Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te Batılılaşma – Aydınlanma

Osmanlı İmparatorluğu, 18. yüzyılın sonlarından itibaren, Avrupa karşısında geri kalmasının nedenleri üzerinde düşünmeye başlamıştır. İlk önce, ordunun modernleştirilmesi gereği üzerinde durulmuş, silah araç ve gereçleri yenilenmiştir. 1826’nın bugünkü ordunun kuruluş tarihi olduğu söylenebilir.

İngiltere, Fransa gibi, Avrupa’nın ileri gelen devletleri, Hristiyan tebaaya da yeni haklar verilmesi Hristiyanların vicdan özgürlüğünün sağlanması konusu üzerinde durdular. 1939 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı bu amaçlar doğrultusunda hazırlanmış bildirilerdir.

1860’larda, Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa gibi Yeni Osmanlılar, Avrupa’nın sadece askeri tekniklerini, silah araç-gereçlerini almanın yeterli olmadığını, basın, parlamento, siyasal partiler, özgürlükler gibi kurumlarının da alınması gerektiğini söylediler. Özgürlük, adalet kavramları doğrultusunda mücadele geliştirdiler. Bunlar, Padişah’ın mutlak yetkilerinin sınırlandırılmasını amaçlıyordu.

Osmanlı, 19. yüzyılda, Avrupa’nın bastırmasıyla batılılaşma sürecine girdi. Ama, Osmanlı, Kürtlerin batılılaşma arayışlarına, Kürtlerin kendi kendilerine bir arayış içine girmelerine karşı çıkıyordu. 1839’da, Osmanlı İmparatorluğu ile Mısır Prensi İbrahim Paşa arasında, Nizip’te meydana gelen savaşta, Botan Miri Bedirxan Bey, Osmanlı ordusu tarafında yer almıştı. Bedirxan Bey, savaşta, Osmanlı ordusunun İbrahim Paşa kuvvetlerince yenildiğini gördü. İngiltere, Fransa, Rusya araya girmeseydi, İbrahim Paşa’nın ordusu İstanbul’a doğru ilerleyecekti.

Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa döneminde, Mısır’da modernleşme başlamıştı. Napolyon’un 1798’de, Mısır’a saldırısı ve Mısır’ı ele geçirmesi, Mısır’ın siyasal, toplumsal ekonomik ve askeri hayatında önemli bir dönemeç oldu. Fransa, Mısır’dan dört yıl kadar sonra, 1802’de çekildi. Ama Mehmet Ali Paşa Fransa’yla ilişkilerini sürdürdü. Ordunun, yönetimin, ekonomik hayatın modernleştirilmesi için, yeni tekniklerin öğrenilmesi ve getirilmesi için Fransa’ya öğrenciler gönderdi. Bu teknik elemanlar Mısır’a döndüklerinde, sanayinin, yönetimin geliştirilmesinde önemli roller aldılar.

Botan Miri Bedirxan Bey’in, Mısır’daki bu gelişmeleri yakından izlediği kanısındayım. Botan Miri Bedirxan, 1830’ların ortalarından, Birinci Osmanlı-Mısır Savaşı’ndan (Mehmet Ali Paşa) itibaren, Mısır’daki gelişmeleri izleyen bir kişi. Bedirxan Bey de teknik eleman yetiştirmek için yurt dışına öğrenci gönderiyor. 1835-1847 arasında, Botan Bölgesi’nin ekonomik bakından geliştiği, halkın belirli bir refah seviyesine ulaştığı seyyahlar ve yabancı diplomatik görevliler tarafından sık sık ifade ediliyor. Ama, Botan Miri’nin bu çalışmaları Osmanlı yöneticilerini rahatsız ediyor. Osmanlı, Kürdistan’daki bu gelişmelerin, Botan Miri’nin çabalarının durdurulması için yol-yordam aramaya başlıyor. Osmanlı yönetimi kendisinin dışında cereyan eden bu gelişmeleri engellemeye çalışıyor, Ancak kendisine bağımlı olan, kendisi tarafından yönlendirilen gelişmeleri dayatıyor. Vergi almak gibi, asker almak gibi. Mirlik düzenlerin, yani özerk Kürt yapılarının yıkılması, Kürtlerin tamamen merkeze başlanması, bu anlayış doğrultusunda gerçekleşiyor. Özerk yönetimlerin yıkılması savaşla gerçekleşiyor. Kürdistan yakılıyor, yıkılıyor. Örneğin Botan Mirliğinin yıkılmasından sonra, halkın refahında gerilemeler yaşandığı gözleniyor. Mirlerin etkinliklerinin kırılması, sürgün edilmeleri, Kürdistan’a dönüşlerinin yasaklanması, Kürdistan’ın yakılıp yıkılmasını izleyen bir süreç oluyor. İç dinamikler doğal olarak gelişme fırsatı bulsa, Kürdistan daha kolay ve daha hızlı bir şekilde kapitalizme varabilecek. Bedirxan Bey döneminde, Bağdat, Tahran, Süleymaniye, Şam, Halep, İstanbul gibi merkezlere Kürdistan’dan bal, tütün, peynir, yağ, yün gibi tarım ürünlerinin gittiği yakından biliniyor.

Osmanlı yönetimi döneminde batılılaşma, merkezi yapının güçlenmesi, Kürdistan’ın etkin bir şekilde, merkezi yönetime bağlanması şeklinde beliriyor. Merkezileşme anlayışı İttihat ve Terakki yönetimi döneminde yoğunlaşıyor, yaygınlaşıyor. Cumhuriyet ise, İttihat ve Terakki’nin devamıdır. İttihat ve Terakki’nin Türk etnisitesine dayanan yeni devlet anlayışı Cumhuriyet döneminde kararlı bir şekilde yaşama geçirilmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, tek parti döneminde, Türk milletinin batılılaştırılması, Türk olmayanların Türkleştirilmesi için yoğun bir çaba sarfediliyor. Türkleştirme kararlı ve sistematik bir politika olarak beliriyor.

Cumhuriyet dönemi genel olarak aydınlanma ve batılılaşma dönemi olarak değerlendirilir. Ama bu, Türkler için aydınlanmadır, Türkler için batılılaşmadır. Modernlik Türkler içindir. Kürtlerin aydınlanma, modernleşme çabaları, hep devletin resmi ideolojinin engeliyle, baskısıyla ve zoruyla karşılaşmıştır.

Aydınlanma, her şeyden önce, egemen düşünceyi sorgulamayı gerektirir. Aydınlanma, ancak özgür düşün ortamında gelişir. Özgür düşüncenin idari ve cezai yaptırımlarla bastırıldığı bir ortamda, aydınlanma ancak, risk alarak gerçekleşir. Kemalist yönetim ise, resmi ideolojiyi kurumlaştırarak, Kürtlerdeki her türlü toplumsal ve kültürel gelişmeyi baskı altına almıştır. Resmi ideoloji, devletin idari ve cezai yaptırımlarıyla korunan ve kollanan bir ideolojidir. Kemalizm, düşüncenin özgür olmasını bir tarafa bırakalım, düşün yasaklarını, anayasayla, yasalarla garanti altına almış, korumuş ve kollamıştır. O zaman, Cumhuriyet’in getirdiği aydınlanmanın, bu açılardan, özellikle Kürt sorunu açısından irdelenmesi gerekir. Düşün yasaklarıyla aydınlanmanın bir arada olamayacağı çok açıktır.

On yılı aşkın bir zamandır, Cumhuriyet Gazetesi’nde, “aydınlanma” başlığı altında bir bölüm var. Cumhuriyet’in aydınlanma getirdiği, aydınlanma başlattığı vurgulanıyor. Aydınlanmaya övgüler düzülüyor. Halbuki aydınlanma kavramının Türkiye’nin temel toplumsal ve siyasal sorunları açısından irdelenmesi gerekir. Kürt sorunu konusuna düşün yasakları getirerek, yasakları kurumlaştırarak aydınlanma olur mu? Cumhuriyet Gazetesi aydınlanma kavramını Kürt sorunuyla birlikte analiz etmiyor. Kürt sorunu yokmuş gibi, Kürt istekleri yokmuş gibi, Kürt istekleri bastırılmamış, bastırılmıyormuş gibi hareket ediyor.

Cumhuriyet’ten sonra, Türk dili, Türk tarihi araştırmaları konusunda kurumlaşmalara gidilmesi elbette olumludur. Ama, bunların, Kürt dili, Kürt tarihi konularına getirilen yasaklarla yürütülmesi, sorgulanması gereken bir konudur.

Cumhuriyet’le birlikte, Kürtlerin, Kürt dilinin inkâr edilmesi, Kürtlerin aslının Türk, Kürtçe’nin aslının Türkçe olduğunun vurgulanması ve bu politikanın baskıyla zorla yürütülmesi, aydınlanma, modernite, batılılaşma anlayışıyla bağdaşmaz.

Anlaşılan şu ki, aydınlanma, modernite gibi kavramalar, tek parti döneminde, Kemalistlerin elinde, Kürtlere karşı baskı mekanizmaları kurmada işlevi olan kavramlar olarak değerlendiriliyor.

Alfabe Değişikliği

Modernleşme aydınlanma döneminde, Kemalist yönetimin, üzerinde durduğu önemli konulardan biri, alfabe değişikliğidir. 1928’de gerçekleşen, Arap alfabesinden, Latin alfabesine geçiş, modernleşmede ve aydınlanmada çok önemli bir işlev görmüştür. Ama, Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişin, Kürt toplumunda ve Türk toplumunda çok farklı süreçler yarattığı önemli bir gerçekliktir. Bu değişiklik geçmişle bağı koparmaktadır. Alfabe değişikliği, Arap alfabesinden Latin alfabesine geçiş, Kürtlerde, medreselerin kapatılmasıyla ve yasaklanmasıyla birlikte yürütülmüştür. Medreseler Kürt eğitim kurumlarıydı. Medresede eğitim Kürçeydi, Kürt diliyle yapılıyordu. Medreselerde dinsel dersler yanında, Kürt edebiyatının önemli eserleri önemli metinleri de okutuluyordu. Melayê Cizîrî, (1579-1640), Feqiyê Teyran (1590-1660), Melayê Bate (1417-1491), Ehmedê Xani (1651-1706), Mevlana Halid (1770-1827), Heci Qadirê Koyi (1817-1897), Cegerxwin (1903-1984)… gibi, Kürt edebiyatının önemli simalarını medreselerde eğitim görenler biliyorlardı. Alfabe değişikliği geçmişle bağı kopardığı için, yeni Kürt nesilleri bunu ancak, özel çalışmalar yaparak ve çok sonraları öğrenebiliyor.

Kürt dilinin yasaklanması, medreselerin kapatılması, Türkçe’nin ve Türk diliyle eğitimin mecbur kılınması, Türkleştirme politikalarının vazgeçilmez unsurları oldu. Kürtlerin ve Kürtçe’nin inkârı, evde Kürtçe konuşulması, okulda Kürtçe’nin yasaklanması, Kürtlerin, Kürt kültürünün, Kürtçe’nin aşağılanması, yeni Kürt nesillerinin sık sık travmalar yaşamasına neden oldu. Bunlar, Kürtlerin modernleşme, aydınlanma yaşamalarının engellenmesi anlamına geliyordu. Ancak merkezi yönetime bağlı olarak, onun yönlendirmesiyle aydınlanma ve modernleşme yaşanabilirdi. Bunun adı da aydınlanma, modernleşme değil, asimilasyondur, sömürgeciliktir.

Bugün Kürt çocuklarına, kendi öz dilleriyle ilgili olmayan bir sesle, “baba beni okula gönder” dedirtilmektedir. Kürt ana-babalara, kendi öz dilleriyle, Kürtçe’yle ilgili olmayan bir sesle, “haydi kızlar okula” dedirtilmektedir. Türkler için bu kampanyaların yürütülmesi, ilericilik olarak, aydınlanma olarak değerlendirilebilir. Ama Kürt çocukları için bu kampanyaların yürütülmesi, gericiliktir, asimilasyondur, sömürgeciliktir, çağdışılıktır, emperyalizmdir. Kürtçe’nin yasaklandığı, Kürtçe’nin hayatın her alanında özgürce kullanılmasının engellendiği ortamlarda, bu tür kampanyalar ister devlet tarafından yürütülsün, ister özel kurumlar tarafından yürütülsün, böyle algılanacaktır. Özel kurumların da bu kampanyaları devlet adına, resmi ideoloji adına yürüttüğü besbellidir.

1985-1988 yılları arasında Bulgaristan’da, Türklere Bulgar isimler verme kampanyası sırasında, Türk devletinin, Türk basınının, yazarların, üniversitenin, yargı organlarının, sivil toplum kurumlarının vs. Bulgaristan yönetimini nasıl eleştirdikleri, suçladıkları hatırlanmalıdır.

Türk çocuklarına, “Türküm, doğruyum, çalışkanım… Varlığım Türk varlığına armağan olsun” şeklinde and içirmekle, Kürt çocuklarına aynı andın içirilmesinin anlamları çok farklıdır.

Daha 20 yıl öncesine kadar, üniversiteye başlama çağına gelen Kürt gençlerinin önemli bir kısmı, kendilerinin Türk olduklarını kabul ederlerdi. “Türküm ama Türkün hangi boyundanım?” diye araştırmalara girişirlerdi Alfabe değişikliği sürecinde, resmi ideolojinin direktifleri, Kürt gençlerinin zihinlerine, sistematik bir şekilde şırınga edilebilmiştir. Resmi ideoloji, Kürtçe’yi, Kürt kültürünü yasaklıyor, kütüphanelere de müdahale ederek, Kürtçe yayımlanmış gazeteleri, dergileri, koleksiyonları imha ediyordu. Kürtçe’den bir iz bırakmamak çok önemliydi. Kürt aydınlarını bir kısmının çatışmalarda öldürülmüş olmaları, bir kısmının firar etmiş olmaları, bir kısmının sürgün edilmesi, bir kısmının cezaevlerine konulup tecrit edilmesi, resmi ideolojinin işini kolaylaştırmıştır. Daha düne kadar, 19. yüzyıl sonlarında, 20. yüzyıl başlarında, Kürtçe dergiler gazeteler yayımlandığı bilinmiyordu. Başbakanlık Osmanlı arşivlerinde, Kürtlerden, Kürtçe’den, Kürdistan’dan söz eden onbinlerce belgenin olduğu bilinmiyordu. Şimdi her şey biliniyor. Koleksiyonlardaki eksik dergiler, gazeteler, dünyanın dört bir yanında aranmaya bulunmaya çalışılıyor.

Kerem Soylu’nun, yakınlarda yayımladığı, Mesail-i Mühime-i Kürdistan kitabı ve Sinan Hakan’ın kitapları dikkate değer belgeler içermektedir.

Mesail-i Mühime-i Kürdistan Derleme, (Kürdistan’ın Önemli Meseleleri) Derleme, Araştırma ve deşifrasyon: Kerem Soylu, Enstîtuya Kurdî Amedê, Kasım 2010 Sinan Hakan, Müküs Kürd Mirleri Tarihi ve Han Mahmud, Peri Yayınları, İstanbul 2002 Sinan Hakan Osmanlı Arşiv Belgelerinde, Kürdler ve Kürd Direnişleri, 1817-1867, Doz Yay., İstanbul 2007

Bunlar gibi daha birçok eser saymak mümkündür. Bunlar, Kürt gençlerinin, kararlı bir şekilde yürüttükleri, fedakâr ve vefakâr mücadelenin fiili kazanımlarıdır..

(Yaba Edebiyat 69. Sayı 2011)

yaba edebiyat 69. Sayı çikti!

Bu sayıda

Ortadoğu halklarının başkaldırısı yeni bir oluşumun yolunu açıyor. Statik – dikta rejimlere halkların artık tahammülünün kalmadığını gösteren bir harekettir bu. Ne yazık tüm devlet yapılarında diktatörlük kendini oluşturmuş ve korumuştur. Libya bu açıdan ilginç bir örnektir. Kaddafi, 40 yılı aşan süre içinde kendini sağlama almak için derin ve gizli gücünü oluşturmasına karşın artık son demini yaşıyor. Halk, ölümü göze alarak isyan ateşini yaktı. Bu isyanlar “Hayra alamet” görünüyor. Eğer emperyalist güçler bu noktada kendi çıkarları doğrultusunda müdahaleye girerlerse (çünkü harekete geçmiş görünüyorlar), halkın isyanı halk için olmaktan çıkar, yine bir yapay gücün altında hapsolur. Bu olasılık özellikle gelişmekte olan Ortadoğu halkları için olabilirliğini düşündürüyor. Umalım halk kendi isyanını yaratırken, kendi düzenini de yaratmış olsun.

Türkiye bu dalganın çok uzağında değil; 90 yıllık bir cumhuriyet deneyimi olsa da, anayasasında demokratik maddeler yer alsa da, halkı özgürleştiremediği için, istenen şekliyle çağdaş yapı oluşturamadığı için, halkları üzerinde baskı sistemini yürüttüğü için artık aklıselime yönelmelidir. Şimdiye dek her gelen hükümet baskıcı statükoyu kendine göre, “devleti koruma adına” az-çok kullandı.

Bugün Türkiye’nin de sancısı vardır. Çünkü tarih boyunca birlikte yürüdüğü bir halkı, Cumhuriyet döneminde safdışı bıraktı. Bu inkâr o halkın isyanına yol açtı. Kimliğini tanımadığı o halk Kürtlerdir. Bugün, otuz yıldır büyük acılara neden olan kanlı bir isyan vardır ve artık gerilimli bir bekleyiş içine girilmiştir. Bugünkü hükümet çözüm konusunda geçmiş hükümetler gibi direnmektedir.

Dergiyi basıma verirken, İsmail Beşikçi’nin Çağımızda Hukuk ve Toplum dergisinde yayınlanan ‘Ulusların kendi geleceğini tayin hakkı ve Kürtler’ başlıklı yazısında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçundan 1 yıl 3 ay ceza aldığını öğrendik. Derginin yazıişlerine de 16 bin 600 lira para cezası verilmiş.

Açık söylemek gerekirse; Türkiye fikir özgürlüğü yönünden gerçek bir Ortacağ yaşıyor. Bu geri kalmış hukuk yönünden Beşikçi’nin konumu Galileo Galilei’nin durumuna benziyor. Dünyanın döndüğünü söyleyen Galilei nasıl zindanlarda süründürüldü ve bilgin’in son son sözü; “Ne yaparsanız yapın, dünya yine de dönüyor” olduysa, Beşikçi de “Kürtler vardır” dedi, başına gelmedik kalmadı. Anlaşılan o ki, gerçek yerine oturacaktır ve “Siz ne yarsanız yapın, inkâr etseniz de, yok saysanız da Kürtler vardır” sözleriyle buluşmaktadır bu iki bilim adamı.

*

Elimizdeki sayının özel bölümün konusu Orhan Çaçan arkadaştan geldi. “Demokratik Modernite” Türkiye açısından bir öncü düşünce yapısıdır. Birçok aydınımızın henüz idrakında olmadığı bir konudur bu. Ne iyi ki bir ilki gerçekleştirmişken, çabamıza dönüp baktığımızda, dişe dokunur bir sayı ortaya koymuş olmaktan mutlu olduk. Birbirini izleyen yazılarda ciddi çalışmalar okuyacaksınız. Bu arada edebiyatı da safdışı bırakmadık elbet; şiirler, öyküler, deneme yazıları her zamanki gibi yerlerini alıyorlar.

Sizlere iyi okumalar diliyor, gelecek sayının sanat edebiyat hazırlığına başlıyoruz.

Esenlikle…

***

• YAZILAR:

İSMAİL BEŞİKÇİ Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te Batılılaşma – Aydınlanma

SAİT ÇETİNOĞLU Ortadoğu’nun dönüşümü

GÜN ZİLELİ Nil dervrimi günlüğü

RAGIP ZARAKOLU Bedreddin’in rüyası gerçek olsaydı keşke

YAŞAR ATAN Mısır’ın en varsıl kralı Rampsinit

CENGİZ YILDIRIM Tarih ve devrim

AYHAN KAVAK Demokratik modernite

ORHAN ÇAÇAN – HÜSAMETTİN YÜREK Kapitalist modernitenin ekonomik krizi

NEVZAT ÇAPKIN Primattan modern insana

HURŞİT ÇETİN Tekli evrensel modernite anlayışı

ECEVİT TURHAN Akılcılık

MAHMUT ABA Endüstriyalist modernite

NECMETTİN BELLİER Doğuşu kadar yıkılışı da felaket olan bir sistem:

Kapitalist modernite

NAVZAT ÇELİKOL Dünya sistemlerine dair görüşler hakkında birkaç söz

VEDİİ İLMEN Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra demokratik eylemler

TEKİN SÖNMEZ Kürtler, Türkler; ortak kullanım alanları ve yol ayrımları…

modern toplum, fantazya gibi bir boşanma öyküsü… parça parça… hem de bütün… fakat nereye kadar?..

AYDIN DOĞN ŞEREFNAME Eleştirisine cevap

NURİ KAYMAZ Bir isyanın anatomisi 86 yıl önce bir ayaklanma ve Şeyh Said

MELEK KOÇ Edebiyatın yorulmaz savaşçısı Kemal Tahir

MEHMET SELİM TÜRE Okuma-Yazma Uğraşısı Ve sorumlulukları üzerine bir deneme; Mitolojik bilgiden bilimsel bilgiye doğru; yolculukların en zoru… Kapalı metinler, açık metinler; hermeneutik ve diğerleri…

A. AYDIN DOĞAN Günlerin izi

ÖMER ÖZTÜRK 60’lı yıllarda tiyatromuz

CHARLIE CHAPLIN / öykü Uyum

ADNAN TÜRKOĞLU / öykü Mamak Cezaevi E Blok’ta ispiritizma seansı

ZEKERİYA SAKA / öykü Yanılsama

• ŞİİRLER:

Abdullah Kaygı Ali Yüce Doğan Piranlı Hasan Latif Sarıyüce Halil Çamay Yaşar Günenç James Shirley Sedat Umran Emily Dickinson Ahmet Emin Atasoy Eşref Karadağ Nevzat Kırkpınar Mehmet Genç Atila Oğuz Mehmet Ercan Berkay Ökten

• ÖYKÜLER:

Charlie Chaplin / Uyum

Adnan Türkoğlu / Mamak Cezaevi E Blok’ta ispirtizma seansı

Zekeriya Saka / Yanılsama

***

Kimlik:  YABA EDEBİYAT kültür, sanat, fikir dergisi  İki ayda bir çıkar  yerel-süreli bir yayındır.

32. YIL / YENİ DÖNEM  69. SAYI  Mart – Nisan 2011 ISSN 1302-4132

Ebat: 20×29 80 sayfa 5 TL kuruluş 1979

sahibi, yayın yönetmeni  Aydın Doğan

Yön. yardımcısı  Ayşe Aykul

Yazıişleri müdürü  Cengiz Yıldırım Arife Şirin Doğan

adres

Galipdede Cad No:55/1 34420 Tünel-Beyoğlu / İstanbul  tel / faks (0212) 293 36 06  e-posta: yaba@yabaedebiyat.com  yabaedebiyat79@gmail.com  veb adresi: www.yabaedebiyat.com

Dergiye gönderilen ürünler iade edilmez. Yaba adı verilmeden alıntı yapılamaz.

abonelik

6 sayı (tam): 30 tl.  12 sayı: 60 tl.  abone yenileme, öğretmen, öğrenci,

işçi, mahkûm:  6 sayı: 24 tl, 12 sayı: 48 tl,  yurtdışı: 12 sayı: 50 euro (karşılığı tl.) abonelerin hakları saklıdır

havale / banka hesap

Aydın Doğan  İş Bankası Cağaloğlu Şubesi

1095 / 0519 386 IBAN: TR 440006400000110950519386

Yapı Kredi Bankası Tünel Şb.  IBAN: TR 410006701000000083559525

posta çeki (yaba dergisi) 83852

satış

5 adetten başlayan isteklere, kitapçılara % 30 indirim uygulanır (taşra ve cezaevlerine bir defaya mahsus ücretsiz örnek sayı gönderilir)

*

ilan tarifesi

iç sayfalar tek sütun 23,5×5,5 cm 100 tl. (tam sayfa sb) 250 tl. arka iç sayfa 400 tl, arka dış kapak (iki renk) 500 tl, (4 renk) 900 tl.

*

basım, cilt: engin matbaası, 612 05 53 topkapı

*

genel dağıtım ve satış yeri:

yaba sahaf; (glipdede cd. 55/1 tünel-böyoğlu/istanbul

yaba dergisi: istanbul, ankara, izmir, eskişehir, adana, bursa, tarsus, mersin’de dergi satan bazı kitapçılarda bulunur. ayrıca www.kitapyurdu.com, www.idefixee.com, (internet satış noktalarından edinilebilir)

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e