Güney Kürdistan İzlenimleri-2

aCemil Paşa ailesi  festivali iki gün olarak düzenlenmişti. Birinci gün, açılış konuşmalarından sonra, hazırlanan belgeselin gösterimi yapıldı. Belgesel, Ahmet Cemil Paşa’dan başlayarak günümüze kadar; Cemil Paşa ailesine mensup olan şahsiyetlerin yaşamları aktarıldı. Anlatılan şahsiyetlerde aranan tek kriter, Cemil Paşa ailesine mensup olmasıdır. Şahsiyetlerin, Kürt yurtseverliğine hizmet etmiş olması tali plandadır. İşin bu kısmı o kadar abartılmış ki Esat Cemil Oğlu’nun sportmenliğinin anlatılması bile ihmal edilmemişti.

Belgeselde yer alan konuklar, yukarıda belirtilen formata uygun seçilmişler. Genellikle tarihi anlatan belgesellerde yer alan konuklar; o alanda araştırma yapmış bilim adamlarından ve anlatılan tarihi olaylara tanıklık etmiş şahsiyetlerden seçilir. Cemil Paşa Ailesi belgeselinde böyle bir kriter yok. İlgisiz duran, belgeselde niye yer aldığı anlaşılamayan konukların sayısı bir hayli fazla. Örneğin Şahin Cizrelioğlu. Şahin Bey’i Festivalde tanıma fırsatı buldum. Şahsı ile ilgili hiç bir ön yargım yok. Oldukça hoş sohbet, deneyimli bir şahsiyet. Ancak belgeselde neyi anlatmaya çalışıyor; ufkumuzu açabilecek hangi tarihsel olaylara tanıklık etmiş, çok dikkatli dinlememe rağmen anlayamadım. Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.

Öte yandan şahsiyetler anlatılırken, yaşadıkları dönemin tarihsel olaylarını ve olaylar karşındaki tutumlarını; oynadıkları rolleri mümkün oldukça objektif aktarmak gerekir. Şahsiyetleri anlatmada kasıt; o dönemde yaşanılanların yeni kuşakların bilgisine sunmaktır. Murat edilen budur, ancak gerçekleşen bu değildir. Cemil Paşa ailesine mensup olan bazı şahsiyetler, yüzyılın başlarında Kürt milliyetçiliğinin gelişmesinde önemli katkılarda bulunmuşlardır. İstanbul’daki öğrencilik yıllarından başlayarak; yurt dışındaki faaliyetleri; Kürtlerin sesinin duyulmasında etkileri olmuştur. Akabinde bir çok Kürt örgütlenmesinde yer almışlardır. Tarihin bu kesitinin bir bütünlük içinde bilinmesi gerekir.

Festival, Cemil Paşa ailesinden bir çok şahsiyetin de yer aldığı Kürt örgütlenmelerinin siyasal perspektifleri, farklılıkları, çelişki ve çatışmalarını sebepleri aktarabilmeliydi. 1925 Kürt Hareketinin patlak vermesi üzerine; şube başkanlığıEkrem Cemil Paşa tarafından yürütülen Diyarbekir Azadi örgütünün tutumunu, harekete katılmamalarının gerekçeleri ve hareketin bastırılmasından sonraki yaklaşımlarını tartışılmasını beklerdik. Ayrıca Xoybun deneyimi, Xoybun örgütlenmesi içerinde özellikle 1929 yılında Cemil Paşa ailesinden Ekrem ve Kadri Beylerin katılımından sonra, Bedirxanilerle olan çelişki ve çatışmalarının yaratığı tahribatların irdelenmesi gerekirdi. Festival hazırlanırken bu çerçevede bir amaç güdülmemiş. Tam tersine geçmişi fazla kurcalamadan, yaşanılan tarihsel olayları tasnife tabii tutarak; uygun görülenleri aktarmak yoluna gidilmiştir.

Festival çerçevesinde yapılan etkinliklere baktığımızda;

1-Aileyi öne çıkaran, dönemin yaşanan toplumsal olayları yadsıyan anlayış hakimdir.

2- Etkinlikler  tümüyle aileyi aklamaya yöneliktir.

Kürdistan’da belli bir etkinliğe sahip olan aileler homojen değildir. Bunun en tipik örneği Cemil Paşa ailesidir. Ahmet Cemil Paşa, Osmanlı valisiydi. Ailenin otorite sahibi olmasında bu ilişkinin yeri ve önemi çok fazladır. Bunda yadsınacak bir durum söz konusu değildir. Asıl önemlisi 1900-1925 arası, Osmanlı’nın yıkılmaya yüz tutuğu ve yeniden biçimlendiği yıllarda aile bireylerinin gösterdiği tutumdur. Bu dönemde; Cemil Paşa ailesi, Ekrem Bey ve Kadri Bey gibi  Kürt aydınları çıkardığı gibi; Mustafa Paşa gibi Osmanlı’nın kirli oyunlarına bulaşmış şahsiyetler de çıkarmıştır. Kaldı ki bu ilişki Mustafa Paşa ile sınırlı değildir. Bu negatif ilişki Cumhuriyet sonrası dönemde güçlü biçimde devam etmiştir. Bunu, “Cemil Paşa ailesi de sürgün edildi” söylemi ile geçiştirmek ucuz bir edebiyattır. Kürdistan tarihine  göz gezdirme zahmetine katlananlar, devletle işbirliği yapanların yaşadıkları trajediyi göreceklerdir. Sürgün edilmek, devlet yetkilerinin tabiri ile “mükafatlandırmaktır.”  Kimisi Rehber gibi köprü başında öldürülürken, bir çoğu kendisini dar ağacına gitmekten  kurtaramamıştır.

Hazırlan belgeselde iki temel olgunun es geçildiği sıradan bir gözlemcinin de dikkatinden kaçmaz.

Birincisi; Cemil Paşa ailesine mensup şahsiyetlerden özellikle Ekrem ve Kadri Beylerin içinde yer aldığı Kürt örgütlenmelerinin aktarımındaki çifte standarttır.  Ekrem ve Kadri Beyler sırasıyla Hevi, Kürdistan Teali Cemiyeti, Teşkilat-ı İçtimaiye, Kürdistan İstiklal Komitesi ve Xoybun da yer aldılar. Belgeselde Hevi, Kürdistan Teali Cemiyeti , Teşkilat-ı İçtimaiye ve Xoybun uzun uzadıya anlatılırken; Kürdistan İstiklal Komitesi’nin adı geçmemektedir. Oysa Ekrem Cemil Bey, Kürdistan İstiklal Komitesinin Diyarbekir şube başkanıdır. Kadri Bey’de aynı örgütün üyesidir. Bunları bilmek için çok fazla araştırmaya gerek yoktur. Sadece Ekrem ve Kadri Beylerin kitaplarını okumak yeterlidir. Festival etkinliklerini düzenleyenlerin ve hele hele belgeseli hazırlayanların bunları bilmemesi olanaklı değildir. Bunları bilmiyorlarsa söz konusu etkinlikleri yapma hakları yoktur. Bizim edindiğimiz izlenim, bu tarihsel olguların bilinerek göz ardı edildiğidir. Nedenine gelince:

İki başlık altında toplamak olanaklıdır.

1-     1925 Kürt Hareketi, Cemil Paşa ailesinin “yumuşak karnıdır”. Bunu suçlama anlamında söylemiyorum. 1925 Kürt Başkaldırısı, Kürdistan İstiklal Komitesinin planladığı bir harekettir. Hareketin patlak vermesi, Örgütün kontrolü dışında olmuştur. Örgütün Diyarbekir şubesi, zamansız meydana gelebilecek bir başkaldırıyı önleme gayreti içindedir. Bu çabalara rağmen hareket patlak vermiştir. Cemil Paşa ailesi, harekete katılmamış ve aileyi kurtarma çabası içine girmişlerdir. Kadri Bey’in deyimi ile “mahkeme heyetine yüklü miktarda altın ve devlete bir uçak” hediye edilmiştir. En kötüsü de söz konusu olayın belgeselde bir başarı öyküsü gibi sunulmasıdır. Her iki olay da başlı başına bir araştırma konusudur ve irdelenmesi gerekir.

2-     Belgeseli hazırlayan mantığa göre Cemil Paşalar, Kürt örgütlenmelerinde hep merkezi düzeyde yer aldılar. Kürdistan İstiklal Komitesinin Diyarbekir şube başkanlığı, Cemil Paşa ailesine mensup şahsiyetlere pek “uygun” görülmemiştir. Bu nedenle, belgesel içinde Azadi (Kürdistan İstiklal Komitesi) bir tek cümle ile geçmektedir. “Ekrem ve Kadri Beyler, Diyarbekir’de Azadi örgütünü kurdular.” Devamı yok. Devamı olamazda. Tek cümlelik ifadenin doğru tarafı yok. Oysa, başta Ekrem Bey, Kadri Bey ve Ömer Bey olmak üzere; Cemil Paşa ailesine mensup birçok şahsiyet Kürt örgütlenmelerinde hem merkezi hem de yerel düzeyde yer aldılar. Ve bunu bütün kitaplarında yazdılar. Xoybun içindeki gelişmeler; hizmetlerinin yanında, kişisel ve ailesel hesapların yapıldığı intibası uyandırmaktadır. Tarihsel mirasımızla yüzleşmemiz gerekir derken, anlatmak istediğimiz budur. Hizmetlerini saygıyla anarken, geçmişin olumsuzluklarından dersler çıkarmalıyız.Asıl bilince çıkarılması ve yeni kuşaklara mal edilmesi gereken budur.

Festivalin ikinci günü, açık oturumlarla devam etti. İkinci gün meydana gelen tartışmalar, festivalin üzerine oturtulmak istenen formata tepki niteliğindeydi. Başta Sayın İbrahim Güçlü, Sayın Murat Cıwan ve Sayın Ramazan Pertew olmak üzere bir çok şahsiyet, hem eleştirilerini dile getirdiler hem de Kürdistan tarihine bakışta önemli noktalara dikkat çektiler.

Festivali özetlemek gerekirse, içeriği dolu değildi. İlgi son derece az, heyecan yok gibiydi. Festivalin üzerine oturtulduğu format, katılımcıları ve konuşmacıları rahatsız etmişti. Tarihi, kültürü ve dili bu denli dejenere edilmiş bir toplumda bireylerden kurumlara kadar herkes sorumluluk duygusu içinde hareket etmelidir. Bununla beraber her aile kendisi ile ilgili dilediği etkinliği yapabilir. Her ailenin böylesi bir hakkı vardır.  Bütün uygar toplumlarda; hak ve sorumluluk at başı giden iki kavaramdır. Bunun sorgulanması ise kamuoyunun takdiridir.

Söz konusu etkinlikler, Kürtleri temsil eden bir kurum tarafından yapılmışsa işin rengi değişmektedir. Kürdistan Kültür Bakanlığı, Kürtleri temsil eden bir kurumdur ve sorumluluğun ötesinde bir misyona sahiptir. Bu misyon Kürdistan tarihini ortaya çıkarmak ve yeni kuşaklara mal etmektir.

Bunun ilk adımı “efendilerimizin” bize aşılamaya çalıştıkları alışkanlıkları reddetmektir. Olguları yok saymak  Türk devlet politikasının bizlere bıraktığı en kötü “miraslardan” birisidir. Yaşananları çarpıtmak, üstünü örtmek yada olduğunda farklı lanse etmek kısa süreli zaman diliminde olanaklıdır. Uzun vadede hem olanaklı değildir hem de doğru değildir.  Saygılarımla.

27.01.2008

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e