Türkiye’de Fikir Ortamı

19 Ocak 2007 günü, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, gazetesinin önünde katledildi. Hrant Dink, 12 Ocak 2007 tarihli Agos Gazetesi’nde yayımladığı “Niçin Hedef Seçildim?” başlıklı yazısında, sorumlular hakkında somut ve ayrıntılı bilgiler veriyor. “Cinayetin arkasında kimler var?” “Örgüt var mı?” sorularının cevabı bu yazıda var.  19 Ocak 2007 tarihli Agos Gazetesi’nde  yayımlanan, “Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği” başlıklı yazısında da, yine bu konuya açıklık getirmeye gayret ediyor.

6 Kasım 1996 Susurluk, 9 Kasım 2005 Şemdinli olaylarının benzeri bir olay.  5 Şubat 2006 da, Trabzon’da meydana gelen rahip Santoro cinayetiyle benzerlik taşıyan bir olay. 12 Eylül 2006 günü, Diyarbakır’da, Bağlar semtinde, Koşuyolu Parkı’nda bir bomba patlatılmıştı. Patlama sonucu, 7 si çocuk on kişi yaşamını yitirmiş, 17 kişi yaralanmıştı. Bu olayların hiçbirinde, olayların arkasındaki temel gücü ortaya çıkaracak soruşturma yapılmadı. Diyarbakır’da, Koşuyolu Parkı’ndaki patlamadan hemen sonra, TİT (Türk İntikam Tugayı) İnternetteki sitesinde bir açıklama yapmış, bombalamayı üstlenmişti. Hükümet yetkilileri, bunun ciddi bir açıklama olmadığını, böyle bir örgüt bulunmadığını, soruşturma başlatacak bir durum olmadığını belirtmişti. Dosya bu şekilde kapatılmıştı. 2005 yılında da, yine Trabzon’da, cezaevlerindeki tecrit uygulamasıyla ilgili olarak basın açıklaması yapmaya çalışan TAYAD’lı ailelere karşı saldırı yapılmış, saldırıyı yapanlar değil, saldırıya uğrayanlar hakkında dava açılmıştı.

Hrant Dink cinayeti üzerine, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, bazı bakanlar, Dink ailesine başsağlığı mesajları gönderdiler.

Hrant Dink’in cenazesi 23 Ocak günü toprağa verildi. Cenaze törenine yüzbinin üzerinde  insanın katıldığı belirtiliyor. Bu rakamın 200 bin olduğunu vurgulayanlar da var. Törene hükümeti temsilen Başbakan yardımcısı Mehmet Ali Şahin ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu katıldı. Hükümet cenaze törenine katılabilmeleri için Ermenistan Cumhuriyeti’ne ve diyaspora Ermenilerine davetiye gönderdi. Törende onlar da hazır bulundu. Törene katılanlar, Osmanbey’deki Agos  gazetesinden,  Yenikapı’daki Ermeni Kilisesi’ne ve Ermeni mezarlığına kadar 8 km. yürüdü.  Yürüyüşte, “Hepimiz Hrant Dink’iz”, “Hepimiz Ermeniyiz” şeklinde pankartlar taşındı. Yürüyüş slogan atılmadan ve bayrak taşınmadan gerçekleştirildi.  Törene ABD Büyükelçisi Ross Wilson gibi, yabancı ülkelerden temsilciler de katıldı. Başbakan Recep Tayip Erdoğan,  Dink ailesini evinde ziyaret etti.  Daha sonra da,  Ermeni Patrik Mesrop Mutafyan’ı kilisede ziyaret etti.

Daha önceleri, Kürt aydınlarına, politikacılarına, din adamlarına ve işadamlarına karşı “faili meçhul” denen cinayetler gerçekleştirilmişti.  Vedat Aydın, Musa Anter, Mehmet Sincar,  Şevket Epözdemir, Muhsin Melik, Faik Candan, Ferhat Tepe, Behçet Cantürk, Savaş Buldan… gibi  yüzlerce Kürt’e karşı cinayetler işlenmişti. Bunların hiçbirinde devlet ve hükümet yetkilileri aileye ve Kürtlere başsağlığı dileğinde bulunmamıştı. Cenaze töreni yapılmasına, ailelerin duygularını açıklamalarına izin verilmemişti.  Cenazeler “öldür, kaçır göm” yöntemine göre toprağa verilmişti. Bazı cenazeler toprağa verilirken yeni yeni cinayetler de  işlenmişti.

Hrant Dink olayında yaşanan süreçle Kürt politikacılarına, aydınlarına ve işadamlarına  karşı gerçekleştirilen operasyonlarda yaşananlar arasında çok büyük farklar vardır. Bu farklar birbirleriyle uzlaşmaz derecede büyüktür, derindir. Bu, devletin ve hükümetin, giderek Türk düşüncesinin Kürlere karşı niyetinden, duygularından ve düşüncelerinden  kaynaklanmaktadır.  Bu niyetlerin, duyguların ve düşüncelerin olumsuz olduğu şüphesizdir. Bu olumsuz tutum Türk düşün hayatında  da çok  olumsuz bir etki yaratmaktadır.  Kişiler, kurumlar Kürtlerle ilgili düşüncelerini özgürce açıklayamamaktadır. Bu da düşün hayatının çoraklaşmasını, beyinlerin kötürümleşmesini, özgür düşüncenin boğulmasını getirmektedir.

Hrant Dink’in cenaze törenine katılan ve 200 bin kişi olduğu söylenen kitle, “Hepimiz Hrant Dink’iz”, “Hepimiz Ermeniyiz” pankartları taşıyordu. Bunlarla ne demek, ne anlatılmak istendiği çok açıktır. Böyle bir günde, herkesin kendisini Ermeni yerine koyması… Türk aydınlarının, siyaset adamlarının, basın mensuplarının, sanatçıların vs. bir Kürt’ün cenaze töreninde, böyle bir tavır sergilemeleri mümkün değildir. Türk düşün ortamı, Türk siyaset ortamı, “hepimiz Ogün Samast’ız” demeye çok daha müsaittir. Kürt aydınlarına, Kürt politikacılarına, işadamlarına ve din adamlarına karşı, yüzlerce “faili meçhul” denen cinayetler gerçekleştirildiği halde, böyle bir tören düzenlenmesine engel olunduğu da bilinmektedir. Ogün Samast’ı cinayete azmettirdiği söylenen Yasin Hayal, polisler eşliğinde, emniyete, sorguya, mahkemeye vs. götürülürken, televizyon kameraları karşısında,  Türkiye’nin Nobel ödüllü tek yazarı Orhan Pamuk hakkında, “Orhan Pamuk akıllı olsun, akıllı…” diye tehditler savuruyordu. Bu gücü, bu cesareti nereden alıyor? Bu tür suçlular, arkalarında devletin desteğini,  teşvikini buluyorlarsa, görüyorlarsa böyle yiğit oluyorlar. Bu da ancak, eğitimle kazanılabilen bir tutumdur. Sıradan Türklerin böyle bir tutum içine girmesi de mümkün değildir. Bu elbette resmi ideoloji çerçevesinde yapılan,  resmi ideoloji dışındaki bütün görüşleri düşman ilan eden bir anlayıştır. Her gün emniyet güçleri tarafından onlarca Kürt gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Bunlardan hangisi, polis, jandarma eşliğinde emniyete, sorguya, mahkemeye çıkarılırken, “şunu yapacağız, bunu yapacağız…” diyerek duygularını, düşüncelerini açıklayabilmiştir?

Hrant Dink’in öldürüleceği polis muhbiri tarafından bir yıl kadar önce ihbar edildiği halde, gerek Trabzonda, gerek İstanbul’da emniyet müdürlüklerinde gerekli önlemler alınmamış.

30 Ocak ve 31 Ocak 2007 tarihli Radikal gazeteleri bu süreçle ilgili haberleri ayrıntılı bir şekilde veriyor. 2 Şubat 2007 tarihli Radikal Gazetesi ise, Ogün Samast’a Karakolda kahraman muamelesi yapıldığını vurguluyor. Karakolda jandarma ve polis personelinin, Samast’la fotoğraf çektirebilmek için birbirleriyle yarıştığını haberleştiriyor.

Bugünlerde yayımlanan Gündem Gazetesi ise,  “adam öldürmeye teşebbüs” ve “ruhsatsız silah bulundurma” suçlarından tutuklu iken, tarafından sahte evrakla tahliye edilen bir kişiyle ilgili haberler veriyor. Olay Diyarbakır’da geçiyor. İlgili kişi F Tipi Cezaevi’nde tutukludur. Tutuklu, Diyarbakır’da tanınmış bir işadamına suikast yapması karşılığında tahliye ediliyor.

JİTEM’cilerle pazarlık, cezaevinde, idare binasında yapılıyor. Pazarlık sonunda tutuklu, JİTEM’cilerin önerisini kabul ediyor. Tutuklu cezaevinden tahliye ediliyor. Yapılan pazarlıkta, tutukluya, kendisi ile ilgili tüm aramaların kaldırılacağı, bazı ünlü işadamlarının haracını alabileceği,  tutuklanmayacağı, polisin ve jandarmanın kendisini aramayacağı açık bir şekilde söyleniyor… Fakat tutuklu kendisinden istenen eylemi gerçekleştiremiyor. Bunun üzerine Diyarbakır’ı terkediyor.  Tutuklu, 40 gün kadar sonra Diyarbakır’a dönmek zorunda kalıyor. Diyarbakır’a döndüğünde tekrar yakalanıyor ve cezaevine konuluyor. İşte bundan sonra tutuklu, Adalet Bakanlığı’na dilekçe yazarak, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe yazarak kendisini suça teşvik eden JİTEM’ciler hakkında  soruşturma açılmasını istiyor… (Gündem, 31 Ocak 2007, 1 Şubat 2007) Bu olay, bu tür cinayetlerin arkasında hangi gücün olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Ogün Samast ve Yasin Hayal Hrant Dink cinayetini işlediklerini açıkça belirtmelerine rağmen, bundan övünç duyduklarını belirmelerine rağmen, bunlara “zanlı” deniyor.  Medya bunları  “zanlı” sıfatı ile tanımlıyor.  Kürtlerse, çatışmalarda, bir ölüm, bir yaralanma olsa bile, daha ilk anda,  “katiller” diye, “azılı teröristler, eşkiyalar” diye anlatılıyor.

Hrant Dink, yargılandığı ve mahkum edildiği yazıda, Ermenilere şöyle sesleniyordu. “Kafanızdan Türkleri çıkarın,  Türkler olgusu duygularınızı, düşüncelerinizi zehirlemesin.” Kürtler olgusu, devletin  ve hükümetin bu konudaki katı tutumu, Türk düşün hayatını,  bilimi ortamını, sanatı, edebiyatı vs. yakından etkiliyor. Bu, düşün ortamının, bilim ortamının çoraklaşmasını, çölleşmesini getiren bir etkidir. Kürtler konusundaki inkarcı ve imhacı tutum, bu yolla gelen etki, düşün ortamını, bilim ortamını zehirleyen, boğan bir etkidir. Bu tutum sadece, düşün hayatını, bilim hayatını olumsuz yönde etkilememekte, iç politikayı, dış politikayı da olumsuz yönde etkilemektedir. İç politikada etkili, güçlü demokratik adımlar atılamamasının, çarpık bir dış politika sergilenmesinin temel nedeni budur. Düşün  hayatının ve bilim hayatının gelişmesini sağlamak için, bu karanlık ortamı dağıtmak, düşün ortamını ve bilim ortamımı baskılayan bu cenderelerden kurtarmak gerekir. Bu kaçınılmaz bir görev olarak algılanmalıdır. Bunun yolu da demokratik bir zihniyeti geliştirmekten, bunun bilincine varmaktan geçiyor. Hrant Dink cinayetiyle en çok konuşulan konu, TCK md. 301’dir. Büyük basın, Radikal, Milliyet gibi gazeteler, 301 üzerinde çok duruyor. Türk aydınları, politikacıları, basın  mensupları, durmadan bu madde üzerinde açıklamalar yapıyorlar. Bu konuda yoğun bir özgürlükçü tutum var.  Ama şöyle bir olguyu da görmek gerekiyor. 24 Ocak 2007  günü, Diyarbakır’da, 5. Asliye Ceza Mahkemesi,  Kürt aydını ve Kürt politikacısı İbrahim Güçlü’yü  TCK 301’e muhalefetten, 1.5 yıla mahkum etti. Bu olgu, 301’e karşı çok hassas olan büyük basında haber olarak bile yer almadı. Sadece Vatan Gazetesi’nde bir haber olarak duyuruldu. Bu Türk düşün hayatının, Türk basın hayatının Kürt karşıtı tutumunun dikkat çekici bir göstergesidir.

“Her türlü milliyetçilik kötüdür” deniyor.  Kürtleri, Ermenileri yok etmeyi kafasına koymuş, Ogün Samast’ları, Yasin Hayalleri yetiştirmiş Türk milliyetçiliğinin ırkçı olduğu, olumsuz olduğu açıktır. Baskılara, inkar ve imhaya karşı kendisini yaşatmaya çalışan Kürt milliyetçiliği neden kötü oluyor? “Seni yok edeceğim, seni yaşatmayacağım” diyenle, “yaşamak istiyorum, yaşamak benim de hakkımdır” diyeni aynı kefeye koymak yanlıştır. Kürtler, “seni yok edeceğim, seni yaşatmayacağım…” diyerek başkalarını tehdit etmiyor ki… Her iki milliyetçiliği aynı kefeye koymak, çarpıtılmış Türk düşün hayatının bir ürünü olabilir. Çarpıtılmanın  Kürt sorunu nedeniyle meydana geldiği şüphesizdir.

Kürt karşıtlığına dayanan bu anlatışı Kerkük sorunuyla ilgili görüş açıklamalarında da görmek mümkündür. Bu sorunla ilgili olarak Kürtlerin ne dedikleri hiç dikkate alınmamakta, Kürtler dinlenmemekte,  resmi görüşler tartışılmaz tek doğru olarak, doğruluğundan kuşku duyulmayan görüşler olarak dile getirilmektedir. “Kürtler Kerkük’ün nüfus yapısını bozuyor, etnik arındırma yapıyor” diyenler, Saddam Hüseyin döneminde, Kerkük’ün Araplaştırılması  politikası çerçevesinde, Kerkük’ten sürülen Kürtler, Türkmenler konusuna hiç dikkat çekmiyor. Kerkük’ün Araplaştırılması çerçevesinde, 1960’lardan beri, 150 bin ile 200 bin civarında Kürt’ün sürgün edildiği halde, bunun sadece onbin civarında olduğunu söyleyenler de var.  “Kürtler Kerkük’ün  nüfus yapısını bozuyor, etnik arındırma yapıyor…” diyenler, Türkiye’deki Kürt sürgünlerinden, Kürdistan’nın Kürtsüzleştirilmesi politikasından da ve etnik arındırmadan da  hiç söz etmiyor.

“Irkçılık” kavramı üzerinde de durmak gerekiyor. Daha son günlere kadar, Kürt araştırmacılar, Kürtlerden, Kürtçe’den, Kürt kültüründen vs. söz ettikleri zaman, Türk aydınları onların bu tutumunu “ırkçılık”, “ırkçı bir yaklaşım” olarak değerlendirirlerdi. Bu görüş, Kürtlerden, Kürtçe’den söz edilmesini, Kürt kültürünün dile getirilmesini  “ırkçılık” kavramıyla değerlendiriyor.  Bu, aslında, Türkiye’deki ırkçı anlayışı ve uygulamalı gizleyen bir tutumdu. “Türklerden başkasının yaşam hakkı yoktur” şeklindeki bir anlayışla, “kendi milli değerlerimle yaşamak istiyorum” şeklindeki bir anlayış nasıl  kendisini tarif etmeyen kendisini anlatmayan kavramlarla dile getirilmiştir? Bu Türk düşüncesinin temel sorunlarından biri olmalıdır. Irkçılık konusu, günümüzdeyse, aydınların çok üzerinde durdukları,  analiz etmeye çalıştıkları bir süreç oluyor.  Bu sürecin etkili olabilmesi için,  Kürt olgusunun bilimin kavramlarıyla ve demokratik bir zihniyetle, resmi ideoloji eleştirilerek ele alınması  kaçınılmaz görünüyor.

5 Şubat 2007

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e