Hassasiyet!

Cumhuriyet dönemi içinde Türk resmi tarihi, dar anlamıyla Kürt sorunundan kaynaklanan taleplere karşı cevap olarak savaşı, katliamı ve sürgünü öne çıkarmaktadır. Bu yaklaşım, resmi ağızlardan ırkçı bir gururla yapılan açıklamalarlada desteklenmektedir.Bunu yaparken sıklıkla misak-ı milli içinde gelişen ve 29 kez tekrarlanan ulusal amaçlı demokratik hareketleri ve hareketlerin taleplerini karşılama biçimini anımsatılarak herkesin aklını başına devşirmesini öneren iğneleyici bir dil kullanılmaktadır.

Bu genel bakış içinde, artık gelenek halini almış ve adına yerleşik politika denilen Kürt taleplerine karşı tavır, Türk devleti tarafından seçilmiş zorunlu ve resmi politikadır. Burada vurgulanması gereken önemli bir nokta ise, diğer hassasiyetlerde olduğu gibi kürt meselesindede politika, Türk ordusu tarafından tayin edilir.Başta kürt sorununun kendisine bakış olmak üzere çözüm yöntemlerinde askeri bakış temeldir.Kürt sorunu konulu hangi problem öne çıkarsa çıksın Türk ordusu savaş taktiklerinden hareketle oluşturulan tedbirlerinden hareket ederek sorunun “halledilmesini”gözetir. Katliam siyaseti herkese hissettirilir ve bu yöntem “dar”günden çıkışın yolu olarak savunulur.

En sıradan belirleme içinde geçen masum bir kürt cümlesinin, bu cümleyi aklından geçirip kurana dünyanın dar edildiği bir sistemin işleyişini ve askeri tedbirini görmeden ve uygulamalarını teşhir edip mahkum etmeden kürt muhalefeti açısından bu sistemle sıradan bir ilişki düşünülmesi bile başlı başına bir güçlük ifade etmektedir.

Türkiyede bu gün çok gündemde olan ‘demokrasi sorunu’ tartışılırken, ağızlarda buruşturularak tanınmaz hale getirilip dilin bir yerinde gizlenen kürd haklarına ve ülkesine pek değinilemez. Neden? Efendim nedeni basit, çünkü hassasiyetleri varmış!. Türk ordusu bu sorunu duymaya henüz hazır değilmiş..

Peki efendim kendileri -silahlı kuvvetler- bu sorunu duymaya ne zaman alışacaklar. Bu gün artık soruna konuşan her kişi ve kurum olguya bir ad koyuyor.Bir tek Türk ordusu yaptığı işin adını koymuyor. Ama buna karşılık, bir yandan da sorunu düşük yoğunluklu bir asayiş meselesi kabul edip, buna uygun olarak red ve inkarıda dayatarak tavır geliştiriyor.

Türk ordusunun burnunun dikine giden bu politikasının uygarlık ve demokrasi anlayışıyla uzlaşır bir yanı yokken, Türk “demokratlarınca”bu kurumu ve yaptığı her kural dışı uygulamayı hassasiyetlerine binaen hoş görmenin açıklanır bir yanı yoktur.Üstelik aynı tutumun bazı Kürt demokratlarıncada bire bir uygulanmasının nedenleri hiç kabul edilir değildir. Bu eğilimin kürtlerin yürüttüğü mücadele üzerindeki ağırlığını düşününce insanın içi ürperiyor.. Siyasal önderlikleri düşman kavramına bu kadar uzak olan ama aynı zamanda ulusal mücadele planlamayı amaç edinen kürtler dışında kaç halk vardır. Ulusal taleplerin sahipleri ise haklı olmalarına rağmen, mağdur ve güçsüz oldukları için hakları olan özgürlüğü kan, zulüm ve işkenceden geçirerek yüreklerine alıp, sürgün yollarında, zındanda, zulümde besleyip büyütmeye çalışırlar. Bütün bunların karşısında ne yazık ki mazlum Kürt halkının kendisine ait kalıcı bir hassasiyet tesbit edilememiştir. Bu ise ayrı bir talihsizliktir.

Diyaloğların doğal akışına göre her söylemin bir anlamı olduğu gibi birde muhatabı vardır.Tepkilerin ve taleplerin de..Türk ordusunun hassasiyetleri sıralandığı zaman her kürt kendisini bu hassas sorun içinde kabul eder ve ayağını ona göre bir tedbire uzatır.Ya kürt hassasiyetlerinden söz edilse, bunlar karşısında, sistemin içinden belli bir tepki verene ve ayağını bir takım tedbirlere uzatana raslanırmı?

Tarihi fazla gerilere çekmeye gerek yok.Bugünden düne bakıldığı zaman geçen 25 yılda Amed’de, Tatvan’da, Erzincan’da, Beytülşebab’da 12 Eylül 1980’de dünyaya gelen ve tüm zorluklarına rağmen oralarda yaşamını sürdüren kürd çocuklar bu gün 25 yaşına geldiler.Bu çocuklara 25 yılda sunulan yaşam biçimi sıkıyönetimler, düşük yoğunluklu savaş manevraları, olağan üstü haller ve bu durumların doğal sonucu sürgün ve talan… Silahsız savunmasız insanlara uygulanan kıyımda yaş ortalaması sırtına 12 kurşun sıkılarak katledilen Uğur’la birlikte yargısız infazda yaş ortalaması 12 sınırına çekildi. Faili meçhul cinayetler ise ayrı bir konu..

Türkiye’de alışık olunduğu üzere, 85 yıldır Türk Devletinin Genel Kurmay Başkanı rutin olarak her 30 Ağustos “zafer” bayramı konuşması yapar ve esasında iktidar kurumu olan türk ordusunun siyasi iktidarının politikalarını açıklar. Bu yılki konuşmasında AB süreci adı altında “yetkilerinin sınırlandırıldığı, ama buna rağmen terörle mücadelede ödünsüz savaşıldığı’ açıklamasını yaptı. Bunun ardından vaziyetten görev çıkaran paramiliter güçler Kürtlere karşı fiziki ve ideolojik bir saldırı furyası geliştirdiler.

Saldırılara karşı kürtlere sakin olmaları önerilirken slogan olarak halkların kardeşliği öne çıkarılarak ırkcı şöven türk saldırıları makulleştirilirken sorun daha da anlaşılmaz bir hale getirildi.

Bu genel durum içinde halen kürd ve kürdün haklarından söz edenlerin, kendilerini anlatmak için seçtikleri tüm yol ve yöntemler birim birim gayri meşru ilan ediliyor. Türk ordusunun temel siyaseti olan savaş taktikleri içindeki terör uygulamaları görmezden gelinerek yaşanan siyasal gerilimin suçu kürtlerin savaş dilinde savunma düzeyi bile olamayacak gerilikteki kendisini koruma reflexlerine ve öz savunma yöntemlerine fatura edilip yaygara çıkarılıyor. Kürtlere parmak sallanarak Sesini kes ve sus! Yoksa … deniyor.

26-9-05

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e