Beşikçi: T.C.nin bütünlüğü isteniyorsa, BDP meclise gitmeli
Kürt Olsam Bağımsızlık için Savaşırdım !

Peyama Azadi Manset

Get Adobe Flash player

Güneş Tutulması V

Sizden olmayanların karakollarına, ceza evlerine mecburi mahkûm yazıldınız. Darağaçlarına en çok siz asıldınız. Şafak sökmeden, alaca karanlıkta en çok siz can verdiniz. Zindan avlularında gruplar halinde kurşuna dizildiniz. Karakollarda bilumum işkence yöntemlerini tanıdınız. Mekânı, zamanı belirsiz gözaltı merkezlerine en çok siz götürüldünüz. Gözaltında kayıp kavramı en çok sizin için kullanıldı.

Envai türden insan şebekelerinin ekmek tekneleri oldunuz. Varınızı yokunuzu insan tacirlerine kaptırdınız. Limanlarda çürümüş, paslı gemiler hem umut, hem mezarınız oldular. Bilmem hangi ülkenin kıyılarına yakın, Akdeniz sularında en çok siz can verdiniz. Cenazeleri uzaklarda gömülmüş, yada hiç bulunamamış insanların yaslarında en çok siz ağıt yaktınız.

Sınır boylarında, tek taraflı çatışmalarda en çok siz vuruldunuz. Katiline âşık sevdalılar en çok sizde bulundu. Bir katilden diğerine kaçıp durdunuz. Avcılar arasında kaçışan av gibiydiniz. Vücudunda üç farklı ordunun kurşunlarıyla dördüncüye sığınmak hep sizin payınıza düştü. Dördüncüde kurşunları dörtlemekten başka bir sonuç çıkmayacağını bile, bile gittiğiniz oldu.

Yaban ellerini cennet sandınız. Her nedense cenneti hep uzaklarda aradınız. Elin cenneti cehenneminiz oldu. Adınız Auslander’e çıktı. Rüyanızda bile görmediğiniz cümle ırkçının hedef tahtası oldunuz. Gittiğiniz her yerde fazlalık olarak görüldünüz. Horlanmak, dışlanmak, envai hakarete maruz kalmak hep sizini payınıza düştü. İşçi olarak gittiğiniz yerlerde saldırılara uğradınız. Allahın denizini bile size yasaklayanlar oldu. Hayvana dahi reva görülmeyeni size müstahak görenler oldu. Hepsine amenna dediniz. Elde mülayim, evde zalimdiniz.

Almanya’da, Avusturya’da, İsviçre’de bile payınıza ölüm düştü. Ocağınıza ateş düştü. Katilleriniz mahkemeye bile çıkarılmadı. Evleriniz baskın mekânı oldu. Dava dosyalarınız demokrat ülkelerin yüksek çıkarlarının alçaklığına kurban gitti. Katiliniz dünyanın hiçbir yerinde suçlu sayılmadı. Ne avukatınız, ne de mahkemeniz vardı. Mısırlı bir yazarın dilinde adınız Avukatsız Halka çıktı. Her yerde faili meçhuldunuz. Avrupa’nın merkezinde, restoranda konuşurken, sokakta yürürken, resmi binaların önünden geçerken, bir üst geçide pankart asarken vuruldunuz. Sorgusuz, sualsiz. Nedenini soramadınız. Soramazdınız. Yaptıklarını görmezden geldiniz. Sözde kalan sözlerine vurgun şeyhin müritlerine benziyordunuz. Devletlerarasında belirleyici unsurun çıkar olduğunu anlayamayacak kadar beyniniz hasar görmüştü.

Sonu hüsranla biten ham hayallere daldınız. Balçıktan yaratılmış tanrı bozuntularının gazabına uğradınız. Yola çıkarken, yoldan çıktınız. Prensip hareketleriniz hiç olmadı. Liderlerin peşine düştünüz. Onlar düştükçe siz kırıldınız. Kırımdan kırıma koştunuz. Çobanı kurda sevdalı sürü olmaktan kurtulamadınız. Liderlere insanüstü vasıflar yüklemenin azizliğine uğradınız. Düş bahçeniz tarumar…

Ders çıkarmada hep sınıfta kaldınız. Rakipleriniz sizi sınav ediyordu. Umutluydunuz. Olur olmaz yerlerden medet umdunuz. Medet vuruldu. Merhamet satıcıları tarihe karışmıştı. Kendinizi aldatma hakkını kullandınız. Halay çekerek, yana yana, döne döne intihar ettiniz. Kızıl ateşe bile karalar bağladınız.

Emir altında yaşamaya bayıldınız. Bayılmayı bildiniz de, ayılmayı bir türlü beceremediniz. On yıllarca baygın kaldığınız oldu. Harami komşularınız vardı. Diğer adı mezarcı olan kapı komşularınız. İşlerine bağlıydılar. Görev aşkıyla yanıp tutuşan cinsten… Hayallerinizi dahi gömdüler. Oyun oynar gibi mezara girdiniz. “Muhayyel Kürdistan burada meftundur” diye yazılı bir mezar taşınız bile vardı. Sembolik mezarınızı her gördüğünüzde hüzünlendiniz. Gururunuza dokundu. Canınız sıkıldı. Çaresizliğinize hokkalı bir küfür savurup gittiniz. Yaşamak ağır geldi.

Karakolda kırılan kaburganız sızlamaya başladı. Cop yarası iflahınızı söktü. Yerinizde oturamıyordunuz. Neyse ki haksız yere dövülmemiştiniz. Dilinizi öğrenmek için dilekçe vermiştiniz. Onurlu yaşamak istediğinizi yazmıştınız. Sefilliğin bir kısmına hayır demiştiniz. Kürtçe bir şarkı dinlemiştiniz. Dinlemekle de kalmayıp ıslıkla dillendirmiştiniz. Hatta alenen söylemiştiniz. Çocuğunuza gönlünüzden kopan bir ad vermiştiniz. Trafik ışıklarının değiştirilmesine tepki göstermiştiniz. Yeşil yerine mavi ışık takılmasını saçma bulmuştunuz. Allahlı, Allahsız tüm kontra örgütlere hayır demiştiniz. Cinayet şebekelerini şikâyet etmiştiniz. Devlet bakanlarının cinayetleri savunmalarına tepki göstermiştiniz. Sivas katilleriyle diğerlerinin aynı cinsten olduğunu söylemiştiniz. Anter, Birdal, Ersever, Mumcu ve benzerlerini vuranların aynı adreste oturduklarını söyleyecek kadar ileri gitmiştiniz. Çetelere karşı çıkmıştınız. Bunlar suç değil de neydi? Suç işlediğinizden artık emindiniz. Haksız yere dövülmediğinizden de… Gönül rahatlığıyla uyurdunuz. Mışıl, mışıl…

Özgürlüğün tutsaklıkla eş anlamlı olduğu günleriniz oldu. Elbette ki hepinizin değil. Her Güneş tutulduğunda hazan mevsimine girenleriniz vardı ya… İşte onlar bu duygularla boğuşuyorlardı. Geriye kalanlarınız mezarınızın küçüklüğünden yakındı durdu. Sembolik olmasından şikâyetçiydiler. Gerçek olması gerektiğini savunanlarınız vardı. Konuşma yerine anıranlarınız vardı. Onurdan, insandan, özgürlükten, bağımsızlıktan söz edenlerinizin toplu mezarlarda ikamet etmeleri gerektiğini söylediniz. Muş’un adının Alparslan diye değiştirilmesini talep eden tuhafiye türünden yazılar yazanlarınız vardı.

Gönüllü köy korucularınız vardı. Gönlü olmayanlardandı. Gönül ilişkisine yabancı olanlardı. Gönül onları tanımazdı. Gönüllere tecavüz ederlerdi. Çoğu mecburiyetten, azı içtendi. Kimi kimden korudukları belli olmayan korucularınız… Koruduklarının ırzına geçen silahlı adamlarınız. Sırtındakiyle uçkurunu çözen yanınız. Komutandan yediği dayakla övünüp, evladını kurşuna dizen acı gerçeğiniz. Zorla ya da gönüllü olarak, neyi niçin yaptığını bilmeyen tarafınız. Kendini vurmakla gurur duyan acayipliğiniz. Hani ne dersem yalan olur, cinsinden olanlarınız.

Mübarek İslam bile elinizde dehşet kılavuzuna dönüştü. Haksız yere bir insan öldürmeyi genositle eş tutan bir dini bile vahşetin başucu kitabı yaptınız. Allah adına yola çıkıp, Allaha küfrettiniz. Camileri katil yetiştirme kursuna dönüştürdünüz. Her geçen gün daha çok yozlaştınız. Suça bulaşmak istemeyen imamınızı bile vurdunuz. Hem de arkadan. Hem de sinsice. Kaç kez kafanıza kurşun sıktınız? Karakola sığındınız. Kendinizi kara kollara bıraktınız. Arka kapıdan birkaç korumayla dışarı bırakıldınız. Aynı sokak ve caddelerde kendinizi vurmaya devam ettiniz. İçişleri bakanı cinayet kampınızı ziyaret ediyordu. Başsağlığınıza geldiğini söylüyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı sizi meşru göstermenin telaşındaydı. Savunma amacıyla kurulmuş örgüt diye bahsediyordu sizden. Bayram değildi, seyran değildi, birileri sizi öpüp duruyordu. Daha da ileri gidiyorlardı. Belli ki niyetleri iyi değildi. Nedenini sormadınız. Sizi size vurdurduğunu görmediniz. Altın vuruş zamanı geldiğinde çığlık çığlığa kaldınız. Her zamanki gibi tarihin tekerrür ettiğini gördüğünüzde çoktan iş işten geçmişti. Atı alan Üsküdar’ı geçmişti. Yasal mermili amirlerinizle son kez orada karşılaştınız. Ve orada vedalaştınız. Artık arka kapısı olmayan bir mekândaydınız. Son duraktan bir öncekindeydiniz. Sümüklü, buruşmuş bir mendil gibi atıldınız. Mendil ile burun arasındaki farkı anladığınızda iş işten geçmişti.

İtinize taş atanı doğduğuna pişman ettiniz. Gönlünü almak için pişmaniye yedirdiniz. Tavuğunuza kış diyeni hayattan kış ettiniz. Size yan gözle bakanın gözünü çıkardınız. Kızlarınıza âşık olanların aşıklarını kırdınız. Tarla sınırındaki taşı yerinde oynatanın hayatıyla oynadınız. Bir karış toprağınıza göz koyan komşunuza Azrail kesildiniz. Çocuk kavgalarını kan davasına çevirdiniz. Aşiretleriniz birbirlerini kırdı. Her ne hikmetse sizi toplu mezarlara gömenlere hayrandınız. Toplu tecavüzlerden geçirenleri şarkılarınızla göğe yükselttiniz. Bağdat Radyosunda kendi dilinizde “Aslanların babası Saddam” diye avazınız çıktığı kadar bağırdınız. Sadece Saddam mı? Kimlere övgü düzmediniz ki? Ucuzdunuz. Sudan ucuz.

raifyaman@hotmail.com

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e