Hikmet Fidan Olayı ve Kürt Aydınları

Hikmet Fidan’ın öldürülmesi ardından gelişen tepki “gösterilen duyarlılık” ın bizde yarattığı şey bizim ne kadar suçlu olduğumuzdur! Biz suçluyuz.. evet biz! Hikmet Fidan’a sıkılan kuruşun da bizim de payımız vardır, kimse inkar edemez!

Hele o imzacılardan bir çoğunun geçmişe toz kondurmadan kınama gösterileri pek inandırıcı değildir.. o geçmişin hesabını sırtlarında bir kambur gibi taşıyarak kendilerini arındıramazlar..

Hikmet Fidan ne ilk ne de son dur.. sırada daha nice Hikmet Fidan’lar vardır! Kürdistan başından tırnağına kadar kuşatılmıştır.. bu kuşatılmanın en büyük sorumluları salt tek başına sömürgeci tasallut değildir kendi iç hainlerimizden tutun adı var kendileri yok örgüt ve partilerimizden Kürd aydınına kadar herkes sorumludur.

Yapılması gerekeni yapmadık.. niye yapmadığımızın hesabını da vermedik aksine belleğimizi Fransızların değimiyle effacer yaparak hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam ediyoruz bugün.

Ve bu tür cinayetler karşısında; kendinden bir parça koptukça kadercilik yapar gibi mırıldanıyor daha sonra içselleştirerek edilgen bir mahkum gibi kendi kendimize dönenip duruyoruz.

Bu karşı koyuş tek tek bireylerin imzası etrafında bir araya gelmesinden öteye geçmiyor. Koca koca kavramlar kullanıyoruz boy gösteren yalancı pehlivanlar gibi, kendi gerçekliğimizi kabul etmiyor parmak arkasına saklanıyoruz.

Yıllardır yanlış programlar etrafında örgütlenip, hedefi olmayan sarsak politikalarla tarih sahnesinde yer aldık.. her şeyi yaz boz tahtasına çevirdik. Kürdistan ulusal Kurtuluşun hedefi karartıldı ve militanların eline verilen silahın tetiği kırıldı.. savunmasız, paramparça, yara-bere içinde bırakıldı.. bu gün ise “demokratik cumhuriyet” programının görünmeyen uygulayıcısı olarak bu tür kampanyalar yürüterek asıl hedefin önü kesilmek istenmektedir..

İsmail Beşikçi ve benzerleri yıllarca susgun kaldılar! Recep Maraşlı ve benzerleri ise kendi bağımsızlıkçı çizgilerini tarumar ederek onlarca kadronun telef olmasını sağlayarak PKK’ye kan verdiler.. bir çok örgüt ve parti ise direk olmazsa bile an direk kuyruk oldular ve bu Kemalist “Kürt” hareketine karşı tavırlarını muğlak olarak derinleştirdiler, Yaşar Kaya yıllarca hamallık yaptı.. Kemal Burkay ve benzerleri söylediklerini unutarak kol kola yürümekten koca yolları aşındırdılar.. yapılanlar tarihe not olarak düşerken kendileri yaptıklarının yanlışlığına dair tek bir öz eleştiri yapmadılar..Gene Kemal Burkay’ın deyimi ile: “ yavru kurt iken onu besleyip koca kurt yaptılar!” şimdi o kurt bizi parçalıyor!

Yaşar Kaya son yazısında “ Hikmet Fidan Diyarbakır’da katledildi. Bu korkunç bir cinayettir. Cinayeti caniler işler. İnsanlık dışı bir suikasttır.” diyor! Şimdi bizde kendisine soruyoruz, peki, Hikmet Fidan’dan öncekiler korkunç bir cinayet değil miydi?

Hikmet Fifdan’ın katledilmesinde başta Türk devleti olmak üzere onun kontra örgütü durumuna gelmiş PKK ve şürekasıyla onun yan kurumları sorumludur. Hikmet Fidan’ın katledilmesiyle gündemi başka bir alana kaydırılarak sürecin önü tıkatılırken; o bir yanda bizim Kürd aydınlarımız ise “demokratik cumhuriyet” programının gizli savunucuları olarak imza kampanyalarıyla arşı endam ederek Türk liberalleriyle aynı düzeye gelmişlerdir, bu utanç verici bir durumdur!

Türk devleti ortaya çıktığı günden bu güne kadar Kürd Ulusuna karşı tavrı ideolojik olmuştur. Bu ideolojik bakış açısıyla varlığını inkar etmiştir. Kürdistan’da en ufak bir kıprıtıyı savaş ilanı saymıştır ve tüm programını bu savaş üzerine kurmuştur. Özellikle Lozan antlaşmasından sonra Kürd’ü bitirme operasyonunu tüm boyutuyla uygulamaya sokarak günümüze kadar devam etmiştir. Bu operasyonun diğer ve asıl ayağı ise iç hainlerimiz vasıtasıyla sürdürülmektedir.

Nasıl ki Lozan antlaşmasıyla Kürd ulusunun esir edilmesinde, toprağının yağmalasında Kemal Hayrı Durmuş, Giyap Ağa ve benzerleri nasıl uğursuz bir rol oynamışsa bugünde PKK ve şürekası da aynı o uğursuz rolü oynamaktadır.

Örneğin, Hıdır Sarıkaya ve Hüseyin Kaytan’nın 11.07.05 tarihinde kaleme aldıkları: “LABYRİS OPERASYONU” adlı makalede şöyle demektedirler; “Günümüzde PKK hareketinin işleyiş tarzını hafife almak, görmezden gelmek, Kürtler için büyük bir hata, dahası bir gaflet olacaktır. Artık net olan bir şey de şudur: Eğer bir yerde veya zamanda devlet ve PKK savaşıyor gibi görünüyorsa, orada devlet ve PKK Kürtlere karşı savaşıyor demektir; … “

Bu olgu görmezden gelinerek kaleme alınan imza metininde Türk Devletinden kendi katillerini ortaya çıkarması talep edilmektedir, ne korkunç bir aymazlıktır bu! Ne demek, “ KİM TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMİŞ OLURSA OLSUN bu cinayeti şiddetle kınıyoruz.

Hükümetten katilleri bir an evvel ortaya çıkarmasını talep ederken …” Bir defa “kim tarafından gerçekleştirilmiş olursa olsun” demek hedef belirsizleştirilerek asıl cinayeti işleyenleri gizlemeye çalışılarak Kürd demokratik kamu oyunu Donkişotlaştırılıp yel değirmenlerine saldırılması gözetilmektedir. Her şeyden önce cinayeti işleyen ve işleten belli olduğu halde “Hükümetten katillerin bir an evvel ortaya çıkarmasını talep” etmek amacıyla hareket edilerek Kürd ulusalcılığından “demokratik Türk vatandaşı “ konumuna gelinmiştir. Burada asıl ayrım ortadan kalkmış uzlaşmacı ve Misak-i Milli olma sınırlarına çekilerek insan hakları düzeyine çıkarılmıştır. Her şeyden önce Kürd ulusunun sorunu insan hakları boyutuna sığmaz!

Türk sömürgeci devleti 80 yıldır Kürdistan’da cinayet işlemektedir, takri-ri Sükün uygulamaktadır. PKK ortaya çıktığı günden bu güne kadar, gerek iç infazıyla gerekse kendi dışındaki Kürd hareketlerinden yüzlerce Yurtsever insanı katlederek cinayet işlemektedir. Burada hedef bellidir bu hedefin adı konulması gerekiyor, hedefi olmayan mücadele biçimleri olmaz.

Bizler bu tür cinayetleri şiddetle kınarken bu işlenen cinayetlerin kimler tarafından işlendiğinin ve bizim mücadele hedefimizin kimler olduğunu belirtmek durumundayız. Hedefi olmayan belirsiz mücadele biçimleri reddedilmelidir.

Bu gün PKK ve ardılları olan tüm kurum ve kuruluşların aşılması gerekiyor, onlar aşılmadığı sürece Kürdistan Ulusal hareketi kendi ayakları üzerine dikelemeyecektir. Artık bu hareketle kendi aramızda sınırların çizilmesi gerekiyor. Bu hareketle aramızda sınırların çizilmesi bugünkü sürecimizin nasıl aşılacağı noktasıdır. Bu sürece nasıl gelindi? Bunun tartışılması gerekiyor; bu tartışılmadan Hikmet Fidan’ların öldürülmesini engellemek için barikatlar oluşturamayacağız. Çünkü, bugünü besleyen o geçmiştir.. bugünün sorunu dünden gelmektedir. Yanlış politikaların, çarpık programların sonucu Ulusal Kurtuluşumuzun hedefi karartılmış mevzileri parçalanmıştır.

ULUSUMUZA YÖNELİK HER TÜRDEN SALDIRIYI KINIYOR, CİNAYETLERİ LANETLİYORUM! YAŞASIN ULUSUMUZUN HAKLI VE MEŞRU HAKKI OLAN ÖZGÜRLÜĞÜ VE ÜLKEMİZİN BAĞIMSIZLIĞI!

HİKMET FİDAN NEZDİNDE KÜRDİSTANDA İŞLENEN DİĞER TÜM FAAİLİ (BELLİ) MECHÜL CİNAYETLERİN KATLİ TÜRK SÖMÜRGECİ DEVLETİDİR ! 27/07/2005

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e