Tanzimat sendromu

Erdogan_Turk2Geçen Mart ayında yapılan yerel seçimler sonrası Hükümetin Kürt sorununu yeniden gözden geçirme girişimleri çerçevesinde Kürt yanlısı DTP’nin “yeni” öneri ve talepleri konusunda Türk basını son iki ayda çok fazla mürekkep tüketti. İslam yanlısı AKP hükümeti Kürt illerindeki(güneydoğu illeri) önemli sayılacak oy kaybı sonrası yine bilinen siyasete-reformlara (İster “kutsanan” AB süreci adına  ister  herkesin tek sıra izinde gittiği Kemalist modernizm adına olsun-Tanzimat sendromu da diyebiliriz buna) gönderme yaparak Kürt desteğini elde etmek istiyor.

Hükümetin hiç bir zaman Kemalizmle köprüleri atmak gibi bir amacı olmadı. (İslami yada İslam yanlısı bir düzen oluşturmak, böylece de tartışmasız tek güç olan ordu ve Kemalizm’e darbe vurmayı asla amaçlamadı). Tersine İslam yanlısı AKP politik olarak varlığını korumak için içgüdüsel olarak Hobscu par excellence politikasını, ki 2002 den beri Kürt Sorununa yaklaşım bu politikanın temel eksenini oluşturmaktadır, dayatmış durumdadır. İslam yanlısı Hükümetin net olmasa da yaklaşımının güç kazanması parlamentoda ılımlı bir Kürt muhalefetine ihtiyaç duymaktadır. AKP’nin siyasal olarak güçlenmek, en azından gücünü korumak için önerdiği yasal-anayasal değişiklikler (örneğin bir iktidar partinin kapatılmasını zorlaştırmak gibi) parlamentodaki Kürt yanlısı DTP azınlığının da onayına bağlı durumda. (AKP halkoyuna başvurmadan istediği yasal değişiklikleri parlamentodan geçirebilmek için 30 oya daha ihtiyaç duymaktadır çünkü 337 sandalye ile yasal değişiklikleri tek başına geçirme olanağı yok). Diğer yandan Erdoğan’ın son açıklamaları (Haziran 2009) AKP hükümetinin Eylülde başlayacak olan yeni Yasama döneminde oylamaya sunulacak reform paketleri ile ve elindeki Kürt kartı ile esas olarak Hükümetin parlamentoda elini güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

Parlamentodaki “bilinen” Kürt muhalefeti de sürekli bir soyut sosyalizm söylemi ile ılımlı bir politik söylemi yeniden ve yeniden üreterek Hükümetle aynı eksende seyretmektedir. Bundan dolayı, özellikle Mart secimlerinden sonra elde ettiği görece kritik pozisyonu ile politik sistemi kilitleme konusunda aciz kalmaktadır.

DTP nin “yeni” önerilerini ve anayasal değişiklikler ile ilgili tutumunu açıkladığı – kısaca Demokratik Özerklik Projesi olarak da adlandırılan ve Erdoğan ın tezlerine karşılık kendi tezlerini one sürdükleri- Haziran ayındaki Parti bildirgesinde “Kürt Sorunu”nun HEP ten bu yana legalleşme adına teorileştirdiği bildik tezlerine tanık olmaktayız.

Yeni “proje” yürürlükteki Anayasanın ilk üç maddesinin değiştirilmesini ayrıca da 1921 Anayasası ile bir bütün olarak değiştirilmesini önermekte ve aşağıdaki temel taleplerde bulunmaktadır: devletin “resmi” dilinin Türkçe kalması ancak Kürtçenin eğitimde kullanılmasına olanak açılması, İtalyan, İspanyol ve Fransız modellerine uygun olarak kamu yönetiminin ademi merkeziyetçi temelde yeniden yapılandırılması.

1921 Anayasası ideolojik olarak “tek devlet”, “tek ulus” yerine “tek devlet”, “tek bayrak” düşüncesine dayanmaktadır. DTP nin siyasal anlayışına göre Osmanlı reformlarının geri getirilmesi “Kürt Sorunu”nun çözümü önündeki kanalları açacaktır. Kürt Sorunu bir kez daha ülkenin demokratikleştirilmesi sorununun bir parçası olarak ele alınmakta, çözümü de her defasında hükümetlerin reform politikalarında beklenmektedir. Kürt Sorunu 60’li yıllardan bu yana Türkiye’deki sol ve sendikal hareketin çengeline takılmış durumdadır ve bir kısır döngü yaşamaktadır.

Görünen o ki “tanzimat sendromu”na hem iktidardaki AKP hükümeti hem de parlamentodaki Kürt temsili umutlarını yatırmış durumdadır.

Osmanlı reformlarına dönüş ilkesi, birbiriyle mücadele halindeki iki siyasal rakibe aynı zamanda hizmet edebilir mi? Yoksa kaçınılmaz olarak siyasal bir kısır döngünün yeniden ve yeniden üretimine mi sürükler?

10 Ağustos 2009

Yunancadan çeviren: Dara Cibran

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e