Kendileri Olamayanlar -II-

Kendileri olamayanlar lidere bağlılık konusunda ikiye ayrılırlar. Müritler ve rantçılar ya da yiyiciler. Birinci grup canla, kanla, gönülden lidere bağlıdır; ikinci grup ise menfaat sağladığı sürece. Mürit kısmı şeyhe ölümüne bağlıyken, rantçı kısım menfaatine bağlıdır. İlki kullanılmak için vardır, ikincisi kullanmak için. Rantçılar daha fazla kendilerine yarayan birini bulduklarında mevcut liderin kuyusunu kazmakta tereddüt etmezler. Fırıldaklıklarıyla meşhurdurlar. Her iki kesimin tek ortak yönü kendileri olamayışlarıdır.

Kendileri olamayanlar cahildir. Onlar da ikiye ayrılırlar: kara cahiller ve beyaz cahiller. Sondakiler baştakilerden çok daha tehlikelidirler. Beyaz cahiller halk arasında okumuş cahiller diye tanınırlar. Bunlardan biriyle tartışmak kadar anlamsız bir şey yoktur. İslam âlimlerinden İmam-i Gazali, cahillerle tartışmalarında hiçbir zaman galip gelmediğini söyler. Beyaz cahillerden biriyle tartışmak cahil sayısını ikiye çıkarmaktan başka bir anlam ifade etmez. Kara cahile gelince, o şeyhinin doğrularını tartışma konusu bile yapmaz.

kendileriKendileri olamayanların doğruları yoktur. Doğrular her zaman önce liderlerine, sonra liderlerinin uygun gördükleri şehitlere aittir. Yanlışları kendilerine. Bilinen kadim sıfatlarından biri günah keçisi olmalarıdır. Her tür yanlış, hata ve günahın kendilerine ait olduğuna inanırlar. Doğruları ulu öndere atfetmeyi bir erdem olarak görürler. Erdemin ne olduğunu bilmezler. Yabancı oldukları kavramlardan biridir. Bu tür sıfatların sadece önderlerine ait olduğuna inanırlar.

Kendileri olamayanların başkanı dirilerden daha çok ölüleri sever. Güzel idealler uğruna ölenlerin bir kısmını şehit diye adlandırır. Şehitlerin uğruna can verdikleri güzel ideallere bağlıymış gibi yapar. Gibi yapmak uzmanlık alanıdır. Gözleri toprakla dolanların, tahtı tehdit edemeyeceklerini iyi bilir. Şehitlerin birkaçını hatasız ilan eder. Melek misali. Onları manevi bir silah olarak kullanıp koltuğunun koruyucusu haline getirmede ustadır. Kendileri olamayanlarda şehit edebiyatı yaygın bir edebi türdür. Mitleştirdiği, kutsadığı şehitlere yaşarken nasıl davrandığı gerçek niyetini açığa vuran rehber niteliğindedir. Kendileri olamayanlar için bu rehbere dokunmak bile büyük bir suçtur. Tabudur. Başkanın ölmeden şehitler için söyledikleri ve yazdıklarıyla öldükten sonra dile getirdiklerinin çelişkilerinden bahsetmek ihanetle eşdeğerdir. Cezası adalet adına cinayete kurban gitmektir.

Kendileri olamayanların beyinleri vardır. Ama yoktur. Anatomik olarak var. İşlevsel olarak yok. Kafataslarının içinde beyin olabilecek ham madde var. Bu ham madde ölünceye kadar ham kalmak zorundadır. Aksi halde mensubu oldukları sürüden atılırlar. Sürüden ayrılmak meşakkatli bir iştir. Her tür işkence ve cinayete maruz kalma riski çok yüksektir.

Kendileri olamayanların duyu organları tersten işler. Görmeleri gerekenleri görmezler. Görmemeleri gerekenleri görürler. Görme duyuları da beyinleri gibi dumura uğramıştır. Duymaları gereken hiçbir şeyi duymazlar. Duymamaları gereken her şeyi duyarlar. Üzülmeleri gereken yerde sevinirler. Yaktıkları ağıtlara kahkahalarla gülerler. Bîngol şewtî mij dûman e / Zekî kuştin li ber malan e / Megrî megrî dayê megrî ve Li Mêrdînê li Bagokê / Xwîn herikî mîna cokê / Li wir bûbû axir dewran / Li ser serê çend hevalan ağıtları eşliğinde halay çekerler, göbek atarlar, çiftetelli oynarlar. Sevinmeleri gereken yerde üzüntüye gark olurlar. Bağımsızlıklarından, onurlu uluslar gibi insani şartlarda yaşamalarından bahsedildiğinde çok üzülürler. Tüm duyuları önderlerine bağlanmıştır. O ne derse o, dün dündür bugün bugündür, Allahtan sonra devlet gelir vb. yığınca saçmalık kendileri olamayanların liderlerine aittir.

Kendileri olamayanların kalpleriyle yaşadıkları sanılır. Doğru değil. Bu inanış batıl bir inançtan başka bir şey değil. Kendileri olamayanların kalpleri kalptir. Ancak bundan habersizdirler. Kalpazanlar ile güçlü bir bağları olduğu iddia ediliyor. Olabilir. Kalpazan kelimesinin onların kalbinden türediğine inanılır. Sevan Nişanyan böyle olmadığını söyleyebilir. Bilimsel olarak haklı olması sonucu değiştirmez. Çünkü kendileri olamayanların bilime ihtiyaçları yok. Hele etimoloji bilimine hiç ihtiyaçları yok. Onların etimologları hiç kendilerini yormadan Amazon ırmağını “amma uzun”, Hamurabi’yi “hemû rabın” yaparlar. Bununla da hızlarını alamayıp tüm dilleri kendi dillerinden türetmenin kitabını yazarlar. İstedikleri uygarlıkları ataları ilan ederler. Kepazeliğin türlüsünü yaparlar. Afiyetle yerler…

Kendileri olamayanların kendilerine ait duyguları yoktur. Duygusal oldukları söylenir. Yalan. Külli yalan. Duygunun ne olduğunu dahi bilmezler. Bilme gibi bir dertleri de yok. Duygulara tecavüz ederler. Duygusuzdurlar. İçgüdüleriyle yaşarlar. İçgüdüleri de diğer canlılarınki gibi gelişkin değildir.

Kendileri olamayanlar sahiplerinin elindeki maşadırlar. Neyi, ne zaman, nasıl yapacaklarına sahipleri karar verir. Onlar sadece yaparlar. Niçin ve neden soru kelimelerini bilmezler. İhtiyaçları da yok. Bu tür soruların sahibe ait olduğuna inanırlar. Genellikle sorgularda, soruşturmalarda bu tür soruları duyarlar. Yabancısı oldukları soruların cevabını vermede de hayli zorlanırlar. Soruyu anlamadan cevap vermek kendileri olamayanlara has bir yanıtlama yöntemidir.

Kendileri olamayanların anlama yetileri yoktur. Doğuştan olmadığını söyleyenler de var, önder tarafından operasyonla alındığını söyleyenler de. Liderlerini anlayabilecek kapasiteye sahip olmadıklarına inanırlar. Bu özellikleriyle övünüp duruyorlar. Kendileri olamayanlar anlama yoksunluklarıyla övünmeyi marifet sanırlar. Duyduklarını, okuduklarını, izlediklerini bir türlü anlamadıklarını dile getirirken kahkahalarla gülerler. Kendileri olamayanların hepsi aynı hastalığın pençesinde debelenen klinik vaka durumundalar. Sürü halinde yaşadıkları için hasta olduklarının farkında değiller.

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e