Harman III

Hastalıklar yuvası olduğunu tahmin etmeliydim. Etrafımdan bazıları kaptıkları iğrenç hastalıklarla diğer dünyayı boyladılar. Masum görünüşünün altındaki acımasızlık her geçen gün daha çok kendisini gösteriyordu. Bir ara geç kaldığımı düşündüm. Doğru değildi. Zararın neresinden dönersem kâr idi. Nasıl başaracağımı bilmiyordum. Nasıl Yapmalı adlı kitaba başvurdum. Derdime çare olacak dermanı yoktu. Ne yapacağımı şaşırdım. Ne Yapmalı adlı eseri başucu kitabı yaptım. Kâr etmedi. Yazarı benimkinin akrabalarından birine vurgun çıktı. Ayrılmakta kararlı gibiydim. Kararıma karşı direnecekti. Kendisince haklıydı. Terk edilmeyi içine sindirecek değildi ya. Öyle de yaptı. Ben de kendimce haklıydım. Bağımlı yaşamak canıma tak etmişti. Bağımsızlığı tatmak istiyordum. Bunun da bedeli vardı. O ise sömürgelerinden birini kaybetmemenin mücadelesini verecekti. Kazanacağı her halinde belliydi. İkircikli oluşum kaybetmek için yeterliydi. Niyetimin kaybetmeye gebe olduğunu benim dışımda herkes biliyordu.

Harman sarısı saçlarını öptüğümde korkunç bir zevk alıyordum. Gittikçe daha fazla karanlıklara gömüldüğümü görmüyor değildim. Sarı saçları sisli puslu havalarda rüzgârla dans ederdi. Aydınlığı sevmezdi. Temiz havadan rahatsız olurdu. Zorunlu kaldığında uyum sağlamasını da bilirdi. Boğucu soluğuyla insanı çileden çıkarırdı. Dudaktan dudağa, dudaktan ciğerlere ölüm saçardı.

Onu sevmediğimden emindim. Sevmemem de ayrılmama yetmiyordu. Bir yıl kadar ayrı kaldık. Hiçbir efendi kölesini özgür görmeye katlanamaz. O da katlanamadı. Kar beyazı giysisiyle yine yanımdaydı. Kir sarısı bedeni kene gibi dudaklarıma yapışırdı. Yaşamımın son damlasını da emmeye kararlıydı. Çirkindi. Kimseye yar değildi. Âşıkları birer kurbandılar. Zavallı bile değildiler. Zira zavallılara acınırdı. Sevdalılarını üzerine tapulu mal gibi değerlendirmesi beni çileden çıkarıyordu. Bunu kabullenemiyordum. Tuvalette bile rahat bırakmayacak kadar kıskançtı. Elini verenin hayatını kaptırmakla yükümlü olduğuna inanırdı. Mezara kadar anlayışını uygulardı. Haksız da sayılmazdı. Ölümüne sevdaya inanırdı. Dediğim dedikti. Dirençliydi. Sabretmesini bilirdi. Avını elde etmek için gerekeni yapmaktan sakınmazdı. Amaca giden her yolun mubah olduğuna inanırdı. Usta politikacılara rahmet okuturdu.

Bir ara gerçekten yollarımızın ayrıldığına inandım. Onun da benimle hemfikir olduğuna kanaat getirdim. Böyle düşünmem dahi onu ne denli tanıdığımı gösteriyordu. Yakınında uzak yaşamayı becerir gibiydim. Yüzüne bakmak bile içimden gelmiyordu. Ama gittiğim her yerde o vardı. Arkadaşlarımla gelir masama otururdu. Alay eder gibi süzerdi beni. Sen kim, beni bırakmak kim der gibiydi. Bakmamaya çalışırdım. Bakışlarımı kaçırırdım. Orada yokmuş gibi davranırdım. Ateşli bakışlarındaki intikam hırsını görüyordum. Kokusu, soluğu beni deliye çeviriyordu. Tekrar pençesine düşmekten korkuyordum. Tekrar mı? Düşünmek bile istemiyordum. Yaşlı bir bilgemiz benim ondan ayrılmamın yeterli olmadığını; onun da beni terk etmesi gerektiğini anlattı. Birlikte yaşamda olduğu gibi ayrılmanın iki taraflı olması gerektiğine inanmıyordum. Ya da kabul etmek istemiyordum. Çünkü işime gelmiyordu. Ne yazık ki korkunun ecele faydası yoktu. Bir kez daha yenildim.

Atom çağı geride kalmıştı. Bilgi çağındaydık. İktidarsızların iddialarına göre İnsan Hakları çağındaydık. İnsanı insandan koruma çağı… Pratikte olmayıp, söylemde dilden düşürülmeyen haklar… Teoride, kitap sayfalarında, üzeri bir karış toz almış devrim prensiplerinin yazılı olduğu metinlerdeki güzel cümleler çağındaydık. İnsana dair ne varsa hepsinin ulusal, uluslar arası çıkarlara kurban gittiği bir tarihi dönemdeydik. Jenosit mevsimindeydik. Bir yandan asit yağmurları, bir yandan nükleer denemeler başımıza yağıyordu. Hayvanlar kopyalanıyordu. Sıra insandaydı. Uzayda yaşam izlerine rastlanıldığı iddia ediliyordu. Komedi ile trajediyi birbirinden ayırmak çok zordu. Bir curcuna yaşanıyordu. Belirsizlik süreciydi. Süreçten en iyi yararlanmasını bilenlerden biri Harman’dı.

Kâinatın efendisi geçinen zavallıları hipnotize etmesi görmeye değerdi. Para verenlerin can verenlerden daha değerli oldukları bir gezegende yaşıyorduk. Tuhaf bir şey yoktu. Her şey tuhaflaşmıştı. Özgür insan adına hayır demesini bilmeyen övgü papağanlarını yetiştirmek günün modasıydı. Şartlar böyle iken, sarışın Harman ilaç gibiydi. Kitap sayfalarındaki rüyalara inanmak için gerekçe kalmıyordu. Güzel düşlerin yazarları da gerçeğin duvarına toslayınca tuz buz oluyorlardı. Geriye, bir varmış bir yokmuş diye başlayan edebi türden yazılar kalırdı. Harmanın zehirli soluğu avutucuydu. Sarılık benizli kokusu kurtarıcı gibiydi. On yıl önce diğer dünyaya bilet keserdi. Bütün bunlar irademi aleyhime kullanma hakkı vermemeliydi. Kararımı uygulamalıydım. Uygulamamak için bahane avcısı oldum. Şansım hiç yaver gitmedi. Avlayan değil, avlanan oldum.

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e