Paketler ve Kürt/Kürdistan Algısı

Kürt/Kürdistan sorunu Yakındoğu’da, Ortadoğu’da çok ağır bir sorundur. Sorunu her şeyden önce, Yakındoğu’da, Ortadoğu’da bir sorun olarak algılamak gerekir. Bu sorun, sadece Türkiye’de, sadece Irak’ta, sadece İran’da, sadece Suriye’de bir sorun değildir. Yakındoğu’da, Ortadoğu’da bir sorundur.  Kürdistan’ın zengin doğal kaynakları nedeniyle uluslararası bir sorundur.

Suriye olaylarını,  Suriye olayları ile ilgili Kürt politikasını, bir de Başbakan’ın 30 Eylül 2013 günü açıkladığı  “demokratikleşme paketi”ni  bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Mart 2011’den beri yani üç yıla yakın bir zamandır, Türkiye’nin Suriye politikasını, Kürt/Kürdistan algısının belirlediğini söylemek gerekir. Bu politikanın esasını,  Beşar Esed rejiminin yıkılması, ama bu süreç içinde Kürtlerin hiçbir hak elde edememesinin sağlanması oluşturmaktadır.  Baas Partisi’nin, Baas rejiminin yerine, Müslümanların ağırlıkta olduğu, örneğin Müslüman Kardeşler’in yönetime geldiği bir rejim de hedeflenmektedir.  İster Baas rejimi olsun, ister Müslüman Kardeşler rejimi olsun, Kürtlerin herhangi bir hak, statü elde edememesi Türkiye’nin Suriye politikasının esasının oluşturmaktadır.

Untitled-1Sürecin gelişmesi hakkında şunlar söylenebilir. Hükümet, Beşar Esed rejiminin yıkılması için,  muhalefeti örgütlemeye çalışmakta, onlara maddi ve manevi destekler sunmaktadır. Hür Suriye Ordusu diye anılan muhalefette ordudan ayrılan subaylar, Müslüman Kardeşler gibi, el Kaide gibi örgütler yer almaktadır. Hükümetin Suriye muhalefetinden istediği tek şey, Kürtlerin bu muhalefet içine alınmamasıdır. Suriye muhalefetini örgütlenmek için bu muhalefeti oluşturanlarla, Antalya’da, İstanbul’da toplantılar yapılmış, Kürtler bu toplantılara kabul edilmemiştir.  Bu muhalefeti oluşturanların  bir kısmı da Türkiye’nin bu isteklerini dikkate alarak, “Suriye’de Kürdistan yok” demeye başlamışlardır.

Mart 2011’den beri, Kürtler de, kendi bölgelerinde, Kürdistan’da, Rojava’da, kendi örgütlenmelerini güçlendirmeye gayret etmişlerdir.

Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye,  muhalefetin silahlandırılması için çok yoğun bir çaba içindedir. Türkiye, el Kaide’yi, el Nusra’yı bu anlayış doğrultusunda silahlandırmaktadır. Onlara maddi ve manevi çok büyük yardımlar yapmaktadır.

Bir yıl kadar önce, Beşar Esed,  Kürdistan’ın bazı şehirlerinden çekildi.  Bu, Beşar Esed’in Türkiye’ye, Başbakan Erdoğan’a bir cevabı olarak da değerlendirilebilir. Buraları PYD kontrol etmeye başladı. Özerk yönetimden, öz yönetimden söz edilmeye başlandı. Türk hükümeti, PYD’nin sınırdaki bu kontrolünden çok rahatsız oldu.  “Sınırlarımızda oldu bittilere izin vermeyeceğiz”,  “Sınırlarımızda huzurun devam etmesi için her türlü önlemi alacağız” şeklinde açıklamalar yapıldı. İşte bu, Kürt/Kürdistan sorununu Yakındoğu’da, Ortadoğu’ ölçeğinde algılayan bir durumdur. Türkiye, örneğin, Lübnan-Suriye sınırında veya Batı Şeria-İsrail sınırında,  cereyan eden olaylara tepki göstermemektedir.  Çünkü onlar, Kürt/Kürdistan sorunlarıyla ilgili değildir.  Suriye, Irak, İran sınırlarında cereyan eden olaylar ise doğrudan doğruya, Kürt/Kürdistan sorunlarıyla ilgilidir.

Kürt/Kürdistan sorununun esasını,  Kürtlerin ve Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması, paylaşılması ve  Kürdlerin bağımsız devlet kurma haklarının gasp edilmesi oluşturmaktadır.  Devlet, hükümet bu durumun bilincindedir.  Örneğin, Suriye’de, Kürdistan’da, Rojava’da,  Kürtlerin bir statü elde etmelerinin,  Kuzey Kürdistan’da yaşayan Kürtleri de etkileyebileceğini bilmektedir. Bunun için Kürtleri, Rojava’da bir statü elde etmemeleri için çaba göstermektedir.

Türkiye, bu çerçevede el Nusra’ya yoğun bir destek vermektedir.  6 Ekim 2013 tarihli taraf Gazetesi, “el Nusra’nın ana üssü Ceylanpınar” manşetiyle çıkmıştır.   Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Sezgin Tanrıkulu, süreci gözlemlediği Ceylanpınar’dan bu konuda dikkate değer bilgiler vermektedir. Sınır kapıları, Kürtlere insani yardım ulaştırılması için kapalı tutulurken, el Nusra militanları için her zaman açıktır.  Onlar, gayet rahat bir şekilde sınırı geçip Serekeniye’ye girmekte, Kürtlerle savaşmakta, ondan sonra tekrar sınırı geçerek Ceylanpınar’a ulaşmaktadır.  Savaşta yaralananlar, Ceylanpınar’daki hastanelerde tedavi edilmektedir.   Hükümet, el Kaide ile el Nusra  ile ilişkili olan İnsan Hakları ve Hürriyetleri İnsan Yardım Vakfı’na,  (İHH Vakfı)  Türkiye’de izinsiz Yardım toplama olanağı da vermektedir. (www.kurdistan-post eu,  12 10.2013) Rojava ile Bakur arasında duvar örülmesi olayından da söz etmek gerekir. Duvar, Serekaniye’nin, PYD’nin  kontroluna  geçmesinden sonra  örülmeye başlanmıştır. Qamışlo ile Nusaybin arasında da böyle bir duvarın varlığı söz konusudur.  (www.rizgarionline  12.10.2013) Bütün bunlar, Kürtlerin, Kürdistan’da,  Rojava’da, hak hukuk sahibi, statü sahibi olmasını engellemek için yapılmaktadır.

Bunların, Türkiye’de barış sürecinin sürdüğü,  Abdullah Öcalan’la görüşmelerin yapıldığı bir sırada gerçekleşmesi, ayrıca dikkate değer bir konudur.  Barış sürecini olumsuz yönde etkilediği besbellidir.

Human Rights Watch, el Kaide’ye, el Nusra’ya yaptığı yardımdan dolayı Türkiye’yi uyarmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, bu konuda Türkiye’yi uyarmasını a istemektedir. (www.rizgarionline, 12.10.2013)

Bugünlerde cereyan eden farklı bir olayı da, Kürt Yazarlar Derneği Eşbaşkanı  Remziye Arslan’ın, yazısından öğreniyoruz.  Remziye Arslan, 6 Ekim 2012 tarihli ve 886 sayılı Radikalİki’de,  Zihinlerdeki Brakuji  başlıklı yazısında,  şunları belirtmektedir. (s.10)  Kürt Yazarlar derneği üyeleri Rojavalı yazarlarla buluşmak için, Mardin’in, Şenyurt  Sınır Kapısı’na gitmiştir. Yazarlar, sınırda 24 saat gerekçesiz bekletilmiş, fakat buluşmaya izin verilmemiştir.  Kürt yazarlar, bir de Nusaybin kapısını  denemişlerdir. Aynı durumla Nusaybin Kapısı’nda da karşılaşmışlardır. Hiçbir gerekçe gösterilmeden, buluşmanın gerçekleşmesi engellenmiştir. Bu da Kürdistan algısı ile ilgili bir durumdur. Kürdistan Yakındoğu’da, Ortadoğu’da bir sorun olarak algılanmaktadır. Kürtler ve Kürdistan, bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmış… Kürtleri birbirlerinden tecrit etmek,  tecridi, derinleştirmek, yaygınlaştırmak için pek çok önlem alınmıştır.  Kürtlerin birbirleriyle ilişki geliştirmesi hiç istenmemektedir. Son 30 yıllık savaşın bu anlayışa çok önemli darbeler vurduğu besbellidir.

Kürt Yazarlar Derneği  Eşbaşkanı  Remziye  Arslan, yazısında,  Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki Simelka  Kapısı’ndan da söz etmektedir.  “Kürt yönetimi de,  Simelka kapısı’ndan geçip Rojavalı yazarlarla buluşmamıza  izin vermedi” demektedir.

Simelka Kapısı ile ilgili olarak, tarafların birbirleriyle çok çelişen açıklamalar yaptıklarını bu açıklamalarda da çok farklı süreçlere değindiklerini hatırlamak gerekir.

Türkiye’nin, Suriye’deki Kürt bölgesine, Kürdistan’a ısrarla ambargo uyguladığı, sınır kapılarını hep kapılı tuttuğu,  duvar örmeye kalkıştığı bu durumda,  Simelka kapısı her koşul altında açık tutulmalıdır. Rojava’da,  elbette özerk yönetim tesis edilmelidir.  Bölgede federe yapı oluşturulmaya gayret edilmelidir.  Bu çerçevede, Suriye’ de ki Kürtlerin,   PYD’nin,  Suriye yönetimi ile,  Beşar Esad yönetimi ile, bilinçli bir işbirliği yapmasının, Kürtlerin çıkarlarını ön plana koyan bir işbirliği içinde olmasının bir sakıncası  yoktur. Etrafı tamamen hasım güçlerle çevrili bu coğrafyada, her zaman böyle bir  fırsat doğmaz. Ama böyle bir fırsat doğduğu zaman da bunu  geliştirmek  önemlidir.Bu ilişkiyi kurmanın, geliştirmenin  tek koşulu,  öbür parçalardaki  Kürtlere  zarar vermemeye  veya verilecek zararları mümkün olduğu kadar aza indirmeye çalışmaktır. Beşar Esed yönetimi, Kürtlerin hayati çıkarlarına darbe vurmadığı, vuramadığı sürece  bu ilişkiler devam eder.

Aslında, bu ilişkinin, öbür parçalardaki Kürtlere zarar vermemesi düşünülemez. Bu bakımdan zararı en aza indirmeye çalışmak önemlidir. Bu zararlar da,  ancak, Kürtlerin, Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması konusunda yüksek bir bilincin oluşumuyla önlenebilir veya en aza indirilebilir.

 Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Güneybatı Kürdistan politikasını, Rojava politikasını gözden geçirmesinde büyük yararlar vardır. Kürdistan Bölgesel yönetimi, Türkiye’ye de Güneybatı Kürdistanla, Rojava’yla ilgili politikasını gözden geçirmesini telkin etmelidir. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle, Kürdistan Başkanı Mesut Barzani ile iyi ilişkiler geliştirmeye çalışan Türkiye, kendi Kürtleri ile ve Suriye’deki Kürtlerle de iyi ilişkiler kurma ve geliştirme gayreti içinde olmalıdır. PKK/BDP,  PYD, bu çerçevede dikkatlerden uzak tutulamaz.

                                                                      xxx

Son aylarda, kimyasal silahlar konusunda çok söz söylenmektedir. Suriye’de, kimyasal silahları Esed yönetiminin mi,  muhaliflerin mi kullandığı hala konuşulmaktadır. Bu süreç içinde Rusya Federasyonu ve İran’ın açıklamaları da dikkat çekicidir.  Rusya Federasyonu ve İran, Türkiye’nin, el Kaide’ye, el Nusra’ya,  kimyasal silahlar yapma konusunda maddi ve manevi destekler sunduğu dile getirilmektedir.

Demokrasi Paketleri

Paketler sorunu,  Türkiye’de bir sorun olarak dikkate almaktadırlar. Hükümet, bir-iki küçük düzenleme ile  sorunu çözüyor gözükmektedir. “Andımız”ın kaldırılmasının, köy-şehir isimlerinin iade edilmesinin,  Kürd alfabesindeki, Q,W,X gibi harfler üzerindeki yasakların kaldırılmasının önemli olduğu söylenebilir.  Ama  bazı Kürtlerin bu konudaki sevinci, eşeğini kaybeden köylünün, onu, yoğun ve zahmetli aramalar sonucu bulduğu zamanki sevincine benzemektedir.

Başbakan, Recep Tayyip Erdoğan, “demokratikleşme paketi”yle ilgili açıklamalarından sonra,  bu paketin yetersiz olduğunu da söylemektedir. “ Türkiye değiştikçe, şartlar olgunlaştıkça,  dirençler ortadan kalktıkça,  siyaset güç kazandıkça yeni hak ve özgürlükler de kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir” demektedir. Bu söylem ise belirsizliğe işaret etmektedir.

Kürdistan’a statü hayati bir sorundur. Devlet ve hükümetin, Kürtlerin statüden  vazgeçeceğini düşünmesi çok büyük bir yanlıştır.

Zihniyetin değişmesi

Kürt/Kürdistan sorunu her şeyden önce siyasal bir sorundur.  Demokrasi paketleriyle çözülecek bir sorun değildir. Kürtlerin kendi kendilerini yönetmeleri,  kendi geleceklerini tayin etmeleri sorunudur.  Anadilinde eğitim, vazgeçilmez bir istektir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 30 Eylül 2013 tarihinde  açıklanan  demokratikleşme paketinin ise, bu tür konulara hiç yanaşmadığı görülmektedir.

Bütün bunlar, zihniyetin değişmesi ile ilgili sorunlardır.  Zihniyet ise, Kürtlerin bir statü elde etmelerini engellemek için,  el Kaide’ye, el Nusra’ya yardım edilmesinde sınır kapılarının Kürtlere kapatılmasında, el Kaide’ye, el Nusra’ya açılmasında kendini göstermektedir.  Zihniyet ise kolay kolay değişmez.  Başbakan’ın, Filistinli Araplara karşı gösterdiği duyarlılıkla, Kürtlere gösterilen muamelenin irdelenmesi, zihniyet sorununu açıkça ortaya koymaktadır.

Anadilinde eğitime özel okullarda izin verilmektedir. Özel okulların paralı olduğu bilinmektedir. Yoksul Kürtlerin, savaş sürecinde daha da yoksullaştırılmış Kürtlerin, para ödeyerek çocukların özel okullara gönderemeyecekleri açıktır.  Bir insanın para ödeyerek, kendi dili ile eğitim yapması ayrıca bir garabettir. Anadilinde eğitim, çok dilli bir eğitimdir. Çocuklar, Kürtçe eğitimi dışında, Türkçe, İngilizce gibi diller de öğreneceklerdir.

Hükümetin, Başbakan’ın, “savaş dursun,  siyasete yol verilsin, siyasetin önü açılsın…” şeklinde bir söylemi var. On bine yakın KCK’lerin cezaevlerinde tutulduğu  bir yerde bu, içi boş bir söylemdir.  Siyaseti kim yapacak?  Seçilmiş milletvekillerinin, seçilmiş belediye başkanlarının, belediye meclisi, il genel meclisi üyelerinin, cezaevlerinde tutulduğu bir yerde, siyasetin önü nasıl açılacaktır? Bütün bunlar, zihniyet sorunuyla ilgilidir. Bu da olumlu bir durumu yansıtmamaktadır. Rojava ile Kuzey Kürdistan arasında duvar örülmesi, Rojava’ya insani yardım yollarının kapatılması Kürtler ile savaşan el Kaide’ye, Irak-Şam İslam Devleti’ne sınırsız destek,  zihniyetin nasıl bir zihniyet olduğunu göstermektedir.  Belirleyici, yönlendirici olan zihniyettir.  Paketlerin, bu olumsuz durumu gizleyici, örtücü bir işlevi vardır.

Güney Kürdistan’la iyi ilişkiler içinde olmaya çalışan hükümet, Kuzey Kürdistan’la ve Batı Kürdistan’la Rojava’yla da iyi ilişkiler kurmanın  Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle birlikte, böyle bir politika geliştirmenin yolunu bulmalıdır.

“Pivaz”, Savaşın Neden Olduğu Göçler

Tarım işçiliği, mevsimlik işçilik önemli bir toplumsal sorundur. Fındık, pamuk vs. toplamaya giden Kürt tarım işçilerinin nasıl perişan bir yaşam işinde oldukları bilinmektedir. Koruculuk dayatmasıyla yaşanan göçler çok ağır toplumsal yaralardır. Savaşların, iç savaşların yarattığı göçler, toplumsal bünyede,  çok ağır  yaralar açmışlardır.

Bütün bunlar, Bozan Aksoy’un, 40 dakikalık Pivaz isimli belgeselinde çarpıcı bir şekilde işleniyor. Suriye’de yaşanan iç savaş nedeniyle,  Rojava’dan, Urfa, Antep, Çukurova gibi yörelere göç  etmek zorunda  kalanlar…  Kürtlerin kendi ülkelerinde, ne kadar acı çektikleri, perişan bir yaşam sürdürdükleri bütün çıplaklığı ile dile getiriliyor.  Bozan Aksoy’un bu belgeseli, bugünleri anlatan, bugünlerden  geleceğe kalacak olan önemli bir belgesel…Bunlar, büyük Kürt sorunuyla yakından ilgilidir.  Büyük Kürt/Kürdistan  sorununun,  uzantısı oldukları da  söylenebilir.

Kocası Suriye’de kalan, kendisi göçmenlik yaşayan kadınlar… Bir-iki çocuğu Suriye’de kalmış,  öbürleri göçmenlik yaşayan kadınlar… Parçalanmış aileler, tarım işçiliği yaparak hayata tutunmaya çalışan, kadınlar, erkekler, çocuklar…

Koruculuk dayatmasıyla, köylerini terk edip, Çukurova’da tarım işçiliği yapan ailelerle, iç savaş nedeniyle,  Güneybatı Kürdistan’dan,  Rojava’dan kaçmak zorunda kalan ailelerin bir tarım işletmesinde, soğan toplamada bir araya gelmeleri… Bunlar konuşmalarla, vücut dilliyle çok etkili bir şekilde dile getiriliyor.  Muhabir, bu kadınlara, yaşamlarının nasıl sürdürdüklerini, çevre halkının kendilerine ilgi gösterip göstermediklerini, yardım görüp görmediklerini soruyor. Bu soruya verilen cevap şudur:  “Onlar da bizim gibi yoksul insanlar, onlar da köylerini evlerini terk edip buralara gelmişler, bize verebilecekleri bir şeyleri yok ki… Ama bize iyi muamele ediyorlar, ellerinden gelen yardımı da yapıyorlar. Bu da bize can veriyor…”

Köyünüzde eviniz de var, toprağınız, bağınız-bahçeniz de var, hayvanlarınız da var, ama bunlardan yararlanamıyorsunuz, başka diyarlarda perişanlık çekiyorsunuz, başkalarına muhtaç bir hale geliyorsunuz.  Köyünüze dönemiyorsunuz… Yasaklar var… Koruculuk dayatması var… Rojava’dan göçmenlik yaşayanlar için de durum böyle… Eviniz var, işiniz gücünüz var, ama oraları terk etmek zorunda kalıyorsunuz….

Bu kadar ağır sorunlara rağmen, Kürtler, yaşama tutunmaya, çocuklar için bir gelecek hazırlamaya çalışıyor. Çocuklara gösterilen sevgi, şefkat belgeselin önemli bir yönü. Gelecek için umudu da bu sevgi sağlamaktadır.  Çocuklara gösterilen bu sevgi, çocuklara gösterilen ilgi, geleceği de aydınlatmaktadır.

 * 85 sayılı ve Kasım 2013 tarihli Yaba Dergisi’nde yayımlanan yazının gözden geçirilmiş ve güncelleştirilmiş halidir

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e