Yeniden !

Geliştirilen bütün yenidünya düzenlemelerine ve bunlara bağlı ortaya çıkan yeni aktörlere rağmen aslında orta-doğuda siyaset, temel kavramlarını değişen dünya koşullarının bir gereği olarak esnetmiş veya uygulama koşulları kalmadığı için gündeminden düşürmüş değil. Ama bilhassa Kürt siyasetçilerinde bu konuda bir algılama yanlışlığı ve buna bağlı olarak tek taraflı bir değişim çabasına girişilmiştir. Bu bağlamda ulusal kurtuluş mücadelesinin en temel ideolojik belirlemeleri ve bu belirlemelere içerik kazandıran kavramlarda değişiklere gidilerek yeni döneme uygun politikalar üretileceği umuduna kapılınmıştır. Fakat bana göre umulanın aksine stratejik olarak belirlenmiş ideolojiler ve süreci tanımlayıp aşmada yol gösterici olan kavramları gereği gibi kullanılmadığı için Kürdistani siyasetin mücadele saflarında gedikler açılmış, siyaset doğru rayından çıkmış ciddi kırılmalarla işlemez hale gelinmiştir. Bu gün artık örgüt, örgütlenmiş siyasal proğramlar kendi sahipleri için bile bir şey ifade etmiyor. Kuzey Kürdistan’da belirleyici olan oluşum için tüm siyasi çaba Demokratik Cumhuriyet söylemiyle sömürgeci T.C’ye hoş görünmeye indirgenmiştir. Bir yandan silahlı gücü devam ettirip söylemde de olsa silahlı mücadeleyi canlı tutup, diğer yandan Demokratik Cumhuriyet anlayışını savunmakta her halde bizim topraklarımızda ortaya çıkabilen türden bir çarpıklık.. Bu durum da İmralı adasında hapiste tutulan PKK liderinin sağlık durumuna bağlı olarak zaman zaman tek taraflı ateşkeslerle kesilen, çoğu zaman silahlı saldırılarda bulunularak uygulamaya konulan “0” talepli bir mücadele olarak sunulan bir gariplik savaş yorgunu  Kürt halkına gergin bir süreç olarak  yaşatılmaktadır..

Colemerg

İşaret edilmesi gereken bir diğer olguda, olup bitene karşı duyarlı olunduğu imajı yayan özünde varlıkları tartışmalı Kürdistanlı parti ve guruplar ise kendilerine ait bir gündem yaratabilmekten uzak durumdadırlar. Buda problemin bir başka ucu. Söz konusu siyasal oluşumlar yalnızca zevahiri kurtarmak için PKK’ya küfür ederek, kendilerinin bile inanmadıkları savları ileri sürüp ama hemen ardından çark ederek süreçlerini devam ettirme çabasının içinden çıkamadılar. Her ne kadar PKK’ya muhalif gibi görünseler de yinede onun ortaya çıkardığı siyasal çalışmalarda yer almaktan da geri durmamaktadırlar. Örneğin yerel yönetim seçimlerinde DTP adaylarını açık veya gizli desteklemişlerdir. PKK’ye karşı yaptıkları o kadar ağır belirlemelerin ardından gelen bu durum kimliksizliğin bir ifadesidir, siyasal çalışmanın değil.

İfade etmek istediğim değişim çabasının ortaya çıkardığı yanılsamalardan belkide en temel olanlarından biride Kürdistan’ın konumunu tanımlamada hayati öneme sahip sömürgecilik kavramı genel olarak kullanımdan çıkarılmış olmasıdır. Bu süreç “Kürdistan’ı sömürgeleştiren devletlerin bir birileriyle olan çelişkisinden yararlanıyoruz” politikasının siyasal kadrolara kabul ettirilmesiyle başlamıştır. Ardından sömürgeci devletlerle geliştirilen ilkesiz ilişkilerin yarattığı bağımlılığın bir gereği olarak ilişkiye girilen devletin sömürgeci konumları es geçilmiştir. İşin özeti Kürdistanın değil, ama kişiye bağlı PARTİNİN çıkar ilişkisi yüzü suyu hürmetine sömürgecileri tanımlamaktan kaçınıldı. Örneğin neredeyse 20 yıl sömürgeci Suriye devletine toz kondurulmadı. Dolayısıyla bu güne kadar uzanan süreçte ilk bozulan kavram dört sömürgeci devlet tespiti oldu. Ve bu gün artık bu durum Kürdistani siyaset yapmak isteyen anlayışlarca mutlaka mücadele edilmesi gereken kalıcı bir ideolojik bakış açısı halini aldı. Oysa benzer politikalarla hareket eden PKK pratiğinin ortaya çıkardığı trajik deneyimin bedelleri sömürgecilerle olan ilişkilerde alınması gereken pratik tavrın ve bu tavıra teorik ait yapı sunacak Kürdistan’ın sömürge tanımının öneminin anlaşılması için çok yeterli veriler sunmuştur. Hatırlanacağı gibi 1999 yılında Türk ordusunun Suriye sınırında yaptığı bir askeri tatbikatın içinde bir generalin Suriye’ye yönelik savaş tehdidinin kamuoyunda da sıcak karşılanmasının ardından Suriye PKK’ya verdiği desteği çekti. Bu gelişme içersinde gerçekleştirilen pazarlıklardan doğan Türkiye devleti ve Suriye devleti yetkilileri arasında sürdürülen görüşmelerden çıkan sonuçlar; Suriye’nin ABD politikalarının  kontrolü  altındaki Uluslararası tecridini Türkiye üzerinden hafifletmesi ve Türkiye’nin kontrolündeki barajlar ile Suriye’nin bağımlı olduğu su talebinin karşılanması bunların karşılığı olan bedel olarakta PKK liderinin Suriye’den çıkarılması oldu. Sömürgeci devletin kullanılması yanılsaması da böylece son buldu ama bunun bedellerinin ödenmesi hala devam ediyor ve daha çok uzun süre de edecek. Bilindiği gibi PKK liderinin Türk istihbarat görevlilerinin eline geçtikten sonra başlayan yeni hayatının daha ilk ayağı diyebileceğimiz, uçakta başlayan çözülmesi ve yargılanması sürecindeki mahkeme karşısında siyasal süreci savunmama tavrı ile başlayan durum Kürt halkına yüklediği yenilginin faturasını ağırlaştırdı. Bedel olarak ta savaş yorgunu bir halkın ulusal demokratik talepleri un ufak edilerek tahsil edildi, ediliyor. Bugün gelinen noktada ülkeye bağımsızlık ulusa özgürlük perspektifi önüne kalın ve aşılması öncesinden çok daha zor bir set çekilmiştir. Giderek en temel demokratik talepleri dahi Kürt halkına fazla gören bir anlayışın dümen suyunda ucuz politikaların genişleyen bir ‘öz inkâr’ sürecine süratle yol alındığı görülmektedir.

Kuşkusuz bu sürecin tek başına sorumlusu PKK değil. Ellerine geçirdikleri siyasal gücü sahip oldukları küçük iktidarlarında bedeli ne olursa olsun diyecek kadar gözü kara bir biçimde kullanmaktan çekinmeyen diğer örgütleri de siyasetin kavramlarının bozulması sürecinden ayıramayız. Aksine bu günden en az PKK kadar sorumludurlar. Bu gurup ve örgütler kendi proğramatik hedefleri içinde bulunan siyasal tespitlerinin ne kadarının doğru ve süreci tanımlamaya caiz veya ne kadarının süreci tanımlamaktan aciz yaklaşımlar olduğunu ele alıp değerlendirme cesaret ve dürüstlüğünü yada yeterliliğini gösterememişlerdir. Kamuoyuna dönük olarak yaptıkları sürece ilişkin teorik açılımları PKK ya küfür etmenin ötesine geçmemiştir. Her şeye rağmen örgütsel sürecin işlemeyen yanlarını, yanlış kabul edilen veya artık aşılmış olan teorik proğramatik saptamalarını mercek altına alan veya almaya teşebbüs eden kadroların tespitleri dikkate alınmamaktadır. Demokratik işleyişin en basit uygulamalarından biri olarak parti üyelerinin özgür iradelerine göre kullandıkları oylarıyla seçilmiş delegelerin oluşturduğu parti konferans veya kongresi örneği Doğu ve Güney Kurdistanda siyasal geleneği olan KDP’ler ve YNK ayrık tutulacak olursa diğer örgütler tarafından sağlanamamıştır. Bu durumda bu delegelerin sürecin sorunlarının aşılmasına dönük görüş ve önerilerini sürecin işleyişine ilişkin eleştirilerini özgürce açabileceklerini düşünmekte elbette mümkün değildir. Kürdistan’daki bütün örgütlenmelerde bu sürecin işletilmediği aşikârdır. Buna karşın sorunların yerinde beklemediği de bir başka gerçekliktir. Ve ebetteki bu kadrolar gerekli gördükleri sorunlarını bulabildikleri zeminlerde tartışacaklardır. Fakat sorunlarını tartışma zeminine taşıyan siyasal kadrolar ne yazık ki örgütsel linçten kurtulmamaktadırlar. En iyimser haliyle yaşamlarını siyasal mücadelenin gereklerini yerine getirmek için vakfetmiş bu insanlar bir çırpıda ajan ilan ediliverilebiyor.. Bu yanıyla içinden geçtiğimiz sürecin yenilgi sürecinin sorumluluğunu paylaşması gereken Kürdistanlı örgütleri zaafa uğratan yaklaşımların ifadesini bulduğu kavramlardan biri ise bu “AJAN” belirlemesidir denilebilir. Daha çok örgütlerin iç işleyişlerinden kaynaklanan tartışmalarda iç işleyişin yarattığı küçük iktidarın korunması mücadelesinin en etkili belirlemesi Ajan tespitidir. Bu tespit daha çok tasfiye süreçlerinde kullanılan öldürücü silahtır. Çünkü sorunun hemen ardından ‘Başına bir kurşun sıkılarak öldürülmesi, partininse bu eylemi cesedin üzerine bırakacağı bir bildiri ile üstlenmesi “çağrısı” ne kadar ciddi bir eylem yapıldığının ve sömürgeci devlete ne kadar zarar verildiğinin kanıtı olarak kabul ettirilmeye çalışıldı/çalışılıyor. Ve bu ne yaman bir çelişkidir ki kafasına kurşun sıkılması istenen kadro(lar) aslında devletinde hedefidir.. Özünde  kişisel çıkarlar için yapılan bu tür öneri ve uygulamalarla aslında kimin çıkarlarına hizmet edildiği ise çok açık. Gelinen noktada Kürdistanlı siyasal örgütlenmelerde kendi kadrolarına karşı Ajan belirlemesi o kadar sık ve yersiz kullanıldı ki deyim yerindeyse sıradan yada cins isim oldu. Ve artık iddialar inandırıcılığını ve anlamını yitirmiş etkisiz bir hale gelmiştir. Varlığını bir süre marjinal guruplarda sürdüreceği belli  bu trajik yaklaşımla ilgili olacağını düşündüğüm bir cezaevi anımı paylaşmak istiyorum.1995 yılında Bayrampaşa ceza evinde tutukluydum. O ara  …… örgütü içinde ciddi bir ayrışma yaşanıyordu. Ayrışmanın etkileri cezaevinde bulunan örgüt kadrolarını da içine almıştı. Görüyorduk ki daha birkaç gün öncesine kadar cezaevinde biri birine sıkı sıkıya kenetlenmiş, bir birileri için gözlerini kıpmadan ölüme gidecek kadar bağlı insanlar dışarıda başlayan ve kısa sürede içeriye yansıyan Ajan –Mafia tartışmalarının tarafları olarak cezaevinde de ayrıştılar. Dışarıda patlayan ayrışmaya bağlı üretilen bu kavramları içeride ayrışan kadrolarda bir birilerine karşı kullandılar. Ve o süreç cezaevinde bir devrimci kadronun kendi yoldaşları tarafından AJAN suçlaması ile öldürülmesi sonucuna da yol açtı. Bütün bunlar yaşanırken belki süreci tamamen değiştirmeye güçleri o gün için yetmiyordu ama sağduyulu davranabilen ve sürecin önemini ve önceliklerini saptayabilen ve ona uygun gündem oluşturmaya çalışan kadrolarda mevcuttu. Örneğin yukarıda sözünü ettiğim aynı gruptan bir arkadaş aynı dönemde cezaevinde gruplar arasında yapılan bir siyasal görüş alış verişi sırasında içinden geçtikleri örgütsel ayrışmanın yarattığı provakatıf duruma işaret ederek durumun önem ve çözüm ihtiyacının önceliğini vurgulayarak “şu an sizinle siyasal ve örgütsel program sorularının tartışılmasına giremem. Bunu iç sorunlarımızdan ötürü yapamam.Çünkü bizim evimizin düzeni bozuk, içi karma karışık her şey her yerde .Kapımızın önünde de çamur deryası var bırakın içine gireni çevresinden geçeni bile kirletir. Biz önce evimizi düzene koyup kapımızın önündeki çamur deryasını kurtaralım, sizlerle (farklı programlar etrafında organize olmuş diğer örgütlenmeleri kastediyor) olan ortaklıklarımız ve ayrılıklarımızı ancak ondan sonra görüşebiliriz şeklinde bir tavır geliştirmişti..

Bu gün baktığımızda bir bütün halinde Kürdistan siyaseteninde evinin içi dağınık her şey her yerde olduğunu görürüz.. Bu anlamda bizimde kapımızın önü çamur deryası –ki içine düşen boğulur-. Bu süreçten çıkmak için hareket noktası Kürdistan olan, sağduyulu öneriler yapacak aklı başında siyasetlere ve siyasetçilere şiddetle ihtiyaç var. Bu anlamda Peyamaazadi’nin  ilan ettiği gerekçelerle durdurduğu yayınını kesme kararını gözden geçirerek yola devam deme kararını son derece olumlu buluyorum. Böyle bir süreçte kendisini sorumlu kabul ederek ve görev üstlenerek evimizin içinin düzenlenmesi, kapımızın önündeki çamur deryasının kurutulması gibi ağır bir yükün hiç olmazsa bir kısmını kaldırma cesareti gösteren Peyamaazadi nin cesaretli kararını kutluyorum.

28 -7-09

Did you like this? Share it:
Niha 4 şîrove girêdayê gotarê ne
    Mejî says:

    Bu yorumlari kaldirmayin lütfen… Hakaret bile olsa..

    Ikincisi, Ergül Kiyak ne zaman, politik jargonu birakip, vicdaniyla yazilarini yazacak diye hala bekliyorum… yazisini iki dakka icinde basliklara bakarak gectim.. Rizgarî sürecinin o tumturakli cümleleri var hala kendisinde.

    Sayin Kiyak, 2009 yilindayiz unuttunuz mu bilmem, hatirlatmak isterim. Kavramlar degisti. bakis acilari erguvan agaclarinin gölgesinde sinanir oldu. Komisyonlarda falan degil…

    Sirtinizda yük olacak cümleler kurmayin derim kendi adima…

    Vicdaninizin -ki varsa- sesiyle okumak isterim sizi..

    Cünkü artik, teorinin örgütleyecegi “kitle” yok.

    A. Yumar says:

    sayin kiyak
    Yazinizi ilgi ile okudum.insanin bir elestiri yaparak baskasini uyarayim diye basladigi dusuncesini acmasi guzel.Acaba sizde muzdarip oldugunuz belirlemeleri yapmiyormusunuz.Sizde PKK ya kufur ederek kendisini tanimlayanlardansiniz.

    Tarih sizide yargilayacak

    Mehmet S says:

    merhaba sayin Kiyak
    metniniz cok ilginc ve onemli belirlemeler iceriyor,
    metninizin genel mantigina katilmakla birlikte ozellikle
    pkk ve lideri ile ilgili yaptiginiz belirmelere katilmam mumkun degil,
    diyorsunuz ki Bilindiği gibi PKK liderinin Türk istihbarat görevlilerinin eline geçtikten sonra başlayan yeni hayatının daha ilk ayağı diyebileceğimiz, uçakta başlayan çözülmesi ve yargılanması sürecindeki mahkeme karşısında siyasal süreci savunmama tavrı ile başlayan durum Kürt halkına yüklediği yenilginin faturasını ağırlaştırdı. Bedel olarak ta savaş yorgunu bir halkın ulusal demokratik talepleri un ufak edilerek tahsil edildi, ediliyor. Bugün gelinen noktada ülkeye bağımsızlık ulusa özgürlük perspektifi önüne kalın ve aşılması öncesinden çok daha zor bir set çekilmiştir. Giderek en temel demokratik talepleri dahi Kürt halkına fazla gören bir anlayışın dümen suyunda ucuz politikaların genişleyen bir ‘öz inkâr’ sürecine süratle yol alındığı görülmektedir.

    simdi sorum su: pkk 20 yillik sureci boyunca devrimci ve yurtsever bir harekketti de
    lideri cozulunce mi ozgurlugun onune kalin setler cekildi?
    20 yil boyunca pratigini devrimci ve yurtsever olarak mi okumak lazim,?
    hangi siyasal guclerle devrimci ve yurtsever bazda ve bagmsizlik icin iliskiler gelistirdi pkk?
    son 20 yilda ve bugun iliskileri ve pratigi ile bagimsizlik dusunun onundeki en onemli engel degilmiydi acaba?

    kuskusuz pkk bugunku geldigi yerde diger guclerin sessiz sedasiz onayi hatta destegi de soz konusu, bu anlamda evimizin onu camur ici daginik, ama pkk ile ilgili dugum cozulmedikce biz daha cok birbirimizi ve halki oyalayacagiz,
    selam ve saygilarimla
    Mehmet S

    Metin Esen says:

    Değerli kardeşim Ergül,

    Ellerine ve yüreğine sağlık. Bizim Kürt cennahında yaşanan kavram kargaşalığının yarattığı tahribat’dan arınmanın tek yolu Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin hedefine uygun kavramları yeniden gündeme taşımaktır.

    Silav u Rez
    Metin Esen

Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e