Türk Devletinin Siyasal Sancıları..

Türkiye’nin gündemi ağır sorunlarla yüklü. İç politikada bir yanda cumhurbaşkanlığı seçimi, diğer bir tarafta da, erken genel seçim mi yoksa normal süresi içinde  genel seçim mi olsun  tartışmaları var. Türkiye’nin AB süreci içinde ise siyasal ve hukuki uyum yasalarının bir an önce görüşülüp meclisten geçirilmesi telaşı, çoğu zamanda karşılaşılan engellerin sıkıntısı yaşanıyor. Bu sıkıntı ve zorluklara ek olarak,  kanlı suikast eylemleriyle Gladio’nun kendisini açığa vermesi ve ordu kademelerinin iç iktidar çatışmalarının siyaseti zor durumda bırakan tavır ve açılımlarda bulunması olup bitenin üzerine tüy diken cinsinden.

Yukarıda ifade edilen iç siyasetin sıkıntıları kadar dış siyasetin açmazları konusundada da önemli bir sürece girilmiştir. Bununla ilgili ifade edilebilecek konu başlıkları; Ermeni soykırım yasası ve Irak Anayasası içinde  Güney Kürdistan’ın kazandığı federal devlet yapısını sindirememenin verdiği saldırganlık ve bunların yanı sıra şimdinin baş belası KERKÜK sorunu olarak sıralanabilir..

Sonuç;Türk Devleti hop oturup hop kalkıyor..

Soğuk savaşın tarih olduğu, uluslararası siyasetin koyu renklerini açtığı ve siyasal sınırların borsalarda hisse senedine dönüştüğü bir dünya düzleminde Türkiye, Osmanlı’dan devraldığı ve genel olarak red ve inkar üzerine şekillendirdiği temel sorunlarını granitleştirerek 80 yıllık katı duruşunu devam ettiriyor.

Önceleri Komünizm tehlikesi ve bölücülük temel sorunken, şimdileri iki postmodern darbenin muhatabı muhafazakar-islami eğilimi tehlike kabul edip bunu zorlama bir laiklik karşıtlığı üzerine şekillendirilmeye çalışarak uyguladığı akıl dışı siyasete dayanak sunuyor..

Durum artık geleneksel bir hal aldı. Her yıl 24 Nisan öncesi, gerlimin bir tarafı Türkiye, Ermeni mezalimini teşhir etmek üzere bir biri ardına toplu mezarlar açarak propaganda yaparken, Ermeni Diyasporasının elinde hazır beklettiği Ermeni soykırım yasa tasarısı da,  kabulü için ABD Temsilciler meclisine sunulur. Bu yıl, sözkonusu yasa tasarısı daha gündeme alınıp sonuçlanmadan epey bir ses getirdi. Çünkü önce İsviçre, ardından Fransa  parlementolarının onadıkları soykırım yasası ile Ermenilere uygulanan soykırım tartışması tırmandı. İsviçre ve Fransa parlemontolarında gerçekleşen görüşmeler sırasında, yasasının reddi için  yeterli çaba göstermediği gerekçesiyle Türk Devleti kendi içinde eleştirildi. Bu eleştirilerin de yönlendirmesiyle bu kez işi sıkı tutarak soykırım tasarısının ABD temsilciler meclisinden geçmesini engellemek için siyasal ve diplomatik atak geliştirdi. Bu bağlamda önce Dışişleri Bakanı ve beraberindeki heyet ardından siyasi partilerin temsilcileri ve bir yığın diplomatın katılımlarıyl lobi çalışması beklenenin aksine karşılaştığı ilgisizlik ve hazırlanan proğramın fiyaskosu ile sonuçlandı. Aynı zaman dilimine sıkıştırılan Türk Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt’ın ABD Genelkurmay Başkanının resmi davetlisi olarak bu ülkeye bir ziyareti gerçekleşti. Bu ziyaret sırasında generalin isteği üzerine Türk Büyük Elçiliği bir kapalı salon toplantısı düzenledi. Bu toplantıda konuşan Büyükanıt sınırlı bir davetli kitlesine Türkiyenin iç siyasetine ilişkin siyasal tespitler yapıp siyasilere parmak sallayarak  verdi veriştirdi.

İç hizmet kanununa göre durumdan vazife çıkaran darbeci generallerin siyasal iktidarı silkeleyerek başarılı olanlarının yolu bir biçimde Çankayaya uğruyor. Sivil giysiler içinde konuşan Generalin parmak işaretlerine bakıldığında onunda rotası sanki Çankaya Köşkünü gösteriyordu. Büyükanıtın ses tonu ve mantığının halen Cumhurbaşkanı olan katı Atatürkçü tartışmaların militanı A. Necdet SEZER’e olan benzerliği, kendisinin Cumhurbaşkanlığı için üzerinde ittifak edilecek biri olduğunu gösteriyor. Belli dönemlerde görev süreleri biten emekli Generallerin kaleme aldıkları anılarında yer verdikleri “her Karaharp okulu öğrencisinin hayalini Cumhurbaşkanlığı süsler” belirlemeleri gözönüne alındağında bu tesbitin yabana atılır bir yanı olmadığı anlaşılacaktır. Bu anlamda Türk Demokrasisinin üstüne kabus gibi çöken ve seçim ile iş başına gelenlerin el uzatıp bozmaya cesaret edemedikleri Türk ordusunun hiyerarşik yapısını Cumhurbaşkanı hayali taşıyan gurupların aralarındaki mücadelenin belirlediğini ise bilmeyen yok.. Şimdi bu mücadelenin siyasal malzemesi bölünme sendromu ile laikliğin elden gitmesi üzerine inşaa ediliyor.

Bilinçli bir tahrikle Türk dış siyasetinin öncelikli hedefi durumuna getirildiği izlenimi verilen Kerkük meselesi halen kriz tanımıyla sıcak tutulmakta. Türk Devleti bu yılın Aralık ayı içinde Irak anayasasının 140.maddesine göre Kerkük’ün statüsünü belirleyecek referandumu mümkünse erteletmek, eğer bu olmuyorsa bir provakasyon ile murdar etmek üzere şimdik sözlü saldırı kampanyası yürütüyor. Bu kampanya çerçevesinde diplomatik ataklar örgütleniyor, PKK işaret edilerek oluşturulan özel gündemli koordinasyon kurulları oluşturuluyor, Türk askerini Güney kürdistan sınırına taşıyarak tatbikatlar düzenleniyor. Bütün bu faliyetler sürerken genel olarak Türk Devletinin resmi ağızlarının konuyla ilgili olara kendi ilgi alanları içinde verdikleri beyanlar arasında, çelişki  izlenimi veriliyorsa da esas olarak konuşulanlar alt alta yazıldığında çelişmeden daha ziyade farklı organ ve birimlerin açılımlarının bir birini tamamladığı görülecektir.

Başbakan, Kerkük’ün yeni oluşacak statüsüne işaret ederken,içimizde yeni bir karabağ vakası oluşmasına izin vermeyiz diyor. Irak’ın şii cumhurbaşkanı yardımcısını özel uçak göndererek Türkiyeye davet edip Kerkük üzerine bu yıl yapılacak olan referandumu erteleme çağrısını mesaj olarak empoze etmekten geri kalmıyor. Beyanı sadece referandum boyutunda kalsa iyi sözüne devamla “Brezilyada bile bir Kürt devleti kurulsa biz tepki gösteririz” diyor.. Sürdürülen diplomatik trafik içinde konu Kürdistan yöneticileri ile görüşme düzeyinde tartışmaya açılınca bu kez Genelkurmay başkanı devreye girerek Kürt yöneticilerin “Kerkük bir Kürt şehridir dışarıdan gelişecek en ufak bir harekete şiddetle cevap vereceğiz” gibi vatansever açıklamasını sindiremediğini açığa vurup Türk devletinin işgalci ve ilhakcı tavrına hasım bularak görüşme yolunu tıkamayı yöntem seçiyor. Lafa gelincede biz Irakın yeni anayasal sürecini tanıyor parlementosunuda meşru kabul ediyoruz diyorlar.

Tük devletinin resmi ağızlarından çıkan beyanların satır araları okunduğunda ise iç işleri bakanı Abdullah Gül’ün  “biz  Kerkük’ü tek bir Irak’a verdik” beyanı –gerçekleşmesi mümkün olmayan bir olasılık olarak askeri müdahale olarak- Türk devletinin gönlünden geçen müdahale sürecince izleyebileceği yolun hukuki zeminini ifade ediyor. Şöyleki; Irak’ın aldığı yeni biçim ile 1926 yılında imzalanan Ankara anlaşmasının hükm-ü şahsiyeti ortadan kalkacağı için Türkiyenin Kerkük’de yaşayan Türkmenlerin haklarının güvencesi olarak Kerkük’e müdahalesinin hukuki zemini oluşur anlayışı olgunlaşmaya başlamış durumda.

Türkiyenin Kerkük sürecinde bir askeri müdahale olasılığında izleyeceği strateji ve müdahale sürecinin uluslararası hukuktaki yeri bir olasılık olarak geçmişte Kıbrıs sürecine müdahil olma hakkını elde ederken izlediği yöntem ve buradan edindiği deneyiminin içinde duruyor. Hatırlanacağı gibi, İngilterenin Kıbrıs adasında var olan Askeri üs’leri dışında kalan  varlığını geri çekmesi ile  adada bir otorite boşluğu oluşmutu. Bu durumu değerlendiren TC, bazı provakasyonlardan yararlanarak, adada yaşayan Türk azınlığın haklarını garanti etme adına müdahil olarak kendisini gündemleştirmiş ardındanda bu fırsatı değerlendirerek adada söz sahibi olmuştu. Ardından onlarca BM kınama kararlarını görmezden gelerek 1974 yılında  Askeri müdahale ile Kıbrısın bir bölümünü işgal edip orada kimse tanımamış olsada bir devlet ilan etmişti. Eğer bu gün Türk Devleti Güney Kürdistan’a müdahale etme riskini göze alırsa, bu tavrını yani işgal siyasetini uluslararası siyasete Kıbrıs sürecinde izlediği yöntemi örnek göstererek sözünü ettiğim biçimde meşrulaştırmaya çalışacaktır. Bu anlatım tabii ki bir varsayım gerçek olur mu olmaz mı bilinmez.. Ancak bilinmelidirki Kerkük’e sefer olur ama  Zafer Olmaz..

Bütün bunlara bakıldığında da Türkiye devleti daha çok hop oturup hop kalkacak gibi görülüyor….

28 Şubat 2007

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e