Referandum’a Bakış

ABD`nin  açıktan tarafgirlikle stratejik ortak olarak  tercih   belirttigi Türk devletini,   NATO nun  soğuk savaş sonrası varlığına dayandığı “yeni konsepte” uygun konumlandırdığını söyleyebiliriz.. Sözkonusu ilişkiyi ortadoğu`ya indirgeyecek olursak, işe, zamanda lozan anlaşması içinde yer almayan ABD’nin, bugün Lozan’ı güncellemek üzere orta-doğuda silahlı müdahale programları gerçekleştirmekte olduğuna işaret ederek başlamamız gerekir. Devamla, bu programlar çerçevesinde tayin ettiği stratejik ortağı TC`nin, üzerinede önemli misyonlar yüklediğini söyleyebiliriz. Görmek gerekir ki, TC artık iç ve dış düşman politikalarından vaz geçerek orta–doğuda biri biri ardından hazırlanarak işleme konulan enerji hatlarının üzerinden geçtiği güvenilir bir ABD ve NATO ortağı olarak yoluna devam edecektir.  Bu konuda oldukça istekli görünen TC, üzerine yüklenen misyonu hayata geçirebilmek için arkasına aldığı destekle, iç ve dış politikalarında değişik manevralar yapmakta, yeni bir takım başlangıçların koşullarını zorlamaktadır. Bununla birlikte, mevcut desteğe rağmen, bu iş o kadar kolay yürüyecek gibi görünmemektedir. Çünkü TC ihtiyaç duyduğu manevraların başarılı olmasının bir ön koşulu olarak kendi içinde kapsamlı bir değişim hatta eğer başarabilirse bir dönüşüm sürecine girmek gibi bir zorunlulukla karsı karşıyadır. Örneğin sözkonusu programın bir parçası olarak ABD`nin AB üzerinde uyguladığı telkin ve baskılarla, Türkiye`yi birlik içine dahil etme çalışmasına rağmen AB`nin Türk devletinin önüne yol ödevleri koyarak,  birlik içine alınması surecini yavaşlatmasına engel olamamaktadır. Engelleme tavrının nedeni bir yanıyla TC`nin ağır ekonomik ve toplumsal geriliğiyse de diğer bir yanıyla da sabıkalı tarihiyle ilgili tabularla yüzleşmeye zorlamaktır. Bu gün artık ardı ardına deşifre edilen suikast ve darbe planları ile yatalak bir hastaya dönüşen rejim, dört bir yanını düşman ilan ederek oluşturduğu programlarla kendini geleceğe daha fazla tasıyamamaktadır. Buda ABD destekli de olsa geçici manevralarla çözülecek bir sorun olmaktan uzaktır.

Bu ihtiyaçtan hareketle de görüleceği gibi, Türkiye yeni duruma ilişkin ciddi bir değişim planı ile karşı karşıyadır. Bugün TC`nin siyasal gündeminde yaşanan sancının nedeni budur. Özetle, sarsılarak konjektüre denk düşen programlara uygun hale gelmek. Bu yanıyla sorun çok açık fakat onlarca yıllık geleneklerle taşlaşmış bir ideolojiyle günümüze kadar taşına gelmiş Türkiye için bu o kadar da kolay görünmemektedir. Bilindiği gibi, Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesini Anayasa, Türk Ordusuna değişmeyen mesajını da iç tüzük hükümleri kabul ederek kendisini devlet ilan eden Asker-sivil bürokrasi ellerinde tuttukları sınırsız yetkileri günümüze değin itirazsız kullana gelmişlerdir. Her şeyden önce, Türkiye cumhuriyeti tarihi boyunca, hiç bir dönem burnundan kıl aldırmayan askerler, “cumhuriyeti koruma kollama görevlerinin bir gereği” olarak, halkın seçimiyle iş başına gelmiş iktidarların hükümetlerine tabi olmak yerine onlara neyi yapıp, neyi yapmayacaklarını telkin hatta teblig etmeyi görev bellemişlerdi.  Fakat gelinen noktada bu durum, değişen dünya konjüktürüne uyumsuz bir hal aldı. Yeni arayışların adımlarının atılması ihtiyacı gündeme oturdu. Artık, süreç içinde ulaşılan demokratik normların açtığı alanların katkısı da alınarak,  asker-sivil bürokrasinin demokrasinin sırtına yüklediği siyasal sorun ve ekonomik ağırlıklardan kurtulma çabaları artıyor. Örnegin, ağır aksak yürütülse de, TC`nin kuruluşundan bu yana kırmızıçizgi diyerek tabu kabul edilmiş ve bu nedenlede her zaman devletin siyasal istikrarını tehdit eden konular olagelmiş, Kürt Milli meselesi ve laik-anti-laik çatısması gibi sorunlarla yüzleşmesi çabaları ulaşılan yeni durumun ilk sonuçları olarak işaret edilebilinir.

Buna karşın, aslında uzun bir  suredir arka planda yürütülen yüzleşme hazırlıklarına ilişkin bilgilerin satır aralarından kamuoyuna yansımasıyla birlikte, ”birden bire “ şaşkınlığıyla karşılanan süreç, bu ham haliyle bile değişik milliyetlerden Türk halkının olumsuz tepkileriyle karşılandı. Bölünme sendromları, tarihsel süreç içinde Anadoluya değişik nedenlerle gelen ve sonuç olarak cumhuriyetin ilanıyla Türk Devletine iltica eden halkların  bölgenin yerleşik halkı olan Kürd halkınının varlığının red ve inkarında nasıl devletçi olduğunuda gösterdi. Zaten, değişim sürecinin ilerleyişinin sancılı olmasının temel bir nedenide bu halkların aradan geçen uzun zamana rağman entegre olamamaları yanı sıra kendilerini  geldikleri bu topraklarda  yerleşik bir unsur olarak görmemelerinden kaynaklanan   sorunlar karşısındaki katı duruşlarıdır.

Diğer yandan isaret etmek gerekir ki. değişim proğramlarını yürüten siyasi iktidarın, içinden geldiği -milli görüş-  her dönem Askerlerin hedefi olmuş, gelenek itibarıyla asker-sivil bürokrasi ve yüksek yargı kurumları tarafından kabul görmeyen ve hedef  durumundadır. Bu bağlamda,  siyasi iktidar emir ve denetiminde olması gereken devlet kurumlarına  hükümet etmekte zorlanmaktadır.  Bu yanıyla hem meşruiyet  hemde elindeki iktidarı egemen kılma  mücadelesi veren  hükümet emanetçi mantığını  aşamamaktadir.  Sonucta, iktidardaki hükümet içinden gectigimiz tarihsel sürecin yüklediği değişim  görevinin gereği olan istikrar ve öz  güvenli bir duruşu göstermek yerine,  emrindeki kurumlarla proğramlarını pazarlık konusu yaparak üzerindeki vesayate karşı tutarlı bir mücadeleden kaçınmaktadir. Değişim Proğramınin, son derece ağır ve derin kapsamına rağmen, hükümet adeta vur kaç taktiğiyle mücadele ederek değişime alan açmayı deniyor. Tabiri caiz`se “ne şiş yansın nede kebap” orta yolculuğu yaklaşımı içindeki  siyasal iktidarin eline bırakılan proğram moda tabirle yol haritası yaşanan korku ve ürkeklik ile içi boşaltılarak her geçen gün biraz daha Türkleşiyor..

Bu bağlamda,  12 EYLÜL 1980  Anayasasının Toplumsal  sürecin ihtiyaçlarına cevap vermediği savıyla değiştirilmesi için gündemleşen referandumuda ABD önderliğindeki NATO güçlerinin yeni orta doğu düzeni için geliştirdikleri programın Türkiye ayağının inşaa sürecinin bir gereği olarak görmek lazım. Bilindigi gibi, gelinen aşamada, anayasal değişim sürecinde AK parti iktidarı tek başına ve kendi siyasal kitlesinin desteği ile  başbaşa bırakılmıştır.  Biraraya  gelen farklı yelpazeden hükümet karşıtları ise gündemleşen  referandum sürecini sivil Anayasa yapma yolunda bir adım olarak değerlendirme yerine adeta derin devlete güç verme anlamında süreci  yıpranmış bir iktidarın aleyhine güven oyuna döndürdüler. Dahada ileri giderek iktidardaki hükümetin kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırma ve tüm kurumları siyasal iktidarın denetimine alarak diktatörlük kurma  hevesiyle gerçekleştirdikleri bir girişim olduğu iddiasıyla meşruiyet sağladıkları bir kampanyayla Anayasa değişikliğine red oyu verilmesi için çalışma başlattılar. Bu arada uzerinde durulmasi gereken bir konuda, Anayasayı değişikliğini red ittifakı sergiledigi son derece ilginç görünümdur. Parlemento içinden CHP-MHP-BTP, parlemento dışından ise ne zaman kürd sorunu üzerine bir gelişme yaşansa hemen Anti Emperyalizm zırhına bürünerek kürdler lehine oluşabilecek bir  çıkarı sağından solundan budamaya çalışan misyonsuz Türk solu ile PKK dan  oluşuyor. Bu yengeç sepetini andıran karmaşa özünde ittifaktan başka bir şey olmayan benzer duruşlarını  Referandum sürecindede yine aynı gerekçeyle yani. “Amerikan Emperyalizminin bir müdahalesi” olduğu gerekçesiyle ANAYASA referandumuna  RED  oyu vereceklerini ilan etmiş durumdadırlar.

Bilindigi gibi, Kürdler bölgedeki her gelişmeden çok ciddi biçimde etkilenen bir konumdadırlar. Bu nedenle, sürekli ve sistemli siyasal çalışma içinde olmak ve milli çıkarlarını usta manevralarla gündemde tutmak durumundadırlar. Bu baglamda, ABD`nin Irak müdahalesi sırasında Güneyli Kürtlerin takındığı tavır, Anayasa oylaması sırasında Kuzeyli kurtlerin takınacağı tavıra bir model olabilir. Hatırlanacağı gibi  bütün  açık yada dolaylı müdahale ve ithamlara rağmen Kürtler o günkü konjekturel değişimi iyi yakalamış ve durumdan yararlanarak, bu gün geldikleri düzeyi bir kazanım olarak kalıcılaşatırabilmişlerdir. Son açılım ve referandum süreçlerinde kürtler benzer bir yaklaşım izleyerek irili ufaklı kazanımlarını Kürd tarihine yazdırabilirlerdi. Bilindiği gibi referandum  sık olarak  gündeme gelen bir olgu değildir. Bu süreç bir daha ne zaman gündemleşir orası bilinmez. Dolayısıyla bu hakkın yani referandum hakkının doğru kavranması ve kullanılması gerekiyor. Bu sürece, Kurd tarafı olarak, referanduma götürülecek maddelerin sayısı ve yeni tanım ve taleplerı üzerine derli toplu bir iç uzlaşı metniyle katılınsaydı kürdlerin siyasal seviyesi ve talepleri belirlenir, ve  sürecin üzerindeki belirleyicikleri daha çok guclendirilebilinirdi. En azından reddedilmeleri halinde bile kurdler ifade edilmiş somut talepleriyle değişim dışı bırakılmış “bir taraf” olarak kayıt edilirdi. Şimdi ne yazıkki taraf olarak bile ifade edilmeyen bir düzeye sıkıştırıldılar. Sanki olup bitenler TC nin içinde çatışan farklı kliklerin bir iç sorunuymuşta Kürd realitesiyle uzaktan yakından bir ilgisi yokmuş gibi bir ahval var.

Ne yazikki bu olaydada görüldüki. Kürd siyaseti henüz gelişmeleri “kazanim” penceresinden yorumlayacak ve ona uygun pratik bir müdahaleyi anında gerçekleştirecek bir örgütlülükten çok uzak. Yinede, PKK dışında kalan  kürd kişi ve kurumlarının tek tek veya toplu açıklamalarla referanduma EVET oyu kullanacaklarını ilan etmeleri olumlu bir gelişmedir

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e