Temsil

Yine her zamanki gibi oldu. Türk medyasının belirlediği “Kürtlerin temsilcisi kim/ler” adlı gündemi, yine Türk medyasının belirlediği kavramlarla tartıştık/tartışıyoruz.

Türk medyasının, “Kürt Sorunu”nu tartışma şekli ve zamanlamasında bir yığın ” hin oğlu hinlik”ler olduğu açıktır. Türk medyası, -farklı devlet içi güçlerin sözcülüğünü yapsa da- devlet görevi yapıyor. Devletin sağladığı bilgilerle, devletin istediği kavramlarla ve devletin istediği zamanda anti – Kürt programları yayıyor, kitleleri manipüle ediyor.  Kürt Halkına “akıllı olma”yı yani Türk Egemenlik Sistemine tabi olmayı nasihat ediyor. Bu amaçla; Kürdistan Sorunu´nu “Kürt Sorunu”na ve “Kürt sorunu” nu da kendi konumlarına uyarlamaya çalışan “Kürt” aydınlarını, “köşe yazarı” ve tartışma programlarının “vazgeçilmezler”i olarak kullanıyor. “Vazgeçilmezler”e; “Ulusal devlet kurma döneminin geçtiğini” söyletiyor. Öcalan´i Mandela, emirerlerini ise “Kürt halkının sözcüleri” olarak lanse ediyor. Bu iş için, Türk medyası “postacı” olmaya soyunuyor.

TemsilBunlar biliniyor. Bu işte bir gariplik yok. Türk Medyası işini yapıyor. Gariplik; Kürt aydınlarının, Türk Medyasının alelacele kaldırdığı “temsilcilik” dolmuşuna biribirini iteleyerek binmeye çalışmalarında duruyor. Gariplik; Kürt aydınlarının, Türk Medyasının gösterdiği adreslere “temsilcilik mazbatası” dağıtmakla kendilerini “yetkili” kilmiş olmalarında duruyor. Gariplik; Kürt aydınlarının, kendilerini  “yetkili” kılmalarında hiç bir hukuki, siyasi ve ahlaki sakınca görmemelerinde duruyor.

Sahi nereden çıktı bu “temsil” sorunu? Türk Devleti, bir ülke olarak Kürdistan´ı ve bir ulus olarak Kürt Ulusu´nu tanıdığını mı açıkladı? Nerdeyse bir asırdır Kürdistan´da uygulaya geldiği zamana yayılmış jenosit için Kürt Ulusu’ndan özür mü diledi? Resmi devlet ideolojisi olan ırkçı, sömürgeci ve dogmatik Kemalist ideolojiden vazgeçildiğine dair işaretler mi verdi? Anayasa ve bağlı bütün yasalar tamamıyla değiştirerek, Kürt Ulusu’nun temel hak ve özgürlüklerini güvence altına mı aldı? Kürt dilini resmi dil olarak mı kabul etti? Okullarda Kürtçe eğitimi mi başlattı? Ders kitaplarını mı değiştirdi? Kürdistan´daki gizli devlet örgütlenmelerini ve koruculuk sistemini mi lagvetti? Kürdistan´in caddelerine, okullarına, karakollarına, fabrikalarına, dağlarına, taşlarına yazılan “Ne mutlu türküm diyene!” sözleri mi kaldırdı? Kürdistan´daki Mustafa Kemal heykellerinin yerine Kürt büyüklerinin heykellerinin dikilmesini mi sağladı? Siyasi tutsakları mi serbest bıraktı? Zorla göçertilen milyonlarca Kürt köylüsünün tekrar topraklarına dönmelerini sağlayacak ekonomik ve sosyal tedbirler mi aldı?

Elbetteki hayır. Dahası Türk Devleti, Türk Egemenlik Sistemini hiç bir şekilde tartışma konusu yapmayacağını ve sistemde en ufak bir değişikliğe gitmeyeceğini çok açık bir dille deklare ediyor. T.C.Savunma Bakanı Vecdi Gönül; “Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?” sorusuyla başladığı konuşmasının devamında, ulus yaratma/oluşturma sürecinin devam ettiğini ve Kürdistan’daki savaşın bu amaçla sürdürüldüğünü itiraf ediyor. T.C. Genel Kurmay Başkanı Başbuğ; Kürtleri kastederek, “kollektif hakların kullanılmasının söz konusu olamayacağını” söylüyor. T.C. Başbakanı Erdoğan; “Biz ne diyoruz? Tek ülke, tek devlet, tek millet diyoruz… Buna karşı çıkanların bu ülkede yeri yoktur.” diyor.

Kürt aydın ve örgütleri unutsalar da, Türk Devleti ve basını, Kürdistan´in sömürge olduğunu biliyor. Sorunun, Kürdistan Sorunu olduğunu ve sorunun kaynağının, büyük devletlerin desteğini alan Türk Devleti´nin Kürdistan´ı, Kürt Ulusu´nun rızasına rağmen işgal ve ilhak etmesinde yattığını da biliyor. Eğer iddia edildiği gibi Türk Devleti sorunu çözmek istiyorsa, söz konusu tarihi ve güncel haksızlığı ortadan kaldırmak için harekete geçmek zorundadır. Türk Devleti, Kıbrıs Türkleri için Birleşmiş Milletlerden ne istiyorsa; Filistinliler için İsrail Devleti´nden ne istiyorsa; Çeçenler icin Rusya Federasyonundan ne istiyorsa, Kürt Ulusu için de aynı şeyleri istemeli ve yapmalıdır. Bunun için de “temsilci” aramasına gerek yoktur.

25 yıllık savaş ile bütün sosyal ve siyasal dokusu ile oynanmış, yani; binlerce köyü yakılıp-yıkılmış, milyonlarca insani zorla yerinden yurdundan sökülüp atılmış, onbinlerce insanı savaşta ve faili meçhul cinayetlerde öldürülmüş, iskencehaneleri ve hapishaneleri tam kapasite çalıştırılmış, hiç bir muhalefet odağının yaşamasına izin verilmemiş, aydınlarının neredeyse hepsinin ya öldürülmüş ya da mültecileştirilmiş, ulusal-demokratik değerlerinin canına okunmuş, ekonomisinin ve coğrafyasının tahrip edilmiş olduğu, sömürgeci orduların postalları altındaki bir ülkede; kim, hangi hukuki, siyasi ve ahlaki normlara göre “temsilci” çıkarıyor?

Öyleyse; Türk Devleti´nin İmralı´yı, emirerlerini ve “vazgeçilmezler”i kullanarak Lozan´ı Kürt Ulusu´na onaylatma oyununa, Kürt aydınlarının figüran olma hevesleri niye?

Kürt Ulusu´nun istemi bellidir ve bu istemini bugüne değin defalarca kez ortaya koymuştur: Bağımsız Kürdistan!

Kürt Ulusu´nun istemine denk düşmeyen bir ” temsil”in adı; “Politik Pezevenklik” olacaktır.

16.07.2009

Did you like this? Share it:
Niha şîroveyek girêdayê gotarê ye
    Ziynet says:

    KALEMİNIZE SAĞLIK

Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e