Sn. Öcalan konuştukça, Kürtler kaybediyor (3) – Mam Recall

Eleştiriyi tadında bırakmak..

Fransız bilgin M. Montaigne, kendisini eleştirenler ile ilgili şöyle der;

“Benim kusur ve yanlışlarımı, süslü püslü kelimelerle eleştirenler yerine, çekinmeden mertçe yüzüme vuran, yeri geldiğinde bana; Sen bu ahmaklığı nasıl yapabilirsin, diyebilecek cesur dostlarım olsun isterim.“

Bizim de uyarı ve eleştirilerimiz, kesinlikle dostçadır..

Siz Abdullah Öcalan olarak, ne zaman halkımız adına, tadında bir karar alırsanız,  bizler de eleştirilerimizi hem tadında bırakacak, hemde sizi yürekten alkışlayacağız.

Aksi halde eleştirilerimizin dozunu arttırarak, yazmaya devam edeceğiz. Zira sizin tutum ve davranışlarınız ile ilgili, yoğun endişelerimiz var.

Dahası susmanızı diliyoruz..

Kürtlerin, devlet ile masaya oturacak olan muhatapları vardır, ve kimler oldukları da bellidir.

Milletvekillerimiz, başkanlarımız, DTP teşkilatı, sivil toplum kuruluşlarımız ve aydınlarımız, Kürt halkını en iyi şekilde temsil edeceklerdir.

Bin yıllık bir esaretten, bunca akan kan ve gözyaşından sonra, içinde Kürdistan’ın olmadığı bir pazarlık, Kürt halkının yararına olmayacak, aksine  halkımıza yapılacak olan yeni bir ihanet halkası olarak, tarihte yerini alacaktır.

Çok hayati olan bağımsızlık ve özgürlük sorunumuzu, hiç kimsenin merhamet yada tekeline bırakmak gibi bir lüksümüz olmamalıdır. Bu önemli karar bir kişi tarafından değil, bin kişilik bir müzakere ve konsensüs sonucunda alınmalıdır.

Tek seslilik çağdaşlık değil, bir orta-doğu kültürüdür. Halkımız bu gibi ilkel anlayış ve tek adama dayalı ideolojiler ile güdülmeyi, doğrusu hiç haketmiyor.

Asırlarca başımıza musallat olmuş olan hasta ruhlu ağalar, şeyhler, mollalar ve beceriksiz politikacılar yetmemiş olacak ki ; Atatürkün ulu Önder’lik safsatasından sonra, birde siz bir Önder’lik çıkardınız başımıza.

Yine tek adam, yine dediğim dedik, yine elde silah ve tehdit..

Yetti artık sayın Öcalan !

Artık insanlarımızın yalan yanlış vaadlerle uyutulup aldatıldıklarını değil, birkez de olsa başarılarını ve sevinçlerini görmek, o duygularını paylaşmak istiyoruz. Siz başta olmak üzere, bundan böyle hiç kimsenin ne kuklası, nede şahsi hata ve yanlışlarına alet olmak istemiyoruz.

Zatı-aliniz ne liderim, nede temsilcimdir..

Ancak bir Kürt kardeşiniz olarak, Kürdistanın şehitleri başta olmak üzere, binlerce yetim çocuklarımız, dağ oyuklarında ömür tüketen gelinlik kızlarımız ile genç ciwanlarımız adına sesleniyor, uyarıyoruz;

İmralı adasında yirmidört saat açık tutulan, kahrolası kameralar ve dinleme cihazları altında, Kürt halkının istikbali üzerine oynananan, o iğrenç oyunun bir parçası olmaktan, kesinlikle uzak durmanızı istiyoruz.

Ve umarım bu yazdıklarım, son menfi eleştirilerim olur. Bir kısım halkımızın saygı duyduğu bir şahsiyeti incitmek, yada onun muhalifi olmak istemem. Ancak hepimizin geleceğini ilgilendiren bir durum söz konusu olduğunda da, konuya ilgili ve duyarlı bir Kürt olarak, ne yapmam gerekiyor ise yaparım..

*  *  *

Kaderin cilvesi..

Kürtlerin doğuştan bahtsız bir millet olduğuna inanmaya başladım..

Öyle olmasa idi; Apê Musa şu anda Amed’de yaşıyor olur, İmralı’da ise Apo’nun yerine, sayın Mehdi Zana gibi bir yürek bulunuyor olurdu.

Apê Musa her zaman olduğu gibi, çocuklar ile yaptığı periyodik sohbetlerine devam ediyor olur, kendisine Kürt açılımı ile ilgili düşünceleri sorulduğunda ise, herhalde şuna benzer bir cevap vermiş olurdu;

“Beni iyi dinle Emine kızım ; Apdullah artık eski Apdullah değil. Hem çok değişmiş, hemde çok saçmalıyor. Bu işler çocuk oyuncağı değil. Çok akıllı olmak lazım. Böyle bir fırsat kolay kolay ele geçmez.

Ben az evvel çocuklar ile beraberdim. Hepsi ilkokul öğrencisi olmalarına rağmen, benim ile birtek kelime Türkçe konuşmak istemediler. Çocukların bu tavırlarından daha önemli bir mesaj olamaz. Bu iş bitmiştir kızım..

Eğer bu halkın beklentileri, sekiz yaşındaki çocukların yüreğine yerleşmişse, geçmiş olsun..Siz, Aliyi Veliyi bırakın da, elinizi çabuk tutun.. Ahmet, Hasip ve diğer vekil arkadaşlarına da, çok selamlarımı söyle.” Der idi.

Mehdi ağabey de, ne yapar eder, Amede şu mesajı çoktan iletir;

“Arkadaşlar ! Benim buradan sizlere hiçbir faydam olmaz. Zira her saniye dinleniyor ve izleniyorum. Anlayacağınız, her hareket ve ihtiyacım anadan üryan misalidir..

Muhacir Kemalin kuyuya attığı taşı, hiç kimse çıkaramaz. Devlet aynı devlettir ve 1920 lerde oynadığı oyunun tekrarı peşindedir.

Bana kalırsa; 21 inci asırda, hala Kürt halkının varlığını inkar eden, kendi öz  yurdumuzda çocuk ve kadınlarımızı ayaklar altına alarak, bizlere karşı her türlü zulmü reva gören, DTPli vekil arkadaşlara saygısı olmayan bu devletten’ hiçbir cacık olmaz’

Vekil arkadaşlar hiç vakit kaybetmeden, Amede dönsünler ve Kürt parlamentosunun açılışını dünya’ya ilan etsinler.” der idi.

Emin olunuz, bugün KÜRDİSTAN ile birlikte Mehdi de özgür olurdu.

Ve Devlet, Kürtlerini kaybetti.

Türkiye de, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır..

Her şeyden evvel, devlet ile Kürtlerin arasında zaten varolan kuşku ve önyargılar, son yıllarda yerini tamamen bir güvensizliğe terketmiş bulunuyor. Bundan böyle hiçbir Kürt ailesi, çocuğunu huzur ve gönül rahatlığı içinde askere yollamayacaktır.

Diğer taraftan, Türk komutanlar da eskisi gibi Kürt askerlere güvenmeyecek, onları mümkün olduğunca, önemli bölgelerden uzak tutacaklardır. Örneğin ; Artık Kürtlere cephanelik, levazım hatta koğuş nöbetleri yerine, daha basit ve risksiz mahaller olan mutfak, hamam, tuvalet vs gibi benzeri yerlerde görevlendirileceklerdir.

Türkler, tarih boyunca kendilerini efendi, Kürtler ile birlikte diğer millet ve azınlıkları ise, Tanrının kendilerine bahşettiği birer doğal köle olarak görmüşlerdir..

Cumhuriyet hükümetlerinin bu güne kadar izlemiş oldukları Kürt politikalarını ise, SSK hastahanelerinde görev yapan doktorların işine benzetiyorum. Devlet, şiddetli böbrek sancısı çeken Kürdün şikayetini dinliyormuş gibi yapmış, yüzüne bir bakış attıktan sonra da, ” Önemli bir şeyin yok kardeşim !. Belini sıcak tut, yazacağım ilaçları da zamanında kullanırsan hiçbir şeyin kalmaz”  Diyerek, Kürdün eline bir poşet dolduracak kadar ilaç yazarak, başından savmıştır.

Sorunları sürekli ertelemek, yada doktor örneğinde olduğu gibi yaklaşmak, öteden beri Türk devletinin vazgeçemediği ulusal siyaseti olmuştur. Devletin Kürtleri anlamak gibi bir derdi olmadığı gibi, hala masal anlatmaya devam etmektedir.

Lakin artık ne Ali uyumak, nede Suna ip atlamak istiyor..

Bugüne kadar Kürt halkının özgürlük ve bağımsızlık taleplerini, bir yandan imha ve inkar politikaları ile, diğer yandan Kürdü, Kürde kırdırarak bu güne kadar ertelemeyi başarmış bulunan devlet, bundan böyle  kardeşlik masalları, Alevi-Sunni, Ergenekon, Hizbullah, Fethullah, Beytullah gibi din ve milliyetçiliğe dayalı, oyun ve dalavereler ile Kürtleri aldatıp, taleplerinden vazgeçiremeyecektir.

Otuz yıl evvel, Kürtlerin talepleri daha yerel ve kültürel düzeyde idi, artık değil.

Kürtler bu saatten sonra asla pes etmemelidirler. Şiddetten uzak, demokratik eylemler ile istek ve taleplerini bütün dünya ülkelerine iletmelidirler.

PKK yi bahane ederek, Kürdistanı mezarlığa çevirenler, işte o zaman Kürtlerin tüm taleplerini kuzu kuzu kabul edeceklerdir. Zira hiçbir devlet yöneticisi, akibetlerinin ne Saddam Hüseyine, nede Miloseviçe benzemesini arzu etmeyeceklerdir.

Kürtlerin kaybedecekleri hiçbir şeyleri kalmamıştır. Sahip oldukları herşey, ya ellerinden alınmış, yada yıkılıp yakılmıştır..

Ergenekon çetesine ismi karışan Türkçü prf. Yalçın Küçük, 32 gün haberde aynen şöyle bir açıklaması olmuştur. “ Her ne pahasına olursa olsun, Kürtlerin bizden ayrılmasına asla izin veremeyiz. Zira Kürtler bizden ayrıldıkları an, bizde biteriz.“

Doğru söze ne denir?

Özgürlük dilenmemeliyiz..

Özgürlük ; Herhangi bir kısıtlama ve zorlamaya bağlı olmaksızın, düşünme ve davranma halidir. Ayrıca, her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumudur.

Karşı çıkılması bir yana, özgürlüğün miktar ve ölçüsünün tartışılması bile, insanın hak ve hukukuna yapılacak olan çok büyük bir saygısızlık, hatta saldırıdır.

Buradan isimlerini ifşa etmek istemediğim, iyi niyet ve dürüstlüklerinden kuşku duymadığım, bazı Kürt aydın ve politikacılarımızın TV haber programlarında sergiledikleri tutum ve davranışları karşısında üzülüyor, adeta kahroluyoruz.

Bayanlar ve beyler !

Kürt halkı sizlere gerek yerel yönetim, gerekse siyasi temsil yetkisi verirken; Ne Abdullah Öcalanın söylediklerini aynen tekrar edininiz diye, nede bizim adımıza devletten bir avuç özgürlük dilenin diyerek yetki vermemiştir.

Halkımızın mesajı açık ve net olarak aynen şöyledir;

”Bizim Türk devleti tarafından gasp edilen hak ve hukukumuzu geri almanızı istiyoruz.. Ola ki cesaret edemez yada beceremezseniz, ziyanı yok, derhal istifa edersiniz. O vakit bizler meydanlara çıkar, kendimiz hallederiz. “ mesaj budur.

Sokaktaki Kürt biji KÜRDİSTAN diyorsa, vekil de aynı söylemi tekrarlamalıdır.

Mam Recall U.S.A.

Mamoste.kart@yahoo.com

3. Bölümün sonu > Devam edecek

Sn. Öcalan konuştukça, Kürtler kaybediyor 1

Sn. Öcalan konuştukça, Kürtler kaybediyor 2

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e