Harman II

Harmandan ne bulduğumu anlayamadım gitti. Ona acıdığım oldu. Acımasızlığından tiksindiğim oldu. Onunla gurur duyar gibi oldum. Kolay mıydı Birinci olmak. Devrimcilere takılıyordu. Onu devrimciliğin simgesi yapanlar dahi vardı. Eski zaman devrimcileri de bir tuhaftılar. Sözcüklerin anlamlarından çok şekilleriyle uğraşırlardı. Kızıl Çin’in kurucusunun soyadı hangi harflerle yazılacaktı? Bu ve benzeri tartışmalarda kafalarını, gözlerini yaran devrimciler… Sadece adı için de olsa bunların Birinciye esir olmamaları mümkün müydü? Yeryüzünü cennete dönüştürmekten bahsederlerdi. Cehennemi bir yaşamları vardı. Güzeli kendileri için lüks sayarlardı. Yoksul yaşam prensiplerinden biriydi. Vaat ettikleri cennetin de nasıl bir şey olduğu zafer kazanan yoldaşlarının marifetlerinden belliydi. Gençliğin bu kısmına kancayı takan Birincinin keyfine diyecek yoktu. Duygularına çoktan veda etmişti. Yaptıkları iğrençti. Ona söz dinletmek deveye hendek atlatmaktan da zordu.

Tiksindirici geliyordu. Bir ara ayrılır gibi oldum. Hatta yollarımızın ayrıldığını mırıldanır gibi oldum. Doğru söylediğime kendim de inanmıyordum. Dilimle ciğerlerimin barışık olmadıkları kesindi. Beynim her ikisine de tavır almış gibiydi. Aslında o da ne yaptığını bilmiyordu. Suçun çoğu ondaydı. Eh, lokomotif serseri mayın gibi ortalıkta dolaşırsa vagonların halini varın siz düşünün.

Onunla uzak bir kentin okul kantininde karşılaştım. Soğuk bir kent idi. Karı ve soğuğuyla tanınırdı. İnsanları da kendisi kadar soğuktu. Aradan on yıllar geçmişti. Elbette ki tanıyamazdım. Dudaklarını beyaza boyamıştı. Makyaj kullanıyordu. Onu ilk tanıdığımda daha sadeydi. Kim bilir yaşamına kaç kişi girmişti? Nerelerde kimlerle neler yaşamıştı? Bu sorulardan hiç biri aklımdan geçmedi. Çünkü onu tanımamıştım. Onun da tanıdığını sanmıyordum. Yanılmıştım. Ailesi Bafra’ya taşınmıştı. O kardeşleriyle birlikte Ankara’da Maltepe’de kalıyordu. Kokusu, şekli ve beyaz elbisesiyle Harmana çok benziyordu. İkiz kardeşi gibiydi. Hiç bozuntuya vermedi. “İnsanlar çift yaratılmış derler” diye bir genellemeyle geçiştirdi. Harmandan daha olgun olduğu kesindi. Çocuk değildi. Gençti. Harman sarısı saçları hiç değişmemişti. İnce beyaz elbisesinin altındaki buğday tenli duruşu da aynıydı. İnsanın yüreğini nasıl hoplatacağını çok iyi biliyordu. Bu konuda ihtisas sahibiydi. Baştan çıkarma ve bir insanı kendisine köle etmede profesyoneldi. Erkekler kadar, kızlar arasında da ona vurulanlar az değildi.

Okul değiştirdim. Başka bir kente gittim. Aynı yıl onun ailesi de Samsuna taşındı. Bazı kardeşleri Bitlis’e yerleştiler. Günün modasına uymayı da bildi. Küçük kardeşlerinden birine Best adını verdi. İngilizce bir isimdi. Tesadüf müydü? Şansızlık mıydı? Allah’ın nimeti miydi? Laneti miydi, neydi? Anlamadım gitti. Anlamaya da çalışmıyordum. Artık daha fazla çağdaş geçiniyordu. Her yerde 2000li yılların ideal güzeli olduğunu anlatıp duruyordu. Onu yeniden keşfeder gibiydim. Her zamanki gibi etkileyiciydi. Yoksa o değil miydi? İkizi miydi? Doğrusu hem oydu, hem de değildi. Tıpkısıydı. Bizim gibi düşünenlerin her şeyin en iyisine layık olduklarını söylüyordu. Aynısını farklı düşüncelerdeki insanlara da onların diliyle anlatıyordu.

Bazılarına yerli malı diye kendisini satardı. Bazılarına dindaş malı… Hiçbir düşüncesi yok gibi davranırdı. İntikam hırsıyla gözleri kan bürümüştü. Herkesi ateşine odun yapmaya yeminliydi. Dudaktan verilen şehvet dolu körüklerle ciğerlere inmeye bayılırdı. Gözlerin yaşardığı ortamlarda dalgalanarak yükselmek en büyük zevkiydi.  Kendisiyle yuvarlak halka oyunlarını oynayanları çok severdi. Ona ilgi duyanların o kadar çok olduğu bir ortamda onu ret etmek benim de işime gelmiyordu. Çevremdekiler kadar olmasa da ondan hoşlanıyordum. Ateşiyle yanmak zevk veriyordu. Atın ölümü arpadan olsun söylemine katıldım. Oysa ne o arpa, ne de ona vurulanlar at idi. Hem ne fark edecekti. Rakı içen ölüyordu da, su içen ölmüyor muydu? Onunla yaşamak için yeterince nedenimiz vardı. Kötü arkadaş olduğundan çoğumuz hemfikirdi. Zehri bal gibi göstermek de insanoğlu için o kadar zor değildi. Hem balı zehir diye yasaklamaya anlayış gösterene de insan denmiyor muydu? Ayrılmak için geçerli nedenlerim vardı. Ama var oldukları kadar yoktu. Varlıklarıyla yoklukları eşit ağırlıktaydı. Bana öyle geliyordu.

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e