan geçtiklerini, Çamlı Bel’in orda “Tırıs Aqan” diye adlandırılan bir yer olduğunu, bu yer isminin bacısı Encum’un hiç hoşuna gitmediğini, Zehra ile birlikte tüm yol boyunca Encum’a takılmak için “Tırıs Aqan” !! “Tırıs Aqan” !!! dediklerini anlatıyor.

Mustafa Paşa Yamulki, İran Sınırı, Beyrut, Gelibolu ve Edirne Savaşları

Mustafa Paşa Yamulki, Sivas’ta iki yıl kaldıktan sonra “Ağustos 1320(M.1904) yılında Süleymaniye ve Basra taraflarında bazı aşiretler arasında ortaya çıkan anlaşmazlıkların araştırılması göreviyle bu bölgelere giden heyette yer alır ve bu arada da Miralay olur”(Ferudun Ata, age S 28)

1905 yılında Sultan Fermanıyla Osmanlı ve İran sınırlarının teftişi için Wahid Paşa başkanlığında bir komisyon oluşturulur. Mustafa Paşa Yamulki’de bu komisyonun üyesi olarak alan gider.

1908 yılında Meşrutiyetin İlanı na kadar Mustafa Paşa Yamulki alanda kalır.

1909 yılında kısa bir süre içinde olsa Mustafa Paşa Yamulki, Ankara Redif Fırkası komutanlığına atanıyor. Daha sonrayeniden İstanbul’a dönüyor.

Abdulaziz Yamulki’nin anlatımlarına göre Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Arnavut askeri Mustafa Paşa Yamulki gözaltına alıyor. O dönem kendisi de askeri eğitim gören Abdulaziz Yamulki, bir tesaduf sonucu babasını görüyor ve alıp birlikte eve gidiyor.

Aynı yıl içinde Mustafa Paşa Yamulki
Mirlivalığa(Tümgeneral) terfi edilerek Bağdat’ta bulunan 6. Orduya bağlı Nizamiye 21. Liva Kumandanlığına görevlendirilir.

O dönem Nasiri ye çevresinde bazı Arap aşiretleri devlete vergi vermeyerek isyan ediyorlar.. Mustafa Paşa Yamulki bu isyanın bastırılmasına katılıyor.

Mustafa Paşa bundan sonra 1326 yılında(M.1910) 30. Nizamiye Fırkası Kumandanlığına, 1327’de(1911) 10. Kolordu Kumandanlığı vekâletine ve aynı yılın Ekim ayında da Maydos taraflarında savaş halinde bulunan 5. Nizamiye Fırkası Kumandanlığına atanır. (Abdulaziz Yamulki age, sayfa 119, Ferudun Ata, age s 28)

Abdulaziz Yamulki, Ferudun Ata’dan farklı olarak Maydos’un yanında Gelibolu savaşından sözediyor ve Derdenil’in savunması için alanda kalıyor.

İtalya savaşından sonra Beyrut 27. Nizamiye Fırkası Kumandanlığına görevlendirilmiş olup, bu Fırka ile Balkan savaşı içinde 1328(M.1912) yılında Bolayır Meydan Savaşı’na katılır ve Edirne’nın alınmasında rol alır.

Ferudun Ata, Mustafa Paşa Yamulki’nin “Dosyası”na ulaşmasına rağmen, Edirne’deki olayları anlatmıyor ve gizliyor. Aslında Edirne’de Mustafa Paşa Yamulki ile Enver Paşa dahil olmak üzere İttihat ve Terakki önderleri arasında sorunlar çıkmaya başlıyor. İttihat ve Terakki önde gelenleri tören esnasında Türk kimliğini ön plana çıkarırken, Mustafa Paşa Yamulki “farklı etnik kimlikleri içeren Osmanlı kimliğini” ön plana çıkarıyor.

Bilindiği gibi o dönemler Edirne Bulgarların eline geçiyor. Savaştan sonra Edirne şehrine ilk giren Mustafa Paşa yamulki’nin komutasındaki 27. Fırkadır.

Fakat, hâlâ 27. Fırka şehre girmeden önce Deli Fuad Paşa Reşid Bey diye birini şehirde Bulgarların olup olmadığını kontrol etmek için gönderiyor. Bulgarlar Reşid Beyi yakalayıp işkence ile öldürüyorlar.

Bundan dolayı şehrin kenarında bir tören yapılıyor.

Burada sözü Abdulaziz Yamulki’ye bırakalım:

Şehrin dışında yapılan törende zabıtlar ve Edirne Valisi Adıl Bey vatanperwer nutuklar okuyorlardı. Bu konuşmalarında yalnızca Türk askerlerinin yiğitlikleri ve fedakarlıkları anlatılıyordu. Osmanlı askerlerinden hiç söz etmiyorlardı. Beyrut fırkası ve uzaktan gelen Kürd ve Arap askerleri bu savaşta cesaretlerini göstermiş ve kan vermişlerdi. Hiç bir şekilde onlardan söz edilmiyor. Bundan dolayı rahmetli Mustafa Paşa çok rahatsız oluyor, kılıcını çekerek meydana çıkıyor ve toplananlara hitaben: ‘ Ben Kürdüm. Benim komutam altında Beyrut’tan Araplardan oluşan iyi silahlanmamış bir orduyla Bolayir ve Aksamil savaşına katıldık 4000 kayıp verdik, kan verdik. Onlar Osmanlı ve İslamiyet adına fedakarlık yaptılar. Yapılan konuşmalarda onların ismi anılmıyor, yalnızca Türk askerleri anılıyor. Bu savaşta zabıtlarıyla birlikte çok Arap askeri öldürüldü ve isimleri anılmıyor. Bu durum utanılacak bir durumdur. Mustafa Paşa İttihat ve Terakki’yi ve liderlerini suçlayan bir konuşma yapıyor ve tören orada bitiriliyor”(Abdulaziz Yamulki, age, s 121)

Abdulaziz Yamulki’nin anlatımlarına göre Enver Paşa’da o törende hazır bulunuyordu ve Mustafa Paşa Yamulki’nin konuşmasından rahatsız olmuştu.

Kaynak: https://newroz.com

Did you like this? Share it:
Niha şîroveyek girêdayê gotarê ye
    Las Yamulki says:

    Can someone make good translate of this? This is my old grandfather

Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e