TV NET’TE Açık Oturum
Kitap – Tanıtım

Peyama Azadi Manset

Get Adobe Flash player

Silah ve Af

Lafı hiç dolandırmadan en başta söyleyeyim. PKK silahının Kürdistan Özgürlük Mücadelesi´ne verdigi/verecegi zararı, hiç bir sömürgeci devletin silahı veremedi/veremez. Bu belirlemeyi; son dönemlerde giderek bütün Kürt siyasetçi ve örgütlerinin her fırsatta dillendirdiği ve tümüyle PKK silahinin ürünü olarak ortaya çıkan “silahın zamanı geçti!”, “silah mücadeleye zarar veriyor!” türünden, yaşamı hiç bir şekilde açıklamayan uyduruk sözleri tekrar etmek için değil ve fakat PKK´nin bir Kürt örgütü olmadığını, Türk Genel Kurmayı tarafından organize edilmiş ve hedefleri de Türk Genel Kurmayı´nca belirlenmiş bir anti – Kürt örgüt olduğunu vurgulamak için yapıyorum.

Dayik30 yıldır PKK silahlarının nişangâhında, bütün zulümlere ve yıkımlara karşın titizlikle korunup bugünlere taşınabilen Kürt Ulusu´nun özgürlük dinamikleri var. PKK, 30 yıldır, “Kurşun adres tanımaz!” sloganıyla Kürdistan´ın bağımsızlığı için yola çıkmış olan Kürt çocuklarına, Kürt özgürlük düşünü boğdurtuyor. Kürdistan özgürlük dinamiklerini Türk Devleti´ne tatbikat aracı olarak sunuyor. Zaten PKK´nin diğer anti-Kürt devlet örgütlerinden farklılığı da bu hainliğinde, bu kirliliğinde duruyor.

Neki, Kuzey Kürdistanlı siyasal kadrolar, 30 küsur yıldır PKK´yi bir yere oturtamadılar.  PKK´yi tanımlamaktan ve PKK ile ilgili kalıcı politikalar belirlemekten ısrarla kaçındılar. PKK ile ilgili, olayların seyrine göre günlük belirlemeler yaptılar. PKK´ye bir gün “Devlet örgütlenmesi” diyenler, başka birgün PKK´nin kendilerine verdiği figüranlık rolünü, çocuklar gibi sevinerek oynadılar. “Protokol”ler imzaladılar, “Cephe çalışmaları” sürdürdüler, programlarını “askıya” aldılar. PKK´nin sosyal, siyasal ve psikolojik kuşatmasında kaldılar. Bağımsız politikalar üretemediler, program sunamadılar, bir mücadele odağı oluşturamadılar. Kürt kitlesini bütünüyle PKK´ye bırakarak, korunaklarına çekildiler. Çürüdüler. PKK´nin, içlerini tamamen boşaltarak ayağa düşürdüğü kavramlara sarıldılar. Bu nedenle de uzunca bir zamandır, neyi, niçin ve hangi araçlarla istediklerini bilmeden, PKK´nin, bölgedeki politik güçlerin ve büyük devletlerin dümen suyunda sürüklenmektedirler.

Türk Devleti ve basını, ısrarla PKK´yi -silahları ve günahları ile birlikte- Kürt tarafına ihale etmektedir. “Silah bıraktırma”, “Temsil” ve “Genel af” tartışmalarıyla; hem Kürt Özgürlük Hareketi PKK ile özdeşleştirilerek “terörizm”le mahkum edilmekte, hem Öcalan ve PKK Kürt Ulusu´nun “temsilcisi” yapılmakta ve hem de Türk Devleti´nin Kürdistan´daki varlığı “meşru”laştırılmaktadır.

Oysa bugün PKK – Devlet ilişkisi bütün çıplaklığıyla orta yerde durmaktadır. PKK denen “Kürt” örgütünü kuran, hedeflerini belirleyen, “Genç Subay”ları ile yönetip-yönlendiren ve bugünlere taşıyan Türk Devleti´dir. Kendilerine kurulan tuzaklardan habersiz, ülkelerini sömürgeci postalların zulmünden kurtarmak coşkusu ile yanıp tutuşan Kürt gençlerini,”Bağımsız Kürdistan” sloganı ile dağlara çıkaran, ellerine silah veren; onları, yabanı hayvanların bile yaşayamadığı Kürdistan dağlarında aç-susuz-çıplak bir yaşama mahkûm eden; “hain”, “işbirlikçi”, “provokatör”, “ajan”, “düşkün” olarak birbirine kırdırtan; babalarının, kardeşlerinin, amcalarının, dayılarının, yeğenlerinin katilleri yapan; kobay olarak üzerlerinde deneyler uygulayan; umutları ve inançları ile oynayan; gençliklerini ve ruhlarını çalan; Köy ve karakol baskınlarında 35-40 binini öldürten Türk Devleti´dir. Türk Devleti, şimdi, Kuzey ve Güney Kürdistan´da meydana gelebilecek bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak elinin altında tuttuğu 3-5 bin kişilik “gerilla”yı işaret ederek kendisine “mağdur” ve fakat “büyük” ve “af edici” rolü biçiyor.

Ve Kürt siyasi kadroları koro halinde; “Ne olur, afet!” diye yalvarıyorlar.

Eğer Kürt siyasi kadroları, yaşananlardan, sıradan bir Kürt insanının çıkardığı sonuçları çıkarabilme basireti gösterebilselerdi, MİT´in, Güney´li Kürt partileri üzerinden kendilerine yüklediği; “PKK silah bırakacak”, “Geniş kapsamlı bir af çıkarılacak” gibi müjdeli(!) “haberler”in taşıyıcıları olma talihsizliğini yaşamazlardı.

Süreç saklısız-gizlisiz işliyor. PKK´ye “silah bıraktırma”, Mit-Polis-Hükümet ekibinin üstesinden gelebileceği bir iş değildir. Kürt siyasi kadrolarının ve örgütlerinin üstesinden gelebileceği iş hiç değildir. Bu iş için bir “Kürt konferansı” düzenlemek ise, en hafif tabiriyle gülünçtür. Siyasi körlüktür. Ne diyor PKK´li kalemşörler: ” Ortada Kürt Sorunu olduğu sürece PKK silah bırakmaz.” Doğrudur. PKK´nin misyonu; “Kürt Sorunu”nu bitirmek, Kürtleri Türk Egemenlik Sistemine entegre etmektir. Türk Genel Kurmayı bu amaç için PKK´nin eline silah vermiştir ve saptanan amaç gerçekleştiğinde de silahları elinden alacaktır. Daha dogru bir ifade ile silah tutan “gerilla” bırakmayacak, kirli amaçları için hepsini öldürtecektir. Yani sorun, zamanlama sorunudur. Yani sorun, programlanan hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı sorunudur. Yaşananlar, Türk Devleti´nin kendi içerisinde “silah bıraktırma”nın zamanı ile ilgili bir tartışıyı sürdürdüğünü, ancak bir uzlaşı sağlayamadığını gösteriyor. Demektir ki, PKK bir süre daha silahlı olmayı sürdürecektir. Söz konusu sürenin kısa olabileceğine dair bir belirti de yok.

O halde, Kürt siyasi kadroları, PKK silahının yıkıcı etkilerini asgariye indirmek istiyorlarsa, Türk Devleti´nin Kürdistan´daki oyunlarını-aktörleri ile birlikte- deşifre etmek, yani PKK silahlarını Türk Devleti´nin hanesine yazdırmak zorundadırlar. Bu görev başarılamazsa; Kürdistan Özgürlük Mücadelesi rotasına oturamaz, Türk Devleti´nin saldırılarından korunamaz, anti-Sömürgeci programlarla bir meşruiyet ve direnme mevzii oluşturulamaz.

Af, suçun bağışlanması ise, suçlu olan Kürdistan Özgürlük Mücadelesi değil, Türk Devleti´dir. Her şeyden önce ve her şeyden önemlisi Türk Devleti´nin Kuzey Kürdistan´daki varlığı meşru değildir. Sömürgecidir. Kürt Ulusu´nun iradesine rağmen Kürdistan´ı işgal ve ilhak etmekten ötürü suçludur. Kürdistan´daki vahşi katliamlardan ötürü suçludur. Sorgusuz- sualsiz darağaçlarına götürdüğü dedelerimizin mezarlarını gizlemekten ötürü suçludur. Binlerce “faili meşhul” cinayetten ötürü suçludur. Kürt dilini, Kürt kültürünü öldürmekten ötürü suçludur. Kürdistan´in doğasını, Kürdistan´ın ekonomisini öldürmekten ötürü suçludur. Kürdistan´ın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini talan etmekten ötürü suçludur. Milyonlarca kürdü yerinden yurdundan zorla göç ettirmekten ötürü suçludur. Kürdistan´da uyguladığı yasaklardan, zülüm ve zorbalıktan ötürü suçludur. Cezaevlerinden, işkencehanelerden ötürü suçludur. Kürdistandaki yaşamı kâbusa dönüştürmekten ötürü suçludur. Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin dinamiklerine emir-komuta edebilecek kirli ağları örmek ve bu amaçla 25 yıllık bir “savaş”ı sürdürmekten ötürü suçludur…

Peki, Kürtler kimin topraklarını işgal etmiş, kimi katletmiş, kimi topraklarından sürmüş, kime zülüm ve zorbalık uygulamış, kimin dilini kültürünü yasaklayıp zorla Kürtleştirmiştir? Kürtler, hangi suçlarından ötürü “af” dileyecekler? Bir ulusun kendi ülkesini sömürgeci boyunduruktan kurtarmak için ayağa kalkmasından daha haklı ve kutsal ne olabilir? Bir Ulusun kendi varlığını korumasından daha masum ve daha doğal ne olabilir?

Öyleyse, Türk Devleti´nin, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi´ni “suçlu” gösterme ve böylece meşruiyetini ortadan kaldırma çabalarına, Kürt siyasi kadrolarının çanak tutma hevesleri hangi “gerçekçi politikalar”ın ürünüdür? Bir – iki hafta içerisinde adi “Kürt Açılımı”ndan “Demokratik Açılım”a dönüşen ve Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklanan hiç bir hakkını içermeyen “proje”lerin hatırına, Türk Devleti´nin işlediği insanlık suçlarını Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi´ne giydirerek hangi yol katedilecek, hangi kazanımlar elde edilecek, Kürdistan Sorunu´nun çözümüne hangi katkı sağlanacaktır?

Elbette her Kürt şahsiyetin, grubun, partinin kendi projelerini topluma deklare etme hakki vardır. Her Kürt şahsiyetinin, grubunun yada partisinin Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi´nin ağır yükünü taşıyamama, yorulma ve siyasetten çekilme hakkı da vardır. Ancak hiç bir Kürt şahsiyet, grup ya da partisinin Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi´nin temel dayanağı olan meşruiyetine yönelik devlet projelerini Kürdistan´da pazarlama hakkı yoktur. Bu, ahlaki olarak; ayıp, siyasi olarak; işbirlikçilik ve hukuki olarak; suçtur!

Ve elbet Kürtler ilelebet hukuksuz yaşamayacaklardır!

27.08.2009

Resim Kaynağı: www.ademsonmez.com

Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e