Kemalist solcular beyaz “Kürtler”

Eşi benzeri olmayan sayısız olayla örülmüş tarih, genellemelere uymaz pek-  Amin Maalouf

Bugün yaşanan süreci genel geçer kavramlarla açıklama şansımızın olmadığı bir gerçek!  Karl Marx 18.yüzyılın sonuna doğru geliştirdiği ve günümüze kadarda ağırlıklı olarak savunulan “tarih sınıf mücadeleler tarihidir” tezi artık günümüzde geçerli bir kavram olarak her şeyi açıklamaya yetmiyor. Aynı şekilde “medeniyetler çatışması” kavramı da günümüzde gelişen olayların perde arkasını doğal olarak yansıtmıyor bize, bu anlamıyla Kürdistan da sürdürülen askeri işgali kırmanın yolu anti-emperyalizmlerle de açıklanamaz. Bir ulusun ulusal haklarından yoksunluğunun sürdürüldüğü bir yerde demokrasi mücadelesinden de bahsedilemez.

TC gibi kanlı geleneğe sahip bir devletten modernizm çıkması mümkün değildir. Anti- Kürt, anti Komünist olan Kemalizm’i demokratik olarak lanse etmek ve onu yüceltmek beyaz ‘Kürt’lerin yapması gereken bir ödevi olarak Genel Kurmayın Apo vasıtasıyla ‘Kürt’ siyasi kadrolara dayattığı bir program. Kemalizm hiçbir döneminde demokratik bir yapı olmadı aksine Türk devletinin resmi devlet ideolojisi olarak sürdürüldü.

Bu resmi ideolojiyle İtaat-Terakki mirası üzerinden Ermeni soykırımdan geriye kalan etnik azınlıkların yanında Kürt ulusunun varlığını 1924 anayasasıyla birlikte yok sayıp inkâr ederek Türk ulusçuluğunun yaratılması cumhuriyet adı altında sürdürüldü. Bunun yanında Laiklik ve demokratik cumhuriyetçilik adı altında oluşturulan Dinayet bakanlığı ve onun bünyesinde oluşturulan imam hatip okullarında din vasıtasıyla Türklüğün esasları anlatılarak Türk olmayan unsurların asimilasyonuna çalışıldı. Devlet destekli olarak Cumhuriyetin kurulmasından bu yana sürdürülen toplumu bir baştan bir başa Türkleştirmek/İslamlaştırma çalışması yeniymiş gibi sunuluyor ve işi getirip götürüp AKP’ye pazarlıyorlar. Eşeğin olduğu yerde semeri dövme görevini de başta PKK ve şürekâsı olmak üzere Türk solu, Devlet partisi CHP ve askerler üstlenmiş olarak topluma şeriat gelecek korkusunu aşılmaya çalışıyorlar!

Türkiye de süren sınıf mücadelesinde Sol hiçbir zaman gerçek anlamda sol olarak tarih sahnesinde yerini almadı. Soğuk savaş döneminde yaratılan ‘sol’ örgütlenmeleri olarak ortaya çıktı. Lafı yerinde söylersek kompradorluk göreviyle hareket ettiler. Hiçbir zaman Kemalizm’le hesaplaşmadı, aksine anti-emperyalizm teorileriyle ‘bağımsız’ Türkiye’yi savundular ve Kürt ulusunun içinde bulduğu sömürge konumunu devlet argümanlı teorilerle gericiliğe, feodalizme karşı savaş biçiminde algılayarak Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesini solculuk teorileriyle iç içeriğini boşaltarak tahrip etiller.

Ankara’nın göbeğinde sürdürülen sivil siyasetin, sivil itaatsızlığın dün olduğu gibi bugün de vardığı yer; hiç bir hak ve hukuk tanımayan TC Devletinin belirlediği sınırlar içinde suratlarında patlayan tokatların şiddetiyle alçıya düşmüş burun kemiklerinin sızıntısıyla salya sümük temel değerlerini inkâr ederek politika yapmaktır. Yılların eskitmediği evde kalmış Kemalist solcuları ‘kardeşlik’ ‘beraberlik’ ‘bu güzel vatanı bölen namussuzlardır’ ‘barış’ ‘demokrasi’ sloganları altında Kürt ulusunun kanını pazarlayarak TC meclisine taşıdılar. Kürtlerin kanı üzerinden Meclise taşınan bu evde kalmış solcu mebuslar Kemalist değerlerin gönüllü koruyucuları olarak ‘vatanın bütünlüğü, milletin bölünmezliği’ ruhuyla çıkan yasaların altına imza atacaklar.. geçmişte oldu bu günde olacak.. bu şaşmaz bir kuraldır.

Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesinin son otuz yıllık sürecinde ayak bağı olanlar, bugün ayak bağından öte kangren haline geldi ve biz bu kangren yanımızın kesilip atılması için bireysel eleştirilerden, ulu orta yakınmalardan, geçmiş anıların nostaljisiyle kendimizi avutmaktan kurtaramadığımız için bugün gelişen ve değişen süreci belirleme özelliğinden yoksun olarak alternatif de oluşturamıyoruz.

Alternatif oluşturmak fedakârlık gerektiren, bedel isteyen bir şeydir. Hele Avrupa’ların göbeğinde bireysel rahatlığın verdiği entelektüelliğin o dayanılmaz havası içinde başka bir macerada yoldaşlarının kanı üzerinde tarih yazanlar. Kürdistan’ın herhangi bir şehrinde değil Ege deniz’in kara dalgalarının sesini dinlemek için kıyı şeritlerinde yazlık tatillerin, Elazığ da değil İstanbul da Paris café hayalleri içinde olan Kürt ‘siyasi’ kadrolarıyla nasıl alternatif oluşturulacak, var mı böyle bir imkân?

Sermayesi kan olmuş entelektüellerin aksesuar akşamlarında yüzünü Ankara’ya çeviren Beyaz ‘Kürtler’ dedelerinin istiklal mahkemeleriyle darağacına gönderildiğini kendi bireysel çıkarları uğruna unuttular.  Kemalist devletin cinayet organlarında görev almak için tüm temel değerleri, inançları terk edip T.C. Devletinin Kürdistan’da sürdürdüğü sürgün ve katliamlarına bir kez daha yeşil ışık yaktılar. ‘Kardeşliğin, beraberliğin’ sürdürülmesinde ne kadar demokrat olduklarını anlatmak için çıkardıkları canhıraş sesleri militarizmin kanlı postalları altında cızırtılı bir hale dönüştüğünü hiç görmediler, ya da gördüler de;  yüz yıla yakın zamandır kafalarını kaldırma cesaretine sahip olmama geleneğini sürdürmeyi yeğlediler.

Bugün, barış ve kardeşlik tantanası ile Kemalist solcularla birlik oluşturan PKK ve şürekâsıyla birlikte yürüyen yedek takım partileri, seçkin bireyleri politik inceliklerini bir kenara bırakarak Anakara’nın politika batakhanelerinde Kürt ulusunun ulus olmasından doğan haklarını bir çırpıda tahrip ederek işi  “Bize verilen destek Öcalan’a verilmiş destektir” düzeyine düşürdü.  “Kürt ulusal hareketi” denen şey aslında Kemalist solcularla beyaz’ Kürtlerin’ bir araya geldiği seçim bloğundan başka bir şey değil. Ve bu “K.Ulusal hareketi”  kapasitesi düşük bir iki tane ‘Kürt’ mebusunu TC meclisine göndermekle  “Kürt ulusal hareketi yalnız kendisinin değil Türkiye’nin de demokrasi ve özgürlük yolunu açan dinamiklere sahip olduğunu…” (*)kanıtlamış oldu(!)

Yukarıda da dediğim gibi Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesinin son otuz yıllık sürecinde ayak bağı olanlar, bugün ayak bağından öte kangren haline geldi. Ayak bağını kangrene dönüştüren Kürt ‘aydınları’ şimdi geleceğimizin öngörülerine sahip koca teorisyenlerimiz olmaya hazırlanıyorlar! Vebalı öyle görenlerin boynuna! Bir dönemin hainleri, işbirlikçileri şimdi kahraman olarak meydanlarda gezdiriliyor. Teoride kusur olmaz, lakin politikada geçmişte yanlışlar hep olmuştur(!) Çükü bağlarımız çok iyiyiydi… amma dolu vurdu hesabıyla teori üretilmez politika da yapılmaz.. bunun adına kasaba tüccarlığı denir ve bu tüccarlar iki kere ikinin dört ettiğini düşünmezler, aksine iki kere ikinin alırken ne kadar yaptığını, satarken kaç yaptığın düşünürler. “Kürt ulusal hareketi” denen bloğun TC meclisine gönderdikleri mebusların yaşam ve düşünüş tarzları bu kasaba tüccarlarının yaşam tarzına benziyor. Yoksa mazlum bir ulusun kaderini çok düşündüklerini sanmıyorum!

metinesenazadi@gmail.com

25.06. 2011

(*) Gelawej: editörden.

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e