Kemalistlerin Uluslararası Sermaye Ortaklığı ve “Anti-Emperyalizm” Demagojisi

 Kemalist Hareketin temel argümanlarından biri de “anti-emperyalist” olduğu savıdır.  “Anti-emperyalizm” demagojisi, Kemalizm ile mayalanmış olan Türk Sol Hareketinin ana argümanlarından biridir.  İktidar mücadelesinden galip çıkan Kemalistler, Türk Sol Hareketi içinde ki  muhtemel  “dikenleri” temizlediler. Mustafa Suphi ve arkadaşlarının komplo ile Karadeniz’de boğdurularak öldürülmeleriyle  Türk Solu zapt-ı rapt altına alma sürecini tamamladılar.  Kürtler için inkâr ve imhayı önüne koyan Kemalistler, Türk Sol Hareketi için tavsiyeyi uygun gördüler. Denetimli sol, resmi ideolojinin idamesinde yedekte tutularak önemli roller üstlenebilirdi. Kürdistan krizinin yönetilmesinde, “Marksist sol” ve “İslamcı Hareket”  hayati öneme haiz unsurlar olarak kabul edildiler. Bir taraftan Kemalizm’in taşeronluğunu üstlendiler, diğer taraftan düzen muhaliflerini absorbe ederek; bürokratik-militarist yapının sigortası haline geldiler.

      Tek parti iktidarıyla özdeşleşen Kemalist diktatörlük, seçkinci-elitist bir yapıya dayanır. Cemaatten farklı olarak geniş bir toplumsal örgütlenmeye ihtiyaç duymaz. Ancak; kitleleri etkileyen ideolojik  “karşıtlığa”, toplumu  seferber etmek için siyasal bir dürtüye ihtiyaç duyar. Millilik  ve anti-emperyalizm, yıllar yılı siyasal erkin çıkarlarını maskeleyen ideolojik propaganda araçlarından ibarettir. Tek parti diktatörlüğünde devlet aynı zamanda rant paylaşma mekanizması olduğundan, toplumun geniş kesimlerini  dışlama; karşıt siyasal etkenleri yasaklayarak, rantın en dar kesimde paylaşımını sağlamaktır. Kürdistan’daki ekonomik kaynakların sömürülmesinde uluslararası sermaye ile beraber, asker-sivil bürokrasinin kilit noktalarında yer alanlar ve figüran  Kürtler de ihmal edilmemiştir.

       Kürdistan’daki yer altı kaynakları, uluslararası sermaye için  stratejik öneme sahiptir. Bunların başında Kerkük-Musul petrol kaynakları gelir. Kerkük-Musul  petrolleri, Birinci Dünya Savaşı’nın temel pazarlık alanlarında başında gelir. Birinci Dünya Savaşı’nın yegâne galip devletlerinden İngiltere, Kerkük-Musul petrollerini kendisine bırakılması koşulu ile Kürdistan’ın bölünüp-parçalanmasına rıza göstermiştir. Kuzeydeki bakır ve krom kaynaklarına gelince, bunlar petrol rezervleri kadar tartışmanın odağında olmadılar. Bu konuda saygıdeğer dostum Lütfi Ergene’nin yaptığı arşiv çalışmaları son derece önemlidir. Arşivleri karıştırdıkça ortaya dökülen ilişki ağları hem öğretici hem de düşündürücüdür.

      Petrol kadar ön plana  çıkmasa da Kuzey Kürdistan’daki Ergani-Maden’deki bakır ve Guleman’daki krom yatakları uluslar arası sermaye’nin yakın ilgisi içindedir.  Ergani-Maden’deki  Bakır işletmeciği 1780’li yıllara kadar uzanır. Resmi kayıtlarda 1781-82 tarihinde Ergani’den Tokat’a ham bakırın işlenmesi için sevkiyatın yapıldığına dair belgeler mevcuttur. Tokat kalhanelerinde işlenen bakırın Samsun üzerinden İstanbul’a gönderilmekte ve dağıtımı yapılmaktadır. İlk zamanlar daha çok iç piyasaya ve ordunun ihtiyacını karşılamak için kullanılmaktadır.  1834 yılından sonra Tokat’ta bakırı tavsiye edecek kalhanelerin ıslah edilmesiyle üretim arttırılmış ve İngiltere ve Rusya’ya ihraç edilmeye başlanmıştır.

      Bu noktada ilginç olan Maden’de çıkarılan bakırın, neden Maden veya çevresinde işlenmediğidir. General Moltke mektuplarında bu duruma değinir ve bakırın altı günlük yoldan deve sırtında taşınarak buraya  getirilmesini anlayamadığını söyler. General Moltke mektuplarında Tokat kalhanelerini şöyle anlatır:

        “…Ben Khalyb’lerin ve kalde’lilerin bu eski işliklerinde Bakır kalhanelerinin nasıl işlediğini görmeyi merak ediyordum. Fakat benim ümidim lüzumundan fazla büyükmüş! Burada maden yok, ya da hiç değilse işletilmiyor. Maden cevheri Ergani’den topraktan temizledikten sonra maden külçeleri halinde, altı günlük yoldan kal edinmek için develerle buraya getiriliyor. Niye buraya getiriyorlar anlayamadım. Kasabanın ortasından akan bir dereyi tanzim etmeyi düşünememişler, buradan faydalanamıyorlar. “[1]

     Ergani Bakır Madenleriyle ilgili pazarlıklar, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce başlar. Almanya, Fransa ve Rusya arasında sıkı pazarlıklar yapılır. Almanya, Rusya’ya pay verilmesine karşıdır. Fransa ise Almanya’nın payını küçültmek amacıyla Rusya’nın pay alma çabalarını desteklemektedir.  Pazarlıklar 1914 yılında sonuçlanır. Ömer Tuku’nun araştırmalarına göre:

      “1914 yılında pazarlık sonuçlanır. Ergani Bakır İşletmesinin %50’sini Almanlar, %20’sini ise Fransızlar alır. Aynı yıl başlayan 1. Dünya Savaşı, Rusların Ergani Maden İşletmesi’ne katılma girisimine son verir.

      Birinci Dünya Savaşı sırasında maden yataklarının işletilmesi kesintiye uğrar. Savaştan sonra; Türk Hükümeti, Deutsche Bank görüşmelere başlanarak ortaklaşa Ergani Bakır TAŞ’ı kurarlar.”[2]

Maden bakır işletmesine Alman sermayesinin ileri gelen  gruplarından bir çoğu ilgilenmektedir. Deutsche Bank’ın yanı sıra Krupp 1917 yılında Maden’de incelemeler yapmakta ve alınan numuneler Almanya’ya gönderilmektedir. Kazım Karabekir anılarında Krupp’un Maden’deki incelemelerini şöyle anlatır:

      “1333(1917) Temmuz’unda yani bundan beş ay kadar önce Almanlar gelmiş ve hükümetin emriyle burayı ellerine almışlardır. Fakat şimdiye kadar uğraştıkları iş keşifler ve temizlemelerdir. Henüz istihsala başlamamışlardır.

       Almanlar şimdiye kadar sandıklar içinde üç dört posta ile Almanya’ya numuneler göndermişlerdir. Alman mühendisleri Krupp fabrikasının mühendisleri imiş, baş mühendisleri Müller Hernigs son numune ile Almanya’ya gitmiş.”[3]

     İttihat-ı Terakki, sermaye ve buna bağlı olarak ekonomik kaynaklar üzerinde yegane hakim güç olmak amacıyla, 1917 yılında 4 milyon sermayeli Osmanlı İtibarı Milli Bankasını kurdurur. Yönetim merkezi İstanbul olan banka, Biga Mebusu Mehmet Cavit Bey, Meclisi-i Mebussan Reis Vekili Hüseyin Cahit Bey, Selanik Tüccarlarından Tevfik Bey tarafından kurulur.  II. Meşrutiyet’ten sonra  “Müdafaa-i Maliyye ve İktisadiyye” dergisinde “ “, “vatanperver bir banka” kurulması önerilmiş ülkenin iktisadi ve mali esaretten kurtulması için bir hükümet bankasının şart olduğu belirtilmişti.”

      İttihat-ı Terakki, yayınladığı genelgelerle  “milli banka” önemini vurguluyor ve   halka “iktisadi cihad” çağrısında bulunuyorlardı.  Türkçe yazılan bankanın pay senetlerine ilk yazılan Sultan Mehmet Reşat olmuştu. İttihat-ı Terakki Fırkası grubu, Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası pay senetlerini “emr-i milli iştirakı” görevi kabul ederek hareket etmişti.

         Osmanlı İtibar-ı Milli Bankasının neden kurulduğu, “milli” ve “vatanperver” nutuklarla neyin maskelenmeye çalışıldığı bir yıl sonra anlaşılacaktı. 1918 yılında Ergani-Maden bakır madenleri imtiyazı Osmanlı İtibarı Milli Bankasına verilmiştir. Mediha Muzaffer Baysal’ın anlatımlarına göre;

       “1918’de madenin imtiyazı İtibarı Milli Banka’sına verilmiştir…1924’te banka imtiyazı yenilenmiş ve beş muhtelif müessese ile iştirak ederek şirketi tesis etmeye teşebbüs etmiştir. Bu müesseseler:

       1-Syndicat d’Entrprieses d’Orient(Fransız)

       2-Socite Schrader(İngiliz)

       3-Kreditanstallt(Alman)

       4-Deutche Bank(Alman)

       5-Baron Hirsch(Avusturya)

3 Nisan 1924’te İtibari Milli Bankası madeni hükümetten tesellüm etmiştir. Hükümetle olan mukavele mucibince mukavelenin imzası tarihinden itibaren bir ay içinde teşkil edeceği anonim şirketin nizamnamesini hükümete tevdi etmeye ve altı ay içinde de Ergani’de tesisata  bakılmaya mecburdu. 1924 haziranında Vekiller Heyeti Ergani Bakır Madeni Türk Anonim Şirketi’nin nizamnamesini tasdik etmiştir.

….

1927 senesinde İtibarı Milli Bankası tamamen İş Bankası’na devrolunmuş, bu suretle İtibarı Milli Bankası’daki Ergani imtiyazı da İş Bankası’na intikal etmiştir.”[4]

    1917 yılında  “Milli” nutuklarla kurulan, bankadan pay senedi almanın “vatan perverlik” telaki edilen ve bunun için Sultan Reşat başlanarak kampanyalar düzenlenen  Osmanlı İtibarı Milli Banka’sının aslında uluslar arası sermaye ile birlikte, Kürdistan’daki ekonomik kaynakların yağmalanması ve pay edilmesi araçlarında sadece bir tanesi olduğu kısa süre içinde anlaşılır.  1924 yılında kurulan Ergani Bakır Madeni Türk Anonim Şirketi’nin ortaklarına baktığınız zaman, “bağımsızlık”, “millilik” konusunda mangalda kül bırakmayanların, Emperyal devletler olmadan adım atmadıklarını ve Osmanlı enkazı üzerinde inşasına izin verilen  “yeni ulus devletin” neyin bedeli olarak desteklendiği daha iyi anlaşılacaktır. Bir taraftan Güney Kürdistan’da Kürtlerin hassasiyetlerinden istifade ederek Şeyh Mahmut hareketini İngilizlerle “çarpıştıranlar” , öte taraftan “vatan”, “millet”, “Sakarya” edebiyatı yaparak, Kürdistan yer altı kaynaklarını uluslar arası sermaye ile haraç-mezat bölüşeceklerdir.

   Ergani Bakır Madeni Türk Anonim Şirketinin idare meclisine baktığımızda, ortaya ilginç ve çarpıcı ilişkiler çıkar. Şirketin hissedarlarını yukarıda belirtmiştik.  30 Nisan 1936 tarihinde yazılan idare meclisi raporunda yer alan idare meclisi isimlerden bir kaçı şunlardır. İdare Meclisi Başkanı Muammer Eriş(Türkiye İş Bankası Genel Direktörü), İkinci Başkan Doktor Emil Georg von Stauss-(Deutsche Bank), Vehbi Ergene(Nejat Eczacıbaşı’nın kayınbabası), E. Goldenberg(Deutsche Bank İstanbul Şubesi Direktörü), August Götz(Otavi), Yusuf Ziya Eriş(İş Bankası İstanbul şubesi direktörü-Garatasaray Kulübü başkanlarından), Necmeddin Sair Sılan(İsmet İnönü’nün özel kalem müdürü), Doktor Kurt Weigelt(Lufthansa’nın kurucusu), Doktor Felix Warlimont(Hamburg’ta Norddeutsehe Alfinerle Direktörü).

     Cumhuriyet dönemi Türkiye Ansiklopedisinde yer alan bilgilere göre; “1928’de toplam 250.200 hisse senedinin %59,73’ü Deutsche Bank, %39,37’si hükümet ve diğer hisseler  ise şahıslar arasında eşit dağıtılmaktadır.”

     Ayrıca hisselerin kalan kısmı dönemin yöneticileri arasında pay edilir. Bunlar arasında Sabık İktisat vekili Hasan Hüseyin(Saka), Sabık Nafıa Vekili Ahmet Muhtar(Çilli), Kastamonu Mebusu Necmettin Molla(Kocataş), Sivas Mebusu Rasim(Başara), Diyarbekir Mebusu Fevzi Piriçzade(Pirinçioğlu), Diyarbekir eşrafında Piriçzade Sıtkı(Cahit Sıktı Tarancı’nın babası) gibi isimlerle liste uzayıp gidiyor.

     İsmet Paşa(İnönü)’ nın Başbakanlığı döneminde özel kalem müdürü, Bingöl ve Tunceli mebusluğu yapan, Ergani Bakır T.A.Ş. Meclisi idare azalarından Necmeddin Sahir Sılan’ın arşivinden çıkan raporlarda; Ergani Bakır T.A.Ş.’nin milli ve beynelmilel gruplar tarafından teşkil edildiğini, söz konusu ortaklığın idare meclisinde ve resmi vesikalarla tespit edilmiştir, denmektedir.

     1929 Dünya ekonomik krizi maden üretimini de sarsar ve devletleştirme kararı alınır. Ergani Bakır T.A.Ş Etibank’a devredilir. İşletmelerin Etibank’a devredilmesi , madenleri paylaşımında değişiklik yaratmaz.  Zira, Etibank kanunun 1. Maddesi; “Divan-ı Muhasebatın(Sayıştay’ın) vize ve murakabesine(denetimine) tabii değildir…” der. Devletleştirme 1929 ekonomik krizin zorunlu bir sonucudur. Zira, sürecin işletilmesinde hiçbir şekilde engel değildir. Etibank kanununa yapılan bir ilave ile Etibank’ın ticari faaliyetleri denetim dışı bırakılmıştır. Başka bir ifade ile yağma ve talan aynen devam edecektir!

    Kemalist Diktatörlüğün, Kürdistan’da ekonomik kaynakların uluslararası sermaye ye peşkeş çekilmesinin  karşılığını kat be kat siyasi destek olarak alacaktır. Batı dünyasının Kürdistan’daki vahşete neden bu kadar duyarsız kaldığı ,ekonomik ilişki ağı bilindiğinde anlam kazanır. Ve kıta Avrupa’sında yükselen ırkçı-şoven-faşist dalganın aktörleri Mussolini ve Hitler’in Kemalist Türkiye’yi model almaları fikri birlikteliğin bir sonucudur.  22 Mayıs 1932 tarihli Cumhuriyet Gazetesinin  manşeti şöyledir:  “Kemalist Türkiye’den Faşist İtalya’ya selam!”  Manşeti atan Yunus Nadi’nin kurucusu ve baş yazarı olduğu, CHP gayrı resmi yayın organı Cumhuriyet Gazetesidir. Yunus Nadi için Hitler hayranı derler.  Kanımca Hitler, Yunus Nadi’nin fikirlerinden istifade etmiştir. Nasıl?

     Yunus Nadi’nin Kürtler ve Faşizm üzerinde söylediklerini yan yana koyarsak, konu daha iyi anlaşılacaktır. Kürtler için:  “Bunların sıradan hayvanlar gibi basit doğal güdümlerle işleyen his ve bilinçlerinin belirtileri, ne kadar kaba hatta abdalca düşündüklerini gösteriyor. Bunlar,…Yapıcı ve güzel hislerden, medeni eğilimlerden tamamıyla mahrumdurlar. Bunlar asırlardan beri ırkımızın başına bela kesilmişlerdir” demişti.

      Yunus Nadi, 22 Mayıs 1932 yılında İsmet İnönü’nün İtalya’ya yapacağı ziyaret nedeniyle Cumhuriyet Gazetesinde yazdığı başyazıdan:

      “İtalya’da İtalyan milletini asrın en mütekamil bir cemiyeti haline yükselten Faşizmin gittikçe artan taktirlerine ve muhabbetlerine mazhar olmaktan kuvvet buluyorduk. Zahirde hatta biraz hissi bile görülebilecek olan bu mütekabil itimat ve muhabbettir ki Büyük İtalyan milleti ile inkılapçı ve behemehal teceddüt ve itilaya azimkar Türk milleti arasında en sağlam bir dostluğa müntehi olmuş oldu. Başvekilimizin Roma’yı ziyareti bu büyük dostluğun pek tabii bir neticesi olduğu kadar onu en samimi ve en parlak şekilde tes’it edecek bir tezahürüdür de. Roma’da yekdiğerini müsaraat ve hararetle sıkılacak eller, mensup oldukları milletlerin selamet ve saadetleri kadar Akdeniz’de sulh ve müsalemeti de temin edecek kudretli manivelalardır. Bundan her iki  tarafın zimamadarları ne kadar memnun ve müftehir olsalar haklıdırlar.”

   Hitler, “ırkımızın başına bela olmuşlardır” deyip, Yahudileri gaz ocaklarına göndermesinde Yunus Nadi’nin fikirlerinin de etkisi vardır.  Mussolini hayranı ve Hitler’in akıl hocası Yunus Nadi ve gibileri Türk Sol Hareketinin de fikir babalarındandır. Kendilerinden sonra Yalçın Küçük’ü, Mihri Belli’yi ve Doğu Perinçekleri bıraktılar.  Kemalizm ve statükonun ideologları Türk mahallesinde oyun oynayacakları alan kalmayınca;  Kürt mahallesinde sayısız perdelik oyunun yönetmenliğine atandılar.

Saygılarımla.

11.07.2012

   

     

 



[1] Helmut Von Moltke, Moltke’nin Türkiye Mektupları, 1999, s.178, Aktaran Lütfi Ergene, I. Maden Vakası, s.91

[2] Ömer Tuku, Kürdistan’da Türk Endüstrisi, Doz Yayınları, Birinci Baskı, Kasım-1991, İstanbul, s.24

[3] Kazım Karabekir, Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik, 1995, 3.Cilt, s.29-42, Aktaran Lütfi Ergene, 6 Mayıs Müdahalesi, 2011, s.91

[4] Mediha Muzaffer Baysal, Ergani Bakır Yatağı, 1935,s.27-Aktaran Lütfi Ergene, I.Maden Vakası,2009,s.78

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e