Yeni dönem siyaseti mi? Bu nasıl olacak!.

İçinden geçtiğimiz süreçte Kuzey Kürdistan siyaset dünyasında ağır bir sıkıntı yaşanmaktadır. Bu sıkıntının kaynağında işlerin artık eskisi gibi yürümeyeceğini bilmenin ama yeni dönemin usulünü oluşturamamanın ortaya çıkardığı çözümsüzlük yatmaktadır. Oysa onlarca yılı aşan mücadele deneyiminin sayılamayacak zenginlikteki verileri ve kadro birikimi ortada durmaktadır. Buna rağmen eğer çözümsüzlüğe düşülüyor ve yeni dönemin politikaları ve bu politikaların örgütlendirilmesi gerçekleştirilemiyorsa sürecin dünü ve bu günü ile bir daha ve bir daha gözlem altına alınmasında yarar vardır.Yarınımıza giden yolların önüne dikilen bariyerlerin temellerinin geçmişte atıldığını unutmamak lazım eğer bu gün çözümsüz kalıyor ve yeni bir çıkış yapamıyor isek, bu durumu hazırlayan geçmiş ile bağlarımızı gerçek anlamda koparamadığımızı ve hala o günün değerlerinin tasallutu altında olduğumuzu görmek zorundayız. Bu durumda yapılacak şeylerden biri geçmişin bütün boyutları ile ele alınması ve günümüze düşen yansımalarının ortaya çıkarılmasıdır. Bu yazıda bu konuda harcanan çabalardan biri olmayı amaçlamaktadır.

Hatırlanacağı gibi, 12 Eylül öncesi Kürd siyasal pratiği ve süreci oluşturan ilişkiler bütünü, bu günkü ile kıyaslandığında, kısmen daha demokratik bir zemin üzerinde şekillenen ve farklılıkları politik literatürün daha yapıcı kavramları üzerine oturtan bir nitelik göstermekteydi. Fakat zamanla bu nitelikte olumsuz anlamda ciddi değişikler yaşandı ve siyasal hayata bu değişikliklerin üzerinde şekillendi. Bunda bir çok farklı faktör etkili oldu diyebiliriz. Bunlardan bazılarını sayacak olursak: Örneğin soğuk savaş artığı politikaların Kuzey Kürdistan’da siyasetin önüne ördüğü duvarlar, çizdiği sınırların ortaya çıkardığı bir sonuç olarak görülebilir. Bir diğeri de 12 Eylül askeri darbesinin toplumu militarize etme programlarının örgüt kültürleri üzerinde de hayat bulması ve militarizmden alınan değerlerin Kürd siyasal ilişkilerinde yaşatılmasıdır denilebilir. Bu nedenlere daha bir çoğu eklenebilir. Bu bağlamda bakıldığında sözü edilen nedenlerin bir çoğunun içinde toparlandığı ve çok canlı bir biçimde yaşandığı PKK pratiği ve bu pratiğin günümüzde de devam eden etkileri mutlaka ele alınıp incelenmesi gerekmektedir.

Bilindiği gibi, eklektik siyasal tezleri ve fokocu gerilla anlayışı ile ortaya çıkan anıldığı değişik adlardan sonra isim olarak yeniden PKK da karar kılan lider siyasetinin Kürdistan’a bulaşması ile alt üst olmuş, yalnızca lidere duyulan derin bağlılık siyaset olarak kitlelerin önüne konulmuştur.

PKK ile birlikte açık bir biçimde diğer oluşumlara veya farklı gelişmelere karsı ifade edilen hoşgörüsüzlük zamanla imhacı bir boyuta taşındı.Bu durum Kürd siyasetinin diğer güçleri içinde panik ve bilinçlerde bulanıklık yaratırken PKK, alternatif oluşumların geniş bir alana yayılan sorumluluklarının yarattığı sınırlamaları ağır bir fark atan gücünün sağladığı kontrol olanağı ile bir bütün halinde siyasal ve sosyal yaşamı denetler hale geldi. Hatırlanacağı gibi bu donemde PKK, olayları tek başına ve kendi ihtiyaçlarına göre tanımlayan bir durumdaydı. Bundan hareketle de yaptığı tanımları keyfi tercihlerine göre belirlediği kavramlardan seçti. Kimin hain, kimin direnişçi yada kimin savaşçı kimin teslimiyetçi olduğunun kararını verip kamuoyuna sundu. Elbetteki bunlar ülke ve ulus değil PKK`nin çıkarları baz alınarak yapılan tanım ve yorumlardı. Örneğin cezaevi süreçlerine ilişkin yorumlara bakılınca görülecek resim bütün direnişlerin PKK merkezli olduğu ve bütün direnişçilerin de bu örgütün militanları olduğunu anlatır. Elbetteki akıl ve mantık unsurlarına sahip kişilerin bunu onaylamayacağı açıktır. Ama biz yıllarca bu hikayeleri dinledik ve bir türlü bunun mümkün olmadığına dair düşüncelerimizi topluma taşıyamadık. Yapılan iş öyle bir boyuta ulaştırıldı ki kimin Kürd olduğuna ve kimin Kürdistan için savaştığına PKK kadrosunu oluşturan bazı kişiler karar verir oldular. Kürd tarihi miladi olarak kendilerinin çıkışından itibaren alınarak yeniden yazıldı. Ondan önceki dönemin direniş hareketleri ayaklanmaları bir bütün halinde mücadele tarihi reddedildi mücadelenin önderleri en hafif deyimiyle gerici feodal işbirlikçi ilan edildi ve kitleler içersinde de yaygın bir biçimde kabul görülmesi sağlandı. Ve bu yapılırken elde tutulan güç akıl almaz boyutlarda suistimal edilerek öylesine bir dayatmacılık uygulandı ki İsmail Beşikçi`de dahil olmak üzere bir bütün halinde aydınlar, yazar çizerler duruma angaje edildi. Artık aydın olmak, Kürtçü olmak, militan olmak, savaşçı olmak vs için PKK ile örtüşen politikaları savunmak, aynı söylemleri kullanmak tartışılmaz bir zorunluluktu. Buna diğer politik grupları bile dahil edebiliriz. O günün koşullarında alternatif olduğunu söyleyen politik partilerin dahi PKK`ye karşı aktif bir muhalefet yapması yada muhalif bir söylem kullanması nerede ise imkansız bir hal almıştı. Kürd siyasal dünyası aydını, politikacısı, yazar-çizeri, aktivisti-pasivisti kadını erkeği ile bir tasallut altına sokulmuş PKK politikaları doğrultusunda teslim alınmıştı. Bu durum nerede ise onlarca yıl sürdü, deyim yerinde ise bir kuşak bu değerlerin ablukası altında şekillendi, içerik kazandı.

Gelinen aşamada PKK bir çok değişiklikler yaşadı. Artık eski gücüne sahip değil. Lideri, parti yapısı, ve politikaları itibarı ile tartışılır bir hal aldı. Her geçen gün biraz daha güç kaybediyor. Bir dönem partiye politika veren yada partinin mevcut politikalarını besleyecek derinleştirecek ve yaygınlaştıracak çalışmalar yapan bir çok eski kadro bu gün partiden ayrılmış yada muhalefet bayrağı açmış durumda. Yıllarca sahip olduğu gücün ağır kontrolü ile barajladığı eleştiriler yaşanan pratiğe ilişkin akıl almaz tanıklıklar bu gün artık ifade edile biliniyor. Hatta cilt cilt kitaplar halinde okuyucuya ulaşabiliyor. Bizlerde aslında daha zamanında tahmin ettiğimiz bu durumları bu gün muhalif duruma düşmüş ilk el tanıklardan doğrulatabiliyoruz.

Gelinen aşamada durum ilginç bir hal almıştır. Bir zamanlar yürüttüğümüz mücadeleyi onaylatabilmek için PKK ile örtüşmeye mecburduk. Siyasetin lidere dönük yüzünden rahatsız olan karolar parti-PKK-şemsiyesini üstlerinden atıp “aydın” kimliği edinince bu kez politikayı bu yeni nitelikleriyle köreltmeye ve partilerinden aldıkları daha doğrusu partilerine bulaştırdıkları niteliklerini tek tek aydın kimlikleriyle de bu sorunu tartışan her kese dayatmaya başladılar. Şimdi ise daha başından itibaren ayrı olan niteliklerimizin kabul görebilmesi PKK`ye ne kadar güçlü muhalif olduğumuza bağlı ele alınır olmuştur. Aslında tartışmalardan çıkan özetten de anlaşılacağı gibi sorun burada PKK`de değil Abdullah Öcalan`da demekte yarar var. Çünkü bu gün PKK`den ayrılan bir çok kişinin muhalefetinin parti yapılanmasına ve politikalarından çok A.Öcalan`ın şahsına dönük olduğu görülmektedir.

Bu noktada bu günün ve yarının Kürd siyasetinin üzerine oturacağı değerlerin sağlamlığının bir gereği olarak gelinen aşamanın tartışılmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bunu yapabilmek için başlanması gereken noktanın PKK`nin gücünü yitirmesinin sebebinin ne olduğunun açıklığa kavuşturulmasıdır. Bu gün PKK elinde tuttuğu gücün suistimalinden kaynaklanan uygulamalarına karşı Kürd kamuoyunda oluşan rahatsızlığın ortaya çıkardığı bir tepkiden çok başta Türkiye olmak üzere diğer sömürgeci devlet ve uluslar arası müdahalelerden dolayı mevcut gücünü kaybetmiş ve bu günkü tartışmalı haline düşmüştür. Ne yazık ki ne kendi içinde nede dışında oluşan muhalefet PKK`nin Kürd siyasetine taşıdığı değerlerle hesaplaşma ve onların yerine alternatiflerini sunma koşulunu yaratamamıştır. Dolayısıyla eskinin inkarı yenin doğuşunu yaşayamayan bir süreç bu gün “yeni” adı verilen bir dönemi yine eskinin değerleri ile örmeye yönelmiştir.

Bu gün siyaset dünyasında öne çıkan isimlere ve uygulamalara bakıldığında aslında geçmiş 20 yılın değerlerinin bu günkü versiyonunu üretmeye devam ettiklerini görürüz. Şiddet, red ve inkarın egemen olduğu aşağılama ve küfürün değer bulduğu bir kültür bütün enerjisi ile yeni dönemin hain ajan vs`lerini üretmeye devam ediyor. Kendilerini muhalif ilan eden eski PKK`liler aynen geçmişten edindikleri alışkanlıklarına uygun olarak yollarına yürümektedirler. Dün PKK çatısı altında gerçekleştirdikleri kendilerini dayatan ve kendilerinden başka herkesi aşağılayan ajanlaştıran kavramlarla örülmüş tasallutçu politikalarını bu gün bulundukları yerden başka bir biçim altında sürdürmektedirler. Bu gün yine onlar kimin cezaevlerinde direndiğine kimin teslim olduğuna, kimin namuslu, kimin mücadelenin içinde vs olduğuna karar verecek kişilerin kendileri olmak istemektedirler. Günümüz mücadelesinin sınırlarını çizmek bu sınırların içini dolduracak değerlerin neler olduğunu belirlemek işini tekellerine almış durumdalar. Bunun dışına çıkanların imhası için gerekiyorsa yalancı şahitlik bile yapabilmektedirler.

Kısacası dün PKK, bu gün ondan kopmuş “muhalifleri” ne diyor ise o çerçevede yaşamak zorundayız. İlginç olan bu kişiler iki dönemin de politikalarının üreticileridirler. Yöntem aynı. Kendini dayatma, farklılıkları red, inkar, gerekirse imha etmedir. Ya uyacağız hiza mesafe alacağız yada ajan işbirlikçi korkak kaçak işe yaramaz vb bilumum kavramlardan oluşan yaftamızla siyasal yaşamımız ipe çekilecek.

Kuzey Kürdistan yeni dönemin yeni politikalarını üretememenin sancılarını yaşıyor. Herkes artık işlerin eskisi gibi yürümeyeceğini biliyor ama yeni döneme ilişkin somut ve kapsayıcı bir öneri de çıkmıyor. Bunun bir çok lokal ve uluslararası sebebi var elbette. Fakat bir ulusun onlarca yıl aydını ile politikacısı ile muhalif grupları ile birlikte tek parti tek şef tek ideoloji ve ona bağlı politikalara mahkum edildiği sosyal yaşamın ahlaki değerlerinin bile bu çerçevede oluşturulduğu bir toplumda düşünsel üretimin olmaması da ciddi bir sebep değil midir. Üstelik bu gün de eğer aynı uygulama, farklı biçimler altında yada ünvanlarla sürüyorsa çok temel bir düşünsel üretim olan politikanın kısırlaşması, tıkanması ve sürece uygun çıkış yapamamasının bir sebebi de bir türlü kurtulamadığımız bu düşünsel abluka ve kırıp atamadığımız dayatmalar olamaz mı?

27-10 005

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e