Primattan modern insan – Nevzat Çapkın

İnsanın biyo-kültürel evrimini inceleyen bilim dalı olan antropoloji, sözcük anlamı; “anthropos” (insan) ve “logos” (bilim) sözcüklerinin birleşiminden oluşur. Antropoloji insanın biyolojik ve kültürel çeşitliliğini bütüncül bir yaklaşımla inceler. İnsanın biyolojik yönünü ön plana çıkardığımızda onu tanımlamakta, geçmişimizle ilgili sırları artık DNA adının verildiği molekül içinde aramaya başlarız. Bu sayede insanın uzak atalarının Afrika’da türemiş olduğu, mevcut bilimsel araştırmalarla kesinleşmiştir.

Asya ve Afrika iri primatları ile insan üzerinde gerçekleştirilen genom çalışmaları sayesinde 4 tür (goril, şempanze, orangutan ve insan) arasındaki DNA uzaklıkları belirlenmiş oldu. Şempanze ile insan arasındaki farklılık derecesi şaşılacak derecede küçüktü. Moleküler saat geriye doğru işletilmek suretiyle, insan ve şempanzenin aşağı yukarı 5 milyon yıl öncesinde ayrılarak farklı birer evrim çizgisi izledikleri ortaya kondu. Evrim kuramı bir türün bir başka tür içinde tükendiği şeklinde yorumlanmamalı.

Bu, insan türü şempanze türünden doğmamış anlamına gelir. Ancak insan ve şempanze yeryüzünde aynı zaman dilimi içinde yaşamaktadır. Bu iki türün cinslerinin olduğu gibi aileleri de farklıdır. Dolayısıyla insan maymundan geldi söylemi bilimsel açıdan hatalıdır. Yanlışlık önce maymun sözcüğünün kullanılmasından kaynaklanmaktadır. İnsan ve şempanze primat takımının birer üyesidir. Bu takım içinde elliye yakın cins ve en az 200 de tür vardır. Bunların her biri sahip oldukları bazı ortak biyolojik özelliklere rağmen davranışsal, fizyolojik ve anatomik ayrıntılarıyla büyük bir çeşitlilik gösterir. Darwin’i yanlış anlamamız da bu noktada başlıyor. Şempanze ve insanın dahil olduğu aileler, aşağı yukarı 7. milyon yıldan bu yana bağımsız ve ayrışık evrim süreçlerini izledi. Ortaklığımız sadece üst aile düzeyinde üçüncü zamanın miyosen zaman dilimi içinde sınırlı kaldı.

Ailemiz tarih sahnesindeki yerini geç miyosen çağda (takriben 6 milyon yıl önce) alırken birçok cins ve tür farklı iklimler ve geniş bir coğrafyada karşımıza çıkıyor. Ailemizin ilk temsilcileri Afrika’nın doğu ve kuzeydoğusundaki ormanlık alanlara etkin bir uyum gerçekleştirmiş Hominidlerdi. Bu türün yaşadığı bölge, günümüzde tüm su kaynakları kurumuş ve çölleşmiş bir haldedir. Bugünkü bilgilerimiz “Avustralopikus” adı verilen insanların Afrika’da, özellikle Kenya, Etiyopya, Çad, Tanzanya’yı içine alan geniş bir alan ile 4,5 milyon yıl öncesinde ortaya çıktığını doğrulamaktadır. Bunların yaklaşık 1 milyon yıl öncesine kadar Afrika’da yaşamlarını sürdürdükleri, daha sonra da tarih sahnesinden silinip gittikleri, yerlerini ise bir süre aynı coğrafi ortamı paylaştıkları ve gerçek atalarımız sayılan Homo çizgisindeki formlara bıraktıkları bilinmektedir.

İnsansılar tropik ya da yarı tropik bir iklim dışında iklim tanımamışlardır. Mutlaka su kaynaklarına yakın yerleri tercih ediyorlarmış. Doğu Afrika çok ilginç bir jeolitik oluşum ile tanınır. Kıtada kuzeyden güneye doğru uzanan ve Rif adı verilen büyük bir tektonik çöküntü bulunmaktadır. Rif çöküntü sistemi çok eskiye dayanan bir tektonik oluşumdur. Bu 4000 kilometrelik uzun çöküntü alanında, insansıların ilk yazgısı belirlenmiştir. Bu doğal barınak boyunca milyonlarca yıl öncesinde, sayısız göl ve akarsu vardır. Rif vadisi bugünkü Kenya sınırları içindedir ve eskiden zengin bir bitki örtüsüne sahip olduğu anlaşılmıştır.

Bir zamanlar insansı atalarımıza hayat veren göl ve nehir gibi su kaynaklarının büyük bir bölümünden geriye sadece yüzlerce metre kalınlığında tortusal depolar ve sekiler, bir de o çağlarda aktif durumda olan yanardağların püskürttüğü kalın tüf tabakaları kalmıştır. Volkanik faaliyetlerden geriye kalan küller radyometrik tarihleme yapma olanağı vermektedir. Bu küller insansı fosillerini “adeta bir yorgan gibi örtmüştür.”

Afrika’da geç miyosen ve poliojen dönemle yaşıt çok ilkel görünümlü “Hominidler”in son yıllarda bilim dünyasına kazandırılmasıyla ailemizin kökeni ve evrimi hakkında görüşlerimizde köklü değişiklikler olmuştur. Avustralopitekuslar kaba ve narin yapılı olmak üzere iki temel gruba ayrılır. 4 milyon yıl boyunca doğu ve güney Afrika’da yaşamış bu insansıların son yıllardaki değerli buluntularla beraber, bilinçdışından çok daha fazla türsel çeşitlilik gösterdiği farklı davranış örüntüleri ve anatomik özelliklere sahip oldukları anlaşılmıştır. Hiç kuşkusuz bu türler içerisinde biri “Homo” adı verildiği insana giden evrimsel çizgiyi oluşturdu. Diğerleri yok oldu. Bütün bu tespitlerin çoğunun bulunduğu fosillerde “diş” önemli bir rol oynamıştır. İnsanlaşma sürecinde en hızlı değişime uğrayan organ diştir.

2 milyon yıl öncesinde kendi soyumuzu doğrudan bağlayabileceğimiz bir atamız oldu. Doğu Afrika’da Tanzanya’nın Büyük Rift Vadisinde 1.8 milyon yıl öncesinde Hobilislerin yaşadığı bilinmektedir. Bu bölgede yürütülen kazılarda Homo hobilisin çok sayıda temsilcisi bulundu.

1.8 milyon yıl önce yine aynı bölgede Homo hobilislerin, hemen ardından cinsimizin 3. türü erektus tarih sahnesindeki yerini aldı. Aradan geçen yaklaşık 2000 yıl içinde insanoğlu artık modern insana uzanan biyokültürel evren çizgisinde epey mesafe katetmiştir. Homo erektus atamızın insansıların kaba yapıları ile alt prehistojenin sonlarında çağdaş oldukları ve doğu Afrika’da Turkana gölü çevresinde zamanımızdan 1.6 milyon yıl ila 1.3 milyon yıl önce yanyana yaşadıkları kazılar sonucu belirlenmiştir.

Homo erektus zaman ve mekân içerisinde çok büyük bir yayılma gösterir. Geniş bir coğrafi dağılım içinde karşımıza çıkan homo erektus o ölçüde de fiziksel çeşitliliğe sahiptir. Bazı araştırmacılara göre 1.5 milyon yıl öncesinde el baltası ağırlıklı bir taş endüstrisini geliştiren, yaptığı aletleri standart hale getiren insanoğlu, anavatanı Afrika’dan diğer kıtalara yayılmıştır.

Son yapılan araştırmalar, Java’daki homo erektus yerleşim bölgesinin en az Afrika’dakiler kadar eski olduğunu gösterirdi. Onların Afrika’dan başlayan büyük göçe katılmasında birçok neden var. Bunlarda su kaynakları ve çoraklaşan çevre belli etkenlerdir. Son yıllarda Gürcistan ve Türkiye’deki kazılarda ele geçen taş aletler ve fosil insan kemikleri, erektusların hangi güzergâhı izlediklerini açıkça göstermektedir. Bu durumda Afrika’dan ilk çıkışın tarihi 800 bin yıl eskiye ait. Afrika dışına çıkarken izledikleri ilk yol artık kesinleşti. Avrasya ve Anadolu. 1.8 milyon yıl önce ilk göçü gerçekleştirenlerin erektuslar olmadığı, hobilis düzeyinde atalarımız olduğu anlaşılmaktadır.

Homo erektusların Omo vadisinde 130 bin yıl öncesine kadar yaşadığı saptanmıştır. 1.7 milyon yıl öncesinde erektusların Çin’de varoldukları bilinmektedir. Her buzul çağı beraberinde iklim değişikliğini getirmiştir, birçok türlerin yokolmasına da neden olduğu gibi. Deniz seviyesinin yükselme ve alçalmasıyla kıyı şeritlerinde boşalmalar yaşanmıştır.

780 ile 127 bin yıl arasındaki zaman dilimi içinde iki insan türünün evrimleştiğine tanık olmaktayız. Bunlardan birisi “neandertal” diğeri bizim de dahil olduğumuz “homo sapiens”tir. Homo sapienslerin tümü aşağı yukarı 200 bin yıl önce evrimleşmeye başladı. Sapiens öncesi formlar artık tarih sahnesinden çekiliyor ve yerlerini hem kültürel hem anatomik yönde daha gelişmiş insanlara bırakıyordu. Homo sapiens adı verilen yepyeni bir insan türünün dönemi başlıyordu.

Neandertal bir başka homo sapiens grup olmasına rağmen onlar alet yapımı başaranlardır. Soğuk iklim altında hayvan derisinden çeşitli giysiler yaptığı, deri işlemeciliğinde oldukça uzmanlaştığı tahmin edilmektedir.

Ölülerini gömen ilk insan türü Neandertallardır. Neandertallarla birlikte yeni bir kültürel olay kendini gösterdi. Bu da öbür dünya kavramıdır. Bu insanlar ölülerini gömüyordu. 2. milyon yıl insanlık tarihinde ilk kez ölüsünü gömen bir topluluk karşımıza çıkıyor. Bunlara ait en az 50 mezar saptanmıştır. Neandertallarda süs eşyalarına rastlanmadığı dolayısıyla sanattan yoksun olduğu kabul ediliyor.

Birçok ilki gerçekleştiren Neandertallar neden yok oldular? Ortadoğuda yaşamış olan Neandertallar değil, homo sapiensler. Bunlar daha modern yapıyı simgeler. Neandertalların bin yıl önceye kadar yaşadıkları saptanmıştır.

Araştırmacılar modern görünümlü homo sapienslerin zamanla Avrupa içlerine yayılarak Neandertalların yaşadıkları bölgeleri işgal ettiğini, giderek onları bünyelerinde erittiklerini ileri sürerler. Hatta bazıları modern görünümlüler tarafından yenip bitirildiklerini söylemektedirler. Neandertalların modern insana doğru evrimleşme gösterdiklerine dair hiçbir bulgu yoktur. Tamamıyla yokolmuşlardır. Zaten DNA’larının az farklı çıktığı bilinmektedir. Neandertallar doğrudan atalarımız olmamıştır.

Sonuç olarak din neandertal, sanat ise homo sapiens diye adlandırılan kromasyon ile başladı diyebiliriz. Bu durum birçok yönüyle gelişme gösterirken bundan 12 bin yıl öncesinde Fırat-Dijle nehirleri boyunca sulak arazide avcılık ve toplayıcılık yaşam biçiminde Köy devrimi denilen neolitiği gerçekleştirmişlerdir.•

(Yaba Edebiyat 69. Sayı 2011)

yaba edebiyat 69. Sayı çikti!

Bu sayıda

Ortadoğu halklarının başkaldırısı yeni bir oluşumun yolunu açıyor. Statik – dikta rejimlere halkların artık tahammülünün kalmadığını gösteren bir harekettir bu. Ne yazık tüm devlet yapılarında diktatörlük kendini oluşturmuş ve korumuştur. Libya bu açıdan ilginç bir örnektir. Kaddafi, 40 yılı aşan süre içinde kendini sağlama almak için derin ve gizli gücünü oluşturmasına karşın artık son demini yaşıyor. Halk, ölümü göze alarak isyan ateşini yaktı. Bu isyanlar “Hayra alamet” görünüyor. Eğer emperyalist güçler bu noktada kendi çıkarları doğrultusunda müdahaleye girerlerse (çünkü harekete geçmiş görünüyorlar), halkın isyanı halk için olmaktan çıkar, yine bir yapay gücün altında hapsolur. Bu olasılık özellikle gelişmekte olan Ortadoğu halkları için olabilirliğini düşündürüyor. Umalım halk kendi isyanını yaratırken, kendi düzenini de yaratmış olsun.

Türkiye bu dalganın çok uzağında değil; 90 yıllık bir cumhuriyet deneyimi olsa da, anayasasında demokratik maddeler yer alsa da, halkı özgürleştiremediği için, istenen şekliyle çağdaş yapı oluşturamadığı için, halkları üzerinde baskı sistemini yürüttüğü için artık aklıselime yönelmelidir. Şimdiye dek her gelen hükümet baskıcı statükoyu kendine göre, “devleti koruma adına” az-çok kullandı.

Bugün Türkiye’nin de sancısı vardır. Çünkü tarih boyunca birlikte yürüdüğü bir halkı, Cumhuriyet döneminde safdışı bıraktı. Bu inkâr o halkın isyanına yol açtı. Kimliğini tanımadığı o halk Kürtlerdir. Bugün, otuz yıldır büyük acılara neden olan kanlı bir isyan vardır ve artık gerilimli bir bekleyiş içine girilmiştir. Bugünkü hükümet çözüm konusunda geçmiş hükümetler gibi direnmektedir.

Dergiyi basıma verirken, İsmail Beşikçi’nin Çağımızda Hukuk ve Toplum dergisinde yayınlanan ‘Ulusların kendi geleceğini tayin hakkı ve Kürtler’ başlıklı yazısında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçundan 1 yıl 3 ay ceza aldığını öğrendik. Derginin yazıişlerine de 16 bin 600 lira para cezası verilmiş.

Açık söylemek gerekirse; Türkiye fikir özgürlüğü yönünden gerçek bir Ortacağ yaşıyor. Bu geri kalmış hukuk yönünden Beşikçi’nin konumu Galileo Galilei’nin durumuna benziyor. Dünyanın döndüğünü söyleyen Galilei nasıl zindanlarda süründürüldü ve bilgin’in son son sözü; “Ne yaparsanız yapın, dünya yine de dönüyor” olduysa, Beşikçi de “Kürtler vardır” dedi, başına gelmedik kalmadı. Anlaşılan o ki, gerçek yerine oturacaktır ve “Siz ne yarsanız yapın, inkâr etseniz de, yok saysanız da Kürtler vardır” sözleriyle buluşmaktadır bu iki bilim adamı.

*

Elimizdeki sayının özel bölümün konusu Orhan Çaçan arkadaştan geldi. “Demokratik Modernite” Türkiye açısından bir öncü düşünce yapısıdır. Birçok aydınımızın henüz idrakında olmadığı bir konudur bu. Ne iyi ki bir ilki gerçekleştirmişken, çabamıza dönüp baktığımızda, dişe dokunur bir sayı ortaya koymuş olmaktan mutlu olduk. Birbirini izleyen yazılarda ciddi çalışmalar okuyacaksınız. Bu arada edebiyatı da safdışı bırakmadık elbet; şiirler, öyküler, deneme yazıları her zamanki gibi yerlerini alıyorlar.

Sizlere iyi okumalar diliyor, gelecek sayının sanat edebiyat hazırlığına başlıyoruz.

Esenlikle…

***

• YAZILAR:

İSMAİL BEŞİKÇİ Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te Batılılaşma – Aydınlanma

SAİT ÇETİNOĞLU Ortadoğu’nun dönüşümü

GÜN ZİLELİ Nil dervrimi günlüğü

RAGIP ZARAKOLU Bedreddin’in rüyası gerçek olsaydı keşke

YAŞAR ATAN Mısır’ın en varsıl kralı Rampsinit

CENGİZ YILDIRIM Tarih ve devrim

AYHAN KAVAK Demokratik modernite

ORHAN ÇAÇAN – HÜSAMETTİN YÜREK Kapitalist modernitenin ekonomik krizi

NEVZAT ÇAPKIN Primattan modern insana

HURŞİT ÇETİN Tekli evrensel modernite anlayışı

ECEVİT TURHAN Akılcılık

MAHMUT ABA Endüstriyalist modernite

NECMETTİN BELLİER Doğuşu kadar yıkılışı da felaket olan bir sistem:

Kapitalist modernite

NAVZAT ÇELİKOL Dünya sistemlerine dair görüşler hakkında birkaç söz

VEDİİ İLMEN Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra demokratik eylemler

TEKİN SÖNMEZ Kürtler, Türkler; ortak kullanım alanları ve yol ayrımları…

modern toplum, fantazya gibi bir boşanma öyküsü… parça parça… hem de bütün… fakat nereye kadar?..

AYDIN DOĞN ŞEREFNAME Eleştirisine cevap

NURİ KAYMAZ Bir isyanın anatomisi 86 yıl önce bir ayaklanma ve Şeyh Said

MELEK KOÇ Edebiyatın yorulmaz savaşçısı Kemal Tahir

MEHMET SELİM TÜRE Okuma-Yazma Uğraşısı Ve sorumlulukları üzerine bir deneme; Mitolojik bilgiden bilimsel bilgiye doğru; yolculukların en zoru… Kapalı metinler, açık metinler; hermeneutik ve diğerleri…

A. AYDIN DOĞAN Günlerin izi

ÖMER ÖZTÜRK 60’lı yıllarda tiyatromuz

CHARLIE CHAPLIN / öykü Uyum

ADNAN TÜRKOĞLU / öykü Mamak Cezaevi E Blok’ta ispiritizma seansı

ZEKERİYA SAKA / öykü Yanılsama

• ŞİİRLER:

Abdullah Kaygı Ali Yüce Doğan Piranlı Hasan Latif Sarıyüce Halil Çamay Yaşar Günenç James Shirley Sedat Umran Emily Dickinson Ahmet Emin Atasoy Eşref Karadağ Nevzat Kırkpınar Mehmet Genç Atila Oğuz Mehmet Ercan Berkay Ökten

• ÖYKÜLER:

Charlie Chaplin / Uyum

Adnan Türkoğlu / Mamak Cezaevi E Blok’ta ispirtizma seansı

Zekeriya Saka / Yanılsama

***

Kimlik:  YABA EDEBİYAT kültür, sanat, fikir dergisi  İki ayda bir çıkar  yerel-süreli bir yayındır.

32. YIL / YENİ DÖNEM  69. SAYI  Mart – Nisan 2011 ISSN 1302-4132

Ebat: 20×29 80 sayfa 5 TL kuruluş 1979

sahibi, yayın yönetmeni  Aydın Doğan

Yön. yardımcısı  Ayşe Aykul

Yazıişleri müdürü  Cengiz Yıldırım Arife Şirin Doğan

adres

Galipdede Cad No:55/1 34420 Tünel-Beyoğlu / İstanbul  tel / faks (0212) 293 36 06  e-posta: yaba@yabaedebiyat.com  yabaedebiyat79@gmail.com  veb adresi: www.yabaedebiyat.com

Dergiye gönderilen ürünler iade edilmez. Yaba adı verilmeden alıntı yapılamaz.

abonelik

6 sayı (tam): 30 tl.  12 sayı: 60 tl.  abone yenileme, öğretmen, öğrenci,

işçi, mahkûm:  6 sayı: 24 tl, 12 sayı: 48 tl,  yurtdışı: 12 sayı: 50 euro (karşılığı tl.) abonelerin hakları saklıdır

havale / banka hesap

Aydın Doğan  İş Bankası Cağaloğlu Şubesi

1095 / 0519 386 IBAN: TR 440006400000110950519386

Yapı Kredi Bankası Tünel Şb.  IBAN: TR 410006701000000083559525

posta çeki (yaba dergisi) 83852

satış

5 adetten başlayan isteklere, kitapçılara % 30 indirim uygulanır (taşra ve cezaevlerine bir defaya mahsus ücretsiz örnek sayı gönderilir)

*

ilan tarifesi

iç sayfalar tek sütun 23,5×5,5 cm 100 tl. (tam sayfa sb) 250 tl. arka iç sayfa 400 tl, arka dış kapak (iki renk) 500 tl, (4 renk) 900 tl.

*

basım, cilt: engin matbaası, 612 05 53 topkapı

*

genel dağıtım ve satış yeri:

yaba sahaf; (glipdede cd. 55/1 tünel-böyoğlu/istanbul

yaba dergisi: istanbul, ankara, izmir, eskişehir, adana, bursa, tarsus, mersin’de dergi satan bazı kitapçılarda bulunur. ayrıca www.kitapyurdu.comwww.idefixee.com, (internet satış noktalarından edinilebilir)

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e