Yeniden Başlarken !

Kurdistan

En attaquant les Français corrompus, c’est la France que je defends.

( Kötüleşmiş Fransızlara saldırırken, savunduğum Fransa’dır.)  Jean Christophe

Zamanın bizden yana erken olduğunu düşünüyorum ve süreç ağır, ağır kendini parçalıyor. Süreç parçalandıkça, bölünen her parça kendi iç yumağını çözmek için inatla ve ölesiye direniyor. Bu direnişin boyutu çok derin ve çok yoğundur! Eski kalıplarını parçalamak isterken, eskiye tutkun yeni yüzler, korkunç bir yanılsama içinde durarak merhametsizce saldırıyorlar geleceğimize ve beynimizi sulandırıp bilincimizi kırma hesabıyla hareket ediyorlar. Çünkü bunlar geçmişin kini ile pusuda bekliyorlar. En az sömürgeci tasallut kadar ağır bir tasallutla bizi teorik düzeyde kuşatmaya çalışıyorlar.

Fakat bizler, tarihimizin karartılmasına, bilincimizin kırılmasına müsaade etmeyeceğiz, bu kesin. Bizim bilincimiz, Kürt ulusunun özgürlüğü ve Kürdistan’ın bağımsızlığı için verilen bir mücadelenin ürünüdür. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin militanları olarak alnımız ak, yüreğimiz sıcak, bilincimiz derin, hedefimiz net, yolumuza devam ediyoruz. Hayatın zor, kavganın çetin, bilincin ağır olduğunu biliyoruz, o yüzden tereddütlü değiliz.

“Artık gözlerimizin içine baka baka yalan söylemek, değerlerimizi çarpıtmak pek kolay olmuyor. (…) Ama her geçen gün aydınlığa bir pencere daha açılmaktadır. Ve devrimciler, umudun en mükemmel taşıyıcıları olmak üzere fedakârca vuruşmaktadırlar. Gerçek olan budur.” (1)

Kuzey Kürdistan siyasi kadroları, aydınlarının birçoğu bu gün PKK ve şürekâsının yarattığı ağır tahribatlar altında sersemledi. Yalpaladıkça sağa kaydı, yalpaladıkça Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin temelini dinamitleyip, tüm değerlerimizi sıfırlayıp “demokratik cumhuriyet”çiliğin görünmez bekçileri, keskin militanları oldular.

Bu aydınların ve siyasi kadroların yüzleri Ankara’ya dönüktür. Bu anlamıyla Kuzey Kürdistanlı aydınların, siyasi kadroların büyük bir çoğunluğunun geldiği bugünkü nokta “demokratik cumhuriyetçilik” olmuştur. Türkiye hayranlığı günlük yaşamlarının bir parçası olarak vardır. Sömürgeci devletin bekasıyla “doğal” hale getirilen resmi ideolojinin günlük yaşantısında sürekli beyinlerini parçalayan bir yaptırım olduğunu düşünmek yerine, aksine onu içselleştirmeye çalışıyor. Sömürgeci devlet ise bunları fiziki olarak yok etmek yerine, onların bilincini parçalayıp, beyinlerini tahrip ederek kendilerine yabancılaşmasını sağlamaktadır. Buna rağmen iki yüz yıldır Kürtler direniyorlar, acılarına, yenilgilerine ve en kötüsü parçalanmışlıklarına rağmen direniyorlar. Kürtler her yenilgide yaralarını yeniden sarmayı başarmış bir millettir

Küçümsenmemesi gereken bir durumdur bu!

Şu gerçek, Kürtler mitolojik bir vaka değildir! Kürdistan’dan geçen misyonerlerin, gezginlerin, Arkeolojik araştırma yapanların Mitolojik anlayışına karşı Kürt ve Kürdistan’ın gerçek olduğunu ve günümüz “uygarlığını” ve “bilimselliğini” oluşturan konsepti içinde uluslar arası hukukta resmi olarak bir statüsünün neden olmadığını tartışacağız. Çünkü Kürdistan da sömürgeci devletlerin sürdürdüğü askeri işgalin yanında bir de bu sömürgeci devletlerin uluslar arası ilişkilerini oluşturan emperyal devletlerin Kürt ulusuna karşı görmemezlikten gelme hukuku var.

Şairin dediği gibi, dünya durdurulmaz bir inatla ve sancıyla dönüyor!

Ve hayat, Orta-Doğuda barışın, demokrasinin tek kilidi olan Kürtlerin ulusal sorunu çözülmeden durulmayacağını yeni savaşların, yeni afetlerin, yeni rejim bunalımlarının yaşanacağını bir kere daha gösterdi. Türkiye iç bunalımının ağırlığıyla sersemledikçe Kürt realitesini ağzında dili şişe, şişe, parçalana, parçalana gevelemeye çalışıyor. Seksen küsur yıllık resmi ideolojisi dikiş tutmuyor, sürekli bir yerinden patlıyor.

İran’da yaşanan otuz yıllık molla rejimi ise güm diye patladı. Bu patlamanın arkası nasıl gelecek? Ve bu arada Doğu Kürdistanlı siyasi güçler bu tarihi fırsatı değerlendirme becerisini gösterebilecek mi, onu da zaman gösterecek! Güneyli Kürtler kayıp etti! Kerkük ve Musul gündemden düştü. Irak devleti güçlendikçe Güneyli güçler gerilemeye başladı ve ABD’in Irak’ı işgali sırasında doğan tarihi fırsatı değerlendiremediler ve bu anlamıyla Güney Kürdistan bölgesinin bağımsızlığı başka bahara kaldı! Güneyli siyasi kadrolar Kürdistan bölgesinden çok Irak’ın yeniden inşasına soyunarak kendi boyunlarına uzanan kılıcı kendi elleriyle Irak devletine verdiler!

Ve Mam Celal: Bağımsız Kürdistan bir hayaldir ve bu hayal şiirlerde kaldı, diyor! Bölge sömürgeci devletlerinin yüreğine su serptikçe Güneyli Kürtler bir Iraklı olarak yaşamaya muktedirdir, ama bir Kürdistanlı olarak asla!

Siyasette cesaretli olmak gerekiyor, evet! Bugün yaşanan durum içler acısıdır. Kürt ulusunun kaderi yazboz tahtasına çevrilmiş vaziyette, akan kanın nerde duracağını kimse garanti edemez. Kürt siyasi kadrolarının aydınlarının birçoğunda gördüğümüz kaypaklık, liberallik, korkaklık, ikircilik sömürge aydınlarından devralınmış bir mirastır. Ve bu aydınların, siyasi kadroların birçoğu Kürt ulusunun gasp edilmiş temel haklarını sömürgeci devletlerin demokratikleştirilmesi mücadelesine kurban etmektedirler.

Ne adına?

Bugün Türkiye’de tartışılan Kürt “sorunu” asıl gündemin çok uzağında durmaktadır. Kıblemiz bile kendini şaşırmış vaziyette. Korkunç olan bu! Kürt sorunu Türk aydınların istemleri üzerinde tartışılıyor ve Türk aydınları tarafından PKK’nin Kürt sorununda taraf olarak görülmesini kendi devletine öneriliyor, Kürt siyasi kadroları, aydınları da bu sürdürülen tartışmanın içinde, kıyısından köşesinden tutarak canhıraş sesler çıkarıyor.  PKK ile Kürt sorunun çözülmeyeceğini ve PKK’nin Kürt sorunu diye bir sorunu olmadığını anlayamıyorlar. Kürt sorunu olmayan bir örgütle neyin çözümü tartışılıyor?

Gündemi alabora etmenin ötesinde Kürt ulusuna sunulan ne? Kürt sorunu siyasi bir sorundur ve çözümü de siyasaldır. Bu anlamıyla Türkiye’de Kürt sorunu ideolojik bir sorundur ve buda Türk devletinin resmi ideolojisinden kaynaklanan bir durumdur. Türkiye’de sivil siyaseti asker belirlemektedir dolaysıyla Askeri politikalara egemen olan da resmi ideolojidir. Bu değişmediği sürece Türk aydınlarının Kürt “sorununa” çözüm önerileri devletlerinin iç bunalımının önünü açma çabasıdır.

Kürt cenahında ise işler tamamen karışık, karışık olduğu kadar da darmadağınık. Ne sağlıklı gündem belirleyebiliyorlar nede sakat kavramlardan arınabiliyorlar. Rastgele yazılıp çiziliyor, tartışılıyor. Türk medya haberleriyle beslenerek Kürt sorununu tartışılıyor. Acı olanda bu. Politikada sefillik baştan aşağı her yanımız sarmış vaziyette. Beynimiz Türk medya haberleriyle delik deşik olmuş. Kürdistan’da gelişen olaylar Türk medyası aracılığıyla izleniyor, yorumlarda buna göre yapılıyor. Ve dünyanın mazlum bir ulusu olan Kürt ulusunun kaderini yüzleri Ankara’ya dönük, salya sümük insanların umuduna terk edilmiş! Ve her Çarşamba İmralı ayetleriyle gündem oluşturularak tartışılıyor.

Gerçek olan Kürdistan da bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi hangi araçlarla sürdürüleceği ve hangi politikalarla yürütüleceği sorunudur.  Bugün uluslar arası merkezin gündeminde Kürt sorununu görmezden gelme bir hukukun varlığı çeşitli planlarla devreye sokulmuştur. Bunun bir ayağı sömürgeci devletlerin bir iç sorunu olarak görülmesi ve bu iç sorununu da “demokratik” bir takım haklarla “çözüme” kavuşturulması planıdır. İkinci ayağı ise PKK vasıtasıyla şiddeti tırmandırarak Kürt sorununu terör sorunu haline getirilmesi ( ki bu konuda bayağı başarılıda oldular). Dolaysıyla, yürütülen tartışmaların ana kaynağı ise PKK“terörü” biterse Kürt sorunu da çözülür(!)  Böyle ahlaksızca savlarla Kürt halkının beynini dumura uğratıp, bilincini bulandırmaya çalışıyorlar. Bu program devlet eliyle Türk aydınlarına tartıştırılıyor. Oysa PKK’nin şiddeti devlet isteği ve onun programı gereğidir. Dolaysıyla sömürgeci Türk devleti Kürdistan’da sürdürdüğü teröre haklılık kazandırılıyor. Türk devletinin Kürdistan politikasının temelinde terör vardır. Kürdistan’ın en ücra köşesinde kımıldayan bir yaprak Türk devletine karşı bir savaş sebebi görülmektedir ve o yüzden bu yaprağın kımıldadığı alanlara binlerce asker ve bunun yanında çağın en son modern teknik donanımına sahip araçlarıyla girmektedir.

Asıl sorun, bizim kendi gündemimize dönmektir. Kürdistan’ın bağımsızlığı, Kürt ulusunun özgürlük mücadelesi hangi araçlarla ve hangi politikalarla sürdürülecektir?

Bizim maceramız bedeli kanla ödenmiş mevzilerde direnmektir!

metinesen@ymail.com

Did you like this? Share it:
Niha şîroveyek girêdayê gotarê ye
    A.ROZA says:

    Sayin Esen yazilarinizi ilgi ile izliyorum.Elinize saglik,daha iyilerini okumak dilegiyle

Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e