“Tarihi Fırsat”
TC. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, son dönemlerde birkaç kez “Kürt sorununun çözümü” konusunda “Tarihi fırsat!”tan özetti. “İyi şeyler olacak!” mesajı verdi. Sonra, şimdiye kadar birçok Türk ” Devlet Adamı”nın yaptığını tekrar ederek, sustu. Peki neydi söz konusu olan “Tarihi fırsat!” ? Kimin için “Tarihi fırsat!” ti? Olması gereken “iyi şeyler” neydi? “İyi şeyler”le ne kastediliyordu? Kim “iyi şeyler” olmasını istiyordu da, kim/ kimler engelliyordu?
25 yıldır Kuzey Kürdistan´da yürütülen ve bütünüyle Türk Genel Kurmayı´nın program hedefleri doğrultusunda sürdürülen, Türk Devleti´nin kendi “Kürt Örgütü” ile “savaşı”, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi´nin dinamiklerini büyük oranda tüketmiştir. 25 yıldır, Dünyadaki hiç bir ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesine nasip olamamış büyüklükteki kitle desteği ve bir bütün olarak maddi ve manevi olanaklar, devlet kadrosu Öcalan ve örgütü PKK tarafından sömürgeci devletlere karşı değil ve fakat Kürdistan Özgürlük Mücadelesi´nin ulusal özlerinden boşaltılarak rotasının saptırılması; Kürt kitlesinin karanlık labirentlere çekilerek sersemletilmesi; Anti- sömürgeci muhalefetin bertaraf edilmesi; Kürdistan´in demografik, coğrafik ve sınıfsal yapısının alt-üst edilerek Ülke´nin Kürtsüzleştirilmesi gibi amaçlar için kullanılmıştır. Ve ne yazık ki bu amaçların büyükçe bir bölümü gerçekleştirilmiştir. Gelinen yerde, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi; örgütsel, siyasal, ideolojik- programatik, diplomatik, hukuki, ahlaki ve ulusal değerler bakımından ciddi bir yıkım yaşıyor. “Savaş”; yıkımı barajlaşabilecek, bir direnme mevzii oluşturabilecek, politik ve ideolojik alanda varlığı olan ve program sunabilecek bir Anti- sömürgeci çekim merkezi bırakmamıştır. Türk Devleti, 25 yıllık “savaş” ile, bütün yurtsever Kürt kitlesine emir- komuta edebilecek mekanizmalara kavuşmuştur. Bağımsız Kürdistan rotası ile harekete geçirilen Kürt dinamikleri; silah sesleri arasında mutasyona uğratılarak, “Türk Devleti´nin payidar kalması” rotasına oturtulmuştur. Devlet kadrosu Öcalan´a, “Kürt Halkının lideri, temsilcisi ve Türk Devleti´nin muhatabı” pozisyonu verilmiştir. Öcalan ise; “Kürt Devleti´ne karşı olduğu” nu,” Misak-Milliye saygı duyduğu” nu, ” 1921 Anayasa´sinda Kürtlerin haklarının verildiği”ni ve “Çözümün 1921 Anayasa´sı olduğu”nu söylemektedir. Yani, yeniden yürürlüğe konacak “Nahiye Müdürlükleri yasası” ile “Kürt Sorunu”na “çözüm”! İşte Abdullah Gül, “Tarihi fırsat!” ile Türk Devleti´nin 25 yıllık “savaş” ile elde ettiği yukarıdaki siyasal avantajlara işaret ediyor. “Tarihi fırsat” ile ilgili tespit edilmesi gereken birinci olgu budur.
Abdullah Gül´ün işaret ettiği ikinci olgu; Güney Kürdistan´da devlet kurulmamasıdır. Tarihte, bütün uluslar önlerine çıkan “Tarihi Fırsat”ları ulusal devletlerini kurmak ve sonrasındaki “Tarihi fırsat”ları da devletlerinin uzun vadedeki çıkarlarını garanti altına almak için kullanırlarken, Güney Kürdistan´daki siyasal güçlerin, tarihte ilk defa yakaladıkları “Tarihi fırsat” ı değerlendirememeleri, elbette ki Türk Devleti için “Tarihi fırsat”a dönüşecekti(r). Güney Kürdistan´daki siyasal güçler, 1991 yılında ortaya çıkan ” De facto” durumu, Bağdat´ta Saddam´ın heykelinin devrildiği gün, Bağımsız Kürt Devleti´ni ilan ederek taçlandırmak yerine, “Irak´in birliği ve demokrasisi”nin “bekçi”ligine soyundular. “Kürt ve Arapların kardeşliği”ni hatırladılar! O “kardeşlik” ki şimdiye kadar kaç kez ihanet görmüştü, kaç kez kan-revan içinde bırakılmıştı, kaç kez karnı süngülerle deşilmişti, kaç kez dar ağacına çekilmişti, kaç kez kimyasal silahlarla zehirlenmişti… Yetinmediler, “Kürt Devleti kurmak hayaldir. Şiirlerde kaldı”, dediler. Sömürgeci Devletleri rahatlattılar. Hem kendilerinin ve hem de Kürdistan´in diğer parçalarındaki Kürt muhalefetinin iplerini çektiler. Kürdistan´in diğer parçalarındaki Anti -Sömürgeci Muhalefetin kendilerinin garantisi olduğunu göremediler. Yönlerini Güney Kürdistan´a cevirmiş Kuzeyli yurtsever Kürtlerin yönünü Ankara´ya cevirdiler. Güney Kürdistan´ı, Kuzey Kürdistan´a “Türkiyelilik” pompalayan bir merkeze dönüştürdüler. Tehditlere boyun eğdiler. Büyük günde küçük düşündüler. Sömürgeci Devletlere, en başta da Türk Devleti´ne “Tarihi fırsat”lar tanıdılar.
Abdullah Gül´ün “Tarihi fırsat” ile işaret ettiği üçüncü olgu; bölgesel ve küresel dengelerin Türk Devleti´ne yüklediği misyonlardır. “Tezkere Krizi” ile bozulan Türkiye – Amerika ilişkileri tekrar düzeltilerek eski “Müttefik”lik çerçevesine sokulmuştur. Türkiye AB ilişkileri “Üyelik müzakereleri” çerçevesinde sürmektedir. Hem ABD ve hem de AB Türkiye´ye ekonomik, siyasal, askeri, istihbari vb. konularda destek sunmaktadırlar. Iran ve Suriye´nin durumları, ABD ve AB´ye yönelik terörün barajlanması ve güvenlik, İslam alemiyle ilişkiler, Orta Asya ve Orta Doğu zenginliklerini Batı´ya taşıyacak yolların(boru hatlarının) Türkiye üzerinden geçiyor olması, ABD´nin çekilmesinden sonra, Türkiye´nin Irak´ta (özelliklede Güney Kürdistan´da) üstleneceği etkin rol vb. nedenler Türkiye´nin istikrara kavuşturulmasını gerektirmektedir. İstikrar ise “Kürt Sorununun Çözümü”nü gerektirmektedir. Bu bağlamda ABD ve AB üyesi ülkeler, Türk Devleti´nin “Kırmızı çizgileri” ile ilgili “anlayış” sahibidirler. “Kürt Sorunu”nun, hiçbir Anayasal düzenleme yapılmadan, hatta hiç “Kürt” kavramı kullanılmadan “Demokrasi içinde çözümü” konusunda Türk Devleti´ne tam destek vermektedirler.
Yani, Abdullah Gül, “Tarihi fırsat!” ve “İyi şeyler olacak!” sözlerini “iş olsun” diye söylemiyor. Abdullah Gül, devlet içi güç odaklarının çatışmasında taraftır. MIT´in raporu ve kavramları ile konuşuyor. Kuzey Kürdistan´daki Kürt Muhalefetinin devletin kontrolünde olduğu, Güney Kürdistan´da Kürt Devleti´nin kurulmadığı bu nedenle de “Federasyon”un da sonunun göründüğü ve Batı´nın tam desteğinin alındığı bugünkü tarihsel momenti; “Kürt Defterinin ilelebet ve yok pahasına kapatılmasının tam zamanı” olduğunu düşünen devlet içi güç odaklarından biri adına konuşuyor.
Nedir ki, Türk Genel Kurmayı “zamanlama” konusunda MIT gibi düşünmüyor. 25 yıllık “savaş” ın programlayıcısı ve uygulayıcısı olarak Genel Kurmay, “savaşın program hedeflerine” tamamıyla ulaşılmadığını düşünüyor ve “savaş” ı ” PKK yi bütünüyle bitirinceye kadar” sloganıyla sürdürüyor. Esasen Genel Kurmay “savaş”ı, ” Kürtlük adına ne varsa bitirinceye kadar” programladıklarını ve bu nedenle de “programı kesintiye uğratacak hiç bir müdahaleye izin vermeyeceklerini” söylüyor. İnisiyatifi elinden bırakmamakta direniyor. Genel olarak zaten Genel Kurmay; İttihat ve Terakki´den beri sahip olduğu, devletin temel politikalarını belirleme ve devleti yönetme yetkilerini paylaşmamakta direniyor. Hal böyle olunca Abdullah Gül´un “İyi şeyler olacak!”la kastettiği “Devlet içi konsensüs” sağlanamıyor ve sonrasında “Kürt defterini Kapatma” ya ve “İstikrarı sağlama” ya yönelik adımlar atılamıyor.
Taraflar, kapalı kapılar arkasında yürüttükleri pazarlıklarda ellerindeki kartları güçlendirmek amacıyla, hem saldırı amaçlı operasyonlar ve hem de gelebilecek muhtemel saldırıları boşa çıkarmaya yönelik savunma amaçlı operasyonlar tezgahlıyorlar. Abdullah Gül´ün konuşmasından bugüne, devlet içi güç odaklarının karşılıklı birçok operasyonuna tanık olduk: (Esasen Abdullah Gül´ün konuşmasının bizatihi kendisi de bu operasyonlardan bir tanesi idi.) “Ateşkes”, Hasan Cemal´in Kandil ziyareti, Türk Genel Kurmay Başkanı Başbuğ´un Amerika ziyareti ve “Gider, arar, bulur, vururum” sözleri, “savaş”ın sürdürülmesi, Medyaya servis edilen sahte “Öcalan – Çatlı” fotoğrafları, ” İrticaıyla Mücadele Eylem Planı”, Öcalan´in “Ben artik karışmam, çekilirim!” sözleri…vb.
Son operasyonlar, pazarlık masasına şimdiye kadar kullanılmayan yeni kartların sürüldüğünü gösteriyor. Apoculardaki panik ve alelacele kazılan mevziler, çatışmada yeni bir cephenin açıldığının işaretleri ile doludur. Genel Kurmay, deşifre edilen “İrticayla Mücadele Eylem Planı” ve deşifre edilmesi olası Genel Kurmay – Öcalan ilişkilerinin belgeleriyle köşeye sıkıştırılmış durumda görünüyor. Bu olasılık gerçekleşir mi yani Genel Kurmay – Öcalan ilişkileri medyaya servis edilir mi, devlet içi çatışma bu kadar ileri bir safhaya ulaştı mi bilinmez. Ancak sahte Öcalan – Çatlı fotoğraflarını, Öcalan´in “Ben artık karışmam” sözlerini ve Yeni Özgür Politika´da yayınlanan “Ergenekon PKK´ye ajan sızdırdı mı?” yazı dizisini, böylesi bir olasılığa yada tehdide karşı alınmış bir ön tedbir, bir dezinformasyon operasyonu olarak okumak gerek.
Evet, Genel Kurmay köşeye sıkışmış durumda. Özal dönemine yakın bir sıkışıklık söz konusu. Yakında, yeni bir “33 Asker” olayına şaşırmamak gerek.
Ufukta, Abdullah Gül´ün beklediği “İyi şeyler ” görünmüyor.
22 Haziran 09













Değerli Kardeşim Simko,
Ellerine ve yüreğine sağlık. Yaşanan sürecimizin, Kuzey Kürdistanlı siyasal kadrolarının büyük bir çoğunluğunca anlaşılmaz ironisini anlaşılır kılmanın olmazsa olmaz koşulu kendimize ait olan gerçeklerimizi korkusuzca tartışmaktır ve sende bunu yapıyorsun.
Silav u Rez
Metin Esen