Beşikçi: T.C.nin bütünlüğü isteniyorsa, BDP meclise gitmeli
Kürt Olsam Bağımsızlık için Savaşırdım !

Peyama Azadi Manset

Get Adobe Flash player

Kürdüm ama Kürtçü değilim!’* üzerine

KÜRT aydınlarının çok kullandıkları sloganlardan biri de “Kürdüm ama Kürtçü değilim” şeklinde ifade edilmektedir. Bu, Kürtlerin devlet kurumlarında, örneğin emniyet bürolarında, savcılıklarda, mahkemelerde, cezaevlerinde veya resmi ideolojinin sözcülüğünü yapan basın mensupları, sivil toplum kurumları vs. karşısında yaptıkları bir savunmadır. Bu sloganın içeriği açık değildir. Bu tür savunma yapan kişi, Kürtler için bir şey istiyor mu, istemiyor mu belli değildir.

Kişi olarak bu savunmayı şöyle yorumluyorum: “Kürdüm ama Kürtçü değilim” diyen kişi, karşısındaki makama veya kişiye şunu anlatmaya çalışmaktadır: Kürdüm ama Kürtlerin diliyle, kültürüyle, haklarıyla vs. hiç ilgilenmiyorum, bunları savunmuyorum. Resmi görüş Kürtleri Türk kabul ediyor; Kürtçe’nin siyasal hayatta ve düşün hayatında kullanılmasına engel oluyor. Bunlara da karşı değilim… Bu sloganı dile getiren Kürtlerin bir kısmı, bu yoruma da karşı çıkıyorlar; Kürtler için çok şey istediklerini anlatmaya çalışıyorlar. “Kürtçü değilim ama Kürtler için çok şey istiyorum…” diyorlar. “Kürtler için dil, kültür konularında çok şey istiyorum ama ben ırkçılığa karşıyım, faşizme karşıyım, gericiliğe karşıyım, ben enternasyonalist, Marksist bir kişiyim…” diyorlar. İşte bu noktada sorun biraz daha çatallaşıyor. Örneğin “Kürt ırkçılığı”, “azınlık ırkçılığı” gibi kavramlar gündeme geliyor.

Bu Kürtlerin, Kürtler için bir şeyler isteyip istemedikleri önemli değildir. Fakat “Kürt ırkçılığı”, “azınlık ırkçılığı” gibi kavramları gündeme getirmeleri, zihinlerine böyle bir kavramı yerleştirmiş olmaları irdelenmesi gereken bir durumdur. “Ne mutlu Kürdüm diyene”, “Bir Kürt dünyaya bedeldir” diyen Kürtler var mı? Türkleri, Arapları, Farsları, Ermenileri, Asurîleri vs. asimile etmek isteyen, Kürtleştirmek isteyen Kürtler var mı? Kişi olarak şunca yıldır ben böyle bir Kürde rastlamış değilim. Ama “Kürdüm ama Kürtçü değilim” diyen pek çok Kürde rastladım. Bu söylemi dile getiren kişilerle ciddi bir tartışma yapmak da mümkün değildir. Bu, içeriği belli olmayan, fakat resmi görüşü ve resmi görüş taraftarlarını rahatlatan bir slogandır. Bu tür kişiler, bu tartışmalarda kem-küm etmenin ötesinde ciddi bir şey söyleyemezler.

Diyelim ki Arapları, Farsları, Türkleri, Ermenileri, Asurîleri vs. asimile etmek isteyen, bir-iki Kürt var. Bunların bu istekleri de romantik ve geçici istekler olmanın ötesine geçmez. Bu Kürtler, bu isteklerini yaşama geçirebilecek bürokratik mekanizmalara, zorlayıcı baskı araçlarına sahip mi? Araplar, Farslar veya Türkler, Kürtleri asimile edebilecek, Kürtlerin asimilasyonunu sağlayacak bu tür araçlara, örneğin devlet bürokrasisine, siyasal partilere, polis, jandarma, ordu gibi baskı araçlarına, mahkemelere, cezaevlerine, basına, sivil toplum kurumlarına vs. sahipler. Kürtler bunların hangilerine sahipler? Bütün bunlara rağmen, bu Kürtlerin aklına, “Kürt ırkçılığına karşıyım” gibi sloganlar nasıl yerleşebiliyor? Kürtlerin, Arap, Fars ve Türk otoritelerinden gelen baskıları geriletip, kendi milli değerlerini gün ışığına çıkarmaktan, kendi milli değerleriyle yaşamak isteğinden başka çabaları var mı? “Kürt gericiliği”nden söz ediliyor. Ağalık, şeyhlik, aşiretler gibi kurumları ayakta tutan, bu kurumlara canlılık vermeye çalışan güçler hangileridir? Şeyhlik, toprak ağalığı, aşiretler gibi kurumların Kürt milli hareketine ciddi bir yardımı olmuş mudur? Ama örneğin koruculuk bu kurumlara dayanılarak örgütlendirilmemiş midir?

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğini hatırlayalım. İttihat ve Terakki Fırkası,1910’lar… Türkçülük akımının geliştiği yıllar. Türkçülük akımı Cumhuriyet yıllarında da gelişimini sürdürdü. Zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin temel vasfı, Türk milliyetçiliğine dayalı üniter bir devlet olmasıdır. Bugün Türkiye’deki siyasal partiler, Türk siyasal partileri, Türkçü partilerdir. Bu partiler Türkçülük kavramını kullanmadan Türkçülük yapıyorlar… Örneğin, Kürtlerin dil-kültür konularından söz etmemek, asimilasyonu gerçekleştirmek, Türk siyasal partilerinin, Türk hükümetlerinin programlarının ortak yönleridir. Türkçülük denildiği zaman ille de “Turancılık”ı anlamak doğru değildir. Gerek 20. yüzyılın ilk çeyreğinde; yani Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, gerek Cumhuriyet yıllarında resmi görüş, Türkçülük akımına pozitif bir değer yüklemiştir. Aynı resmi görüş, “Kürtçülük” kavramına ise negatif bir değer yüklemiştir. Resmi ideoloji Kürtlerin ve Kürtçe’nin inkârını çok doğal karşılamaktadır. Burada bir çelişki falan görmemektedir. Bunun bir ırkçılık olduğunu kabul etmemektedir. Fakat Kürtlerden, Kürtçe’den söz edenleri, Kürtler için dil-kültür hakları isteyenleri “ırkçı” olarak suçlamaktadır. Bu insanlar ister sağcı, ister liberal, ister solcu, ister Marksist olsunlar, “ırkçılık” yapmakla suçlanmaktadır. Kürtlere karşı inkârcı politikalar yürütülmesi normal, çağdaş kabul edilmekte, fakat baskıya karşı direnenleri, kendi milli değerlerini yaşamak için çabalayanları, Kürtlerin haklarından, hukukundan söz edenleri  “ırkçı” kavramıyla eleştirmekte, suçlamaktadır. Bu tutum Kürtleri yoğun bir şekilde etkilemektedir. Kürtler, devletin bu tutumunu eleştirecekleri yerde, “Irkçılığa karşıyız” diye savunmaya girişmektedir. Esas ırkçılığı yapan kimdir? Bu ruhsal bakımdan da irdelenmesi gereken bir ilişkidir.

“Kürdüm ama Kürtçü değilim” sloganı, “Milliyetçi değilim, solcuyum, enternasyonalistim…” gibi kavramlarla da ifade edilmektedir. Fiili olarak ise Kürtler hâlâ, çocuklarına Kürtçe isimler verememektedirler. Milyonlarca nüfusuyla, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, İslam Kalkınma Örgütü ve İslam Konferansı gibi örgütlerde  hâlâ bir ada, bir kişiliğe sahip değildirler.

Kaynak: www.beroj.com, Esmer Dergisi – Sayı: 14 – Şubat 2006 -

www.beroj.com ‘un notu: Bu yazı Esmer Dergisi’nin izniyle alıntılanmıştır.

Did you like this? Share it:
Niha şîroveyek girêdayê gotarê ye
    Menaf says:

    Yaziniz cok guzel. Tebrikler.

Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e