Kemalizm ve Kürtler

Kemalizm, İttihat-ı Terakki’nin İngiliz destekli kanadının ideolojisidir. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın mağlup olması, İttihat-ı Terakki’de Almancı kanadın tasfiye olmasına sebep olur. Sarayın gözden düşmesi, Mustafa Kemal’in yıldızının parlamasına ve İngilizlerin desteği ile iktidara yürümesine olanak verir. İngilizler, Kürdistan’ın bütünü üstünde hâkimiyet istemezler. İngilizler için önemli olan, Güney Kürdistan ve zengin petrol yataklarıdır. Kuzeydeki sosyalist Sovyetler Birliği ile Güneydeki İngilizler sınırdaş olmak istemezler. Araya yeni bir tampon devletin kurulması, iki önemli gücün ortak fikridir. Bu tampon devlete en uygun aday, İngilizlerin desteğini alan ve Bolşeviklerin “gözdesi” Mustafa Kemal olacaktır.

KecekKurdMustafa Kemal, yeni devlete ulus yaratma projesinin gereklerini yapmakla işe başlar. . Türklük projesinin önünde en büyük engel Kürtlerdir. Bu nedenle Mustafa Kemal, söylenenlerin aksine Kürtleri hedef tahtasına oturtarak işe başlar.

18 Haziran 1919’da Edirne 1.Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey’e,

10 Mart 1919’da Malatya 15. Alay Komutanı İlyas Bey’e,

09 Eylül 1919’da Erzurum 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Bey’e,

10 Eylül 1919’da Diyarbakır 13. Kolordu Komutanı Halit Bey’e gönderdiği telgraflarda “Kürtçülük cereyanın” yok edilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını buyurur.

Aynı dönemde Kürt ve Kürdistan kavramlarının kullanılmasına karşı savaş açılır. 1919’da merkezi İstanbul’da olmak üzere Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulur. Cemiyetin en aktif yöneticisi, Diyarbekirli Süleyman Nazif’tir. Eski Musul Valisi ve Şeyh Abdulselam Barzani’yi darağacına gönderen zattır. Türkçülüğün öncüleri arasında Kürtlerde yerlerini alırlar. Süleyman Nazif ve Muhammed Ziya(Ziya Gökalp) bunların başlında gelir. Ziya Gökalp, Türkçülüğün ideologluğuna soyunurken, Süleyman Nazif; Kürt-Kürdistan kavramlarının kullanılmasına karşı geliştirilen faaliyetlerin başına geçer. Kemalistler, Kürtlere karşı hem ideolojik hem de askeri seferberlik başlatırlar.

İlk pratikleri Koçgiri olacaktır. Koçgiri, Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman çeteleriyle yerle bir edilir. Tam anlamıyla bir vahşet uygulanır. Öylesine bir vahşettir ki kendi seçtiği mebuslardan oluşan Meclis’te bile tepkiler alır. Mustafa Kemal, bütün tepkilere rağmen Sakallı Nurettin Paşa’yı korumaktan vazgeçmez. Lozan Anlaşması’nın imzalanmasına kadar, bazı Kürt çevrelerini idare etmek için; taktik manevralar geliştirilir. 1923’ten sonra memlekete her şeyin adı Türk’tür. Kürtlerin tepkisi gecikmez. Kürtlerin tepkisine katliam ve vahşetle cevap verilir. 1925, 1930 Zilan ve 1938 Dersim katliamları yaşanır. Kürtlerin inkarına ve imhasına dayanan politika günümüze değin sürdürülür.

İki binli yıllara gelindiğinde, Kemalistlerin Kürdistan politikası iflas eder. Dünya ve Orta-Doğuda yeni oluşan dengeler, Kürt Halkının inkârına dayanan politikayı işlemez hale getirir. Hemen yanı başında Kürdistan ismiyle federal bir devlet kurulur. Yeni şartların dayatmasıyla Türk Devleti, bazı yüzeysel tedbirleri gündeme getirir.

Aylar süren tartışmalardan sonra, çeşitli isimlerle adlandırılan “açılım” Türk Meclisinde görüşülür. Ön görüşmesi 10 Kasım 2009 tarihinde yapılır. “Açılım” görüşmelerinin 10 Kasım’a denk gerilmesi, tartışmalara yol açar. Başını MHP ve CHP’nin çektiği muhalefet; genel görüşmenin 10 Kasım’da yapılmasının “Atatürk anısına saygısızlık” olduğunu, iktidarın Kemalist devletin temelleriyle oynadığını ileri sürerler. Genel görüşmenin 10 Kasım’da yapılmasına bir tepki de PKK yöneticilerinden Duran Kalkan’dan gelir. Bütün tepkilere rağmen, genel görüşme10 Kasım 2009 tarihinde yapılır.

10 Kasım 2009 tarihinde yapılan genel görüşmenin ön görüşmesine CHP grubu adına Onur Öymen konuşur. Öymen konuşmasında; Kürtlerle mücadelede Mustafa Kemal dönemini referans gösterir. Konuşmasının devamında; 1925 ve Dersim örneklerini vererek, “çözüm” için aynı yerde olduklarını vurgular. Aslında Kürtler, Onur Öymen’e teşekkür borçludur. Bir türlü kavramak istemediğimiz gerçeği, yüzümüze haykırdığı ve Kemalizm’i aklama ve temize çıkarma çabalarına fırsat vermediği için.

Onur Öymen’in temsil ettiği siyasi çizgi(Kemalizm) dikkate alındığında, konuşmanın içeriğinde bir yanlışlık yok. Taşıdığı misyon, böyle bir konuşmayı gerekli kılıyor. Mustafa Kemal tarafında kurulan, mayasına anti-Kürtlük çalınan, ırkçı-şoven ve militarist-bürokratik yapıdan beslenen CHP’nin ve onun yöneticilerinin başka türlü tavır geliştirmesi söz konusu değildir. CHP’nin seksen yılı aşkın pratiğine bakıldığında, kendi içinde bir tutarlılık arz etmektedir.

Onur Öymen’in konuşması birçok çevreden ve özellikle Alevi Kürtlerden yoğun tepki aldı. Tepki gösterenler kendi içinde tutarsızlık ve açmaz içindedirler. Neden?

Tepki gösterenler(özellikle bazı Alevi Kürt örgütleri), Kemalizm’in seksen küsur yıllık Kürt politikasını görmezlikten gelerek, Onur Öymen’i hedef almaktalar. Derneklerinde, Cem Evlerinde ve hatta kendi evlerinde Mustafa Kemal’in resimlerini eksik etmeyenlerin; Onur Öymen’e tepki göstermeleri anlamlı değildir. Onur Öymen, 1919 Koçgiri, 1925, 1930 Zilan, 1938 Dersim katliamlarını kararını veren ve uygulayan kişi değildir. Sadece söz konusu uygulamaların sorumlusu Kemalist yönetimin bugünkü temsilcisidir. Kürdistan Sorunu, bütün sıcaklığı ile gündemdeki yerini koruduğuna göre; bir Kemalist olarak Onur Öymen, sorunu “çözmenin” yeni bir katliamla mümkün olduğunu dile getirmesi anormal da değildir. Kemalizm’e sahip çıkarak, Onur Öymen’i protesto etmek; olguyu kavramamanın tezahürü değil midir?

Kürtlere karşı 1919’dan günümüze değin yürütülen program, kapsamlı, sistematik ve zamanlaması dikkatli yapılmıştır. Alevi ve Suni Kürtler aynı kaderi yaşamalarına rağmen; ortak tutum almakta zorlanmışlar, devletin yaydığı gri propagandanın etkisinden kendilerini kurtaramamışlardır. Koçgiri’de, Zilan’da, Dersim’de hayata geçirilen katliam politikaları; Kürtlerin imhasını hedefler. Dersim’de Seyit Rıza başına gelen, Alevi olmasından değil, Kürt olmasından kaynaklanmaktadır. Aynı husus Alişer, Cibranlı Halit, Doktor Fuat ve diğer yüz binlerce Kürt için de geçerlidir. Bu nedenle; Dersimlilerin Seyit Rıza’ya sahip çıkmaları doğru bir tutumdur; ancak eksiktir. Ha keza, aynı tarihlerde Diyarbakır Ulu Cami’de sadece Şeyh Said ve Cibranlı Halit’in resimlerinin taşınması da bir eksikliğe işaret eder. Sahiplenme bütün Kürdistan şehitlerini kapsamalıdır.

Tepkilere baktığımızda; geçmişte yaşananların ulusun hedefleri çerçevesinde millileştirilmediği, sistematik bir imha programının bir parçası gibi görülmediği, kimi zaman mezhepsel bir kanala, kimi zaman da ideolojik biçimlenmeye göre yorumlandığı açıktır. Oysa ulusal mücadele, ulusun; bugün elde etmek için mücadele ettiği amaçları, geçmişe taşır. Dedelerinin temel hedefleri ile bugün arasında bağ kurarak, ulusal mücadelenin neden başarı şansı yakalamadığının nedenlerini arar, bulur. Tarih bilinci, bize geçmişin yanlışlarından arınma olanağı yaratır.

Sonuç olarak; geçmişte yaşananların manipüle edilerek piyasaya sürüldüğü, ciddi bir bilgi kirliliğinin baskısı altında olduğumuz açıktır. Bizi yönetenlerin başarısı burada yatmaktadır. Yaratılan kirlilik, siyasal hedeflerin karartılmasını da beraberinde getirmektedir. Ancak unuttukları ve hatırladıklarında çılgına döndükleri bir husus daha var. Dünyadaki konjektürel durum, bir halkın inkârına ve imhasına artık imkan vermemektedir. Dün, devletin tüm kurumları kapalı kapılar ardında hep Kürtleri tartıştılar. İnkârı, imhayı, asilimilasyonu, sürgünü hep konuştular ve uyguladılar. Bu tartışmalar dışarı hiç sızmazdı. Bugünün farkı, söz konusu tartışmalar dışarı sızabilmektedir. Tüm dünya karşısında cesaretle, sizi yeniden katliama tabii tutarız diyebilmekteler. Kürtlerde aynı cesaretle, bu ırkçı-şoven, militarist zihniyetin karşısında durabilmelidir.

26.11.2009

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e