Tarihsel Yanlışlık ve Bilgi Kirliliğinde İnat !

“İnsan, insana özgü bir dünyanın ideal var olma şartlarını yaratmak imkânını ancak benliğin yeniden ele geçirilmesi ve arındırılması yönünde göstereceği çaba ve özgürlüğün sürdürülmesi için taşıyacağı hassasiyet sayesinde bulacaktır.” Frantz Fanon- Siyah Deri Beyaz Maskeler.

  Aydın olmak veya en azından aydın olmaya çalışmak, onun çağına ve en önemlisi içinde yer aldığı topluma karşı duyduğu sorumluluğudur. Bu anlamıyla aydın, bilir ki kendisiyle toplumun değer yargıları sürekli çatışma içinde olduğudur, çünkü o toplumun değer yargılarının egemen devletin resmi ideolojisiyle biçimlendiğini bilir ve ona karşı mücadele eder. Aydın, çatışmalı doğar, yaralı yaşar, fakat alnı açık, yüreği öfkeye kesmiş olarak yürür. Yürürken korkmaz.

 Franzt Fanon, Aime SEZER için şöyle der: renginin dışında hiçbir şeyi Afrikalı değildir.Aime Sezer sömürgecilerin Afrika’ya ışık getirdiğini düşünür. Onun gibileri her zaman siyah deri beyaz maske taşımaktadır.” (1)

“Yaşanan tarih ile tarihin bilince çıkarılması farklı kavramlardır. Kürtlerde eksik olan, yaşanan tarihin bilince çıkarılmamış olmasıdır.”( 2)

   Yaşanan tarihi sağlıklı olarak kavrayamadığımız için hep yanlışlar da ayak sürüyoruz.Yaşanan tarihi kendi öznel mantığımızı besleyen ideolojik bakış açısıyla yorumluyoruz; yada sömürgeci devletin sunduğu argümanlarla içeriğini boşaltarak yazıyoruz!. İlle bir şeyler yazmak için kendimizi ‘zorunlu’ hissediyor olabiliriz, fakat bu zorunluluk neye göredir ve niçin?

   Önce bu konuda kendimizi ikna etmemiz gerekiyor, bu da vicdan’a ilişkin bir durumdur. Diğer bir olgu da yakın tarihimize ilişkin olarak bir şeyler yazmaya neden zorunlu olduğumuz konusunda ise ahlaki davranmak zorundayız. Çünkü gerek üyesi olduğumuz ulusa karşı gerekse içinde yer aldığımız çağımıza karşı insan olarak tarihi bir sorumluluğumuz söz konusudur, o yüzden de rast gele hareket etme hakkına sahip değiliz! Elbette doğrular kimsenin tekelinde değil, teoriler de, bilgiler de öyle. Lakin yanlışlara karşı olurken başka yanlışlara düşmek ise hiç bağışlanacak bir durum değildir.

 Kürt siyasi kadrolarının, aydınların kendi yanlışlarında direndiklerinin üçte biri kadar sömürgeci devletlerin Kürdistan da sürdürdükleri askeri işgale karşı direnseydiler bugün Kürdistan’ın bağımsızlığına giden yolu bir nebze olsun kısaltmış olurduk. Bu da mümkün olmadı, olmuyor da.

  1980 sonrası gelişen süreçte yaşanan kirli savaşın yarattığı tahribat gerçekten çok ağır oldu. Kürt halkı gerek ulusal bilinçte, gerek doğal yapısında, gerek sosyal konumda olsun çok büyük yaralar alarak derin bir kötürüm içinde yaşıyor! Buna sebep olan kirli savaşın adı ise ‘özgürlük’ mücadelesi oluyor. Bu yanlış algılama ise Y. Küçük’ün değimi ile ‘ayaklarıyla düşünüp başıyla yürüyen’ bizim Kürt aydın ve siyasi kadrolarımızdan kaynaklanıyor. Bir türlü ayaklarımızla yürüyüp başımızla düşünemiyoruz!

      Geçenlerde Kürdistan-Post yazarlarından Erdoğan Alparslan Kürdistan-Post da ki köşesinde  “PKK ve Kürd Milliyetçiliği” diye bir yazısı yayınlandı!  Tarihsel bilgide hızını almamış Kürt Milliyetçiliğin kökünü Ehmedê Xanî’ye hatta Baba Tahirê Uryan’a kadar uzatmış ve şöyle diyor sayın yazar: Kürt milliyetçiliği bugünkü konumuna göre daha köklü bir oluşumdur. Kökleri Ehmedê Xanî’ye hatta Baba Tahirê Uryan’a kadar uzanıyor.

  Çok ilginç! Kürt milliyetçiliğinin Ehmedê Xanî ve Baba Tahirê Uryan ile ne alakası var? Ehmedê Xanî döneminde milliyetçilik diye bir olgu yok; olmadığı gibi uluslaşmada yok. Milliyetçilik uluslaşmaya ilişkin bir olgudur ve buda sanayi devrimi ile ortaya çıkan bir durumdur. Sanayi devrimi aynı zamanda Pazarların ortaya çıkmasıyla ulusların doğmasını yaratan bir zemindir, bu anlamıyla uluslaşma milliyetçi duyguları derinleştiren, geliştiren bir olgudur. Ehmedê Xanî  dönemi feodal toplum sürecidir. Bu süreçte ulusal topluluklar olarak değil beylikler, imparatorluklar ismiyle çağrılan topluluklar mevcuttur.

      Geleneksel toplumda siyasal iktidarların meşruiyet kaynağı ulusun egemenliği değildir. Ulus egemenliği Fransız Devrimi ile modern tarihe geçmiştir. Kısaca ulusçuluğun ortaya çıkmasından önceki dönemde siyasal meşruiyet ulusal-kültürel kimlikle ilişkili değildir, aynı şekilde kültürel kimlik de ulusal kriterlere göre belirlenmiyordu.

     “Kürt milliyetçiliğinin bir olgu olarak karşımıza çıkması 1800li yılların ortalarıdır.” (3) Ve bu da Haci Qadir Koyi(1817-1897) ile başlar. Kürt milliyetçiğinin tarihsel gelişiminin miladı genellikle Ehmedé Xani’ye kadar götürülür. Ehmedé Xani’nin yaşadığı dönem, Kasr-ı Şirin Anlaşmasıyla Kürtlerin yaşadığı toprakların Osmanlı ve İran devletleri arasında paylaşıldığı dönemin sonrasıdır. Xani’ye göre istila altında olmalarının başlıca sebebi, Kürtlerin kendi birliklerini sağlayamamalarıdır. Xani’nin tavrı mevcut geleneksel yapıya tepkiyi ifade eder. Ama bu tepki toplumsal örgütlenmenin bütününe ilişkin değildir. Başka bir ifade ile Xani, Kürtlerin beylikler halinde yaşamalarına karşı değildir, Kürt beylerinin birlik olmamalarına karşıdır. Oysa milliyetçilik yalnızca iktidar ilişkilerinin düzenlenmesi değil, ama ondan önce toplumsal bütüne dair bir değişimi ifade eder.

   Xani’ye benzer bir tutum, Xani’den 150 yıl önce yaşamış olan Makyavelli’de vardır. Makyavelli İtalya’nın parçalanmışlığının olumsuz sonuçlarını ruhunda hisseder ve bunu ‘Prens’  adlı eserinde dile getirir. Bu tutum Makyavelli’yi İtalyan milliyetçiliğinin babası yapmamıştır.

  İşaret etmemiz gereken başka bir husus da beylerin birliği düşüncesinin ütopik olmasıdır. Toplumların tarihsel gelişim süreci incelendiği zaman, beyliklerin ittifak etmedikleri, güçlenen bir beyliğin diğerlerini ortadan kaldırdığını ortaya koyar. Türklerin Anadolu’ya geliş sonrasına baktığımızda onlarca beylik arasından güçlenen Osmanlı Beyliği, bütün Türk beyliklerini ortadan kaldırmıştır.

“Kürtlerin savaşçı ve direnişçi ruhu aynı şekilde feodal özellikleri tüm kıyımlara rağmen varlığını sürdürmesini sağlamıştır. Bunda Kürt milliyetçiliğinin köklü geçmişinin büyük etkisi var.” Buyur buradan yak! Kürtler tarihleri boyu direnmesinin en büyük özelliği feodal olması ve bu feodal özelliğinin sürdürülmesinde “Kürt milliyetçiliğinin köklü geçmişi” var. Siyaset bilimi denen bir olgu var. Toplumsal gelişmelerin kendi tarihsel gerçekliğini bizim öznel mantığımız değiştiremez ve buna gücü de yetmez, bu anlamıyla geçmiş tarihimize yaklaşırken bugünkü ideolojik yapımızın sonucu oluşan düşünceleri o geçmişe taşıyarak değil o geçmişi bu günkü düşüncelerimizle anlamaktan geçiyor.

 “Osmanlı’dan sonra kurulan Kemalist Türkiye Cumhuriyetinde çeşitli Kürt başkaldırıları olmuştur. Bunlardan en önemlileri Şeyh Sait ve Ağrı İsyanlarıdır. Dersim ise bir başkaldırıdan ziyade bir direniştir. Bu yüzden Şeyh Sait ve Ağrı başkaldırıları üzerinde duracağım. Azadî diye bir örgüt etrafında örgütlenen Kürt Teali cemiyeti mensupları ve Osmanlı ordusunda asker olan Cibranlı Halit Bey gibi komutanların katılımıyla başlatılan Kürt-İslamcı bir başkaldırıdır.” diyor sayın yazar.

   Tarihi çarpıtmak, bilgi kirliliğini oluşturmak ve sömürgeci Türk devletinin sunduğu argümanlarla hareket ederek çağdaş Demokratik Kürt hareketini kalkıp “Kürt-İslamcı bir başkaldırıdır” diye açıklamak tam anlamıyla bilinçli bir çarpıtma olduğu kadar Sömürgeci Türk devletinin Çağdaş Demokratik Kürt hareketini İslamcı diye adlandırmasını onayladığı gibi sömürgeci Türk devletine de hizmettir. Üstelik kalkıp “Azadî diye bir örgüt” değimini kullanmak ise tam bir sefalet. “ Azadî diye bir örgüt” değil Azadi örgütüdür ve bu örgüt Cibranli Miralay Halid Bey’in  önderliğinde kurulmuştur. Kürdistan’da bütün toplumsal kesimlere hitap edecek kadrolara sahip(sadece Kürdistan Teali Cemiyetinden gelme kadrolardan oluşmadı), milli bir örgütlenmedir.

“Kürdistan Teali Cemiyetinde yer alıp Kürdistan’da örgütlenenler daha millici bir çizgiyi temsil ediyorlardı. Koçgiri buna örnektir. Milli hatta ısrarcı olanlar, Kürdistan merkezli bir örgütlenmeye yöneldiler. Bunların başında Erzurum merkezli Kürdistan İstiklal Komitesini (Azadi) gelir. Azadi’nin özelliği, bütün Kürt örgütlenmelerini kapsayan çatı örgütü olmasıydı. Tüm legal ve illegal Kürt örgütlerini bir araya getirmeye çalışan ve Kürdistan’daki tüm toplumsal katmanları kucaklamaya yönelik faaliyetleriyle özgün bir yere sahiptir. Bundandır ki Azadi; 1920-30 arasındaki on yıllık döneme damgasını vurmuştur. 1924 Beytüşşebap Ayaklanması, 1925 Kürt Ayaklanması, 1930 Ağrı Ayaklanması Azadi’den gelme kadrolar tarafından organize edildi.” (4)

  1920-1930 süreci devletin bütün gayretlerine rağmen giderek netleşmeye başlamışken, bazı çevrelerin inatla Kürt tarihi ters-yüz etme gayretleri de devam ediyor. Geçen günlerde Diyarbakır’da yapılan toplantı ile kuruluş bildirgesi kamuoyuna açıklanan ve kendisine “Azadi İnisiyatifi” adını veren grubun da açıklamalarında aynı sakatlığı görmek mümkün. Yukarıda vurguladığımız gibi yaşanan tarihi kendi özel mantıklarını besleyen ideolojik bakış açılarına göre  irdeliyen, Azadi ismini kullanırken bile Azadi’yi çarpıtan, lider ve kadrolarını yok sayan anlayışın son tezahürüdür. Yapılanlar bilinçli bir çabanın ürünü değilse tam anlamıyla bir sefalettir.

  Her şeyden önce Azadi’nin ortaya çıktığı dönem sağlıklı olarak kavramadan bir takım belirlemelere gitmek doğru değildir. Geçmişte Osmanlı devleti Şeyh Ubeydullah Nehri ve Bedirxan Bey ayaklanmaları karşısında Kürt politikasını oluşturmaya giderken Kürdistan’ı parçalı tutmak ve Kürtleri ulusalcı çizgi taşıyan öncülerinden mahrum etme politikasıyla imparatorluk iktidarını sürdürmüştür. Ne var ki Osmanlının geçmişte sürdürdüğü  Kürt politikasının özüne dokunulmadan İttihat-ı Terakki devralarak sürdürür. İttihat-ı Terakkiden gelen kadroların kurduğu “yeni” Türk devlet’inin Kemalist rejimi  militarist-bürokratik yönetim vasıtasıyla günümüze kadar sürdürülmüştür. Her ne kadar günümüze kadar farklı hükümetler olmuşsa da tüm bu hükümetlerin temel Kürt politikası hiçbir zaman değişmemiştir.  Bu anlamıyla bakıldığında Türk devletinin bu güne kadarki tüm çabası Kürtlerin bağımsızlık mücadelesinin önüne geçmek için elinden geleni yapmasıdır. Gerek ulusal gerek uluslar arası düzeyde olsun mümkün mertebede Kürt hareketini dıştan kuşatarak içten parçalayarak büyük başarı elde etmiştir, bunu yaparken resmi ideolojinin gerekleriyle yapmıştır.

  “O güne kadar ki en önemli Kürt İsyanı 1926’da başlayıp 1930’da bastırılan Xoybûn öncülüğündeki Ağrı İsyanıdır. Lübnan’da Bedirxaniler dahil önemli Kürt aile ve aydınlarının katılımıyla kuruldu. Bu isyana komutanlık eden İhsan Nuri Paşa, Osmanlı ordusunda çeşitli görevlerde yer almış üst düzey bir askerdir. Xoybûn modern anlamda ilk ulusalcı Kürt partisidir. Ağrı İsyanı da ilk ulusal Kürt isyanıdır.”

    Burada da  bir çarpıtma olduğu gibi yanlış bilgi mevcuttur. Bir kere Xoybûn  örgütü Azadi’nin bir devamı olarak ortaya çıkar ve Xoybûn’u kuran kadrolar Azadi örgüt uyeleridir ve İhsan Nuri Paşa Azadi örgütü merkez komitesi üyesi ve askeri kanat sorumlusudur. Cibranli Miralay Halid beg ve arkadaşlarının idamıyla birlikte Azadi’nin yenilgisinin ardından Suriye’ye çıkan Azadi kadrolarının yeniden bir araya gelerek oluşturdukları bir örgüttür Xoybûn, bu anlamıyla Azadi’nin devamıdır. 1925 Kürt Ulusal Hareketi ve Azadi örgütünü görmemezlikten gelmek, inkâr etmek bilinçli bir durumdur. Bu durum Kürt siyasi kadrolarının aydınlarının bir ayıbı olduğu kadar bilinçli olarak görmemezlikten gelmeleri, inkâr etmeleri ise tam bir aymazlıktır. “Xoybûn modern anlamda ilk ulusalcı Kürt partisidir.”  Demek pek doğru değildir. Azadi sonrası ve devamı olan bir partidir dolaysıyla da ilk ulusalcı Kürt partisi değildir.

 Ağrı İsyanı da ilk ulusal Kürt isyanıdır.”  Demek tarihi doğru algılamamaktır. Mir Bedirxan bey’in 1847 yenilgisinin ardından Kürtlerin öndersiz kaldığı ve zulmün hat safhaya vardığı bir dönemde ortaya çıkan Şeyh Ubeydullah Nehri’nin yönettiği iki ayaklanma (1879 ve 1880) mevcuttur ve bu ayaklanmaların amacı da Kürtlerin kendi kaderlerinin kendilerinin tayin etme hedefiyle yürütülen ayaklanmalardır.   „Şeyh Ubeydllah yönetimindeki (1879 bm ME) 1880 Kürt Millet Hareketi, Kürtler’in tarihinde önemli bir yer tutar. Milli ve bağımsız devlet  attı. Denebilir ki milli, bağımsız ve birleşik Kürdistan fikrinin babası Şeyh Ubeydullahtır.“(5) (Ki bu konuda Şeyh Ubeydullah Nehri’nin İngiliz elçiliğine ve diğer Batılı devletlerin temsilcilerine yazdığı mektuplar mevcuttur.) Bu ayaklanmalar ilk ulusal bağımsızlığı hedefleyen ayaklanmalardır, dolaysıyla Ağrı ayaklanması ilk ulusal ayaklanma değildir.

      Ağrı Ayaklanmasıyla ilgili çokça dillendirilen bir yanlışı da düzeltmek gerekir. Ağrı’da 1926 yılında yer yer başlayan başkaldırıların ulusal karakteri yoktur. 1926 yılına kadar devletin yanında yer alan, Celali aşireti Hese Sori ailesinden Bro Heski Telli; sürgüne gönderilmek istenince dağa çıkmak zorunda kalır. Buna Şemkan aşiret reisi Temiré Şemki ve İzmir’e sürgüne gönderilen ve kaçarak geri gelen Sakan aşiretinden Şeyh Abdulkadir’de katılır.

      1927 yılından sonra İhsan Nuri Paşa bölgeye intikal eder ve farklı sebeplerden dolayı dağa çıkmış olanları Xoybun şemsiyesi altında bir araya getirir. V e Ağrı Ayaklanması ulusal bir karakter kazanır.

   PKK olayına gelince kısaca bir iki şey söylemek gerekiyorsa; PKK olayında bilimsel açıdan değil duygusal olarak hareket edilmektedir. Dolaysıyla Kürt hareketinin dağınık olmasına karşı sürdürdüğü dişe diş mücadelesi görmemezlikten gelinmektedir. Gerek Kuzey Kürdistan bölgesinde legal alanda olsun, illegal alanda olsun, bunun yanında yurt-dışına sürülmüş siyasal kadroların ve tek, tek aydınların yürüttüğü çaba inkâr edildiği gibi sömürgeci Türk devletinin yanında PKK’nin Kürt hareketi üzerindeki tasallutu görmemezlikten gelinmektedir.

 PKK’nin sürecimizin aşılmasında ve Kürt hareketinin yeniden derlenip, toparlanıp rayına oturmasının önünde engel olduğu gibi TC.Devletinin Kürt karşıtı olarak sürdürdüğü programının temel dayanaklarından biri olduğunu da görülmemektedir. 20.06.2007 tarihli yazımda da belirttiğim gibi “ulusal uyanış 1984 başlayan silahlı “mücadele” denilen kargaşa ile dumura uğratıldı, önü kesildi, inkâr edildi, yok sayıldı. 1984’de başlayan ve günümüze kadar gelen ve adına silahlı “mücadele” denilen süreci çok iyi gözlemlemek, bilim yöntemiyle incelemek, duygusal bakmamak, popülist yaklaşımdan uzak durmak gerekiyor, bu çok önemlidir. Bu silahlı “mücadele” denilen kargaşanın Kürt hareketi üzerindeki tasallutunun nedenleri tartışılmadan, araştırılmadan (…) son 20 yılda Kürdistan’da yaşanan savaşın sonuçlarını tartışmadan, envanterini çıkarmadan “PKK’nin kararlı bir şekilde yürüttüğü mücadelenin büyük bir rolü vardır” (6)  demek doğru değildir.

  PKK konusunda kafası net olmayan onlarca Kürt siyasi kadrosu, aydını da mevcuttur ve bunların yanında Türk sol ile liberalleri de boş durmuyor, günde beş vakit PKK duasıyla oturup kalkıyor ve PKK- Öcalan üzerinden “politika” yapmaya çalışıyorlar(!) Aslında politika yapmıyorlar sömürgeci Türk devletinin PKK programının arka bahçesine su taşıyorlar; dolaysıyla önümüzü göremediğimiz gibi sürece uygun politika da geliştiremiyoruz.

Erdoğan Alparslan  önümüzü karartıyor, bizi olmayan şeye inandırmaya zorluyor ve dolaysıyla TC. Devletinin Kürt politikasıyla birlikte PKK –  Devlet işbirliğini de kavrayamıyor; kavrayamadığı gibi olaya TC. Devletinin çizdiği çerçevede bakıyor. Asıl yanlış burada ortaya çıkıyor. Kürt siyasal kadrolarının, aydınlarının en büyük açmazı da burada yatmaktadır. PKK olgusuna TC. Devletinin çizdiği çerçeveden değil bu çerçevenin dışından bakmak gerekiyor.

   Demokratik Kürt hareketi tek başına Kuzeyle sınırlı bir olgu değil beş parçayı kapsayan muazzam bir güç olarak bugün uluslar arası siyasi güçlerin odak noktasında yer almış durumdadır. Uluslar arası siyasi güçler bu durumu görmemezlikten gelemiyorlar, kapı arkalarında, gizli pazarlıklarında Kürtler vardır dolaysıyla bu Demokratik Kürt Hareketini dışarıdan kuşatıp içten nasıl çürütürüm hesabını yapan sömürgeci Türk devleti PKK kartını çok kullanmaktadır, bu anlamıyla PKK olgusuna TC’nin çizdiği çerçevenin dışında bakmak gerekiyor.

Öbür yanda  Türk solu ile Liberalleri Kürt sorunun çözüm anahtarı olarak Öcalan’ı adres gösteriyorlar! Devletin bekası için, milli mutabakatın dağılmaması, misak-i Milli’ye dokunulmaması için PKK dışında gelişecek olan Kürdistan’i bir hareketin önünü kesmek için gösterdikleri çabaları ise işin bir başka boyutudur!

metinesenazadi@gmail.com

BRİSBANE


(1) Frantz Fanon/ Siyah Deri Beyaz Maskeler

(2)Tahsin Sever: Tarihi doğru okumak ve 1925 üzerine. www.peyamaazadi.org Ocak 2006

(3) Tahsin Sever Kürt Kimliğinin Dayanakları ve Kırılma Noktaları. www.peyamaazadi.org  02.07.2007

(4) Tahsin Sever Kürt Kimliğinin Dayanakları ve Kırılma Noktaları. www.peyamaazadi.org  02.07.2007

(5)Kurdinfo- Osman Aydın  Kürt Milliyetçiliği ve Şeyh Ubeydullah

(6)http://www.peyamaazadi.org/modules.php?name=News2&file=article&sid=2314

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e