Harman V

Gece öylesine cehennemi bir renk almıştı ki, irademde ona çalışıyordu. Dayanacak hal kalmadı. Keops’un kapısında soğuktan büzülmüş bir haldeydim. Güneşin tekrar doğmasını bekliyordum. Ra’nın ona çalıştığını unutmuştum. Soğuk kış günü sırtını duvara dayamış yaz hayalleriyle ısınan sokak adamlarını andırıyordum. Onların şarabı vardı. Ben ondan da yoksundum. Havanın ısınmasını bekliyordum. Dizimdeki donun çözülmesini istiyordum. Sonra kaçacaktım oralardan. Tövbe edecektim.

Birkaç dakikalık rahatıma balgam ekmek en büyük zevkiydi. Ciğerlerimi tapulu tarlası sanıyordu. Mutluluğu küle dönüştürmeye bayılıyordu.  Yaşamın her anına duman banyosu yaptırmak hoşuna gidiyordu. Acı vermek eğlencesiydi. Sadist olduğu kesindi. Ateşte yanarken dört köşe olmasına ne denmeliydi? Mazoşist olduğu da gün gibi ortadaydı. Zıt anlamlılar onun bünyesinde eş anlamlı olabiliyorlardı. Farklıydı. Ayrıktı. Yaşamdan sökülüp atımı zordu. Zekâ unsuruna sahip canlıların akılsızlıklarıyla beslenirdi. Akıllının olduğu yerde aptalların olması da doğaldı. Sayıca çok olmasına ise şimdiye kadar anlam verilemedi. Kavramların anlamsız kalmasından yararlanmasını iyi bilirdi. Aksi halde yaşayamazdı. Bilincin boşluklarından doğan fırsatları kaçırmazdı.

Denize düşmemiştim. O da yılan değildi. Yine de sarılmak zorundaydım. Şartlar farklı değildi. Ona ihtiyacım vardı. Hem var, hem yoktu. Usulca yanıma sokuldu. Ateşli kollarını sonuna kadar açtı. İtiraz etmeyi düşünmedim bile. Yine o kazandı.

Türlü darbelerle idare edenlerin şefkatli kollarına sahipti. Kendisinden olmayanları düşman bilirdi. Düşmanlarından da dostları vardı. İtirafçıları, işbirlikçileri ve ölülerini severdi. Şefkatli ellerini onlardan esirgemezdi. Onların da ırzına geçerdi. İstisnalar kaideyi bozmaz derdi. İnandığı gibi yaşardı. Sistematik işkencede profesyoneldi. İnsanın canında kömürleşirdi. Ciğer delemediği zaman ten yakardı. Can yakardı. Cep yakardı. Ömrün on yılını yakardı. Yakmanın her türünde ustaydı. En çok da kendisini yakanları yakardı. Yakıcıydı.

Parlamenterdi. Parlament çatısı altında görev yapardı. Kılıcın emirlerini onaylardı. Copun marifetlerini överdi. Kürdîlihicazkâr makamından Marifetname okurdu. Mafya ve envai çetelerin yuvasıydı. Yirmi kişilik mangalara sahipti. Savunma adı altında saldırganlığı kutsayan üniformanın kravatıydı. Çeşitli putlara tapan murdargillerdendi. Ondan irade aramak samanlıkta ine aramaktan beterdi.

Kristal geceleri gece mavisi diye yutturmakla yükümlüydü. Hükümlüydü. Tuhaf bir dürtüydü. Dudaklarını beyaza boyardı. Eril-dişil kavramlarının olmadığı dillerde cinsiyeti tespit edilemiyordu. İbne filan da değildi. Kadınsı söylemle erkeği, erkeksi görünerek kadını baştan çıkarırdı.

Süngüyle yazılan kanunları kalem kırarak uygulayan yargıç gibiydi. Kalem katili lakaplarından biriydi. Fırsatçı kırtasiyeciler mahkemenin etrafını işgal etmişti. Kanun devleti bile olamayan ülkenin adalet bakanıydı. Kendisine ezberletilenleri tekrarlamakla yükümlü bir papağandı. Gerçek değildi. Uyduruktu. Ne özdeydi, ne sözdeydi. Başıboş bir gevezeydi.

Beynim son yenilgiyi kabullenmekte zorlanıyordu. Dudaklar ve akciğer teslimiyeti kutluyorlardı. Kutlamada kimler yoktu ki? Bir kılıç-kalkan ekibi eksikti. Dilim kabule yanaşmadı. O da tüysüz diye diğer organlar tarafından ciddiye alınmadı. Kemiğinin olmayışını dahi başına kakanlar vardı.

Kucaklamasıyla kendimi otelde bulmam bir oldu. Meğerse birkaç adım ötede otel varmış. Dışarıda kavurucu sıcaklık hükmünü sürdürüyordu. Klimalı otelin lobisine buz gibi biranın yanında geldi. Davetliymiş gibi masaya oturdu. İki yıl boyunca benden ayrılmadı. Herkesin belalısı vardı. Benim de oydu. Her yeri beğenmezdi. Kalbimin üzerinde yeri vardı. Gönlümde zerre kadar değeri yoktu. Hep kendini düşünürdü. Yaş tahtaya basmazdı. Yar maskesi altında, kanayan bir yaraydı. Yürürken nefes nefese bırakırdı. Bazen soluk keserdi. Bazen iflah sökerdi.

Bugün 1 Aralık 1996. Kararımı verdim. Kâbus bitti. Uyandım. Kesin olarak ondan ayrılmaya karar verdim. Şu anda karşımda duruyor. O da bunun farkında. Rahat oluşu canımı sıkıyor. Anlamıyorum. Olsun. Benden bu kadar, dedim. Bu sevdadan vazgeçtim. Bana göre değildi. Birbirimizin dengi değildik. Ne demişler, davul bile dengi dengine çalar. Kel alaka diyeceksiniz. Olsun. Alakasız olmasın da… Varsın kel olsun. Ona da razıyım.

Ailesiyle de ilişkimi kestim. Bir kölelerini kaybetmenin hıncıyla odayı süzüyorlar. Dış mihrak denen Tobacco ailesine nasıl hesap vereceklerini düşünüyorlar. Havana’nın kara dumanlı semalarında bir yıldız daha kaydı.

Aryan Tute’nin diş gıcırtılarını duyuyorum. Bu kez şansları yok. Yaşamımı duman etmelerine sabrım kalmadı. Elveda can ciğer dostum, ya da düşmanım. Her an yer değiştirebilen Orwell’ın 1984’teki dost ve düşman gibisin. Diktana tahammülüm kalmadı. Tiranlığın yetti de arttı bile. Sana ihtiyacım kalmadı. Ne zaman oldu ki? Dedim.

Olmadı. Başaramadım. Ancak yedi ay sonra ayrılabildim. Her ayrılıkta acı vardır. Ayrılacağınız Tütüngillerden ise, ya da onların komşularındansa ayrılık mutluluktur. Bulaşmamalıydım diye hayıflanmak anlamsız. İnsanoğlu hata yapar. Hatasını düzeltir, rahat eder. Hatasını sever, bedelini öder. Nikotin ağız tadınızı kirletecek kadar değerli değildir.

Haziran 1997 İstanbul

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e