Türk Ordusunun Yeni Dönemi ve Postmodern Darbeler
1997 Çevikbir – Sincan, 2006 Büyükanıt – Şırnak
Türk Ordusu yarattığı geleneğe uygun olarak onar yıl arayla darbe yaparak siyasal iktidarı azletme veya bir başka deyişle yeniden düzenleme uygulamasını sürdürüyor. Fakat altı çizilmesi gereken nokta bu darbeleri gerçekleştirirken dünyadaki değişim ve dönüşümleri hesaba katarak buna göre bir biçim oluşturup usulüne uygun bir şekilde gerçekleştiriyor olmasıdır Hatırlanacağı gibi 1997 yılında Ankara’nın Sincan kazasında amatör tiyatrocuların sahnelediği oyunun İRTİCA’i içerdiği ve bu tür aktivitelerin rejimi değiştirmek isteyen gerici güçleri cesaretlendireceği savıyla bir tümen askeri silahlı, teçhizatlı tam tekmil Sincan sokaklarında yürüttükten sonra, bir ültimatom ile başında ERBAKAN’ın bulunduğu hükümetin ipi çekilip istifa etmesi sağlanmıştı. Bu dönemin ilgilileri anılarını açarak perde gerisini açıklarlarken yapılan uygulamanın darbe olduğu konusunda fikir birliğine ulaşıldı. Öyle anlaşılıyor ki, bu süreçte artık ordu ve kurmayları iktidardaki ağırlık ve paylarını koruma adına kanlı darbeler yaparak, silah zoruyla direk iktidara el koymuyordu. Bunun yerine postmodern darbe veya “kadife devrim” dedikleri yöntemlerle hareket etmeye başlamışlardı.. Gelinen noktada bu günlerde de bu türden bir plan daha uygulamaya kondu. Bu darbe planına uygun olarak da, şu an Türk ordusu kurmayları ve çeyrek milyon askeri ile birlikte hareketlendirilmiş durumdadır.
Doğal olarak Türkiye’nin politik gündemi bu askeri hareketlilik üzerine kaydı. Bütün yazılıp çizilenler, verilen demeçler, durumun anlaşılması üzerine sürdürülüyor.. Merkez üssü Şırnak olarak alınan bu darbe harekatının Kürtlerle ilgili boyutunun irdelenmesinde oluşumun tarihsel surecine bakmak lazım. Bu anlamda süreç İran-Irak savaşı ve ortaya çıkardığı sonuçlara kadar uzanır. Hatırlanacağı gibi Güney Kürdistan da Kürtler lehine ortaya çıkan otorite boşluğu bu savaşın sonuçlarından biriydi. Buna bağlı olarak alanda sömürgeci güçlerin kaybettiği otoritenin yerini otonomi programı ile hareket eden Kürdistani güçler almıştı. KDP ve YNK öncülüğünde örgütlenen bu güçler, kendi programlarını uygulamak üzere kullandıkları alanda, aralarındaki uyumsuzluk nedeni ile ikili bir otorite ortaya çıkmıştı..Bunun beraberinde BM’in 657 sayılı kararıyla 36. paralelde hava sahasını Irak uçaklarına yasaklaması ile Kürtlerin yerel otoritesi kabul edilmiş, Kürdistani güçler ile Türk devletinin muhataplık ilişkisi ortaya çıkmıştı. Bundan sonra Güney Kürdistan da oluşan iki parçalı Kürt iktidarı, kendi programları gereği her biri ayrı birer muhatap olarak Türk devleti ile dengeli-dengesiz ilişki geliştirmişlerdi.Yerel otorite olarak Saddam döneminde imzalanan “suçluların sıcak takibi” anlaşmasını kabullenerek bir bakıma bu devletin elini kolunu sallayarak bölgeye girip çıkmasını kolaylaştırılması da bunlardan biri idi.
Şimdi koşullar oldukça farklı çünkü Irak’da artık Saddam ve rejimi yok. Onun yerine dünyanın tanıdığı merkezi Irak devlet otoritesi ve bu otoriteye bağlı uluslararası hukuka uygun olarak oluşmuş ve onaylanmış Federe Kürt Devleti yönetimi var.İşte bu bağlamda Türk ordusunun Şırnak’a yığınak yaparak hazırlıklarını ilerlettiği son Kürdistan seferine Federe Kürt devletinin uluslararası hukuk ve kendi hukuku içinde alacağı tavır göstereceği mesafe yeni dönem politikaları anlamak açısından oldukça önem arz ediyor. Çünkü bu seferin Güney Kürdistan uzantısının amacı söylendiği gibi Kandil Dağına operasyondan çok, Kerkük üzerine ihtarlar taşıyan tatbikat havası var.. Bir diğer nokta ise, Türk Ordusunun Kürdistan seferinin bir yanı Kerkük sorunu üzerine kurulu hassasiyetleri içeriyor..Bilindiği gibi Türk devletinin kırmızı çizgileri içinde Kerkük oldukça önemli bir yer tutuyor..
Seferin Kuzey kürdistan ayağında ne var?
Zaman zaman uğradığı kesintilere rağmen 20 yıldır süren ve ilk tanımlarıyla düşük yoğunluklu savaş olarak kabul edilen mücadelede Türk ordusu işgal ettiği Kuzey Kürdistan da yürüttüğü askeri operasyonlarla onlarca kez en ücra köşesinin ağaç kovuğuna varana değin tespit edilip haritası çıkarılmış bir coğrafya üzerinde çeyrek milyon askeri ile hangi planı uyguluyor?
Bu seferin Kuzey Kürdistan ayağını anlamamıza da yardımcı olan yukarıdaki sorunun cevabının anlaşılması çokta zor değil. Bilindiği gibi kısa bir sure önce gerçekleşen Şemdinli Olayları ile iki resmi, bir PKK itirafçısından oluşan JİTEM timi imha hedefi içinde bulunan bir kitapçı dükkanına karşı geliştirdikleri başarısız eylem içinde halk tarafından yakalanıp teşhir edildiler. Olay karşısında gelişen tepkiler ismi açık olarak anılan JİTEM üzerinde yoğunlaştı. Buna bağlı olarak durumun özellikle basın tarafından ‘ikici susurluk olayı’ olarak ilan edilmesinin yanı sıra hükümetin ilgili üyeleri tarafından bedeli ne olursa olsun çözümü için olayın üzerine gidilecek türü açıklamaları Türkiye iç siyasetinin bilinen orta oyunu, ordu-siyasi çekişmesini ateşledi. Bu arada, başlatılan kampanyaları susturmak ve yargı sürecini etkisizleştirmek üzere Ordu kademelerinin ilerisini düşünmeden verdikleri beyanatlarları da alıp iddia konusu yaparak hazırlanan iddianame ile başlayan yargılama süreci, ikinci susurluk tanımlamasından aldığı cesareti de kullanarak JİTEM’in izini sürdü.Bu iz Türk Kara kuvvetleri komutanı BÜYÜKANIT’ı ortaya çıkardı.
Genelkurmay başkanı ise yargı sürecini önce sessiz geçiştirdi. Ardından, kılıcın keskin yüzünü gösterdi. Genelkurmay başkanı hükümeti hedef alan yaklaşık olarak “Türkiye de rejimi değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Bu vatanı böldürtmeyiz” biçimindeki açıklaması ile gerçek niyetini ortaya koydu. Şemdinli olaylarının takipçisi olacağını ilan eden basın ise bu arada kendi adına ihtarını aldı yada kendiliğinden vaziyeti değerlendirerek üç maymun oyununa başvurdu.
Şimdi zaman postmodern darbeler zamanı..Buna uygun olarak, Ankara Sincan’da tiyatro gösterisini bahane edip İRTİCA hortluyor diye bir tümen askeri yürüterek postmodern darbeyle dönemin ünlü lideri ERBAKANI ve Hükümetini Genelkurmay ikinci başkanı Çevik Bir’in koordinasyonuyla düşürmüştü. Böylece Türk ordusunun geleneksel tavrı olan DARBECİ gelenek biçim değiştirmişti. Bu değişim bu günde Kürdistan’a çeyrek milyon askeri seferber ederek karargahını Şemdinli’ye kuran BÜYÜKANIT tarafından sürdürülüyor. PKK’ye karşı harekat olarak sunulan bu tatbikatın gerçek amacı ise, rejim meselesi olarak AKP hükümetini hiza ve mesafeye sokmaktır..
Kara Kuvvetleri Komutanı BÜYÜKANIT, Ağustos 2006 yılında Genelkurmay başkanı oluyor.Hiç bir uygulama bu süreci durduramaz.Belli dönemlerde su yüzüne çıkan Türk ordusunun kendi içindede varlığı bilinen ve süre gelen iktidar mücadelesinde, Genelkurmay başkanlığına giden yolun, haritasında önemli bir viraj, çeyrek milyonluk askerle yapılan kuvvet gösterisi ile kazasız belasız alınarak ordu içindeki kanatların hiyerarşi mücadelesinde ortaya çıkacak muhtemel bir değişiklik de engellenmiş oldu.
Buna karşılık olarak siyasal iktidarın tavrına gelince; arkasına AB’yi ve AB’ye uyum yasalarını aldığını düşünen ve bundan da aldığı cesaretle hükümet–ordu çelişkisinin öne çıktığı bu sürece “horozlanarak” katılan AKP iktidarı, yanıldığını kısa sürede anladı. Şimdi, olması gereken ile gerçek olan arasındaki tercihte, gerçek olana yani Militarist-Bürokratik oligarşinin iktidarına şapka çıkarıyor..
24 nisan 2006












