Karalama Kampanyasına Zorunlu Bir Cevap

Star Gazetesinde 30 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında Sayın Elif Çakır tarafından hazırlanan, içinde benim bulunduğum bir grup arkadaşla yapılan söyleşi yayınlandı. Söyleşi; tarihsel süreç içinde Kürt Sorunu, Kürt Sorunun sonucu olarak ortaya çıkan PKK ve Kürt Sorunun çözümüne dair görüş ve öneriler tartışılmıştır. Söyleşide ana hatlarıyla şu hususları vurgulamaya özen gösterdik.

1-Tarihsel bir sorun olan Kürt Sorunu çözülmemiştir ve sorunun çözümüne dair ne devletin ne de mevcut siyasi partilerin açıklanmış bir programı bulunmamaktadır. “Demokratik Açılım” anlaşılmadan sekteye uğramıştır. Sorunun çözülebilmesi için devletin geçmişte izlediği Kürt politikası bu politikayı yaşama geçirirken başvurduğu araç ve yöntemler sorgulanmalı, demokratik zeminde önyargısız bir tartışma zemini yaratılmalıdır.

2-PKK, sorunun sebebi değil sonucudur. Kürt Sorununu çözme iddiasıyla ortaya çıkan PKK’nın ideolojik biçimlenişi(Stalinst-Kemalist yapısı) ve buna bağlı olarak süregelen yöntem, eylemleri başlı başına bir sorun yumağı haline gelmiştir. Bu anlamda PKK’nın kendisiyle yüzleşmeye ihtiyacı vardır.

3-Günümüz şartlarında, siyasal mücadeleyi açık ve meşru zeminde yürütmek, şiddeti bir siyasal mücadele aracı olarak devre dışı bırakmak; Kürtlerin ihtiyacı olan düşüncelerin ortaya çıkmasına, dejenere olan değerlerin toparlanmasına olanak sağlayacaktır. Otoriter zihniyete dayalı siyaset tarzının çözülmesine; toplumun tüm renklerinin kendisini ifade edeceği yeni toplumsal ilişkiler ağının örülmesine zemin hazırlayacaktır. Galiba korkulan da budur.

Kısıtlı da olsa bu düşüncelerimizin yayınlanmasından sonra jet hızıyla karalama kampanyası başlatıldı. Bazı “kalemşorların” eliyle “işbirlikçi”, “cahil”, “kimsesiz”, “tır şıkçı” vb  sokak dili üzerinden saldırılar başladı. Bu yöntem, toplumun balans ayarını istenen seviyede tutabilmek için kullanılan en klasik yöntemdir. Ne bizimle başlamıştır ne de bizimle son bulacaktır. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in “Silahlı mücadele dönemi bitmiştir.” Dediği için linç kampanyasına tabii tutanların, bizlere karşı hoşgörülü, adil ve vicdani olmalarını beklemiyoruz. Bu kesimin açmazı şu noktalardadır.

Birincisi; “Cahil”, “kimsesiz”, “tanınmayan”, “tır şıkçı” üç-beş tane adamın söylemlerine binaen bu öfke, hiddet ve panik niye?

İkincisi; Gücü sadece silahlı güç sananların, yanılgısı tam da bu noktadadır. Çağımızın en büyük gücü düşüncedir. Kendi adına düşüne bilme ve medeni dünyanın kriterleri içinde dile getirmektir.  Sartre’yi Fransa’nın vicdanı yapan arkasındaki orduları değil, düşünceleri ve ifade etmekteki cesaretidir. Fikirleri hoşumuza gitse de gitmese de İsmail Beşikçiyi Türkiye’nin vicdanı yapan da budur.

Çağımızın vebası toplumsal mühendislik çalışmasıdır. Toplumsal mühendisliğin hedefinde toplum vicdanın karartılması vardır. Toplum vicdanı karardı mı insanın kendi içindeki uyumu dumura uğrar. Vicdanınızı dinlemeye gücünüz yetmez hale gelir. Bunun toplumsal karşılığı kişiliksizliktir. O vakit Ankara’da güvercin Diyarbakır’da şahin oluverirsiniz.  Topluma karşı samimiyet ve dürüstlüğü müzeye kaldırır,  bunun yerini siyasi entrikalar alır.

Sonuç olarak, yaşadığımız olayları sorgulama hakkını kendimizde göremiyorsak, gelecekle ilgili söz söyleme hakkına sahip değiliz demektir.

Saygılarımla

12 Aralık 2011

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e