“Yanlış hesap Şam’dan dönerken!”

Suriye’deki durumla ilgili Fikret Başkaya’yla söyleşi.

Hakan Mertcan:        

1- Suriye’de muhalefetin gerçek bir muhalefet olmadığını yazdınız. Suriye’de geniş bir muhalefet yelpazesi bulunduğu biliniyor. Bu süreçte, yani emperyalizmin saldırılarının üst düzeyde olduğu günlerde, çeşitli sol- demokrat ve seküler güçlerin olduğu Suriye muhalefetini tek bir potada değerlendirebilir miyiz? Eğer hayır ise, bize Suriye muhalefetini çeşitli kesimleriyle birlikte değerlendirebilir misiniz?

 Fikret Başkaya:

Suriye’de az-çok her ülkede olduğu gibi bir muhalefet var. Bu muhalefet daha özgürlükçü, daha demokrat, daha sosyal bir Suriye istiyor. Bir de emperyalizm hesabına ülkenin çökertilmesi, bölünüp-parçalanması için kan dökenler, katliamlar yapanlar, insanlık suçu işleyenler var. İşte kolonyalist/emperyalist NATO’cu ittifakın, bölgedeki pro- amerikan, pro-siyonist gerici Arap monarşilerinin ve Türkiye’nin “Suriye muhalefeti” dediği bunlar. Desteklenenler bunlar… “Özgürlük ve demokrasi savaşcısı” dedikleri bunlar. Elbette içerde de fanatik dinci bir muhalefet var ama hareketin omurgasını dışardan ülkeye sızan, Afganistan’da, Irak’da, Libya’da savaş deneyimi edinmiş unsurlar oluşturuyor. Bunlara emperyalist cephenin, Siyonist İsrail’in, Türkiye’nin ve bölge monarşilerinin ülkeyi çökertme ve parçalama planının taşeronları demek mümkündür. Yani paralı askerler… Kabaca söylersek, bunların dışında çok geniş bir muhalefet cephesi var ki, bunlar seküler unsurlar: Sosyalistler, komünistler, demokratlar, libareller, ülkenin seküler yapısını korumak isteyen geniş halk kesimleri … Bu geniş yelpazede yer alanlar emperyalizmin rejimi çökertme planına şiddetle karşı çıkıyorlar. Afganistan’da, Irak’da, Libya’ya olup bitenleri çok iyi biliyorlar. Saldırı koalisyonunun asıl niyetleri konusunda kafalar net… Dolayısıyla iki şey: Birincisi, bir tek muhalefet cephesi yok ve ikincisi, rejimi yıkıp, etnik ve mezhep temellli fanatik bir islâmî rejim kurmak isteyen dış destekli unsurları bilinen anlamda iç-muhalefet saymak mümkün değil. Emperyalizmin, dışarının taşeronlarına muhalefet demek uygun mudur?

Hakan Mertcan

2- Emperyalist merkezler retorik bağlamında Suriye müdahalesine istekli görünüyor, fakat reel durum itibariyle bunu pek de başarabilecek durumda değiller gibi. Fakat Türkiye tüm sıkıntılarına karşın sıcak bir çatışmaya istekli görünüyor, aceba bunun gerisinde yatan saikler nelerdir; Türkiye’yi böyle bir savaşa iten ne gibi nedenler vardır, bunları açıklayabilir misiniz?

Fikret Başkaya:

2001’de New York ve Washington’a yönelik suikast girişiminin hemen ardından, dönemin neocon yönetimi yedi ülkeyi çökertme kararı almıştı: Afganistan, İran, Irak, Suriye, Libya, Somali ve Sudan. Ve işe Afganistan’dan başladılar. Sonra Irak ve Libya çökertildi. Şimdi sırada İran var ama İran’a giden yol Suriyeden geçiyor. Zira, Suriye çökertilirse bu İran’ı saldırıya açık hale getirecek. Suriye’nin etkisizleştirilmesi, Hizbullahın da etkisizleştirilmesi demek. Tabii İran’ın ve Suriye’nin çökertilmesini en çok isteyen Siyonist İsrail… Zira, siyonist kolonizasyona ve emperyalizme direnen bu ikisi ve Hizbullah. Fakat ilginç bir durum ortaya çıkmış görünüyor. Başka türlü söylersek, Suriye’de kayaya çarptılar. Bir kere Suriye halkının büyük çoğunluğu rejimi savunmaya hazır. İkincisi, İran Suriye’ye tam destek veriyor. Suriye Libya gibi tecrit edilmiş bir ülke değil. Nitekim Seul dönüşü İran’a uğrayan Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğn’a Ayetullah Ali Hameney’in, gayet net bir dille: “Suriye’ye bir saldırı halinde seyirci kalmayız” dediği söyleniyor. Dolayısıyla Suriye etrafında İran, Irak, Lübnan Hizbullah’ından oluşan bölgesel bir ittifak oluşmuş durumda.

“Köpeksiz köyde değneksiz gezme” dönemi kapanıyor…

Suriye, Rusya Federasyonu tarafından eksiksiz destekleniyor [jeopolitik, jeostratejik ve ekonomik/ticari, vb. nedenlerle tabii…]. Şu an itibariyle Ruslar Suriye’ye çok sofistike bir hava savunma sistemi kurmuş durumdalar ve onbinlerce Rus askeri ve teknisyeni Suriyede bulunuyor. Dolayısıyla muhtemel bir hava harekâtı artık başka yerlerde olduğu gibi kolay değil. Bu, hava saldırılarının başarı şansını azaltıcı bir şey. Zaten kara harekatının da başarılı olması mümkün değil… Amerika’dan, Fransa’dan, İngiltere’den, vb. gelen askerin orada başarılı olması zor… Fakat asıl “yeni unsur” BRICS denilen [ Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika] ülkeler grubunun politik sahneye çıkmasıyla ilgili… Bu beşli Suriye ve İran’a muhtemel bir saldırıya karşı çıkıyor… Bunlar dünya nüfüsünün %45’ini, dünya GSYH’sinin de yaklaşık %25’ini temsil ediyorlar… Tabii bunlara bazı Latin Amerika ülkelerini de [Venezüelle, Bolivya, Ekvator, belki Şili…] dahil etmek gerekir. Böyle bir tablonunu varlığı demek, 2012 yılı itibariyle Sovyet sisteminin çöktüğü 1989-1990 sonrasının “kutupsuz’ döneminin kapanması demek… Bu da artık “köpeksiz köyde değneksiz dolaşmanın” mümkün olmaması demektir… Emperyalist cephenin reel olarak isteksiz ama retorik planda istekli görünmesi asıl bu durumla ilgili. Tabii her biri kendilerince bir “gerekçe” uydurarak şu aşamada sıcak bir çatışmadan uzak duruyorlar… Durum böyle olsa da asla bu işten vazgeçmiş değiller… Şimdi aynı Irak’da olduğu gibi ülkeyi zayflatıp içerden çökertme planı yürüyor… Irak ikinci saldırı öncesinde ambargo, ve “yaptırımlarla” zayıflatılmıştı…

Türkiye’nin durumuna gelince, Türkiye’den söz ederken onun bir NATO ülkesi olduğunu akıldan hiç çıkarmamak gerekir. Normal koşullarda Türkiye’nin bölge devletleri karşısında “düzgün” tavır alması zaten mümkün değildir. Zira ait olduğu, dahil olduğu pakt bir saldırı paktıdır… NATO’cu cephe Türkiye’ye “ şimdilik Suriye’ye biz giremiyoruz sen gir” diyorlar. Fakat Türkiye’nin saldırı konusunda bu kadar hevesli ve aceleci davranmasının başka nedenleri de var… İran’ın bölgesel etkinliğinden rahatsız. İran’a karşı pro-siyonist Arap monarşileriyle bir Sünni cephe oluşturma peşinde… Hem Siyonist İsraille ‘kavga ediyor’ görünüyor hem başlıca amacı siyonist rejimi korumak olan Radar sistemini NATO istiyor diye Malatya’ya kurdurtuyor… Türkiye emperyalist saldırıyı çantada keklik olarak görüyordu… Asıl aktörlerler geri çekilince şaşkına döndü. Zira başta hesap Beşar Esad’ın gitmesine, gitmezse zorla gönderilmesine, bu amaçla da silahlı çetelerin desteklenmesine ve askeri müdahaleye endeksliydi. Türkiye’nin rahatsızlığının ve şaşkınlığının nedeni yarı yolda bırakılmış olmaktan kaynaklanıyor ve tabii Suriye politikası tam bir iflas… Hem siyonistlerle ve gerisindeki emperyalistlerle, hem de bölge ülkeleriyle dost olmak mümkün değildir… Hem o, hem öteki olmaz… Ya o, ya öteki olur… Türkiye’nin son 50-60 yıllık tarihine bak: Ne zaman bölge halkları emperyalizmle yüz yüze gelse, Türkiye daima emperyalistlerin safında yer almıştır ve maalesef garp cephesinde yeni bir şey yok… NATO’cu Türkiye başka türlü yapabilir miydi?

Hakan Mertcan:

3-    Milliyetçiliklere karşı olan biri olarak Arap milliyetçiliğinin en önemli temsilcisi olan Baas’ı Suriye özelinde nasıl değerlendirmektesiniz?

Fikret Başkaya:

Baascılık başlarda iyi bir rotada ilerliyordu. Zamanla başlangıçtaki amaca ve varlık nedenine yabancılaştı. Tuhaf bir otokrasiye dönüştü. Tüm olumsuzluklarına rağmen Siyonist yayılmaya ve emperyalizme karşı direnen, Filistin halkının haklı mücadelesinde onu her koşulda destekleyen bir rejim olarak kaldı. Bağlantısız ülkelerin bir bileşeniydi… Başlarda Arap uyanışının ve Arap ulusal bilincinin oluşmasında önemli bir işlev gördü… Emperyalizmin hedefinde oluşu bir tesadüf değildir… Arap ulusunun bütünlüğünü sağlamak son derece olumlu bir şeydir ve bunu kavramın olumsuz anlamında milliyetçilik saymak yanlış olur. Eğer Arap ulusu parcalanmamış, bölünmemiş olsaydı, orası Siyonistler ve emperyalistler için yol geçen hanı olur muydu? Onun için neden söz edildiğini bilmek gerekir… Aksi halde bebeği leğendeki kirli su ile birlikte atmak gibi bir saçmalık kaçınılmazdır…

Hakan Mertcan:

4- Bir Marksistin herhangi bir devleti desteklemesi güç olsa gerek. Fakat reel politika açısından bazen bunun mümkün olduğunu görmekteyiz. İçinden geçtiğimiz konjonktürde, bir Maksistin tüm olumsuzluklarına rağmen, Esad rejimini desteklemesini nasıl değerlendirirsiniz?

Fikret Başkaya:

Suriye’ye yönelik emperyalist, siyonist ve pro-siyonist rejimlerin, NATO’cu kutsal ittifakın saldırısına karşı çıkmak, Suriye devletinin değil, orada yaşayan halkların, Suriye ulusunun safında yer almak demektir. Emperyalist saldırı karşısında tavır almak demek, Suriye’nin parçalanmasına, bölünmesine, ufalanmasına, etnik ve mezhep temelli, akşamdan sabaha birlirleriyle boğazlaşan düşman topluluklar haline getirilmesine, emperyalizmin bölgeye daha fazla sokulmasına karşı çıkmaktır. Suriye ulusunun bütünlüğünü kim neden istemiyor? Eğer Suriye halkının çoğunluğu mevcut rejimin devamından yanaysa, siz onlara devletinizi bırakın emperyalistlerin oyununa dahil olun mu diyeceksiniz? Şahsen Emperyalistlerin Irak’a, Afganistan’a, Libya’ya, Sudan’a, Somali’ye… saldırdığında hep açıkça karşı çıktım. Ne yapmalıydım. Oralardaki rejimler kötü, öyleyse emperyalist katiller hoş geldi, saf geldi mi diyecektim… Eğer Suriye halkının, Suriye ulusunun rejimle bir derdi varsa, o orada yaşayan halkın sorunudur. Bize demokratik, ilerici, sosyalist, komunist, anti-kapitalist muhalefeti imkânlarımız ölçüsünde desteklemek düşer ama eger ülkeyi bölüp parçalama amaçlı kolonyalist/emperyalist bir saldırı söz konusuyla, hiç bir tereddüde mahlâl olmadan açıkça kolonyalist/emperyalist/siyonist haydutların karşısına dikilmek gerekir. Aksi halde etik/entellektüel tutarlılığınızı kaybedersiniz… Bir marksist olarak bu konudaki düşüncem budur. Eğer benzer bir saldırı kendi ülkem için geçerli olsaydı nasıl bir tavır alırdım. Açıkça emperyalist saldırıya karşı çıkardım. Her zaman çıktığım gibi… Emperyalizme karşı çıkmadan kapitalizmle mücadele mümkün müdür? Emperyalizme karşı çıkmak dolaylı olarak devleti desteklemek demeye mi gelir? Neoliberal soytarıların dediğinin aksine, henüz devletler de uluslar da bir vakıa… Bunları yok saymanın ne alemi var?

Hakan Mertcan:

5. O halde bu durum karşısında ne yapmak, nasıl bir tavır ortaya koymak gerekiyor?

Fikret Başkaya

“Ben Suriye’ye yönelik emperyalist komploya karşıyım” demekle karşı olunmaz… Vicdanını rahatlatırsın ama bunun bir kıymet-i harbiyesi olmaz… Oturduğun yerde karşı olduğunu söylemenin bir karşlığı olur mu? Onun için konferanslar, paneller, açık oturumlar, yayınlar, bildiriler, mitingler, el ilanları, telgraf ve mail, v.b. ve bir şekilde tepkiyi açıga vurmak gerekir. Zira, açık saldırı savaşı şimdilik yakın gündemin dışında olsa da, iç kargaşayı ve terörü tırmandırarak, “yaptırımlarla”, “insânî yardımlarla” ülkeyi zayıflatma ve çökertme planı yürürlükte… Bu lânetli oyunu bozmak, emperyalist komployu boşa çıkarmak bizim irademiz dışında bir şey olmadığına göre…

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e