Kürtlerin Statü Talebi Yoğunlaşarak Devam Edecektir


Ferhat Sağnıç’a verilen röportaj*

Soru-1:  Kürdistan’ın kuzeyinde Şeyh Sait, Seyit Rıza ve Ağrı ulusal direniş hareketleri bölgesel hareketler niteliğindeydi. Ancak PKK hareketi tüm kuzeyi hatta diğer parçaları etkisi altına alarak büyük güç ve umut verdi. PKK’yi diğer ulusal direniş hareketlerinden ayıran nedir?

Tahsin Sever: Jön Türklerin(Kemalist kanadın) Mustafa Kemal önderliğinde, dağılmaya yüz tutmuş olan Osmanlı İmparatorluğunun çekirdeği  üzerine Türk ulusçuluğunu inşa edilmesi; Kürtlerin doğal refleksiyle karşılaşır. Türkiye Cumhuriyeti olarak isimlendirilen ulus-devlete modeli, biçimsel olarak batıya dönük; militarist- bürokratik yapıya dönüşür. Cumhuriyet, Mustafa Kemal için inandığı bir tercihin ötesinde; zorunlu bir tercih olur. Zira iktidar mücadelesinde Halifeliği ve Saltanatı aşmanın başka bir yolu yoktur.  Sonuç olarak; Birinci Dünya Savaşının Osmanlı aleyhine sonuçlanması, İmparatorluğun derinliklerinde  yapılandırılmış gayri nizami güçlerin( İttihat-ı Terakki, Teşkilat-ı Mahsusa, Karakol vb.) Türkçülük cereyanı etrafında çabuk organize olmalarıyla en az hasarla atlatılır.

Tahsin-Sever

Kürtlere gelince Birinci Dünya Savaşı yıllarında çok parçalı ve örgütsüzdürler. Kürdistan Teali Cemiyetinin kurulması ancak 1918 yılında İstanbul’da mümkün olabilmişti. Örgüt kendi içinde siyasal bütünlüğe sahip değildir. Savaşın akabinde iki milliyetçi Kürt ayaklanması meydana gelir. Birincisi, Kürdistan Teali Cemiyetinin Sivas mıntıkasındaki şubelerince organize edilen, Kürt-Alevi aşiretlerin önderlik ettiği Koçgiri Halk Hareketidir. Koçgiri Halk Hareketi talepleri itibariyle ulusaldır. Hareket, Kemalistlerin hileleriyle Dersim aşiretlerini Meclise gelmeye ikna etmesiyle genişleme imkânı bulamaz ve vahşi biçimde bastırılır. Bir başka değişle Koçgiri Halk Hareketi, ilk etapta destek bulması gereken Dersim’de boğulur.

           Aynı döneme denk gelen ikinci milliyetçi Kürt ayaklanması Şeyh Mahmut Hareketidir ve İngilizlere karşı yapılır. Şeyh Mahmut’la İngilizler arasında yapılan görüşmelerde anlaşmaya varılmış, Kürtlerin otonom bir yönetim kurmaları İngilizler tarafından kabul edilmiş ve bu amaçla Süleymaniye merkezli Kürt hükümeti kurulmuştur. Ancak; Kürtlerin İngilizlerle yapılan anlaşmanın yürütülmesi Kemalistler tarafından dinamitlenir. Dönemin Sovyetler Birliği Ankara Büyükelçisi S.İ.Aralov, anılarında Mustafa Kemal’le yaptığı konuşmayı şöyle aktarır:

 “Mustafa Kemal, gülümseyerek ‘Biz Türkler borç altında kalmayız’ dedi.’ ‘Güneyde Kürtlere İngilizlere karşı başkaldırmaları için yardım ettik. Hain Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın İngilizlerle bir anlaşmaya vardığını ve bu anlaşma gereğince Kürdistan’ın Türkiye’den ayrılmasını kabul ettiğini herhalde biliyorsunuzdur.’”[1]

       Bu hususu belirtmemin nedeni başta Sayın Beşikçi olmak üzere, ‘Kürtlerin emperyalizme karşı silahlı mücadelesi ‘ formatında uzun uzadiye anlatılmasıdır. Olayların perde arkası ortaya çıktıkça işin rengi değişmekte, Kemalistleri canlarını dişlerine takarak; Kürtlerin statü edinmemeleri için etkin bir rol oynadıkları ortaya çıkmaktadır.

         1920- 1925 yılları arasında Kuzey Kürdistan oldukça hareketlidir. Kemalistler Lozan Anlaşmasıyla ‘tarihsel zaferlerinin’ verdiği rahatlıkla, bir bir uygulamaya başladılar. Kürtlerin red ve inkârına karşı oluşan refleksi, somut siyasal bir örgütlenmeye dönüşünce(Kürdistan İstiklal Komitesi)  Kemalistler çeşitli entrikalarla; söz konusu örgütlülüğü olgunlaşmadan bertaraf etmeye yönelirler. Azadi kadrolarının yok etmesi planlarına paralel, mevcut potansiyelin zamansız ve kontrolsüz patlatılması altı çizilmesi gereken bir başka husustur. Bu manada ‘Piran Vakasının’  Rızgari’nin 1. Ve 2. Sayısında ‘1925- Silahlı Miting’ diye tanımlanması doğru olmakla beraber, altı doldurulamamıştır. Bu üç örneği bir arada değerlendirdiğimizde; muhtevasını Kürt milliyetçiliğinden alan çabaların, farklı araç ve enstrümanlar kullanılmak suretiyle dumura uğratıldığı açıktır. Bütün bunlar ciddi analize tabii tutulup, yerli yerine konmadıkça yakın tarihte olup-bitenleri doğru yorumlamak nerdeyse imkânsız hale gelmektedir.

 Jonathan C. Randal’ın değerlendirmesiyle; “ İlk bakışta, Kürtlerin karşı koyma hareketleri ve kahramanlıkları kendiliğinden büyülüyor; sonra detaylı bir gözlem, Kürt isyanlarını daha başlangıcında kötü sona mahkum bırakan- geçmişe bakan biri görebilir- sürekli tekrar eden hatalı çizgileri çoğunlukla açığa çıkarıyor.”[2]

Soru-2: Objektif olarak yenilmiş bir hareket olan PKK yenilgiden çok galibiyet havası içinde. Bundan çıkarılması gereken sonuç nedir?

Tahsin Sever: PKK’yi bir bütün olarak ikinci sorunun çerçevesi içinde değerlendirmeyi daha uygun buldum.  PKK, ortaya çıkış koşulları, stratejisi, eylemleri, yaratılan lider kültü ve takipçilerinin lider kültüne bağlılıklarıyla; geçmişteki Kürt siyasi hareket ve örgütlülüklerinin devamı olmadığı gibi; geleneksel Kürt milliyetçi çizgisinin reddi üzerinde inşa edilmiştir. İdeolojik yapılanmasında Kemalist solun enstrümanlarını kullansa da siyasal hedeflerindeki belirsizlik ve değişkenlik; hareket ettiği zemine göre sürekli kulvar değiştirebilir.  “Objektif olarak yenilmiş bir hareket olarak PKK” derken, sürekli değişkenlik arz eden hedeflerden hangisinin baz alınması gerektiğine göre değişir. “Bağımsız, Birleşik Sosyalist Kürdistan”, “Orta-Doğu Halklar Konferesyonu”, “Demokratik Konfederalizm”, “Demokratik Özerklik”, “Demokratik Cumhuriyet”, “Demokratik Üniter Devlet”, “Demokratik Moderinite” hedeflerinden hangisi yâda hangilerine göre değerlendirme yapacağız. Bu noktada soruyu tersten sormak daha doğru olacaktır. PKK neyi hedefliyordu ve gerçekleşen nedir? PKK’nin kuruluş aşamasında formüle edilen “Bağımsız Birleşik Sosyalist Kürdistan” şiarının taban edinme stratejisinin bir parçası olduğu, bir başka ifade ile bir siyasal hedef değil; taban edinme ve diğer Kürt siyasal hareketlerini tasfiye etmede bir enstrüman olduğu Abdullah Öcalan’ın açıklamalarında net biçimde ortaya konmuştur. Geriye kalan hedeflerin tamamı; başına monte edilen ‘demokratik’ ibaresi çıkarıldığında mevcut devletin güçlendirilmesinden ibaret değil midir? Abdullah Öcalan, Kürt Sorununda Demokratik Çözüm Bildirgesi’nde şunları söylemektedir:

             “Yine de Mustafa Kemal’in idealinde; özellikle Serbest Fırka denemesiyle demokratik sistemle ilgisi küçümsenemez. Onun, gerek Türk, gerek Kürt toplumu içerisinde ortaya çıkan ayaklanmaları tasfiye ederken, demokrasiye karşıtlıktan ziyade, cumhuriyette karşıtlık endişesi hakim basar. Şiddetin uygulama düzeyi tartışılabilir. Ama , cumhuriyetin kuruluş ve korunmasında, başlı başına büyük ve tarihi bir adım olduğu, yaşama gerçeğinden bellidir. Mustafa Kemal, demokratik bir devrim yapmamıştır. Ama, cumhuriyetin kendisinin, ulusal egemenlik anlayışıyla ve üst yapı reformlarıyla, demokratik bir alt yapı yarattığı da önemli ve kesindir.”[3]

          “Cumhuriyetin kuruluş ve korunması tarihi bir adım” ise Cumhuriyete karşı ayaklanmaları ‘ezme ve yok etme’ doğal olarak ‘meşru’ hale gelir. Olayı bu çerçevede koyduğunuzda, PKK’nin 1984 te başlattığı silahlı mücadele kendi liderinin ağzından meşruyiteni yitirir. Mevcut olandan farklı bir olguyla karşılaşmış olsaydık, bunu sürpriz olarak değerlendirmek gerekirdi.

Soru-3: Kürtler ne istiyor? Kürt aydınları ne istiyor?

Tahsin Sever: Neredeyse iki asırdır devam eden bir mücadele geleneğinden sonra,’ Kürtler ne istiyor ‘sorusu hem trajik hem de yerindedir. Trajiktir, iki yüz yıldır Kürtler hedeflerinin netleştirmiş değildir. Yerindedir,  sabah-akşam hedeflerimiz değişir. Evrensel kritere göre Kürtler, millet olmaktan doğan haklarını talep etmelidir. Kürt siyasal hareketleri, Kürtlere dair talep ettiklerin statünün biçimi konusunda farklılaşabilirler. Otonomi, federasyon yâda bağımsızlık mevcut seçenekler arasındadır. Ancak; tümünün ortak paydası Kürtlerin kolektif haklarını savunulmasıdır. Kürt aydınlarına gelince, ayrı bir kategori olarak değerlendirmek doğru değildir. Aydınların farkı, düşündüklerini bütün çıplaklığı ile ortaya koymasıdır. Bu nedenle dünyanın her yerinde aydınların kalemi daha keskindir. Aydınlar, aynı zamanda ait olduğu toplumun vicdanını temsil eder. Sözünün netliği ve kaleminin keskinliği ile siyasilerin önünü açma rolünü oynarlar. Kürdistan’da söylediklerimizin tersi geçerlidir, aydınlar silik ve egemen siyasetin izni çerçevesinde tavır takınırlar. Kürt aydın tipolojisi etkisiz elemanı oynar ve siyasetin önünü açma gibi vasıflara sahip değildir. Devlete yakın durma, PKK’ye yakın durma yâda en ’açıkgöz’ olanları ikisini bir arada idare edebilendir. Örneğin belli bir akademik unvana sahip olup da Kürt siyaseti, Kürt tarihi veya Kürt kültürü konusunda öne çıkan kaç isim sayabilirsiniz? Kürt aydın tabakasındaki çoraklık, Kürt siyasetini doğrudan etkilemekte; siyasal derinliği yok ederken,  toplum her türlü manipülasyona açık hale getirilmektedir.

Soru-4: Kürtlerin asgari müşterekleri nedir? Ne olmalıdır?

Tahsin Sever: Kürtlerin asgari müşterekleri, Kürtlerin millet olmadan kaynaklanan haklarının savunulmasıdır. Asgari müşterekler temelinde de olsa Kürtlerin siyasal haklarının savunulması, ortak bir program etrafında bir araya gelmekten geçer. Bir araya geliş, örgütsel temelde olmak zorunda değildir. Bu bağlamda Kürdistan Federe Devletin oluşumu; Kürtlerin tarihinde önemli siyasi, askeri, kültürel mevzi olarak değerlendirilmeli ve sahip çıkılmalıdır. Bunu söylerken edinilen statünün önemine işaret ediyoruz. Kürdistan Federe Devleti Başkanı Sayın Mesut Barzani’nin varlığı bütün Kürtler için bir şanstır. Temsil ettiği tarihsel misyon;  ulusal –demokratik çizgi, batılı değerlere açık politikası, mevcut konumuyla birleştiğinde bölgesel bir aktör durumundadır. Orta-doğu, şiddetli sarsıntılarla alt-üst oluş yaşıyorken, bütün parçalarda statü talebi ile ortak program oluşturulmalı ve Sayın Mesut Barzani’nin liderliğinde ortak hareket edilmelidir. Bunu söylerken bir araya gelmesi mümkün olanların, ortak hareketini kast ediyorum. Bu bağlamda Suriye Kürtlerinin durumundan çıkarılacak çok önemli dersler olduğu muhakkaktır. PYD ile sürdürülen ‘zoraki birliktelik’ pratikte yürümediği ayan-beyan ortadadır.

Soru-5:İslami Hareket, Kürt ulusal mücadelesinin neresindeler?

Tahsin Sever: Türkiye’de İslami hareket uzun yıllar, Türk-İslam sentezi ekseninde hareket etti ve  Kürt ya da Kürdistan Sorunu yokmuş gibi davrandı. Son zamanlarda Kürt İslami gruplar oluşmaya başladı. Ortaya çıkış stratejiler son derece sorunludur. İslam ümmetçiliği ile Kürt ulusalcılığı arasına gri bir zeminde durdukları söylenebilir. Referans olarak alınan Mella Said-i Nursi’nin milliyet  konusundaki değerlendirmelerinde, İslami gruplar üzerinde ciddi etkileri söz konusu.  Mella Said-i Nursi, “Müsbet ve mukaddes İslamiyet milliyeti, menfi milliyetçiliğe ihtiyaç bırakmıyor” diye başladığı milliyet değerlendirmelerinde, 1789 Fransız İhtilali ile dünyaya yayılan uluslaşma hareketlerini ‘menfi’ olduğunu söyler ve şöyle devam eder: “Üçüncü mesele: Fikr-i milliyet şu asırda çok ileri gitmiş. Hususan dessas Avrupa zalimleri, bunu İslamlar içinde menfi bir surette uyandırıyorlar, ta ki parçalayıp onları yutsunlar.”[4] Nursi, Osmanlı Devletini İslamiyet-i millinin tecelli ettiği yapı olarak görür. Dolaysıyla Osmanlı savunmak, İslamiyet-i milliyi savunmaktır. Osmanlının dağılma döneminde, bir Kürt din adamı tarafından savunulan bu görüşlerden etkilene bilecek yegâne kitle Kürtlerdir. Farslar Müslüman olmakla beraber Şia mezhebi etrafında kenetlenmiş ve Osmanlı denkleminin dışındadır. Araplar, kendilerinin Müslümanlığın sahibi ve merkezi görmekteler. Balkanlar da yer alan uluslar ve Ermeniler, Müslüman değil. Bu fikirlerin hedef kitlesi sadece Kürtlerdir. Dikkat ediniz Kürt hareketinin sembol ismi Mella Mustafa Barzani din adamı olmasına rağmen Kürt-İslamcı çevreler tarafından model alınmaz. Dolaysıyla referans alınan  düşünceler analize tabii tutulup, aşılmadan Kürt İslamcıların sağlıklı bir zeminde adım atmaları oldukça zordur.[5]

Soru-6:Kürtlerin birlik ve beraberliklerin sağlanması için hangi şartların oluşması lazım?

Tahsin Sever: Kürtlerin birlik ve beraberliği kulağa hoş gelen; ancak  gerçekleşme ihtimali çok düşük bir varsayımdır. Bunun olmasa olmaz koşulu asgari müştereklerde bir araya gelmektir. Kürtlerin yararına olan, dördüncü soru çerçevesinde belirttiğim ihtimaldir.  Kürdistanı yöneten devletler, Sadabat Paktında bu yana ilk kez ortak hareket edemiyorlar. İran-Maliki Hükümeti ve Esad rejimi Şii cephesi oluştururken, Türkiye Suni ittifakını canlandırmanın peşindedir. Kürtler, ikisinin dışında kendinin siyasi ve ekonomik çıkarlarını gözeten, bölgede aktör rolünü oynayan, taktik ve stratejik ilişkilerini ulusal politikasının gereklerine göre düzenlemelidir. Bu perspektif, hiçbir devlete angaje olmadan, çıkarlarının gerektirdiği ilişkileri geliştirebilmektir.

             Konunun güncelliği nedeniyle bir hususu belirtmek istiyorum. Türkiye’de defalarca ismi değiştirilen, en son “çözüm süreci” diye sunulan projeye dair şu söylenebilir. Bu süreç PKK’nin silahsızlanması ile sonuçlanırsa Kürtler için hayırlı olacaktır. Nedenini ikinci sorunun yanıtı içinde verdiğimi düşünüyorum. Gelişmelere bakılırsa, Türkiye’den çekilmek dışında başka adımların atılabileceğini sanmıyorum. Hele hele Kürt sorunun çözümüne dair, ufukta hiçbir şey gözükmüyor.

Saygılarımla.

26.04.2013-

Diyarbekir

* rizgari.com 


[1] S.İ.Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları, Aktaran: Mehmet Perinçek, Sovyet Devlet Kaynaklarında Kürt İsyanları,Kaynak Yayınları, 2011- İstanbul, s:66

[2] Jonathan C.Randal, Kürdistan İzlenimlerim, Avesta Yayınları-Birinci Baskı-2001, İstanbul, s:24

[3] Abdullah Öcalan, Kürt Sorununda Demokratik Çözüm Bildirgesi, Mem Yaınları, Haziran-1999, İstanbul, s:26-27

[4] Mella Said-i Nursi, Mektubat 29, Mektup s:407-412

[5] 16 Mart 2013 tarihin de Diyarbakır’da Med-Zehra Vakfı tarafından, “Molla Said-i Kurdi (İslamı asariye projesi)adıyla anma yapıldı. Kürtler, hiçbir zaman ‘molla’ tabirini kullanmazlar. ‘Molla’, Türk entelijansı tarafından kullanılır ve küçümseme içerir. Kafalar o kadar karışık ki merhumun ismi bile Türkçe başlamakta Kürtçe bitmektedir.

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e