Ülkeler ve Kayıp Kuşaklar

Çalınmış Kuşaklar

1910 ve 1970 yılları arasında sayıları 100 bine varan Aborigin çocuk zor ve cebir yoluyla ailelerinden alındılar. Bu çocukların çoğu beş yaş ve altı çocuklardı.

Polis, kilise ve toplum refahını geliştirmek amacıyla oluşturulmuş devlet kurumları söz konusu uygulamanın aktif aktörleriydi. Aborigin olmanın tek başına yeterli olduğu bu uygulamaların kurbanları Avustralya’da çalınan kuşak(lar) “stolen generation(s)”olarak tanımlanmaktadırlar (the European Network for Indigenous Australian Rights (ENIAR))

Asimilekirina_AboriginanAilelerinden koparılan bu çocukların bir kısmı beyaz aileler tarafından evlatlık olarak alınırken büyük bir kısmı devlet ve kiliseler tarafından idare edilen enstitülerde büyütüldüler. Ailelerinden koparılmalarına gerekçe olarak gösterilenin aksine yaşam ve beslenme koşulları son derece kötü ve yetersizdi, bir çoğu fiziksel ve cinsel tacize maruz kaldılar, tarım alanlarında ve ev işlerinde hiç bir ücret ödemeden yada yok sayılacak derecede bir ücretle çalıştırılarak emeklerinden yararlanıldı. Bu gün bu insanların emeklerinin ücretinin tanzimi için Avustralya hükümetine karşı bir takım kampanyalar yürütülmektedir. (Australians Native title and reconciliation)

Dönemin federal ve eyalet hükümetlerinin politikaları Aborigin çocukların özellikle Avrupa ırkıyla karışmış olanlarının ailelerinden alınmalarını olanaklı kılıyordu. Sözü edilen periyotta %10 ile %30 arasında değişen oranlarda çocuk ailesinden alınmıştı. Bu uygulamadan etkilenmeyen tek bir Aborigin ailesi dahi bulunmamaktaydı. Aslında söz konusu uygulama bir dizi asimilasyon ve koruma politikaları adı altında daha 1800 lu yılların sonlarına kadar gerilere uzanıyordu. (Australian Government Culture Portrai)

Çocukların ailelerinden koparılmasının temel motifi asimilasyondu. Ailelerinden koparılan çocuklar Aborigin kimliklerine aldırmaksızın, hatta original kimlikleri parçalanarak Avrupa kültürüne uydurulacaktı. Uygulamanın bir-iki kuşak üzerinde yürütülmesi planlanmıştı. Bu çocukların dillerini konuşmaları, ulusal ve dinsel törenlerini yapmaları yasaklanmıştı, aile ziyaretlerine hatta aileleri ile mektuplaşmalarına dahi izin verilmedi. Çocuklar yaşadıkları topraklardan binlerce mil öteye, bazıları deniz ötesi ülkelere götürüldüler. Aileler çocuklarının izini sürebilecek hiç bir bilgiyi edinemezken, çocuklara da kendilerinin yetim oldukları söylendi.

Bütün bu uygulamaların çocuklar üzerinde yarattığı olumsuz sonuçlar son derece derin ve sürekli olmuştur. Öncelikle aile bağlarından ve kültürel kimliklerinden koparılmış çocuklar son derece kötü uygulamalara maruz bırakıldıkları bir ortamda büyümek zorunda kaldılar. Yetişkin dönemlerine geldiklerinde kendisine ve çevresindekilere güveni olmayan, kendini değersiz bulan, depressive intihar ve şiddet eğilimli, suçluluk duygusu içersinde, alkol ve uyuşturucunun zararlarına açık bireylere dönüştüler. Ailelerinden koparıldıkları için ebeveyn modeli edinemediler ve çocuklarını yetiştirirken zorluk çektiler. Çocukların ailelerinden koparılması bir bütün halinde Aborigin toplumunda da son derece derin sonuçlara yol açtı. Polise, devlet memurlarına, ve iktidardaki hükümetlere karşı kalıcı bir güvensizliğin yanı sıra; kızgınlık., amaçsızlık, kendini güçsüz ve çaresiz hissetme gibi duygular Aboriginlerin bir bütün halinde ortak yaşadıkları duygulara dönüştüler.

Konuyla ilgili olarak 1995 yılında başlatılan bir araştırmayla elde edilen bulgular1997 yılında rapor (bringing them home) olarak yayınlanarak çalınan çocukların yaşadığı korkunç dramı anlatan veriler olabildiğince çıplaklığı ile kamuoyuna sunuldu.( Human Rights and Equal Opportunity Commission). Söz konusu rapor, yerli çocukların ailelerinden uzaklaştırma uygulamalarının Avustralya’nın uluslararası insan hakları anlaşmalarında yer almasından sonra da devam eden ağır bir insan hakları ihlali olduğunu tasdik etti. Bunun ırka dayalı bir ayrımcılık olduğunu tanımladıktan sonra bir grubun çocuklarını diğer bir gruba geçirme çabasından dolayı bunun bir jenosit faaliyeti olduğunu ve jenoside karşı yapılan sözleşmelere aykırı olduğunu deklere etti. 54 başlık altında toplanan rapor önerileri arasında; resmi kayıtların açılması, ailelerin araştırılması ve çocuklarıyla yeniden birleştirilmeleri için gerekli hizmetlerin sağlanması, acilen yaraların tamiri için gerekli çalışmaların yürütülmesi, örneğin jenosit uygulamasının devlet tarafından resmen kabulü ve hükümetin özür dilemesi, kurumların islah edilmesi, rehabilitasyon ve tazminat verilmesi gibi teklifler yer almaktaydı.

Liberal ve National (ulusal) partilerinin koalisyonuyla oluşturulmuş olan bir önceki dönem hükümeti yapmış olduğu maddi yardımları arttırmakla birlikte resmen özür dilemeyi ve tazminat ödemeyi reddetti. Fakat şu an iktidarda bulunan Labor Party (işçi partisi) hükümeti başbakanı Kevin Rudd, 13 Şubat 2008 günü gerçekleştirilen parlamento oturumunda yapmış olduğu konuşmada çalınan kuşaklardan dolayı resmen özür diledi. Fakat bununla birlikte tazminat ödemeyi reddetti. Şu an bununla ilgili büyük ve zorlu bir mücadele devam etmektedir.

Unutulan Avustralyalılar

İngiltere ve Avustralya hükümetleri arasında yapılan bir anlaşma sonucu 1930 ile 1970 yılları arasında Avustralya`ya göçerttirilen ve yetimhanelere ve bakımevlerine yerleştirilen beş yüz bin civarında çocuk yaşadıklarından dolayı bu gün unutulmuş Avustralyalılar ya da kayıp masumlar olarak adlandırılmaktadırlar. İngiltere’nin yanı sıra Malta ve Güney Afrikalı çocuklarında yer aldığı unutulan Avustralyalılar daha çok savaş vb nedenlerle yetim kalan ya da anne ve babası tarafından bakılamadığı iddia edilerek ailelerinden alınan çocuklardan oluşmaktaydı. Birçok aile çocuğunun Avustralya’ya gönderildiğini bile bilemedi. Kimlikleri kaybettirilmek istenen çocukların çoğunlukla isimleri değiştirildi ve gerçek olmamasına rağmen anne babalarının öldüğü ya da onları terk ettiği söylendi. Sürekli olarak kötü ve değersiz olduğu vurgulanan çocuklara yeniden şekillendirilmeye olan ihtiyaçları dikte edildi. Ağır cezalarla karşı karşıya kalan çocuklar için kendi kişiliklerini bastırmak yada davranışlarını değiştirmek, ağır cezaları yaşama riskinden daha çok tercih edilir bir durumdu. Konuyla ilgili olarak yürütülen bir senato araştırması raporunda yer alan bilgilerden konusu çocukların itaatsizlik kabul edilen davranışları veya çok küçük suçları için bile son derece sert ve acımasızca cezalandırıldıklarını, fiziksel saldırıya maruz kalarak dövüldüklerini, üzerlerine soğuk su tutulduğu, çırılçıplak soyularak arkadaşlarının önünde yürümeye zorlandıkları, dolaplara yada tavan aralarına kilitlendiği görülmüştür. Büyük bir sayıda çocuk yasadıkları yetimhanelerin çalışanları, ya da ziyaretçilerinin yanı sıra diğer çocuklar tarafından cinsel tacize uğramış, tecavüz edilmiştir. Sağlık bakımları neredeyse hiç denecek yetersizlikte sağlanmış, eğitim olanaklarından yararlandırmamışlardır. Yaygın olarak yetimhanelerin işletilmesi için gerekli olan yemek pişirme, temizlik gibi işlerde uzun saatler çalıştırılmışlar, 8 yaşına kadar küçük çocuklar bile çiftliklere ya da çamaşırhanelere gönderilerek yetimhaneler adına gelir getirmek amacıyla çalıştırılmışlardır.

Bu çocukların tamamı derin ve süreğen bir terk edilmişlik duygusundan muzdarip oldular. Birlikte alındıkları kardeşlerinden ayrı düşmekte dahil olmak üzere ailenin kaybı onlarda acıya yol açtı. Bunun yanı sıra dışlanmışlık, suçluluk veya kimlikleri konusunda karmaşa unutulmuş bu çocuklar arasında yaygın olarak görülen duygu benzerlikleriydi. Unutulmuş Avustralyalılar ve Kayıp Masumlar adıyla yürütülen çalışmaların sonucunda yayınlanan her iki raporda da bu çocukların birer yetişkin olduklarında dahi yaşadıklarının sonuçlarıyla baş edebilmeleri ve yapıcı ve verimli bir yaşam kurabilmeleri için yürüttükleri zorunlu mücadeleye vurgu yapıyordu. Hükümet tarafından yapılacak samimi bir özürün bu uygulamaların kurbanı olan çocukların ve onların ailelerinin hayatlarında ciddi bir değişime yol açacağına işaret edilmiştir. Bundan hareketle 16/11/ 2009 tarihinde yapılan parlamento oturumunda ulusal düzeyde bir özür gerçekleştirilmiştir. Özür dileyenler zincirine Melbourne Üniversitesi de katılmış bu özür çocukları tıbbi araştırmalarında denek, kobay olarak kullandığını kamuoyuna deklere etmiştir.

TC TARİHİNİN KAYIPLARI

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu başkan imzasıyla Abdullah Gül’e yapmış olduğu mektupla başvurusuyla, “Dersim olayları sırasında kimsesiz kalan ve başkaları tarafından evlat edinen çocukların açıklanarak bunların hayatta olan yakınlarına kavuşturulmaları istenmesi” Türkiye kamuoyunda ilgi merkezi olacak yeni bir gündem başlığı oluşturdu. (Ali Ekber Ertürk, Akşam Gazetesi)

Dersim direnişi sonrası bölgeye egemen olan Türk kolluk kuvvetleri hayatta kalmayı başarabilen çocukları ailelerinden kopartarak topraklarından uzakta yaşamak zorunda bırakmışlardır. Asimilasyon politikası çerçevesinde yapılan uygulamanın içinde yer alan çocukların emeklerinden de yararlanılmış, götürüldükleri yerlerde ağırlıklı bir biçimde ev işlerinde çalıştırılmışlardır. Aileleriyle hiç bir bağları bırakılmayan bu çocuklar geçmişleriyle ilgili bir bilgi sahibi olamamışlar, aynı biçimde ailelerde çocuklarının izini sürebilecek hiç bir veriye sahip değiller. Daha çok evlatlık olarak adlandırılmalarına rağmen hukuksal olarak hiçbir haktan yararlandırılmamışlar, nüfusa ve mirasa dâhil edilmemişlerdir. Nezahat Gündoğan”ın tanımıyla savaş artığı muamelesine tabi tutulmuşlardır.(Ertan Altan, Yeni Şafak Gazetesi). Yaşam koşulları hakkında henüz kapsamlı bir rapor yada araştırma sonucu bulunmamasına rağmen yapılan anı röportajlardan sınırlı araştırmalardan yansıyan bilgilerden, çocukların yaşamında çok yönlü bir istismarın egemen olduğunu görüyoruz.

Benzer uygulamalar daha öncede Ermeni çocuklar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Kız ve erkek Ermeni çocukları ailelerinden alınmış, Ermenilerin bulunmadığı Müslüman köylerine dağıtılmış ve Müslümanlarla evlendirilmişler veya yetimhanelere konulmuşlardır.  Her nereye yerleştirilirlerse yerleştirilsinler Müslüman adetlerine göre yetiştirilmeleri yani zorla asimile edilmeleri esasına dayalı bir ortak uygulamanın öznesi olmuşlardır. Bu çocuklar ülkenin değişik bölgelerindeki ticarethanelere, sanayi işletmelerine, çiftliklere, evlere işçi, hizmetli veya besleme olarak gönderilmişlerdir. Hatta yer, yer çocuk asker olarak orduda değişik hizmetlerde konumlandırılmışlar savaşlara gönderilmişlerdir (Ayşe Hür, Taraf Gazetesi)

Özel olarak yürütülmüş bir araştırmanın ortaya çıkaracağı verilerle kapsamının bütün derinlikleriyle anlaşılmasına olan ihtiyaca rağmen 1919–21 Türk Yunan savaşı sonunda Anadolu Rum çocuklarının karşı karşıya kaldığı uygulamaları anlamamıza yardımcı olacak bilgilerin bir kısmını Belge Yayınları arasında yer alan Pontus”un Yitik Kızı Tamama adlı belgesel nitelikli anı roman da bulabiliyoruz.

Milliyetler değişik olsa da hepsinde temel amaç asimilasyon bir başka deyişle bir grubun çocuğunu alarak bir başka gruba geçirme orijinal kökleriyle olan bağlarını kopartma ismini dilini dahası dinini değiştirme geleneklerinden ve kültürel değerlerinden yalıtma yani özcesi ulusları sözleşmelere uygun tanımıyla jenosit. Türkiye’nin yakın tarihi bunun çok yönlü örnekleriyle dolu. Avustralya gibi ülkeler tarihlerinin bu tür sayfalarıyla cesaretle yüzleşerek her şeyden önce kendileri için yeni bir başlangıç yapma çabası içerisindeler. Fakat şimdilik TC devleti böyle bir sürece evrilmenin gerekliliğine olan ihtiyacına dair bir işaret vermiyor. Karşılaştırmalı bir bakış olması açısından şunu da belirtebiliriz. Avustralya’nın beyaz kamuoyu hükümetlerini yerli halklara karşı uygulamalarından dolayı kınamasını bilmiş ve bu konuda gereğini yerine getirmesi için hükümetleri zorlayacak son derece aktif çalışmalar yürütmüştür. Fakat Türk kamuoyuna bakıldığında son derece cılız kalan ve bireysel olmaktan ileri gidemeyen çalışma örnekleriyle sınırlı kaldığını görüyoruz. Umut ediyorum ki yakın bir gelecekte konunun önemine ilişkin ilgi artacak ve hem mağdur taraflardan hem de Türk kamuoyunun kendisinden oluşacak bir hareket devleti bu konuda adım atmaya zorlayacak çalışmalara yönelecektir.

Konuyla ilgili yürütülecek çalışmaların başlıkları devleti süreçlerle ilgili kapsamlı bir araştırma başlatmak sonuçlarını kamuoyuna açıklamak, mağdurlardan resmen özür dilemek ve mağduriyetlerinin giderilmesine katkı sunmak için tazminat ödemesini sağlamak üzere zorlamak olarak özetlenebilinir.

Sonuç olarak, Türk Devleti her ne kadar ben yaptım oldu anlayışıyla hareket eden ve yapıp ettiklerinin hesabını vermek gibi bir alışkanlığı olmayan bir devlet geleneğine sahip olsada Türkiyeli aydınlar ve insan hakları savunucuları kayıp çocuklar konusunu ele alarak devletlerinin geleneğini bozmaya zorlamalıdırlar. Bu yalnızca uygulamanın kurbanlarının ve yakınlarının hatta ait oldukları milletlerin yaralarının sarılması için değil uygulamaların aktif yada pasif bir biçimde ortağı oldukları için kendi insanlık onurlarında açılan yaraların sarılması içinde bir gereklilik olarak ele alınmalı ve hümanist bir sorumlulukla birleştirilerek hareket edilmelidir.

Reference:

Ayse Hur, 2009, İttihat ve Terakki’nin Çocuk Askerleri, Taraf Gazetesi

http://www.taraf.com.tr/makale/4996.htm

Allience for Forgotten Australians, http://www.forgottenaustralians.org.au/who/index.html

Australian Government Culture Portrai , Sorry Day and the Stolen Generations

http://www.cultureandrecreation.gov.au/articles/indigenous/sorry/

Australians Native title and reconciliation, Stolen Wages,

http://www.antar.org.au/issues_and_campaigns/stolenwages

Ertan Altan, 2009, Dersinli kızları Evlatlık verdiler,

http://yenisafak.com.tr/Gundem/Default.aspx?t=15.11.2009&i=223312

The European Network for Indigenous Australian Rights (ENIAR)), Stolen Generations,

http://www.eniar.org/stolengenerations.html

Human Rights and Equal Opportunity Commission, 1997,  Bringing them Home:

Report of the National Inquiry into the Separation of Aboriginal and Torres Strait Islander Children from Their Families
http://www.hreoc.gov.au/social_Justice/bth_report/report/preliminary.html

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e