Gökyüzü Halkı Açlıktan Kırılmasın

Ölüm mevsiminin ilk ayındayız. Saatleri kısa, kendileri uzun karlı kış günleri… Hayatı felç etmeye yeminli soğuk günler. Geceler bitmek bilmiyor. Ağaçlar beyaz örtüye bürünmüş. Üşüyen karanlık geceler ve can alan beyaz örtü. Kefen mi? Gelinlik mi? Kış sporlarının vaz geçilmezi mi? Biri mi? İkisi mi? Hepsi mi? Hiç biri mi? Üç yanlış bir doğruyu götürür mü? Üç doğru bir yanlışı götürür mü? Çoktan seçmeli klasik bir sınav gibi görünüyor. Yanlış dersen yanlış değil, doğru dersen doğru değil. Hayat şartlarına göre cevabı değişen bir soru, bizimkisi. Herkesin kendisine göre haklı diğerine göre haklı ya da haksız olabileceği mevsim ortalamasına bakış açısına göre cevabın değiştiği bir soru. Nereden baktığınıza göre şekil alıyor. Sıcacık mekanlarda yaşayanlar bu karda kışta yaşam mücadelesi verenleri anlayamazlar. Yiyecekleri kar altında kalan kuşlar ve diğer canlılar onların umurlarında bile değil. Dondurucu soğukta yiyecek bulmak amacıyla rengi kara diye şehirlerarası yollara inmelerini anlayamazlar. Sağlı sollu gelip geçen araçların ön camlarına çarpıp cansız yere düşen gökyüzü halkının evlatlarını anlayamazlar. Zaten zorda olanları anlama gibi bir dertleri de yok. Televizyon haberlerinde gördüklerini de kısa bir süre sonra unuturlar. Yaşam şartlarına uygun olarak farklı canlılar hayata farklı açılardan bakarlar. Boşuna dememişler insan sarayda farklı düşünür, kulübede farklı. Bir de aykırı insanlar olmazsa… Zamanı ve mekanı takmayan vicdanları ve beyinleri barışık insanlar olmazsa…

Keca_KurdKarlı dağların arasında, tüm renkleri beyaza dönmüş ovaların içinden A şehrinden B şehrine can taşıyan, mal taşıyan araçlar azami hızlarıyla ilerliyor. Canların çoğu canın değerini çoktan unutmuş. Ya da canı sadece kendilerinde sanacak kadar vicdanları körelmiş. Can da, mal da mankafalılara teslim edilmiş. Araçlarının ön camlarına çarparak düşen kuşlar onlar için hiçbir anlam ifade etmiyor. Derken bir yolcu kendini tutamayıp aracın sürücüsüne “Hinekî hêdî here, tu çima li van çivîkan dixî? Tu nabînî? Gunehê wan di skûra te da ye (Biraz yavaşla. Neden bu kuşları öldürüyorsun. Görmüyor musun? Günahları senin boynunadır.)” diyor ve sürücünün ayağını vitesten çekmesine yardımcı olur. Tek tük de olsa içlerinde insani duyguları ve vicdanlarını dinleyenlerde var. Kara yolları gökyüzü halkının kara yazgısına dönüşmüş, kimin umurunda. Her araç bir ölüm meleğine evrilmiş, can almaya doymuyor. Kendilerini tabiatın bir parçası değil de efendileri olarak gören sözde akıllı aslında zavallı yaratıklar kendileri dahil tüm canlıların canına okumaya devam ediyorlar.

Mevsim kış. Hava soğuk. Her yer kar altında. Kuşlar can derdinde, avcı et derdinde… Avcılar kuşların aç karınla fazla uçamayacaklarını biliyorlar. Tüfekleriyle, tuzaklarıyla, hain pusularıyla karda kuş avı devam ediyor. Canlarıyla beslendikleri bu hayvanlara biraz yem verseler, ne kaybederler? Hiçbir şey. Onlarla beslenebilmeleri için varlıklarını sürdürmelerine yardımcı olmaları gerekmez mi? Böyle düşünmüyorlar. Peki, farklı şekilde düşünüyorlar mı? Hayır. Düşünmüyorlar. Hiç düşünmüyorlar. Milyarlarca hem cinsleri gibi… Düşünmeyi kendileri için ağır ve gereksiz bir yük olarak görüyorlar. Sadece o akşam ya da sonraki gün karınlarını türlü kuş etiyle doyurmanın ötesinde hiçbir şey düşünmüyorlar. Akşam haber bültenlerinde kendileri gibi düşünenlerin ölüm haberlerine üzülürler. Kendilerinden farklı düşünenlerin ölüm haberleriyle eğlenirler. Demokrat olamayan demokrasilerin olmazsa olmazları olur kendileri. Sevinçleri ve üzüntüleri de kendileri gibi bir tuhaflaşmış. Akıllarını tatile göndermiş, vicdanlarına veda etmişler.

Siyasilerden çoktan umut kesilmiş. Hala kendileri gibi düşünmeyen, ya da kendilerine köle olmayı kabul etmeyen insanlara savaş uçaklarıyla, uzun ya da kısa menzilli roketleriyle, kimyasal ve konvansiyonel silahlarıyla, işbirlikçileri ve uşaklarıyla ölüm kusmaya devam ediyorlar. Halk denen sürülerin çocuklarını sınıfsal çıkar savaşlarında birbirlerine kırdırtma yarışındalar. Milyarlarca vatandaş, soydaş, dadaş, dindaş, yoldaş, ve daha nice beyni saman torbası, yüreği taşlaşmış doğuştan asker sayılan meslektaş ölüme hazır kıta beklemekteler. Vatan, millet, din, dil, bayrak ve benzeri olgularla dünyanın dörtbir yanını kan deryasına dönüştüren, beyin yıkamada birinci ligden hiç düşmeyen siyasetçiler… Tabiat anaya yapılmayacak her kötülüğü yapmaya devam ediyorlar. Canlıların hayatı onlar için fasa fiso bile değildir. Onlar sadece ve sadece kendilerini düşünürler. Malum sürüleri olduğu sürece onlar kurtlarla, çakallarla, itlerle, yılanlar ve akreplerle müttefik çobanlık mesleklerini sürdürecekler. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın…

Bu yazıyı okuduktan sonra aracınızla çıkacağınız karlı yolda göreceğiniz kuş sürülerine atılmak üzere bir torba yem alıp gereğini yapabilirsiniz. Aracınız yoksa söz konusu yollarda bir yolcuysanız yanınıza birkaç kilo yem alıp aracınızın sürücüsü veya yardımcısı aracılığıyla aynı insani görevinizi yerine getirebilirsiniz. Karlı yollara gitme durumunuz yoksa gönlünüzden koptuğu kadarıyla biraz yem satın alıp gereği yapılmak üzere bir araç sürücüsüne teslim edebilirsiniz. Sohbetlerinizde konunun önemini ailenize ve arkadaşlarınıza anlatarak duyarlılık geliştirebilirsiniz. Yazılarınızda konuyu işleyebilirsiniz. Din görevlisiyseniz canlıların yaşam hakkını cemaate hatırlatmanızın büyük yararları olacaktır. Bu konuda herkesin yapabileceği bir şey vardır. Yeter ki istesin… 

Ey insanlar, eğer midenizi yiyecek ve içecekle doldurmazsanız, havaya da biraz yer bırakırsanız, bencillikten vaz geçerek farklı düşünenleriniz ile empati yoluyla anlaşırsanız, tabiatın efendisi değil bir parçası olduğunuzu kabul ederseniz, diğer canlıların yaşama hakkına saygı duymayı öğrenirseniz, dünyayı atalarınızdan miras değil, çocuklarınızdan ödünç aldığımızı ve emanete ihanet etmeden teslim etmeniz gerektiğinin farkına varırsanız, kimsenin mülk sahibi olmadığını, herkesin aslında birer kiracı olduğunu ve zamanı geldiğinde yaşama veda edeceği bilinciyle hareket ederseniz, ne diyetisyenlere ihtiyacınız kalır, ne obezite kaynaklı hastalıklara yakalanırsınız, ne çoğu Afrika ülkelerinde olmak üzere bir deri bir kemik kalmış insanlar haber bültenlerinde iştahınızı kaçırır, ne de doğal felaket, ve hava şartlarından dolayı yaşam ortağınız diğer canlılar gözlerinizin önünde apaçık bir soykırım yaşamaya başladığında öküzün trene baktığı gibi bakmakla kalırsınız.

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e