Ulusların sessiz kaldığı katliam Helepçe !

benim babam

babamında büyük babası

onları güllerle karşılayıp

genç kızların sevdalarını

kekik kokan dağlarımdan

kınalı sevinçler taşıdılar

oysaki onlar

tanrısal korkularla

cehennemi taşıdılar toprağımıza


  Halepçe de yaşanan katliamdan (18 Mart 1988) bu yana yirmi dört yıl geçti!  Halen acılar dinmiş değil, halen yaraları iyeleşmedi ve halen doğan çocuklar sakat doğuyor! Doğa bile bağrında açılan tahribatını aradan geçen uzun yıllara rağmen halen gidermiş değil.

    Beş binden fazla Kürdün öldürüldüğü Halepçe katliamının ardından kente giderek katliama yakından tanık olan gazeteci Richard BEESTON o günü şöyle anlatıyordu İngiliz The Times gazetesinde: “ Yerde, katliamın ölçeği netleşti. Aileler toplu halde zehirli kimyasallarla öldürülmüşlerdi. Bazıları, gaza karşı koruma sunmayan, acele girdikleri sığnaklarda birlikte öldüler. Bir aile kendi bahçesinde evcil hayvanları ile birlikte öldürülmüştü.

 Diğerleri arabayla kaçmaya çalışırken can vermişti. Biz, şoför ve içindekilerin öldüğü, anahtarı kontağında olan, duvara çarpmış araç gördük. O günün en dokunaklı belleğe kazılan hatırası, geleneksel Kürt giysileriyle evinin önünde kucağında bebekle ölen bir babaydı.

 Kurtulanlar tartışmasız çok kötü durumdaydılar. Yüzlercesi, göz ve akciğerlerini yakan hardal gazına yakalanmış ancak ölmemişlerdi. Bu yavaş ve acı verici zehrin mağdurları hala bugün bile yaralarından ölmektedirler.”

    Halepçe de kullanılan kimyasal gazlardan dolayı kesin olmamakla birlikte elli bine yakın insanın ölümüne, binlerce insanın sakat kalmasına neden oldu. Özürlü doğan çocuk oranı ise Hiroşima dakinin çok üstünde olduğu söyleniyor. Ulusların sessiz kaldığı bu katliamın suçlusu tek başına Saddam ve ordusu değildir kuşkusuz! Bunu arkasında duran batılı devletler de suç ortağıdır.

  İnsanlığın belleğinden silinmesi zor olan bu katliamın yaşandığı günlerde tüm uluslar çok büyük bir sessizliğe büründü. Orta – Doğu’da yüz yıldır oluşturulan statükonun sahibi Avrupa devletleri hiçbir şey olmamış gibi hareket etiller. Örneğin o dönemde ABD suçu İran’a yüklemeye çalıştı! İngiltere Irak devletiyle olan ilişkisini hiçbir şey olmamış gibi sürdürdü. Yaser Arafat Saddam’ı çok içten kucaklayarak her iki yanağından öptü. Türk solu Saddam’ı “anti-emperyalist mücadele yürütüyor” diye destekledi!

   Batı’nın Saddam’a karşı tavrı 1990 yılında “değişmeye” başladı! Saddam Halepçe katliamından iki yıl sonra Kuveyt’i işgal etmesi ve ardından 1991 de binlerce Şii’nin öldürülmesi emrini vermişti. Ki Halepçe’nin ardından Enfal geldi. SS’lerin kanlı bıçaklar gecesinin bir kopyasını Saddam Enfalde gerçekleştiriyordu. Bir gecede sekiz bin Barzani evlerinden alındı ve evlerinden alınan bu sekiz bin Barzani bir daha evlerine dönemediler ve akıbetleri bilinmedi. Halepçeden sonra en büyük katliam Enfal olarak tarihe geçti. Bu Enfal katliamında 182 bin Kürt öldürüldü, tek suçları Kürt olmaktı!

Irak devleti tarafından Kürtlere karşı kullanılan kimyasal silahlar başta Hollanda olmak üzere birçok Batı ülkesinden sağlandı. Ve gene, başta ABD olmak üzere batılı ülkeler Irak’ı işgal etmek için Irak devletinin kimyasal silah ürettiği gerekçesini ileri sürdüler ve kendilerinin Irak devletine sattığı kimyasal silahları unutarak hava hukukunu oluşturmaya çalıştılar.

  Irak’ın işgal nedeni “kimyasal silah üretmesi” gösterilmeye çalışıldığında pek inandırıcı gelmediğini fark eden ABD ve İngiltere bu sefer Halepçe de yaşanan katliamı günlerce medya aracılığıyla dünya kamuoyunun gündemine taşıyarak işgal etmenin haklılığı için manipüle etiller. Ki Halepçe katliamı yaşandığı sırada İngiltere hiçbir şey olmamış gibi Irak devlet ile olan ilişkilerini sürdürdü.

  Evet, Saddam’ın gaddarlığı herkes tarafından biliniyordu, bilinmemesi imkânsız olan bir şey. Kürtlere karşı yapılan saldırı dünyanın gözü önünde oluyor! Bu durumu görmemek mümkün değil. Önemli olan Batı için petrol Saddam için para ve silah, Kürtlerin katledilmesi kimin umurunda ki hatırlasın ve görsün! Önemli olan çıkarlar.  A. Hitler’in şöyle bir sözü vardır milyonlarca Yahudi’nin gaz odalarını sürülmesi emrini verdiği sırada: “Şimdi Ermenileri kim hatırlıyor?”

   Bu yaşanan acı olayları insanlığın belleğinden silmek mümkün değil. Her ne kadar yaşanan bu acı olayların perde arkası görmezlikten gelinerek, inkâr edilse de kolay kolay unutulmuyor. İnsan bağrını delen asi rüzgâr o kokuları her zaman taşıyor bize. Rüzgârların taşıdığı kokular kuşaklardan kuşaklara akıp gidiyor, unutulması mümkün olmuyor. Her yeni kuşak bir öncekinden daha zengin bir tarihi mirasla yoluna devam ediyor..  Bu gün de Türk devletinin Kürt ulusunun varlığını inkar ve reddine karşı çıkanlar bizim tarihimizi redde ve inkar ederek bilimi savunduklarını iddia ediyorlar..  Artık gözlerimizin içine baka baka bugün yalan tarihin yazılması nasıl mümkün değilse tarihi gerçekleri atlayarak bilimden ve bilimsel olgulardan bahsetmekte mümkün olmayacaktır.

17 Mart 2012 Paris

metinesenazadi@gmail.com

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e