İbrahim GÜÇLÜ: Kemal Burkay ….

Ibrahim_Guclu3Kemal Burkay: Bağımsız örgütlenmede kararsızlık-  Federasyonu mutlaklaştırmak- Demokrasiye inanmamak- PKK konusunda tutarsızlık…

Kemal Burkay, 1960’ların ortalarından itibaren Türkiye’de sisteme muhalif olan olan insanlardan biri. O bir sosyalist. Bundan dolayı, TİP’nin üyesi ve yöneticisi oldu. TİP üyesi olduğu zamanlarda, bir Türk sosyalisti kadar Kürt ulusal sorunuyla irtibatlı oldu. TİP’te Emek Grubuna, Sovyetler Birliği konusunda Ortodoks olan gruba daha yakın durdu. Bu grubun yayın organı Emek Dergisi’nde yazarlık yaptı. Daha sonraki yıllarda da yaman, fanatik ve Ortodoks Sovyetçi olması bunun en somut göstergelerinden biri oldu.

1974 yılında Türkiye Kürdistan’ı Sosyalist Partisi’ni (TKSP’yi) kurdu. Uzun yıllar TKSP’nin değişmez genel sekreteri oldu. Ne zaman ki, kendisi istedi, genel sekreterliği bıraktı.

Kemal Burkay kendi çizgisinde uzun soluklu bir siyasetçi. Belirli dönemlerde birlikte çalıştık. TEVGER’de ortak yöneticilik, TEVGER Gazetesinde redaksiyon üyeliği ve yazarlık yaptık.

Kemal Burkay, son günlerde, iki nedenle gündemde.

Bu nedenlerden biri, yazdığı anı kitabının ikincisinde çalışma arkadaşlarıyla ilgili yazdığı görüşleri. Bu görüşlerine yönelik yoğun eleştiriler söz konusu. Kürt yayın organlarında bu yazılara bolca rastlanmaktadır.

İkinci neden, AK Parti Hükümetine yakın kişilerin ve çevrelerin siyaset yapması için onu Türkiye’ye çağırmaları, bu nedenle basının Ona yoğun olarak ilgi duymasıdır.

Kemal Burkay, ilk basın açıklamalarında, Türkiye’ye dönmesinin hem zor olduğunu ve hem de dönmesi halinde aktif siyaset yapmayacağını açıkladı. Ama bir dönemdir, görünen o ki, ısrarlı istekler ve bu ısrar sonucunda kendisi için siyasette yer edinme olanağının olduğu hissiyle, dönmesi halinde HAK-PAR bünyesinde siyasete devam edeceğini açıkladı.

Kemal Burkay’ın bu niyetinde ciddi ve kararlı olduğunu tespit ettikten sonra, Ona dair bazı değerlendirmeleri ve soruları gündeme getirmenin, Onun hazırlanmasına yardımcı olacağını; Kürt siyaseti açısından da önemli olacağını düşündüm.

Kürdistan Bağımsız örgütlenmesinde kararsızlığa devam edilecek mi?

Kemal Burkay, sosyalist olarak siyaset alanına girdi. Birçok Kürt aydınının ve sosyalistinin, Kürt ulusal sorununun çözümüne katkı yapacağından dolayı Türkiye İşçi Partisi’ne üye olduğu zaman, o sosyalist olmasından dolayı stratejik bağlamda TİP’e üye oldu.

Kemal Burkay TİP’e üye olduğu zaman, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) kurulmuştu. Kürdistan’da illegal örgütlenmesini ve siyasi faaliyetlerini devam ettiriyordu. Burkay’ın da,  Kürt milliyetçiği karşıtlığı düşmanlık dozundaydı, bu nedenle Kürdistan’daki bağımsız örgütlenmeye şiddetle karşıydı. Bu tutumundan dolayı, Kürdistan’da sol ve sosyalist bağımsız örgütlenmenin de doğru olmayacağını savunuyordu.

Burkay bu yaklaşımından dolayı, Devrimci Doğu Kültür Ocaklarının (DDKO’nun) kuruluşuna, şiddetle karşı çıkmazsa da, sıcak bakmıyordu. Yine bu yaklaşımından dolayı da, Kürdistan’ın birçok il ve ilçesinde DDKO’ların kuruluşu için girişimler başlamasına, bu girişimler 12 Mart 1971 Askeri Darbesi öncesi sonuçlanmasına rağmen, Kemal Burkay’ın avukatlık yaptığı ve siyasi faaliyetlerini devam ettirdiği Tunceli’de DDKO’nun kuruluşu için herhangi bir girişim olmadı. 1974 sonrasında başyazarı olduğu Özgürlük Yolu Dergisinde DDKO’ya ilişkin herhangi bir değerlendirme yazısına ve habere yer vermemesi de bunun en somut örneklerinden biridir.

12 Mart Askeri Darbesi döneminde, Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Hapishanesinde, tartışılan ve temel olan, Kürt yurtseverleri arasından köklü farklılaşmalara ve bölünmelere yol açan sorun, “Kürdistan’ın bağımsızlık sorunu” ve bunun doğal sonucu olarak Kürt ulusunun, Kürt halkının, Kürdistan Ulusal Hareketinin bağımsız, kendi başına, Türk sol hareketinden mutlak anlamda ayrı örgütlenme sorunu olmasına rağmen; Burkay bu tartışmalarda, Kürdistan’ın bağımsızlığına ve Kürdistan Hareketi’nin bağımsız örgütlenmesine karşı duran tarafta yer aldı.

Burkay, uzun süre hapishanede kalmadı. Tahliye olduktan sonra Avrupa’ya çıktı. 1974 yılında Avrupa dönüşünde TKSP’yi kurdu. Ama bağımsız örgütlenmesini hep gizledi. Bağımsız örgütlenmesini, Türkiye Sosyalist Hareketi’nin şoven yapısıyla gerekçelendirdi. Türkiye Sosyalist Hareketi’nin şovenizmden arınması halinde, birlikte örgütlenmenin gerekli olduğunu “şiddet” ve “hiddetle” kararlı bir şekilde savundu.

Burkay’ın bu yaklaşımı, İkinci TİP’in kuruluşuyla da bir kez daha somutça tezahür etti. Partisi olmasına rağmen, TİP’e üye olmakla kalmadı, Faruk Aras’ın açıklamasına göre TİP’te milletvekili adayı oldu.

Burkay, bu tutumuyla bağımsız örgütlenme konusundaki kararsızlığını ortaya koyuyordu. Faruk Aras’ın Burkay’ın anılar kitabına yönelik eleştirilerinde bu konuya ilişkin gündeme getirdiği görüşler oldukça önemli ve günümüzde de üzerinde durulması gereken bir konu. Ayrıca Faruk Aras’ın yazdıklarından, Kemal Burkay hapishaneden çıkan genç DDKO Grubuyla karşılaşmazsa ve anlaşma yapmazsa, yine Dr. Tarık Ziya Ekinci yanında yer alarak, TİP’te yer alacak, TKSP’yi kurmayacak.

Faruk Aras TKSP Kurucusu ve Eski MK üyesi olarak konuya ilişkin şunları yazıyor:

“Sayın Kemal Burkay Ülkeye döndüğünde, bizler (kendisinin en fazla hedef oklarına maruz kalanlar) Kürt halkının ayrı örgütlenmesi konusunda kesin kararımızı vermiş ve çok geniş bir ilişki ağını sağlamıştık. Nitekim Sayın Burkay’ın karalamaların hedefi haline getirdiği kimselerin geldiği bölgeler, başta Özgürlük Yolu’nun ve daha sonra da TKSP-PSK’nin en etkin olduğu yerler olması tesadüf olmasa gerek. Örneğin: Ağrı, Kars, Van, Muş, Bitlis, Diyarbakır, Hakkâri ve Bingöl. Sayın Burkay’ın Kürdistan’ın diğer bölgelerinde neden örgütlenme başarısını gösteremediğini izah etmesi gerekmez mi? Ayrıca büyük metropollerdeki örgütlenmelerde de yine sözünü ettiğim insanların önemli etkisi vardır. Yukarıda da belirttiğim gibi, çok geniş bir ilişkiler ağına sahiptik. Sorun varolan o ilişkilerin rasyonalize olmasıydı. Nitekim, Özgürlük Yolu Hareketi ilk ortaya çıktığında, hareketin omurgasını bu potansiyel oluşturdu.

“ Oysa, Kemal Burkay her ne kadar ayrı bir Kürt örgütlenmesine inanmış olsa da,  yeni kurulmuş olan TİP’te çalışmayı da kafasının bir yerlerinde saklı tutmuştu. Nitekim, TKSP’nin kuruluşundan daha sonra, 30 Nisan 1975’te kurulan II. TİP’e katıldı. Mehdi Zana’da TİP kurucuları arasında yer aldı. Bu iki arkadaşın TİP’e katılmaları, TİP kurucular fotoğrafının Özgürlük Yolu dergisinde yayınlanması ve daha sonra da Burkay’ın  parti kararı olmaksızın  Tunceli’den milletvekili adayı olması yeni doğmakta olan hareketimize inanılmaz bir darbe vurmuş oldu ve Kürt kamuoyunun büyük tepkisine neden oldu. Kürdistan’daki bazı kitapevlerinin Özgürlük Yolu dergisi kolilerini açmadan iade ettikleri hatırlardadır. Bu iki arkadaşın zaafları,  Özgürlük Yolu hareketinin (TKSP’nın) TİP’in bir yan kuruluşu olduğu propagandasının yayılmasına neden oldu. Bunu tamir etmek için çok zaman ve çaba gerekecekti.” (Malpera Gelawej û Rizgarî)

Kemal Burkay, Kürt bağımsız örgütlenme konusunda her zaman kararsız oldu. Soğuk Savaş sonrasında TEVGER çalışması döneminde, Türkiye’de açık ve legal bir siyasi partinin kurulması gündeme alındı. Bu konuda yapılan tartışmalarda, bütün Kürt illegal örgütlerin yöneticileri /ben de dahil/ Türkiye’de kuracağımız partinin bir “Kürt Partisi” olmasını savunduğumuz halde, TKSP Genel Sekreteri olarak Kemal Burkay, Türk solcuları ve demokratlarıyla ortak legal bir siyasi partinin kuruluşunu savundu.

HEP ve DEP’in kuruluş dönemlerinde de aynı anlayışı sürdürdü.

Burkay, Türkiye’ye döndüğü zaman, HAK-PAR’da çalışacağını dile getiriyor.  HAK-PAR Platformunda geçmişte tartıştığımız, ama muhafazakar ve Türkiyeci yönetici elitin tutumundan dolayı gerçekleştirilmeyen, partinin kimlik ve isim olarak Kürt ve Kürdistan olarak isim değişikliğine uğratılması konusuyla ilgili tutumu ne olacak? HAK-PAR programına zorla aldırdığımız, Federasyon projesine Kürdistani bir karakter kazandıracak mı?

HAK-PAR’ı aşan bir sorun var. O da, soğuk savaş döneminde oluşmuş Stalinist ve Kemalist otoriter parametrelerle oluşmuş ve günümüzde misyonu bitmiş örgütler sorunudur.

Bulunduğumuz aşamada, bu örgütlenme anlayışı, pratiği, varlığı PKK gibi faşizan- otoriter örgütlenme dışında çağdaş, demokratik, çoğulcu, mücadeleci, yenilikçi, reformcu bir örgütlenmenin önünde engel olduğu gibi, HAK-PAR’ın da başına beladır. Burkay, bu konuda ne yapacaktır?

Federasyonun mutlaklaştırılmasına devam mı?

Burkay, TİP üyesi ve yöneticisi olduğu zaman, Kürt sorununu sosyalizmden ve Türk Sosyalist Hareketinden bağımsız ele alma anlayışından uzaktı. Kürt ulusal sorununu, Türk sosyalist hareketinin ve iktidarının bir sorunu olarak ele alıyordu. Bundan dolayı, Kürdistan’ın bağımsızlığı anlayışına şiddetle karşı çıkıyor. Kürdistan’ın bağımsız devlet olmasını savunan yurtseverleri ve siyasi çevreleri devrimci hareketi bölücü ve hatta gerici olarak nitelendiriyordu. Bu nedenle, TKDP’ye hem örgütsel ve hem de programsal olarak karşıydı.

Bu nedenle, TİP’nin 4. Büyük Kongresi’nde, DDKO ve Kürt Yurtsever Çevrelerinin hazırladığı, Kürtlerin hislerini ve taleplerini yansıtan karar taslağına karşı durdu, merkezi sol düşünce ve elitin yanında yerini belirledi.

Burkay, TİP üyesi ve yöneticisi olduğu zaman, Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı olmasının yanında, Kürdistan’ın federasyonlaşması sorununu da gündeme getirmiyordu.

Bilindiği gibi 1974 yılından sonra, Kuzey Kürdistan Ulusal Hareketi İkinci Baharı’nı yaşadı; ideolojik, örgütsellik, mücadele tarzı ve benzeri konularında bir çoğulculuk kazandı. Burkay’da Avrupa dönüşünde yukarıdaki satırlarda belirttiğim örgütsel kararsızlıkla Kürt siyaset sahnesinde yerini aldı. Bütün Kürdistan örgütleri ve siyasi hareketleri, Kürdistan’ın bağımsızlığını ve bağımsız devlet olmasını; Kürdistan’ın Birliğini strateji olarak benimserken, Burkay ve partisi Kürdistan için Sovyet Tipi Federasyonu savundu. Bu federasyonlaşmayı da mutlak hale getirdi. Bu bağlamda, Kürtlerin ve Kürdistan’ın bağımsızlık ve ayrılma hakkını tümden gündemden kaldırdı.

Oysa TKSP dışındaki Kürdistan örgütleri, Sovyetler Birliği’ndeki halkların, cumhuriyetlerin, bağımsız olmadıklarını, bu modelin adaletli bir model olmadığını ileri sürüyorlardı. Açık olan bir şey vardı ki, Sovyetler Birliğindeki federasyonlar “sömürge federasyonları” idi.

Burkay, görünen o ki, soğuk savaş sonrası koşullara ve siyasi konjonktöre daha fazlasıyla sığınarak, federasyonu mutlaklaştırmaya devam edeceğe benziyor. Oysa soğuk savaş sonrasında, Sovyetler Birliği, Çekoslovakya, Yugoslavya siyasi pratiği tersi tecrübeye tanıklık etmektedir.

Bu noktada, nasıl bir federasyon, hangi koşullarda FEDERASON, Kürtlerin bağımsız devlet olma haklarını kullanmalarının koşulları, gibi sorular önemli sorulardır. Burkay’ın bu sorulara cevapları, siyasetteki geleceği açısından önemli olacaktır.

HAK-PAR’da siyaset yapacağını ileri sürdüğüne göre, HAK-PAR’ın federasyon anlayışına yeni bir açılım sorununa ne diyecek?

Demokratikleşme ve demokrat olma konusunda bir evrimleşme var mı?

1974 sonra Kuzey Kürdistan’da kurulan örgütlerin dünya görüşü, toplum tasarımları, benimsedikleri Leninist – Stalinist – Maocu ideoloji, soğuk savaş koşullarının yatağından büyümüş olmalarından dolayı, demokrasiyle alakası olmayan, otoriter, totaliter ve hatta faşizan özellikler taşıyan örgütlenmelerdi.

TKSP, demokrasi anlamında en katı, en dar, lider kültüne ve kastına dayanan, tam anlamıyla bir lider partisiydi. Bu özellikleri itibariyle, PKK ile ikiz kardeşlerdi.

Faruk Aras TKSP’nin bu yapılanmasındaki lider kültünü, anti-demokratik yapısını, örgüt içi demokratik işleyişin yaratılmamasını ve liderin rolünü yine ismi geçen eleştiri yazısında açıkça ortaya koyuyor. Şöyle diyor: “Ayrıca Burkay, kendisinin kutsanmasını istemekte ve kendisini nasıl ’hatadan azade’ ve dokunulmaz gördüğünü her satırda tekrarlamaktan sakınmamaktadır. Bir siyasi çalışmayı, bir parti örgütlenmesini neredeyse tek başına başardığını topluma ve kendisiyle birlikte sorumluluk alan ve çalışan bizleri de inandırmak istiyor. Bütün çabası bu! Yazar bilerek parti çalışmalarının etkinliğini sınırlıyor ve yapılan tüm çalışmaların ve birikimin salt kendi yazdığı makalelerin ürünü olduğunu savunmakla, farkında olmadan bütün hareketin tarihini karalıyor. Bu yazarın ruh halini ele vermektedir.

“Böyle bir parti tarih yazım tarzı, bunca insanın emeğini ve nice fedakar insanın heyecanını gasp etmekle özdeştir. Kitapta aşağılama var, hakaret var ve partiyle ilişkisi kesilen  herkese karşı nefret var. Olmayan tek şey sağduyu.

(…..)

“Sayın Burkay’ın, kaç kez Merkez Komite toplantılarında, yaratılan siyasi etkinliğin, yazmış olduğu makalelerin ürünü olduğunu savunması ve fedakarca yapılan diğer tüm örgütlenme çalışmalarını göz ardı ederek küçümsemesi, sert tepkilere muhatap olmuş ve bu tepkilerden alınarak, – ben sizin katibiniz miyim?- diyerek tozu dumana katmıştır. Zaten Kemal Burkay’ın parti politikalarını ilgilendiren her toplantıyı öfkeli ve hoşgörüsüz tutumuyla manipüle ederek sağlıklı bir tartışma ortamına meydan vermemesi giderek bir yöntem sorununa dönüşecekti. Açıkçası toplantılar O’nun  tarafından bir nevi terörize ediliyordu.  Belirli bir hoşgörü ortamı, farklılığa saygı ve özgür düşünmeye önem vermeme Sekreterin karakteristiğine dönüşmüştü. Bu tutum, giderek partinin hiç bir zaman demokratik bir işleyişe kavuşamamasında önemli bir etken oldu. Sekreterin kişisel hırsı ve yapay ilişki tutkusu, örgütü kaçınılmaz olarak bürokratik bir aygıta dönüştürdü. Sayın Burkay’ın en önemli özelliği, yanında gerçekleri söyleyenleri değil, ”Aman efendim ne kadar doğru söylüyor ve yapıyorsunuz” diyenleri tercih etmesidir. O, hiç bir zaman ortak akla inanmadı. Sayın Burkay, kendisini yazıda iyi ifade eden birisidir. Ancak, iyi idarecidir iyi yöneticidir demek, kendisine yapılacak en büyük haksızlıktır.

Burkay’la TEVGER oluşumu, program ve tüzüğünün çerçevelendirilmesi döneminde yaptığımız tartışmalarda da otoriter bir sisteme uygun önermelerini unutmak olanaklı değildir.

Örgüt içi ayrılıklarda, farklı görüşlerin yansıtılmasında da tam anlamıyla otoriter bir davranış sergileniyordu.

Ayrıca Burkay, kendi dışındaki düşünceleri ve sosyalist örgütleri meşru görmeme özelliğiyle de, demokrasiden uzak bir yapıya sahipti.

Kürdistan örgütleri demokratikleşmeye, reformcu, değişimci, yenilikçi çağdaş değerlere kendilerini açtıkları; yerine yeniyi inşa edemedikleri için dağılmayla karşı karşıya kaldılar. Ya da iradi olarak kendi yapılarına son verdiler. Bunun yanında, PKK’nın gelişerek ve büyüyerek, TKSP’nin marjinalleşerek ve küçülerek ayakta kalmasının nedeni de, bu otoriter, totaliter, lider kültüne dayanan yapılarıdır.

Burkay, soğuk savaşa son veren S. Birliği’nde Gorbaçov öncülüğünde gelişen yeniden yapılanma ve demokratikleşme tasarımına karşı çıktı. Bu tutumuyla, liberal demokrasiye ve özgür girişimciliğe karşı olduğunu ortaya koydu.

Daha sonraki yıllarda da, İsveç, İngiltere, AB ülkelerinin demokrasisine karşı düşünceler ifade etmeye devam etti; o ülkelerin demokrat olmadığını ileri sürdü. Görünen o ki,”halk demokrasisi”, “proletarya demokrasisi” denilen ve demokrasi ile alakası olmayan paradigmayı tekrarlıyordu.

Bulunduğumuz aşamada daha geniş, daha çağdaş, daha çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiye ihtiyaç var. Kemal Burkay’ın bu konuda nerde durduğu ciddi bir soru olmaya devam ediyor.

PKK konusunda bir tutarsızlık yok mu?

PKK, grup yapısı döneminde, “Kürdistan Devrimcileri”, “UKO” döneminde de Kuzey Kürdistan hareketi için sorundu. Bu nedenle, grup yapısı döneminde, daha Kürt örgütlerine ve halk güçlerine saldırılar düzenlemeden önce, onlar hakkında değerlendirmeler başladı. TKSP, ilk başlarda bu durumu ciddiye almadı. Daha sonra Apocuların Mustafa Çamlibel’i katletmesiyle birlikte değerlendirme yapmaya başladı. PKK’nın yöneticilerinin devletle olan ilişiklerini öne çıkardı. PKK’nın ideolojik, siyasal, sınıfsal karakterini önemsemedi.

Burkay, 12 Eylül sonrasında PKK’de ayrılıkların baş göstermesi ile birlikte, PKK’yı ekleştiren bir kitap yazdı. Bu kitapta da PKK’nın devletle olan ilişkilerini konu edindi.

Buna rağmen, 1993 Ateş-Kes’inde PKK ile kapsamlı bir işbirliği protokolü yaptı. PKK’nın ateş kesinin 33 askerin öldürülmesiyle birlikte son bulmasına rağmen,  bütün eleştiri ve itirazlara rağmen PKK ile cephe kurma konusunda ısrarlı oldu.

PKK kendi eylemleri ve davranış kalıplarıyla bu cephe çalışmasına son verdi. Zaten olmayacak bir duaya amîn deniliyordu.

Burkay, bu süreçten sonra 8-9 yıl boyunca PKK’ye herhangi bir eleştiri yöneltmedi.

Burkay, eleştiri yapmadığı gibi, PKK’nın Güney Kürdistan’da yarattığı tehlikeyi görmedi. PKK, Güney Kürdistan’da meşru bir güçmüş gibi barış konusunda arabulucu olmak istedi. Ama PKK istediğini yaptı, bütün hesapları boşa çıkardı.

Son dönemlerde de PKK konusundaki değerlendirme ve önerilerde bir tutarsızlık söz konusu. PKK ve Öcalan’ın derin devletle ilişkili olduğu konusunda görüşler ileri sürülürken, bir taraftan da Öcalan’a olumlu bir misyon yüklenilmekte, Kürtler adına taraf kabul edilmesi konusunda görüşler serdedilmektedir.

Bu tutarsızlık ne zaman son bulacak?

Silahlı mücadele konusu da açıklanması gereken bir konu…

Devlet yandaşı kesimlerle tartışmalarda ve görüşmelerde, silahlı mücadeleye ve şiddete karşı olmaya vurgu yapılması, beni hep devlete bir mesaj mı iletiliyor diye bir düşünceye sevk eder. Son günlerde Burkay da bunu sık-sık yapıyor.

Burkay, başından beri silahlı mücadeleye karşı olan bir hareketin lideri konumundaydı. Devleti ve sömürgeci sistemi zorlayan ve parçalamaya çalışan her eylemi de maceracılık, anarşizm, goşizm olarak nitelendirmiştir. Soğuk Savaş koşullarında, ezilen ve sömürge ulusların sosyalist sistemin desteği ile silahlı olarak bağımsızlığa kavuştuğu dönemlerde bu davranış ve yaklaşımın mantıksal sonucu, Türkiyelilikti.

Burkay da, Türkiyeci bir Kürt’tü.

12 Eylül sonrasında, Kuzey Kürdistan’da mücadele tarzı ve özellikle de silahlı mücadele tarzı da tartışma gündemine giren bir konuydu. Bu tartışmalar, soğuk savaş döneminin son bulmasından sonra, haklı olarak silahlı mücadelenin bu aşamada geçerli, sonuç alıcı, rasyonel bir mücadele tarzı olamayacağına dair sonuca varan Kürtler oldu.

Oysa TKSP, 1992 yılında, soğuk savaş sonrasında 3. Kongresinde silahlı mücadele kararı aldı. Bu kararını hayata geçirmek için hazırlıklara başladı. Günümüze kadar da, bu silahlı mücadele kararının gerekçeleri açıklanmadan sessizce ortadan kaldırıldı.

1993 yılında bu kararı olmasına rağmen, PKK’ya silah bırakmasını istedi.

Bu tutumun bir tutarsızlık ve açıklanması gereken bir durum olduğu tartışmasız.

Ama en önemlisi, sömürgeci sistemin ve devlet aparatının nasıl değişeceği ve hangi mücadele yöntemi ile değişeceği; Kürtlerin kendi ülkesinde iktidar olacağıyla ilgili  Burkay’ın bir öneri sahibi olmamasıdır.

Burkay, yeniden aktif siyasete katılırken, bu konuları düşünmesi gerekir diyorum.

Amed, 20. 01. 2010

ibrahimguclu21@gmail.com

Did you like this? Share it:
Niha şîroveyek girêdayê gotarê ye
    Diyarbekirî says:

    Sen her kesî eleştiriyorsun. Eleştirmediğin hiç kimse kalmadı. Peki, kendin hakkında ne düşünüyürsun? Örneğin, bence, sen Kürt politikası içerisinde bir numara provakator ve dağıtıcısın! Nerde iki tane Kürt yanyana gelse hemen dağıtırsın. Hiç kimseyle geçinemiyorsun. Kendine hayran, bencilin tekisin. Bir ölü sevicisi gibi ölü Kürtleri övüyorsun ama yaşayan hiç bir Kürdü övdüğün görülmemiş! Öyle değil mi? Yahu, Allah aşkına yaşayan hiç bir Kürdün övebileceğin bir tarafı yok mu? Bence, en önce kendine bak. Kendini gör. Var mı o yetenek sende? Neden etrafında, yanında iki kişi yok? Hepsi bencilliğinden ve insanları kaçırtmandan…

Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e