“Gezi Parkı Hareketi” Nedir, Ne Değildir?

alatirkShiraz Minas

Gezi Parkı Hareketi, elitist bir topluluğun kendi yaşam alanını korumak maksadıyla başlamış ama polisin saldırısıyla birlikte, bu hareket kitlesel bir hal almakla kalmamış, başka bir hesaplaşmanın da alanına dönüşmüştür.

Bunun da ötesinde, Gezi Parkı Hareketi, başlangıçtakinin aksine oldukça çok parçalı bir karaktere sahip olmuştur.

Mesela başlangıçta hareketin maksadı, belirli bir zümrenin yaşam alanını korumak iken, daha sonraki süreçte hareket birden fazla maksada sahip bir hal almıştır.

Gelelim hareketin ne olup, ne olmadığına.

Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesini ve bu alana alışveriş merkezi yapılmasını engellemek maksadıyla başlayan hareket, bir kaç gün sonra hem bu hareketi örgütleyenlerin tasavvur ettikleri sınırı, hem de hükümetin hazırlıklı olduğu sınırını aşan bir hal aldı.

Gezi Parkı’ndaki yeşil alana müdahale edilmesine karşı barışçıl gösteri yapan bir grup insanın pasif tepki göstermesiyle başlayan süreç, kısa sürede bu sürece destek veren popüler beyazperde ve ekran oyuncuları ve müzik gruplarının desteğini de alarak büyümeye başladı. Tam da bu aşamada devlet güçlerinin eylemcilere oldukça sert müdahalesiyle, tabiri caizse ok yaydan çıkmış oldu.

Taksim’deki eylemi başlatanlar yoksullar değil, Beyoğlu’nun müdavimi orta halli çocuklardır.

Maksatları ise, kendi yaşam alanları olarak kabul ettikleri Gezi Parkı’nı korumaktı. Daha sonra devreye siyasi rantçılar girdi ve sonra da düğmeye basılmış gibi AKP’den muzdarip herkes sokağa indi.

Ve sonuçta hükümet Gezi Parkı’na ilişkin projesini askıya almış olsa da, Gezi Parkı merkezli başlayan hareket, hem Gezi Parkı’nın, hem de İstanbul’un sınırlarını aşmış, AKP’nin olmasa da, Tayyip Erdoğan’ın kaderini belirlemeye endeksli bir harekete dönüştü.

Gezi Parkı Hareketi’nin Karakteri Üzerine

Hareket devlet ya da sistem düşmanı değil, AKP düşmanı bir karaktere sahiptir. Gezi Parkı polis tarafından boşaltıldıktan sonra bu hareketin boykot hareketine dönüşmesinden yola çıkacak olsak bile, hareketin asıl maksadının AKP ve AKP’nin temsil ettiği bütün alanlar olduğunu pekala görebiliriz. Zira boykot edilen bir bütün olarak tüketimin kendisi ya da kapitalist şirketler değil, AKP ile arası iyi olan ve İslami tandanslı şirketlerdir.

Bu durumu Boykotçuların çağrısında da görmek mümkündür. Zira Boykot edilmesi istenilen şirketler: A101 MARKET, ALBARAKA, ASSAN GALVANİZ SANAYİ, ASYA FİNANS (GİZLİ FAİZCİ), ATASAY KUYUMCULUK, AYTAÇ ETLİ MAMULLER, BANK ASYA, BAHAR PASTANELERİ, BİM, BOYDAK GRUBU, COŞKUN GIDA ÜRÜNLERİ, İHLAS HOLDİNG, TÜRKİYE HASTANESİ, ULUDAĞ KEBAP, UZAY GIDA ve ÜLKER GIDA GRUBU vb. şirketlerdir.

Evet, boykotçuların çağrısından da anlaşılacağı gibi, Gezi Parkı Hareketi, AKP ve AKP iktidarı döneminde pazar hakimiyeti artan İslami tandanslı şirketler karşıtı bir harekettir. Başlangıçta hareketin maksadı tam olarak bu değilse de, zamanla hareket buna dönüşmüştür.

En önemlisi de, iddia edildiği gibi, toplumsal bir karakter taşımamaktadır. Zira sınıflı ve çok parçalı toplumlarda ancak istisnai hareketler toplumsal hareket olarak tanımlanabilir.

Dolayısıyla da ortaya çıkan ve nüfusun belirli bir kısmını ya da önemli bir çoğunluğunu kapsayan her hareketi Toplumsal hareket olarak tanımlamak doğru değildir. Bunun yerine, ortaya çıkan her hareketi doğrudan özne ya da talep ettikleri üzerinden tanımlamak daha doğrudur.

Gezi Parkı Hareketi toplumsal bir hareket olmadığı gibi, yoksulların ve sistemin ötekileştirdiği asıl ötekilerin hareketi de değildir. Elbette ki bu hareketin içinde yoksullar da var idi, ama bu yoksulların hareketin içinde yer alma nedenleri kendileri değildi.

Örneğin bu hareketin içinde Kürtler de var idi, ama bu hareket Kürtleri ifade eden bir hareket değildi. Kürtler bu harekete katan şey, sisteme duydukları öfke ve bu öfkenin neden olduğu dayanışma hissidir. Hareketin içinde eşcinseller, “fahişeler” ve “sokak çocukları” da var idi, ama bu hareket bunları ifade eden bir hareket  değildi.

Gezi Parkı Hareketi’ni başlatan marjinal bir kesim olsa da, hareket kısa bir süre sonra AKP ile arasında kan davası olan ulusalcıların, TÜSİAD gibi, eski paradigma üzerinden sahip oldukları ayrıcalıklı durumu yitiren kesimlerin, başkanı hapse atılan Fenerbahçelilerin, AKP’yi İslami harekete ihanet etmekle suçlayan Müslüman kesimlerin, AKP tarafından horlanan ya da alanları daraltılan tiyatrocuların, sinema ve dizi sektörü çalışanlarının öfkesine dönüşmüştür.

Hareketin içinde sosyalistlerin, anarşistlerin, Kürtlerin, yoksulların, kadın hareketinin, çevreci hareketin ve eşcinsellerin yer almış olması, ne hareketin seyri üzerinde, ne de karakteri üzerinde bir etki yapamamıştır.

Özcesi; Gezi Parkı Hareketi, daha ilk günleri itibariyle sistemin yeni sahipleri ve bu yeni paradigma üzerinden ayrıcalıklı kılınan kesimleri ile eski sistemin ayrıcalıklı olanları ve ayrıcalıklı kılınanları arasındaki bir hesaplaşmanın hareketine dönüşmüştür.

Hareketin kendisi başladığı noktada kalmamış olsa da, başından beri bu hareketin değişmeyen yanları mevcuttu ve bu yanlarını başından sonuna kadar muhafaza etmiştir. Örneğin bu hareket, daha en başında da Kemalist bir arka plana sahipti, bugün de Kemalist bir arka plana sahiptir.

Bu hareket, talepleri bakımından en başında da elitis idi ve hep öyle de kalmıştır.

Hareketi başlatanlar elitistler olmuştu ama daha sonraki süreçte harekete yoksullar ve Kürtler de katıldı, ama buna rağmen hareket, ne Kürtlerin, ne de yoksulların taleplerini kendi talepleri olarak kabul edip sahip çıkmamıştır.

Gezi Parkı Hareketi’nin bir başka karakteristik özelliği ise, iki yüzlü oluşudur. Örneğin yoksul Kürt çocukları Beyoğlu’nun bir çok mekanına, Cezayir Sokağı gibi açık alanlara sokulmazken, bu insanların da bu alanlara girebilme hakkı için ses etmeyen bu iki yüzlü topluluk, kendi alanları daraldığında kızılca kıyamet koparabilmiştir.

Kürdistan ateşe verilirken ses etmeyen bu topluluk, bir parkı korumak için günlerden beri savaş verebilmiştir. İşçi semtlerinde her gün betonlaşma artıp, bahçeli gecekondular yerini koca beton bloklara bırakırken, Gezi Parkı militanları bu durumu gündem bile etme gereği duymamıştır.

Gezi Parkı Hareketi’nin 68 Hareketi ile Benzeştirilmesi Üzerine

Doğrudur, 68 Hareketi ile Gezi Parkı Hareketi arasında çok önemli ortaklıklar mevcuttur. Ama bu durum, 68 kuşağından Ertuğrul Kürkçü gibi şahsiyetlerin ifade ettikleri gibi olumlu bir durum değildir.

Zira 68 Hareketi, hiç de Ertuğrul Kürkçü ve diğerlerinin ifade ettikleri gibi devrimci olmadığı gibi, resmi paradigma ve sistem düşmanı bir hareket de değildi.

Bütün dünyada 68 Hareketi resmi paradigmayı ve topluma egemen olan geleneksel değerleri sorgulayıp yerle bir ederken, bir tek Türkiye’deki 68 Hareketi, cumhuriyetin resmi paradigmasını ve topluma egemen olan geleneksel değerleri savunmuş ve bunlara güç vermiştir.

68 Hareketi ile Gezi Parkı Hareketi arasındaki en önemli ve belirleyici ortaklık ise, her ikisinin de TC’nin geleneksel retoriği ve paradigması (cumhuriyetçilik, misak -i millicilik, ulusalcılık vb. değerler) ile olan bağıdır.

Gezi Parkı Hareketi, Bu Coğrafyada Ortaya çıkmış İlk Kitle Hareketi midir?

 

Tarih üreticilerinin bir iddiası da budur. “Bu hareketin bir ilk olduğunu ve bu anlamıyla da tarihsel bir öneme sahip olduğunu” vaaz etmektedirler.

Peki, bu doğru mudur? Elbette ki hayır. Son elli yıllık tarihe bakacak olursak, bu coğrafyada devasa kitle hareketlerinin vuku bulduğunu pekala görebiliriz. Örneğin 60’lı yıllarda TİP’i meclise taşıyan ve yine aynı şekilde, 12 Mart Darbesi’ni yapanların gerekçe olarak gösterdikleri 68 Hareketi bunun bir örneğidir.

Örneğin 70’li yıllara damgasını vuran ve yine aynı şekilde 12 Eylül Askeri Darbesi’ni yapanlar tarafından bir darbe gerekçesi olarak kullanılan devasa kitle hareketleri de bir başka örnektir.

Örneğin Kürt hareketi, özellikle 90’lı yıllar itibariyle devasa bir kitle hareketi olarak alanlara inmiş ve bu tarih itibariyle neredeyse hiç bir vakit alanları terk etmemiştir.

Örneğin İslami hareket, özellikle 90’lı yıllarda hiç de azımsanmayacak bir güç olarak alanlara inmiş ve resmi paradigmayla çatışmıştır.

Hayır, bir kitle hareketi olarak Gezi Parkı Hareketi bir ilk değildir. İlk olan, burjuvazinin en azından bir kesiminin ve orta sınıfların ilk kez bir güç olarak alanlara inip, mevcut olan iktidara kafa tutmuş olmasıdır. Benzer bir hareket 60’lı yılların ikinci yarısında da ortaya çıkmıştı ama bu derece kitleselleşememişti.

Özcesi; “Gezi Parkı Hareketi’nin kitlesel bir hareket olması bakımından bir ilk olduğu” yönündeki iddia bir söylence olmaktan başka bir şey ifade etmemektedir.

Gezi Parkı Hareketi Karşısında Devrimci Hareketin Tutumu Üzerine

Gezi Parkı Hareketi, devrimci hareketin neredeyse bütün sektörleri açısında tam bir utanç vesilesi olmuştur. Zira devrimci hareket hem bu hareket tarafından belirlenmiş, hem de bu hareketin ideolojik ve politik kontrolünü elinde tutan ulusalcı hareketin hesabına bir işlev görmüştür.

Gezi Parkı Hareketi sürecince devrimci hareket ya politik ve stratejik bir hedeften yoksun bir biçimde hareket etmiş ya da “işçi emekçi hükümeti” türünden, hiç de duruma uygun olmayan önermelerde bulunmuştur.

Peki, devrimci hareket Gezi Parkı Hareketi sürecinde yar almalı mıydı, yoksa bu harekete ilgisiz mi kalmalıydı?

Gezi Parkı Hareketi, elitist bir grubun hareketi olmaktan çıkıp da, Kürtleri ve yoksulları da bir ölçüde harekete geçirdiği andan itibaren devrimci hareketin bu sürecin dışında kalması mümkün olamazdı. Zaten devrimci hareket de bu sürecin dışında kalamadı. Ama devrimci hareketin bu süreçte yer alması hiç de doğru bir anlamda olmamıştır.

Devrimci hareketin Gezi Parkı Hareketi içinde yer alması gerekirdi ama bu hareketin bir parçası olmak ve bu  hareketin maksadına hizmet etmek için değil.

Zira devrimci hareketin varoluş maksadı, ortaya çıkan hareketlerin bir parçası olmak değil, bu hareketler üzerinde etki yaratmak ve bunları doğru siyasal hedeflere yöneltmektir.

Dolayısıyla da Devrimci hareketin yapması gereken, Gezi Parkı Hareketi’ne sonradan dahil olan yoksulları ve Kürtleri, Gezi Parkı Hareketi’nin taleplerinden bağımsızlaştırarak, onları kendi talepleri ekseninde mücadele etmeye kazanmak olmalıydı.

Devrimci hareket bunu yapmak yerine, Gezi Parkı Hareketi ile birlikte “tarihin yeniden yazıldığını” ileri sürecek kadar bir toyluk göstermiş, dahası bu hareketin “devrimci sonuçlara” yol açacağını düşünecek derecede ham hayallere kapılmıştır.

Sonsöz Yerine

 

Gezi Parkı Hareketi boyunca bir yığın teori üretildi ve bu hareket üzerinden her kesim adeta kendi hayalini gerçekleştirmeye kalkıştı. Ama bu hareketin, gerek dinamikleri bakımından, gerek hedefledikleri bakımından, gerekse de objektif koşullar nedeniyle, bu hareket üzerinden herhangi bir kesimin zafer kazanabilmesi mümkün değildi.

Eğer AKP’ye karşı askeri bir darbe yapılması düşünülüyor olsaydı ve ABD bu darbe planına, tıpkı Mısır’daki Müslüman Kardeşler iktidarına karşı yapılan darbede olduğu onay vermiş olsaydı, işte o vakit Gezi Parkı Hareketi bu darbeyi yapmak isteyenlerin stratejik maksadına pekala hizmet edebilirdi.

Bunun dışında, bu hareket üzerinden ne Kürtlerin (ki, Kürtlerin bu tür bir hesabı yoktur), ne ulusalcıların, ne de devrimci hareketin stratejik maksatlarını gerçekleştirebilmeleri mümkün değildi.

Bu hareketin dinamikleri bir yana, objektif koşulların tamamıyla AKP hükümetinden yana olması bile, Gezi Parkı Hareketi üzerinden bir başka hareketin geliştirilip başarılı kılınmasının önünü kesmeye yeterliydi.

Özcesi, Gezi Parkı Hareketi, kalıcı hiç bir sonuca yol açmadığı gibi, bundan sonra ortaya çıkabilecek yeni kitle hareketlerine de bir tecrübe bırakabilecek bir potansiyele ulaşamamıştır.

Gezi Parkı Hareketi, toplumsal mücadeleler tarihine bir şey katamayacak kadar toplumsal olmaktan uzaktı ve olabildiğince de apolitik bir hareket idi.

Bu hareketten olsa olsa bolca mizah ve küfür üretilmiştir, bundan sonra da olacak olan budur.

Gerek Gezi Parkı Hareketi’nden, gerekse de başka coğrafyalarda cereyan eden bu tür hareketlerden çıkarılması gereken en önemli ders ise şudur: Sistem karşıtı stratejik bir hedefi olmayan bu tür hareketler, nihayetinde sistem içi hesaplaşmaların ya da sistemin yeniden yapılandırılmasının aracına dönüşürler. Bunun en son örneği, “Arap Baharı” olarak adlandırılan hareket olmuştur.

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e