Harman I

Onunla ilk karşılaştığımda küçük bir çocuktum. Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum. Onun yaşadığı yerlerde farklı bir dil konuşulurdu. Yabancı dil kavramına yabancı olduğum bir yaştaydım. Çekiciydi. Yabancıydı. Yasaktı. Ondan hoşlanıyordum. Yıllar sonra nedenini anladım. Kaçaktı. Yaşıtlarım için yasaktı. Neden sevdalısı olduğumu anladığımda köprülerin altında çok sular geçmişti. Ve aynı suda iki kez yıkanmak mümkün değildi. Böyle diyordu bir Yunanlı filozof. Ne yazık ki doğruydu. Neden mi bulaştım ona. Bilmem… Bazıları büyüklere olan özentiden derler. Benimkinin öyle olmadığını bilirim.

Harman farklıydı. Bütün arkadaşlarımdan farklıydı. Adı farklıydı. Farklı rengi vardı. Farklı bir tadı vardı. İlkti. Ona sahip olmak zordu. İki saat yol yürümek az değildi. Onlara gitmek için izin almaksa başlı başına bir dertti. Onun bana sahip olması, pençelerinin arasına alması hiç zor olmadı. Çevremdekiler beni zor diye tanımlardı. Onun yanında zor olmak zordu. Bembeyaz, ipince bir elbisesi vardı.

Geometrik bir evde yaşıyordu. İkizler kadar birbirlerine benziyorlardı. Oldukça kalabalık bir evdi. Yirmi kişi mi, yirmi beş kişi miydiler? Hatırlamıyorum. Yeniceliydi. Adının Harman olduğunu söyledi. Güzel bir isim diye düşündüm. Güzel isimleri severdim. Telaffuzu biraz tuhaf olsa da güzel bir isimdi. Harman sarısı saçları vardı.

Sıcak yaz güneşi her tarafı kasıp kavuruyordu. Kurtlarının ulumalarıyla ünlü diyarlarda yarışmaya katıldı. Akşam, radyo haberlerinde yarışmada birinci olduğunu söylediler. Adı Birinciye çıktı. O artık birinciydi.

Ansızın ortadan kayboldu. Uzun süre hiç görmedim. Özlemedim de. Varlığıyla yokluğu aynıydı. Çocukluk aşkıydı. Nisan yağmuruydu. Rüzgârdaki saman aleviydi. Uzun ömürlü olması beklenemezdi.

Yıllar geçti. Zaman dediğin neydi ki? Deli dolu bir ırmak gibi akıp gidiyordu. Onunla uzaklarda karşılaştım. Yine bir şehirde… Onu şehirli sanırdım. Değildi. Köy kökenliydi. Kırdan şehre göç etmişti. Amerika bir kıta, ya da Amerika olarak adlandırılmadan önce keşfedilmişti. Kentli olması mümkün değildi. Çünkü Sümerler döneminde O kâşifleriyle birlikte mutlu yaşayan bir yerliydi.

Soluk benizliler henüz Amerika’ya ayak basmamıştı. Amerikalı yerlilerin yerlerinde henüz yeller esmemişti. Ateş kızılına çalan yüzleri solmamıştı. O Oturan Boğa’nı sevgilisiymiş. Bahar Gözlü Ceylan’ın göz ağrısıymış. Ateş kenarında kutsal dumanı seyredenlerin yegâne zevkiymiş. Çok az kişi onu Amerikalı bir göçmen olarak tanır. Kâşiflerinin inançlarına göre, gökyüzündeki bulutlar tanrıların onun ailesiyle girdikleri ilişkinin dışa vurmasından başka bir şey değilmiş. Artık onu daha iyi tanıyordum.

Neden vatanını terk etmişti? Amacı neydi? Ne yapmaya çalışıyordu? Bu soruların cevaplarını geç öğrendim. Beyaz adamdan intikam almak istiyordu. Yaratıcısının soyuna incir ağacı dikeni cezalandırmak istiyordu. Uygarlık, gelişme, yükselme adına, bir ırka onursuzluğu dayatmanın bedeli olmalıydı. Akıllı olduğunu alçaklığıyla ifade eden rahat uyumamalıydı. Sadece beyaz adamdan değil, adamın her türünü vurmaya kararlıydı. Kurunun yanında yaş da gitmeliydi. Bazen usta misyonerlere taş çıkartan bir dinci, bazen kızıl inanca mensup intikamcı bir militan gibi vurur. Acımasız diktatör rolünü ustaca oynar. Demokrat, sosyal demokrat, Hıristiyan demokrat vs. kesildiği zamanlar da az değil. Din, dil, ırk, sınıf, mezhep, cinsiyet ayrımı yapmadan vurur.

Her dine kolayca uyum sağlar. Her dilde bir adı var. Kod adlarını sayarsak ansiklopedilere sığmaz. Amaçları için seçtikleri araçlardan en önemlileri kodlarıdır. Evrenselliği yaşam tarzı olarak benimsemiş.

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e