Helepçe !

“İnsanlığın hafızasından Hiroşima’yı silmek mümkün değil! Halepçe’yi de silmek mümkün olmayacak! Orhan Kotan”

16 Mart 1988’den bu yana 22 yıl geçti ve sokaklarında sere serpe ölülerden geriye ulusların sessizliğinden başka bir şey kalmadı! Yıllarca hedefi, amacı belli olmayan ve haksız bir temelde sürdürülen İran Irak savaşı Orta-Doğu’yu bir ateş çemberine dönüştürebilir ve bu dönüşüm Orta-Doğu’da emperyal devletlerin oluşturdukları statükonun parçalanmasıyla çıkarlarını tehdit eder boyuta sıçrama korkusu içinde İran ateşkese zorlandı.

Bu süreçte Güneyli Kürtler Irak’a çok büyük darbeler vurarak önemli mevziler elde ettiler. İran – Irak arasında imzalanan ateşkes’in Güney Kürt hareketinin lehine olabileceğini gören Saddam Diktatörlüğü İran’a karşı yürüttüğü savaşta Kürtlerin içerde kendisine karşı savaşmasını içine sindiremediği gibi prestijini yeniden oluşturmak için Kürtlere karşı namluları çevirdi ve ardından 16 Mart 1988 sabahı Halepçe’ye saldırdı.

Burada, sadece amaç kendi yenilgisinin intikamını Kürtlerden almak değildi, asıl hedef Kürt halkının ulusal varlığını ortadan kaldırmaktı ve o amaçla Halepçe’ye saldırdı. Halepçe’ye yağdırılan elma kokusunu andıran hardal gazların sonucu beş bin insan iki saat içinde acımasız bir şekilde zehirlenerek öldürüldü. Bu olayı görüntüleyen İngiliz The Times muhabiri Richard Beeston şöyle anlatıyordu gördüklerini “Yerde, katliamın ölçeği netleşti. Aileler toplu halde zehirli kimyasallarla öldürülmüşlerdi. Bazıları, gaza karşı koruma sunmayan, acelece girdikleri sığınaklarda birlikte öldüler. Bir aile kendi bahçesinde evcil hayvanları ile birlikte öldürülmüştü.

Diğerleri arabayla kaçmaya çalışırken can vermişti. Biz, şoför ve içindekilerin öldüğü, anahtarı kontağında olan, duvara çarpmış araç gördük. O günün en dokunaklı belleğe kazılan hatırası, geleneksel Kürt giysileriyle evinin önünde kucağında bebekle ölen bir babaydı.

Kurtulanlar tartışmasız çok kötü durumdaydılar. Yüzlercesi, göz ve akciğerlerini yakan hardal gazına yakalanmış ancak ölmemişlerdi.”

Yaşanan bu facia akıllara durgunluk verecek boyutta sürerken başta “sosyalist” ülkeler olmak üzere Dünya devrimci hareketi de emperyalist devletlerin sessizliğine ortak oldular. Yaşananların Kürt halkının belleğinden silinmesi zordur. Sömürgeci Irak devletinin Kürt halkına karşı merhametsiz uygulamaları, acımasızca sürdürdüğü katliamlar anti-emperyalizm sloganları altında yürütülüyordu. “Anti-emperyalist” olan Saddam diktatörlüğü kimyasal silahlarını emperyalist ülkelerden temin ederek Kürt halkına karşı kullanıyordu. Bu olgu görmezlikten geliniyor, tartışılmıyordu, ilginç olan buydu!

Kürdistan ulusal hareketi hem içerden, hem dışarıdan kuşatma altındaydı, Halepçe katliamıyla birlikte ağır yaralar içinde direnmeye çalışıyordu, fakat bu sefer kendi içinde çatışma ve bölünme sürecine girdi. Bu sürecin tartışması aynı zamanda Kürdistan ulusal hareketinin tarihsel sorumluluğunun da tartışılması demektir. Kürt  ulusal hareketi parçalar düzeyinden arınarak ülke bütünlüklü bir örgütlenmeyi; dolaysıyla ulusun tümünü kapsayan ve beş parçayı içine alan bir kongre örgütüne dönüşme amacıyla hareket etmediği için bu tarihi fırsatı kaçırdı.

Halepçe faciası yaşandığı anda Kürdistan’ın beş parçası dâhil yurtdışına göçmüş, sürülmüş, taşınmış tüm Kürtler bütün güçleriyle ayağı kalkmıştı. Parça düzeyi bitmiş, dış güçlerce oluşturulmuş sınırlar ortadan kalkmış bir bütün Kürdistan ayaktaydı. Bu süreç çok önemliydi, farkına varılmadı, daha çok her gurup, her parti, her örgüt kendini kırmızı haç konumuna sokmuş daha fazla Halepçe faciasından arta kalan yaralı, sakat insanlara nasıl yardım ederim garabetine düşmüştü. Asıl tarihsel gerçeği göremiyorlardı. Bu işte en iyi yararlanan Sömürgeci İran gerici rejimi ile militarist Türk devleti oldu.

Halepçe faciasından dolayı Doğu ve Kuzey Kürdistan bölgesine doğru yığılma başladı. Bu yığılma içler acısı bir durumdaydı. Kürt halkı bir kere daha yalnızlığa mahkûm edilmişti. Ulusların bu yaşanan facia karşısındaki suskunlukları çok daha acıydı. Bir halk Kürt olduğu için katlediliyordu, suçları Kürt olmaktı! Aynı suskunlukları Barzan bölgesinde yaşanan Enfal faciasında da sürdü, 1993 de Kürdistan’a Sor da yaşanan faciada da sürdü. Sadece Enfal faciasında 182 bin kişi ayrı ayrı mıntıkalarda kurşuna dizilmiş buldozerler altında topluca gömülmüştü. Ermenistan’la Azerbaycan arasındaki savaş Kürtlerin yurdu olan Karabağ yüzünden başladı ve bu savaşta Kürtler katledildi. Sömürgeci Türk devleti bu savaşta görünümde Azerbaycan’a destek verdi el altından da Ermenilere yardım etti Kürtlerin varlığını yok etmek için. 1993 son baharına gelindiğinde ise Kürdistan’a Sor yerle bir edilmişti. Kürdistan’a Sor’un en büyük şehirlerinden biri olan Kelbajar Ermenilerin yoğun top saldırıları altında Azerbaycan’dan ve ABD’den gelen Ermeni gönüllülerin desteğiyle kuşatılmıştı,  bu acımasız kuşatmadan ve saldırıdan dolayı Mirov dağına kaçan Kürtlerden on beş bin insan kar altında donarak öldü.

Bu yaşanan facia Halepçe’yle sınırlı kalmadı Güney Kürdistan’dan Kürdistan’a Sor’a yayıldı. Sadece Doğu ve Kuzey bölgesine Halepçe faciasından dolayı sığınanlardan 3 binden fazla çocuk ve yaşlı, sakat insanlar hayatını kayıp etti. Kürdistan’ Sor Faciasında sadece Mirov dağında kar altında donarak ölen insan sayısının on beş bin olduğu Uluslar arası Kızıl Haç raporunca açıklandı, diğer bölgelerde ki katliamlardan henüz kimse bahsetmiyor. Her yıl dönümünde bu faciaları anmakla çok büyük bir “görev” yaptığımızın iç huzuruyla günlük yaşamımıza devam ediyoruz ve onun ötesi yok, çünkü kendi gerçeğimizden çok uzağız.

“Ama bir şey çok açık: (…) Bu da dört (beş- bn) parçaya bölünmüş Kürdistan’ın acı ve fakat somut bir gerçeği!

Gerçek karşısında gerçekçi olmak gerekiyor. Kürdistan’ın bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde ham hayallere yer yok! Savaş tüm gerçekliği ile orta yerde duruyor. Kürdistan’ın varlığı, halkının mücadelesi ve düşmanın barbarlığı da ortada!” (Orhan KOTAN)

16 Mart 2010

metinesenazadi@gmail.com

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e