Güney Kürdistan’da yaşanan gelişmeler ve diaspora üzerine

Ulusallaşma ve ulusal devlet aşamalarına geçişlerde sürece geç başlayan halkların hemen hemen ayni kaderi paylaştıkları, değişik zamanlarda da olsa geçirdikleri aşamalarda yaşadıklarıyla da benzeşerek ortak bir yazgıyı yaşadıkları görülüyor. Ancak bu benzerliklere karşın, aynı halkların geçirdikleri benzer aşamaları değerlendirme ve aşma için her zaman aynı yöntemleri izlediklerini söylemek mümkün değildir. Bu genel belirlemenin ışığında birbirine benzer bir kaderi paylaşan halklar olarak Yahudi, Ermeni ve Kürtlerin ortaya çıkardıkları diaspora’ları ve bunların pratik süreçte gösterdikleri işlerliklerin benzer ve farklı yanları değerlendirmekte yarar olacaktır.

Diyaspora kavramı eni boyu iyice tartışılıp olgunlaşmayan bir kavram olarak Kürt siyasal hayatına girdi. Sözlük anlamıyla, kopmuş parça, ana gövdeden ayrılmak veya bütün ilişkileri kesilerek ana gövdeden büsbütün ayrışmak anlamına geliyor.

Aynı kavram siyasal terminolojide ise, daha çok ortak bir vatanda yaşamamış, buna rağmen, bir vatan özlemi etrafında biçimlenmiş, bu uğurda çağlar boyu hep aşağılanan sığınmacı olarak bulundukları ülkelerde bile sürgünlere gönderilen jenositlere uğratılan ulusal birliği olmayan aslında ulus olma özelliklerini önemli oranda yitirmiş -yahudiler gibi- halklar için kullanılmaktadır..

Bu tanımlarda hareketle tarihsel sürece baktığımızda, diaspora koşullarını en iyi değerlendirenler olarak kuşkusuz yahudileri görürüz.. Onlar, adeta kendileriyle özdeşleşen dinlerinin yaşadığı genel tecriti ve bunun bir sonucu olarak yaşadıkları soykırımları, ticari ve bilimsel yetenekleriyle aşmayı başardılar.Aynı zamanda yaşadıkları insanlık dışı deneyimlerden dolayı, dünya devletlerinin bir özürü olarak ta bugün üzerinde yaşadıkları toprakların kendilerine verilmesi ile İsrail devleti olarak adlandırılan statülerine kavuştular… Konumuzla ilgili vurgu yapmak istediğim noktaya gelince, Yahudiler devlet topraklarına ayak basar basmaz, geçmişte oluşturdukları diaspora örgütleri hiç bir zorlama ve tartışmaya gerek kalmadan kendilerini dönüştürerek bulundukları ülkelerde birer lobi kuruluşları haline geldiler. Bu gün dünya siyasetinin etkili gücü olan İsrail politikası daha çok bu lobi faaliyetlerinin üzerinden açılım yapıyor.

Aynı pratik durum, 1876 yılından başlamak üzere günümüze kadar devam eden sistematik baskı sürgün ve giderek jenosit uygulamasına tabii tutulan bir halk olarak Ermeniler’de de görülür.

Tarihsel sürece baktığımızda, SSCB içinde varlığı olmasına rağmen Uluslararası ölçekte pek fark edilmeyen veya ilgi gösterilmeyen Ermenistan’ın, SSCB’nin dağılmasının ardından, tarihsel yargılar ve soykırım tartışmaları bağlamında değil de, bu kez kendi sosyal ve siyasal gerçekliği ile gündeme taşındığını görürüz. Gelinen aşamada ise, bu gün artık Erivan merkezli bağımsız bir Ermenistan mevcuttur. Bunun dışında kalan Ermenistan toprakları ise artık haritalarda anı olarak kalmış ve buralara dönük ulusal taleplerden vazgeçilmiştir. Şu an Ermeniler için gündem, yaşadığı coğrafi tecritten sıyrılmak ve dış dünya ile ilişkilenmek için yaptığı girişimleri engelleyen ve bu sürecin önünde bir nefes borusu olma ihtimali olan Türkiye ile ilişkileri düzenlemektir. Bu konuda da oldukça yol alınmıştır. Türk-Ermeni ilişkisinin asıl dili olan para ve buna bağlı serbest ticaretin üzerine her ne kadar tarihin kara sayfaları set gererek şimdilik engel teşkil ediyor görünüyorsa da, kısa ve orta vadede her iki devlette birbirilerinin nazını çekebilecek olgunluğa geldiklerini karşılıklı olarak buldukları her fırsatta cilveleşerek açıkca ifade ediyorlar.

Bu genel anlatımın ardından Ermeni diasporasının işlevi ile ilgili görüşlerimize gelelim.. Türk-Ermeni ilişkisi üzerinde gerek düşmanlık ve gerekse iyi komşuluk ilişkileri bağlamında hatırı sayılır bir ağırlığı olan Ermeni diasporası da, geçmişte SSCB içinde saklı Ermenistan’ı görmezden gelip, alınlarına yazılmış vatansızlığı çözeceği inancıyla ülke dışında değişik siyasal örgütler altında örgütlenmişlerdi. Zaman içersinde Ermenistan’ın bağımsız bir devlet olarak kendisini ifade eder hale gelmesinin ardından, diasporada varlıklarını devam ettiren siyasal örgütler, ülke ile bağlarının olmadığını ve bu nedenle proğramlarının geçersiz kaldığını fark ettiler. Bu andan itibaren süratle siyasal örgütlülük sürecinden kopuşarak, bulundukları alanlarda kendilerini daha kolay ifade edebilecekleri lobi örgütlerine yöneldiler.

Bugün Avrupa’da etkili olan bu Ermeni lobisinin ağırlığıyla örneğin soykırım tartışmalarının yoğunlaştığı ve konuya müeyyideler getirilerek tartışılan ülkelerde yasalar içine alınıp Ermenilere, Ermenistan ve Kürdistan’da Osmanlı ve ardından Türk devleti tarafından sistematik olarak uygulanan soykırım olgusunun kişisel veya kurumlar olarak reddi yasaklandı..

Gelelim Diaspora kavramının Kürtler bağlamında değerlendirilmesine. Son dönemlerde Kürtler arasında da sıkça tartışılan bu kavramın, taşıdığı anlam es geçilmekte ve farklı yorumlanmaktadır. Fakat buna rağmen yinede ortada vatansız olarak kabul edilebilir bir kürt kitlesinden söz etmek olası…

Kürdistan’dan sömürgeci devletin gelişmiş şehirlerine, oradan da, dünyanın değişik ülkelerine, açık/gizli bir göçün yaşandığı biliniyor.. Bu göçler sonucu, toplu veya küçük guruplar halinde batılı merkezlere ulaşan kitlelerin bu merkezlerde sürdürdükleri yaşamlarında yerleşme, dil ve kültürlerini yaşatma, ve gelecek kuşaklara aktarma talebi ile hareket eden bir Kürt topluluğu olma özelliği gösterdiği söylenemez. Bunun yerine daha çok ülkede tutunamayarak muhacırlaşan örgütlerin proğramlarını yüklenip geride bıraktıkları ülkelerinde yaşanan siyasal gelişmeleri bulundukları ülkelerde anlatmak,tanıtmak ve destek sağlamak amacıyla olma yürütülen faaliyetlerin içerisinde konumlandırılıyorlar. Bu gün Kürd Diyasporası tanımı içine alınarak bu anlamda misyonbiçilen faaliyetler bunlardır.

Elbetteki ülkesinden ayrılıp bağlarını koparan kitlelerin siyasal parti proğramlarının talepleri içinde ülke ve ülkede ki gelişmeleri sıcak duygularla karşılaması ve dayanışma göstermesi ödüllendirilmelidir.Ancak bu ödül kavramların içeriğini bozarak sırf görmek istediğimiz biçimi kavrama uydurmak şeklinde olmamalıdır.

Konuyu Kürdler bağlamında biraz daha açacak olursak, bu gün Orta-doğu da mevcut statü bozuldu. Artık Lozanda öne çıkan dayatma ve çözümsüzlükler dünyada yaşanan somut değişimlere parelel olarak azar azar terk ediliyor.Hatırlanacağı gibi Lozan antlaşmasının ortaya çıktığı dönemde ABD dünya siyasetine etkin bir güç olarak henüz giriyordu ve kendisinden antlaşmanın oluşumu içinde etkin bir güç olarak söz etmek olası değildi. Daha sonra ise SSCB ile yaşanan soğuk savaşın biçimine göre sistemin miğferi olarak sisteme güvence olma durumu önemini tayin etti. Bugün SSCB den ve çıkarlarından ise söz etmek mümkün değil..

Dünya’da yaşanan evrilmeler ve değişen koşullar alt alta yazıldığı zaman bu makalenin boyutlarını epey aşar düzeyde tespitler gerektiren daha bir dolu değişiklikler yaşanıyor. Örneğin, Almanya önce Fransa’yla, ardından İngiltere gibi ezeli düşmanlarıyla siyasal barış yaparak çıkarlarının ifadesi olan ortak bir birliğe imza attı.Şimdi AB gibi güçlü bir yapının mimarları olarak orta-doğu pastasından pay alır konumdadırlar. Orta-Doğunun değişim merkezinde duran ABD’nin kendi durumunda da eskiye göre ciddi değişiklikler söz konusu…

Bu gün Orta-doğu pastasının başında elinde kocaman bir bıçak ve tabağıyla ABD ve yanı başına ittifak olarak alıp sebeplendirdiği AB var. Kürt sorunu ise bu sofra üstünde yeni bir döneme giriyor. Her iki çıkar gurubunun ortak müttefiki Türkiye ise içindeki Kürdistan ile AB’nin çözümlerine itilmiş durumda..Buna karşılık ABD, Kürt siyasetine uluslararası ölçekte siyasetin aldığı biçime uygun bir çerçevede çözüm olarak bu gün Güney Kürdistan’da ortaya çıkan modeli sundu. Kürdler açısından bu çözümün çerçevesinin daralması veya genişlemesi takip edilecek siyasetin niteliğine bağlı olacaktır.Türkiye’nin AB sürecine katılımına AB ortaklarından bazılarının itirazları olsa da, bu itirazların AB’ye alınan bir Türkiye’nin Kürt sorunu noktasında olmadığı bilinmektedir Bu bağlamda Avrupa’lıların kendi içindeki ulusal sorunları kavrayışına dikkat etmek gerekiyor.Bu son derece önemlidir.Çünkü orta-doğuda yeni şekillenen siyasetin oturmasının ardından slogan olarak dahi bağımsız birleşik demokratik Kürdistan’dan söz etmek zorlaşacaktır.

Kabul etmek gerekir ki Güney’de ortaya çıkan fiili durum Diaspora tanımının meşrulaştırdığı muhacır örgütleri muhatap alarak sağlanan bir gelişme olarak değil, daha çok uluslararası siyesetin miğferinde bulunan güçlerin orta-doğu gibi kritik bir coğrafyada sırtlarını dayayabilecekleri bir müttefik güce duyulan ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Bunun bir sonucu olarak ulaşılan çözümlerin arkasında komplo siyasetinin etkili silahı ve alışık olunduğu üzere karanlık parmaklar arama ve ortaya çıkan çözümlere yapılacak belli yakıştırmalara rağmen Güneydeki gidişe dur demenin mümkünü görülmüyor.Hele hele sisteme küs proğramlarla gidişatı, etkilemenin bile mümkün olmadığını en iyi Kürt siyasetçileri yaşadıkları yoğun pratikten yapmaları gereken çıkarımla biliyorlar..Veya gerçekle yüzleşmek ve olgulara çarparak, kırıla döküle öğrenmek zorunda kalacaklar.

Yaşanan pratikle de sabittir ki, Kürdistan’dan yükselen siyasal talepler, kendisini sürdürecek muhataplıkları yine ülke içinde ortaya çıkarmak durumundadır.Buna karşılık Ülkeden kopmuş, yaşam şekli olarak da ileri sürdükleri taleplerle uyumlu olmayan mevcut siyasal yapılar kendilerini diaspora kavramı içine alarak Kürdistani talepler ileri sürecek durumda değillerdir. Bu doğruda değildir.

Sonuç olarak, yukarıda da belirttiğim gibi, Yahudi diasporası ortaya çıkan ilk somut çözümün ardından, süratle çözümü hızlandıracak ve kalıcılaştıracak seçeneklerin yaratılmasına yöneldi. Bunun bir gereği olarak, diaspora örgütleri kendilerini yeni vatanlarına taşıyarak ülkelerinde yaratılan demokratik sürecin unsurları durumuna geldiler.Bulundukları ülkeleri terk etmeyen örgüt yapı ve kişiler ise buna paralel olarak, durumlarını yeni gelişmeye uydurarak lobi konumuna dönüştüler.Profesyonel bir tarz olarak uluslararası siyasete boyut katan lobiler bu biçimde ortaya çıktı.

Ermeni diasporası Erivan merkezli Ermenistan’ın ortaya çıkması ardından süratle çözülerek kaynaklarını yüzlerini döndükleri Erivan’a akıtmaya başladılar. Diasporadaki Ermeni örgütlerin tarihsel süreçleri ise yeni durumu kabullenmeyen yapıların parçalanarak ufalmasına ve tarih dışına düşmesine neden oldu.

Gelinen aşama gündem olan Kürt sorunu, Güney Kürdistan’da ulaşılan federasyon ve sağlanan siyasal başarı ve tırmanışın Kürdistan’ın her parçasına yansımasının sancılarının yaşandığı bir dönemde Kürd diasporası kendisini tanımlayabileceği ortak bir siyasal perspektife sahip değil. Fakat somut durum öyle dayatıyor ki Ülke dışına düşmüş Kürtlerde aynen Yahudi ve Ermeniler örgütler gibi yaratılan vatan toprağının kalıcılaştırıması ve güçlendirilmesine ve o parçanın üzerinden yükselmeye yönelirler yada tarihin şaşmaz yasası zaten işliyor..

1 Eylül 2005

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e