Güzel şeyler oluyor

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde biri çıkıp günün birinde Hürriyet gazetesinin köşe yazarlarından bazılar doğruları yazacak, hırsızlık yapanlardan, yolsuzluk yapanlardan, adaletsizlik yapanlardan adam akıllı hesap soracaklar ve gazete bunların işine son vermeyecek deseydi, kim inanırdı? Ya da on yıl önce biri çıkıp gün gelecek Fethullah Gülen Cemaati ile AKP hükümeti arasına kara kedi (siz bunu ABD olarak da okuyabilirsiniz) girecek, Zaman gazetesinde sular tersine akmaya başlayacak, zamanında çarpıttıkları haberlerin gerçek halini verecek, bununla da yetinmeyecek AKP hükümetinin yolsuzluklarını, hırsızlıklarını, devletin işlediği cinayetlerin üstünü örttüğünü dile getirecek deseydi kim inanırdı? Şu anda tüm bunlar yaşanıyor. Ne kadar süreceği belli değil. Sonrasında ne olacağı da meçhul…

turkey_protest_011Bilinen tek şey: altı yıldır Türkiye’de güzel gelişmeler yaşanıyor. 2008 Ergenekon operasyonundan bu yana Türkiye’de güzel şeyler oluyor. Askeri vesayetin bitmesiyle bir zamanların yanlış insanlarının bir kısmı bilerek yada bilmeyerek, isteyerek yada istemeyerek doğruların saflarına geçiyorlar. Hatta doğruların sözcülüğüne soyunanları dahi var. Bu gerçeği tersten yaşayanlar da yok değil. ancak onlar bu yazının konusu değil.

İyi ki bu çıkar çatışmaları var. Yoksa Cem Uzan hırsızı Türkiye’yi terk eder miydi? Ergenekon operasyonu yapılır mıydı? Darbeye teşebbüs eden generaller ve sivil uzantıları “silivri dinlenme tesislerine” zorunlu misafir edilir miydi? Sam Amcasıyla bozuşmasa AKP hükümetinin yolsuzlukları, hırsızlıkları ortaya çıkar mıydı? Hükümetin bir numaralı müttefiki muhterem hocası Fethullah Gülen beddua eder miydi? TC başbakanı R.T.E. suçlü suçsuz ayrımı yapmadan KCK mensuplarını ceza evlerine tıkarken dile getirdiği  paralel devlet suçlamasını muhterem hoca efendisine yöneltir miydi? Bu operasyondan dört-beş yıl sonra PKK lideri A. Öcalan ve KCK eş başkanı Bese Hozat paralel devlet söylemine  R.T.E. ile paralel bakar mıydı? B. Hozat, Sakine Cansız ve iki arkadaşının katledilmesinde MİT, ve hükümeti aklayacak şekilde, Fethullah Gülen Cemaati-paralel devlet, Yahudi, Rum, Ermeni lobilerini hedef göstererek gerçeği gölgeler miydi?

Silahsız, savunmasız insanlar güpe gündüz kurşunlanırken, bombalanırken “polisimi yedirmem, askerimi yedirmem, hakimimi, savcımı yedirmem” diyen bir başbakan yolsuzluğa bulaşanları, milyon dolarlarları ayakkabı kutularıyla çalanları; devletin yürütme erkini tamamen farklı anlayıp yürütmedik bir şey bırakmayanları yargıdan kaçırmak için binlerce polisin görevine son verir miydi? Dün kahraman ilan ettiği Ergenekon savcısı Zekeriya Öz başta olmak üzere savcıları ve hakimleri komplocu, paralel devlet yargı diktası diye tanımlar mıydı? Devletin kuvvetler ayrılığı ilkesini hiçe sayıp yargıyı kendisine bağlamaya çalışır mıydı? Daha düne kadar Başbakan R.T.E. hükümetinin eliyle tutuklatılıp ceza evlerine konulan darbecilere hoş görünmek için “Ergenekon, Balyoz, milli orduya değil, milli iradeye kumpastı” diyerek on iki yıllık doğrularını bir kalemde silmeye kalkar mıydı? Bir zamanlar savcısı olduğunu söylediği Ergenekon davasının avukatlığına kendisini terfi ettirmeye kalkar mıydı?

Nedeni ne olursa olsun, perdenin önünde, arkasında kim olursa olsun, kapalı kapıların ardında ne dolaplar dönerse dönsün, Türkiye’de güzel şeyler oluyor. Yanlış anlaşılmasın; nedenleri ve kapalı kapılar ardında dönen dolapları küçümsemiyorum. Onların önemi mevcut gelişmelerin güzelliğini görmeye engel değildir.

Yirmi birinci yüz yıl Türkiye’ye hayırlı geldi. Tabular yerle bir oluyor. Doğrular her zamankinden daha fazla dile geliyor. Yüz yıl boyunca günlerini bekleyen inatçı gerçekler gün gibi ışıklarını etrafa saçıyorlar. Bu ışıklar dalkavukların, ikiyüzlülerin, bilim adına resmi ideloji propagandası yapanların yüzlerine şamar gibi inmeye devam ediyor.

Güzel şeyler oluyor. İnsanlar gerçekleri görüyor. Gözleri açılıyor. Hiç bir şeyin Göründüğü gibi olmadığını görüyorlar. Buzdağının görünmeyen kısmını görüyorlar. Bir zamanlar taptıkları insanların düşündükleri gibi olmadıklarını görüyorlar. Önder dediklerinin, lider dediklerinin nasıl da tükürdüklerini yaladıklarını görüyorlar. Efsanevi kahraman olarak gözlerinde büyüttüklerinin gerçek boylarını görüyorlar. Şaşırıyorlar. Afallıyorlar. Bir süre sonra gerçeği bilmenin mutluluğunu yaşıyorlar. Birbirlerinin adına yemin edenlerin nasıl da dostlarını kazıklara oturttuklarını görüyorlar. Yaklaşık yüzyıl insanüstü oldukları belletilenlerin, komutanım, liderim, önderim, hocam, başkanım, kardeşim dediklerini nasıl arkadan hançerlediklerini görüyorlar. Bir zamanlar yere göğe sığdıramadıkları insanların kendilerini, ideallerini ve halkı nasıl haraç mezat sattığına tanıklık ediyorlar. Milliyetçi, dinci, demokrat, devrimci söylemlerle kitleleri nasıl uyuşturup malı götürdüklerini görüyorlar. Özcesi yüksekliklerin alçaklıklara ne kadar yakın olduğunu görüyorlar.

Gerçekler ortada. Görmek isteyen herkes görebiliyor. Efsane ve destanlardaki kahramanların gerçek olmadıkları, hayal ürünü oldukları her zamankinden daha net anlaşılıyor. Köylüler, işçiler, memurlar, bilcümle emekçiler krallarının çıplak olduklarını görüyorlar. Kralların çıplak olduklarını söyleyen çocuklar gün be gün artıyor. Halkların gözleri açılıyor. Kralların soytarıları, amigoları kaçacak delik arıyorlar. Bir de “o ne derse o”, “başbuğumuzun/liderimizin/şeyhimizin/hocamızın yanlışı bizim doğrumuzdan daha doğrudur” diyen müritler olmasaydı… Onlar her zamanki gibi bir çuval incirin içine etmeye devam ediyorlar.

Bütün bu güzel gelişmelerin akıl tutulmasına yakalanmayan, müritlikten uzak, zihni açık, düşünme biçimi felsefe, kılavuzu bilim olan, insan hak ve özgürlüklerini her şeyin üstünde tutan devrimci, onurlu insanların öncülüğünde güzel sonuçlara ulaşması dileğiyle…

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e