Açılım, Kürt Konferansı ve Aktörlere Dair Kısa Belirlemeler! – Kadir Canbek
Adı geçen açılım fırtınası evveli, bir Kürt Konferansı söylentisi vardı, hatırlanacaktır. Kürt site ile forumlarında kısa vadeli, her zamanki gibi aceleye getirilmiş bir takim tahliller piyasaya sürülürken, Türk devletinin de destek verdiği fısıltılarıyla Türk medyasının siyasi tahammül sınırları içersine giren konu, aniden buharlaştı.
Halbuki, bizzat Türk medyasının bir takim kalemlerine göre, Güney Kürdistan yönetimi, Erbil’de toplanması planlanan (kimlerin eseri olduğu galiba pek açıklanmıyordu) Kürt Konferansının Türk devletinin desteğinin yanında, Suriye ile mesela henüz diaspora kavramına pekte uygun düşmese de, değişik ülkelerde yasayan Kürtlerinde iştirakiyle daha da renkleneceği farz ediliyordu.
Sonrası, meçhule karışıp gitti.
Bendenize oldum olası tuhaf gelmişti, Türk devletinin adı gecen konferansa sıcak baktığı fikri; ama ilginç gelmiyor da değildi. Mesela Erbil’de bu konferans toplanabilse, her şeyden evvel sömürgeci dört devletin desteğinin sağlanması gibi, bizzat sömürgecilerin niteliğine hiçte uymayan gayet absurd bir sosyal-siyasi aktivite gündeme gelecekti!
Mesela dört parça başta olmak üzere, dünyanın her bir noktasından şu veya bu biçimde katılımcılar, bizzat dört sömürgeci devletin şefkatli bakışları altında, özgür sayılabilecek tek Kürt vatan parçasında bir araya geleceklerdi! Güney Kürdistan yöneticileri, hayatlarında birbirlerini hiç görmemiş, bir araya gelmemiş Kürtleri ağırlayacaklar, dostlukların kurulmasını, telefon ve mail adreslerinin değiş tokuşu, yüz yılların sürükleyip taşıdığı ihanet, zorluk, güzellik ve mücadelelerin ilk defa birlikte tartışılacağı; Kürtlerin tarihlerinde toplanmayı akil etmeyip, başaramadıkları platformu, sağlayacaklardı.
Ama elbette, bilemiyorum uyarı hangi başkent kaynaklı oldu, konferans fikri aniden yok edildi.
Aslında, Türkler açısından da pek hayırlı bir sonuca işaret etmiyordu bu fikir; zira, Kuzeyli, Güneyli, Doğulu hiç bir Kürt siyasetinin beceremediği birlik, ya da vazgeçtik bu asılsız ve sonuçsuz kavramdan, en azından amaçta, tasada, gelecekte birlikteliği tartışmayı; tanışarak, birlikte olmayı tadarak Kürt vatanı ve Kürtlük üzerine tarihi konsensüse uzanabilecek ani siyasi-sosyal virajı alabilecek hız ayarının asistanlığını yapmak, her halde en son Türklere düşen bir misyon olmalıydı.
Vazgeçildi, yerine açılım ikame edildi. Zira Kürdistan davasının ulu orta, özgürce tartışılmasına, siyasi bağlantılarla serpileceği aşikâr konferanstan ziyade, Kürde biçilen payenin biçimiyle, Kürt hakları şampiyonluğunun bati dünyasına tanıtım rolünün Türklerin elinde kalması kararlaştırıldı.
Batının istediği de buydu zaten.
Bunları neden yazıyor uma gelince; Kürt siyasi aydınlarının şablonlarla düşünce ürettiğini artik kesin delillerle biliyorum; mesela ” ABD Orta-Doğu’da her siyasi karara imza atar” tespiti, her kese kolayca hitabede bilir. Ama neden attığı veya farklı bir konuda neden atamadığı, pek didiklenmez.
Devam edelim; tarihlerinde ilk defa kendilerine Türk diyen birileri, o an için hapse atılma veya askeri-sivil bürokrasinin kurşunlarına kurban gitme endişesi olmaksızın, medyalarının her köşesinde Kürtleri tartışabiliyorlar.
Bunların yazılarını okudukça, toptan olarak hepsini kara cahil olarak ilan ettiğim zamanlara, onların aslında ait olmadıkları bir ırka utanmadan yamanmalarının getirdiği aşağılık duygusundan hareketle Anadolu’nun yerlilerine kin duymalarına dair belirlemelerimin ne kadar doğru ve isabetli olduğunu da düşünmüyor değilim.
Evet, Türkler bir anlıkta olsa, siyasi beyanlardan ötürü hapse tıkılmama Rönesanssını yaşıyorlar. Anlaşıldı.
Bizim Kürdi cenahta olan bitense, tam evlere şenlik!
DTP’nin lideriyle, tüm dünyanın gözü önünde Ankara’da görüşüyor.
Bu ne demektir, genel olarak Kürt siyasi-aydınlarının pek farkında olduklarını hiç sanmıyorum.
Kullanabilecek başta DTP olmak üzere, tüm legal siyasi parti ve “odak” noktalarına, Kürdistan’ı düşmanla tartışacak açık çek takdimi demek! Ne demek; yani Kürtçe eğitimi ilkokuldan itibaren evlatlarına sağlamayı reddedecek Türk’e karşı tüm legal Kürt kuruluşlarının Kürdistan’da toplu itiraz haklarını kitlesel olarak, tüm dünya medyasına yansıyabilecek biçimde, protestolar kanalıyla açıklama hakki demek; yani Kuzey Kürdistan’daki mücadelenin meşruiyetinin Washington’ca dünyaya ilanı demek!
Denebilir ki, Kürt halkı zaten yıllardır izin almaksızın Kürdistan da düşmana karşı kitlesel eylemler koyuyor ve öldürülüyor; bu kez farklı ama…
Ne demek; Türk medyası ve siyasilerinin benzeri kitlesel protestoları- anadil eğitimine yönelik mesela- terörist organizasyonu olarak dünyaya lanse etme imkânlarından mahrum kalmaları fırsatının doğması demek.
Bundan sonraki tartışma, maalesef tıkanma eğilimine işaret ediyor. DTP ’nin, elindeki devasa açık çeki Türklere karşı haklı ve meşru zeminlerde kullanma yerine, el mahkûm Öcalan’a ciro etmesi, elbette Türklerin işini kolaylaştırıyor.
Şimdi ortaya daha da tıkanma getirecek malum tartışma burada kendini hissettirecek elbette; Apo MIT ajanı, PKK MIT kuruluşu vs.
Bu tur iddiaları, Apo kendisi bile iddia etse, ciddiye almak mümkün değil. Artık bu konuya değinmekten gına geldi. Vatan gazetesiydi galiba, Kenan Evren’in MİT’çi damadı Erkan Gürvit’le bir röportaj yayınladılar. Galiba genelkurmay bu röportajı es geçmiş olmalı ki, sansüre uğramamış. Adam Apo için” bundan lider mi olur yahu, adam korkak, korkusundan hemen annem Türk, yardım edeceğim vs dedi” diyordu.
Burada problem, arizalı bir ideolojinin saçmalıklarıyla varlığını devam ettirmeye çalışan PKK yönetiminin, son tahlilde üzerine hiçte vazife gözükmeyen Kürdü-Kürdistan davasına sahip çıkan tek örgüt olarak orta yerde durması; ya da düşman ve diğer devletlerce el mahkûm kabul görmeleri.
Bu durumda DTP’den, misyonlarını Öcalan’ın varlığına endekslemiş görünen hallerine bakarak, milli talepleri dünya kamuoyu karsısında dile getireceklerini ummak pekte mantıki görünmüyor.
O zaman?
Yapılacaklar var; ne PKK gibi silahlı, ne de DTP gibi legal zeminde müthiş örgütlü olmayı gerektiriyor.
Düşünelim; eğer Erbil’de Kürt konferansı söylentileri, daha sonra gerçekleşmeye yüz tutabilecek biçime bürünmeye başlasaydı, ne yapacaktık bizler?
Yani örgütsüz, tek, tek şahıslar…
En azından internet ortamlarında hummalı bazı faaliyetler gelişebilecekti. Mesela ben, her internet site-forumunun bir odak olarak ortaya çıkıp, Kürt Milletini konferansta temsilen yer alma hakkına sahip olduğunu savunacaktım. Kuzey Kürdistan’daki milli odakların da… Kürt vatanseverliğinin ideolojik olarak benimsendiği legal tüm kurumlarda, varsa siyasi örgütlenmelerinin de.
Unutmayalım, Obama’nın Ahmet Türk’e uzattığı meşruiyet çeki, sadece Ahmet Türk’ün şahsında DTP’ ye ait değildir. Siyasi piyasada olan ve bundan böyle oluşabilecek her tür kurumlaşma, bu çekin bir tarafından tutabilir.
Bu arada, ilgisi olabilecekler için kısa bir haberim var. Bundan bir müddet evvel bir forumda, Çin’in ABD’yi içeriği finansal olan güçten kaynaklanan saikle tehdit ettiğini yazmıştım. Aslına bakarsanız bunlar bendenizin çok özel tespitinden ziyade, sıradan gazetelerde yazan gayet realistik aktarmaların tarafımca biraz allanıp pullanmasından ibaretti. Ama hemen- Apo’nun MIT ajanı olduğu iddiasına benzer ilkel bir şablon- itirazlarla karsılaşmış, Çin’in ABD yanında hiç olduğu vs gibi belirlemeleri okumuştum. Aslında, elbette Çin, siyasi-sosyal-ekonomik ve elbette giderek süper güç konumu itibariyle kıyaslandığında, ABD’nin yanında bir cücedir.
Ama SUUDİ de öyledir ve parası vardır; Çinin de öyle…
Çin’in IMF’de söz hakki istediğine de değinmiştim galiba. Şimdi sıkı durun; Çin’in, yönetiminde söz sahibi olmaya çok istekli olduğu IMF aşkına yeşil ışık yakılmış durumda. Hatta komşusu, yeni süper güç aday adayı Hindistan’a da! Belki o kadar olmasa da, bir hak verildiği yazılıyor.
Rusya’da da birden bire bati aşkı falan gelişmeye başladı. Peki, tüm bu olanların Kürtlerle alakası nedir?
Seçimi kazanır kazanmaz, ilk resmi diş temasını Moskova’ya gerçekleştiren ve Pekin’in toplam ham petrol ihtiyacının onda birini karşılayan başkan Ahmedi Nejad’in rejimi, son günlerde en büyük kazığı dost ve müttefik bellediği bu iki ülkeden, Rusya ve Çin’den, yemek üzere…
Çin’e yapılan IMF’de söz hakkI ve başka kıyaklar ile Rusya’nın Nabucco projesini de iç etmesine yeşil ışık yakan ABD-Bati ortaklığı, Iran rejimine karşı etkili bir ekonomik-finansal yaptırıma daima takoz koyan bu dev ikilinin desteğini almış durumdalar. Rusya devlet başkanı Medvedev bugünlerde şu lafları etti;” yaptırım iyi bir şey değil ama bazen kaçınılmaz olabiliyor” gibi..
Bendeniz İran’daki mevcut rejimi, batı yanlısı, mesela Şah Rıza türü bir rejime tercih ediyorum. Varsın bu ” kardeş” Fars haklı da sürüm, sürüm sürünsün, ne yapacaklar insanca yaşamayı. Kürtler ile aynı kök zavallı halklar Beluc ile Lurlar, her iki şıkta da sürünmüyorlar mı?
Eğer yaptırımlar gerçekten de Rusya-Çin ikilisince sulandırılmazsa- ki öyle olmayacağına dair güçlü bir belirti şimdi var- o zaman Molla rejimi ciddi ekonomik sıkıntılarla boğuşabilir; zaten problem yaşıyorlar da. Bu durumda Kürt siyasiler doğu yakasını da monitör altına almak zorundalar.
Kürt milletinin son kırk yıldır başına bela o garip sol zevzeklikler, tüm gücüyle doğu yakasında varlığını muhafaza ediyor galiba; gerçi ayni durum bizde daha berbat, kimi kime şikâyet ediyor, uyarıyorum o da ayrı bir konu ya!
Doğuda siyasi hareketlilik ivme kazanabilir; bunu, Tahran mahreçli siyasi çalkantılar daha bir nitelikli güzergâha doğru tetikleyebilir. O zaman merak ederim, acaba Erbil ne yapacak?
İmralı’yı zaten biliyoruz da…
Saygılar
29/09/2009












