Sn. Öcalan konuştukça, Kürtler kaybediyor – Mam Recall

Mam-RecallSayın Öcalan, hali-hazırda önemli bir sayıda insanımızın umudu, PKK ve KCK nin de, etkili bir lideridir. Ancak bu durumu, yinede kendisine kırk-milyon Kürt insanını temsil etme yetkisini veremez. DTP gibi Kürt halkının yasal ve siyasal bir partisi dururken, sayın Öcalanın bir hamle ile öne çıkıp “Ben Kürtlerin temsilcisiyim” diyerek, devlet ile bir takım gizli pazarlıklara oturmasını, insanlarımızın geleceği açısından, hem çok sakıncalı, hemde çok tehlikeli buluyorum.

Amacım, ne Sayın Öcalanı, nede kendisini sevenleri incitmek yada bir polemiğe girmek değildir. Hele hele barışın konuşulduğu bu hassas dönemin ruhunu sabote etmek gibi bir niyetim ise, asla söz konusu olamaz.

Ben sadece, sayın Öcalanın bütün Kürtlerin umut ve geleceğini ilgilendiren konularda öne çıkarak, başında bekleyen cellatları ile, bir pazarlık yapabilme şansının kesinlikle mümkün olmadığını, dile getirerek, siz saygın kardeşlerim ile paylaşmak istiyorum.

Genellikle, vermek istediğim bir mesajım olduğunda, mizah dilini kullanmayı tercih edenlerdenim. Ancak birkaç haftalığına bu alışkanlığıma bir ara vererek, hepimizin kaderini ilgilendiren KÜRT ve KÜRDİSTAN SORUNU konusu ile ilgili görüş ve endişelerimi, küçük bir yazı dizisi haline getirerek, hem sürece destek vermek, hemde yazdıklarımın demokratik bir tartışmaya vesile olmasını arzu ediyorum.

Benim şahsi kanaatım odur ki; Sayın Öcalan konuştukça, Kürtlerin umut ve beklentileri, birer yıldız misali bir bir kayıyor, ve yok oluyorlar..

Birkaç cesur aydın ve yazarımız haricinde, hepimiz sanki konuşmak bir suçmuş gibi, yada konuşursak birilerinin hışmına uğrarız pisikolojisi altında, çaresizce susmuş bekliyoruz.

Bizler beklerken, yıldızlar kaymaya devam ediyor..

Bin yıldır, kınalı kurbanlar bağışlıyoruz sevdamız Kürdistan için..

Bu yüzden mavisi kızıllaştı gökyüzünün, farketmiyormuyuz?

Neden hala susuyor, daha neyi bekliyoruz ki?

*  *  *

Ben yazılarımın ilk bölümlerinde, sayın Öcalan’a hitaben, hem şahsi düşüncelerimi, hemde kendisine bazı sual ve endişelerimi iletmek istiyorum. Diğer bölümlerinde ise, Devlet, DTP ve genel konular ile ilgili düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım.

Sayın ÖCALAN,

Ben ellibeş yaşımda, bir orta-Anadolu Kürdüyüm. Siz ve arkadaşlarınıza (Apoculara) olan sevdam, otuz küsür yıl kadar evvel başlamış, Hilvan ve Siverek olaylarında akıtılan kardeş kanından sonra da, adeta balayında bitmişti.

Hâlbuki siz ve arkadaşlarınız ile ilgili, ne kocaman hayaller kuruyordum.

Eğitimli gençlerimiz silaha tenezzül etmezlerdi. Onlar şehirlerden başlayarak kırsal kesimlere doğru rüzgar gibi esecek, sahipsiz halkımızı eğitip bilinçlendireceklerdi. Bilgi ve yetenekleri ile evvela feodal yapıyı, daha sonra da esaret zincirini kırarak, birer güneş olarak KÜRDİSTAN da doğacaklardı.

Bende, Haymana, Polatlı, Kulu ve Cihanbeyli sorumlusu olacaktım. Her ne kadar biz orta Anadolu Kürtleri olarak, dönüp üzerinde yaşamasakta, köklerimiz  bari olsun özgürlüğüne  kavuşacaktı. Kürdistanın varlığı sayesinde bizler de, Ankara, Konya ve Kırşehirin sokaklarında, başımız dik olarak, gururla dolaşacaktık.

Evet, KÜRDİSTAN özgür olacaktı.

Olmadı !

Ben, hala aynı noktadan hareketle, şartlar ne olursa olsun, silahla elde edilecek olan tüm hak ve özgürlüklerin kalıcı olamayacağını savunan, sadık ve hararetli bir Mahatma GANDHİ hayranı ve ilelebet bağımsız bir KÜRDİSTAN taraftarıyım.

Geride bıraktığımız zor ve acı yılların faturasını, ne şahsınıza nede gençlerimize çıkarmak, adil bir karar olmayacaktır. Devlet başta olmak üzere, toplum olarak hepimiz suçluyuz. Olayların büyümemesi için, bir şeyler yapabilir, belki sizlerin önüne çıkarak, en azından yapmayın, etmeyin kardeşlerim, özgürlük kan ile alınmaz diyerek, bugün beynimizi kemiren bu yaman pişmanlıklardan kurtulmuş olabilirdik.

Böylece, yüce TANRI nın, varlığına aykırı bulunan düşmanlık, kin ve nefret yerine, yüreklerimize bahşettiği o kutsal merhamet duygusunun tadına ve hazına ermiş olurduk.

Ne yazık ki, zamanı geriye getiremeyiz. Ancak geçmişten ders alarak birbirimizi uyarabilir, böylece yeniden yapılabilir hata ve yanlışların önünü alabiliriz.

Her ne olursa olsun, inanç ve ideolojilerimiz farklı da olsa, hepimiz kardeşiz. Bu beyanla, şahsınızı ve tüm arkadaşlarınızı birer öz kardeşim, gençlerimizi de, birer evladım olarak bağrıma basıyor, hepinize selam ve sevgilerimi yolluyorum.

Sual ve endişelerim

* Sayın Öcalan; Neden halkımızın özgür iradesi ile seçtiği vekilleri, başkanları, siyasi parti yöneticileri, aydınları, yazarları, sivil kurum ve kuruluşları dururken, Türk devletinin esareti altında ( ki ben bu esaretinizi bir şeref olarak değerlendiriyorum) hemen hemen her hafta baskı ve zulüm gördüğünüzü iddia ediyorken, (ki bunlar doğrudur) peki siz hangi ortam ve şartlarda, hangi karanlık yüzlerle, kırk-milyon Kürdün istikbalini pazarlık konusu yapabilir, tartışabilirsiniz?

Dahası bu yetkiyi nereden, hangi iradeye dayanarak kullanmaya kalkışıyorsunuz?

* Bağımsız bir Kürdistanın, Kürtler için çözüm olamayacağını, tek çarenin Türkiye Cumhuriyetinin demokratkleşmesi olduğunu savunmakla, Kürt halkına, ‘ Ey Kürtler! Kürdistan rüyasını unutun. Türklerin uşağı olmaya mahkûmsunuz, başka da çareniz yoktur’  mesajını vermiş olmuyor musunuz?

Tabiki, Türkiye Cumhuriyeti demokratikleşsin ve Avrupa birliğine girsin isteriz. Bundan elbette Kürtlerde ziyadesiyle yararlanacaklardır. Ancak bu genel olarak Türk halkının sorunudur. Bunun Kürtlerin bin yıllık özlemi olan, özgür ve bağımsız bir KÜRDİSTAN ile ne ilgisi olabilir ki?

Sizce, Azeriler Azarbeycanı, Özbekler Özbekistanı, Tacikler Tacikistanı, Türkmenler, Kırgızlar, Slovekyalılar, Hırvatlar, Bosnalılar vs. Halklar, devletlerini kurmak ve özgürlüklerini elde etmiş olmakla hatamı etmiş oldular?

* Kürtlerin varlığını inkar eden, Ondört yıl (1924 den 1938 e kadar) Kürt halkını bitirebilmek için, Kürdistanı kana bulayan, ecdadımıza reva gördüğü zulüm ve işkenceleri ile tanınan, Türklerin atası  M. Kemal paşa için,

“Atatürk, Kürtlerin tüm siyasi ve kültürel haklarının verilmesi için çok çaba sarfetti. Ancak kuvayı milliyeciler buna engel oldular. O kendi başına hareket edebilseydi, Kürtlere muhtariyet dahi vermeyi düşünüyordu“ diyerek, hangi hak ve yetki ile, Atatürkü temcit pilavı misali, her hafta ısıtıp ısıtıp ortaya getirerek, bizleri incitiyor, rencide ediyorsunuz?

Siz bir hukuk öğrencisi iken, Atatürkün kim olduğunu, Kürtlere neler yaptığını, yayın yasaklarından dolayı okuyamamış olabileceğinizi varsayarsak, peki siz yurt dışına çıktıktan sonra, üzerine toz kondurmadığınız bu zatın marifetlerini anlatan, bir minik risale de olsa, sahiden alıp okumadınız mı?

Mam Recall / U.S.A.

mamoste.kart@yahoo.com

1. Bölümün sonu > Devam edecek

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e