Düşün Özgürlüğü

Düşün özgürlüğü veya ifade özgürlüğü, özgürlükler içinde başta gelen bir özgürlüktür. Yaşam özgürlüğünden sonra en önemli özgürlük kanımca düşün özgürlüğüdür. Bunu ifade özgürlüğü olarak dile getirmek de mümkündür

Devletlerin düşün yasaklarına neden gerek duydukları irdelenmesi gereken  bir konudur.  Toplumsal ve siyasal yaşamda, hangi konular rahatça ifade ediliyor,  hangi konuların konuşulmasında ve yazılmasında sorunlar, yasaklar var? Bu konunun irdelenmesi önemlidir.  Toplumsal ve siyasal yaşamda, bu yasakların ne gibi bir işlevi vardır konusunun irdelenmesi de önemlidir

Bir devlet geçmişiyle kolayca yüzleşebiliyorsa,  bu konuda hiçbir endişesi yoksa, geçmişte işlenen tarihsel bir ayıbı  yoksa, siyasal sisteminde düşün yasaklarına gerek duymuyor.  Çünkü, düşün yasaklarının geçmişte,  topluma karşı işlenen  halen de sürdürülen suçları gizlemek, örtmek, onların bilince çıkmasını engellemek gibi bir işlevi vardır

Türkiye, Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Alevilik gibi sorunlarda geçmişiyle yüzleşmek istemiyor, bundan kaçınıyor. Bu konuların insanların bilincine çarpmasını engellemek için ayrıntılı bir şekilde düşün yasakları getiriyor. Düşün yasaklarının bu konuların düşünülmesini, yazılmasını, konuşulmasını, araştırılmasını engellemek gibi  bir işlevi vardır.

Düşün yasakları resmi ideoloji kurumuyla ilgili bir kavramdır.  Resmi ideoloji, toplumsal ve siyasal hayatta,  hangi konuların düşünüleceğini, hangi kavramlarla düşünüleceğini, hangi konularla ilgilenmekten uzak durulacağını saptayan, bunları idari ve cezai yaptırımlarla  pekiştiren bir normlar, yasaklar dizgesidir. Resmi ideolojiyse Türk siyasal sisteminin en önemli kurumudur. Siyasal sisteminde resmi ideolojiye yer veren,  resmi ideoloji gibi bir kuruma ihtiyaç duyan, resmi ideolojiyi kurumlaştıran bir devlet demokratik bir devlet değildir.

Türkiye’de düşün hayatını, bilim hayatını, sanatı, edebiyatı belirleyen, yönlendiren  kurum resmi ideolojidir.  Resmi ideoloji herhangi bir ideoloji değildir.  Devletin idari ve cezai yaptırımlarıyla korunan ve kollanan bir ideolojidir.  İdari ve cezai yaptırımlar,  resmi ideolojiyi pekiştirir, kemikleştirir.

Üniversitenin, düşün özgürlüğünü aramak,  düşün özgürlüğüne kavuşmak gibi bir arayışı, bir sorunu yoktur. Türkiye’de, üniversite, resmi ideolojiye  en iyi, en kolay uyum sağlayan,  resmi ideolojinin direktiflerine, gereklerine göre tavır-davranış sergileyen kurumların başında yer almaktadır.  Resmi ideoloji militer bir ideolojidir.  Milli Güvenlik Kurumu tarafından, askerlerin ağırlıkta olduğu kurumlar tarafından üretilen bir ideolojidir. Giderek üniversite de resmi ideolojinin yapıcısı, yayıcısı ve propagandisti haline gelmiştir. Üniversitenin düşün özgürlüğü diye bir sorunu yoktur.

Medya, basın-yayın da resmi ideolojinin yayılmasında, kitlelere benimsetilmesinde büyük bir rol sahibidir.  Türk basını,  bazı konularda, özellikle Kürt sorunu konusunda, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bir şubesi gibi çalışmaktadır.  Medya, bir-iki yıldır, Orhan Pamuk, Elif Şafak, Hrant Dink gibi yazarların şahsında,  düşün özgürlüğünü savunuyormuş gibi bir tutum sergilemektedir. Bu tutumu Avrupa Birliği kurumları da  desteklemekte, teşvik etmektedir. Bunu, düşün özgürlüğünü savunmaktan çok,  bazı kişilerin, bazı yazarların savunulması olarak algılamak  daha doğrudur kanısındayım. Zira düşün özgürlüğünü kısıtlayan yasalar birinci planda, Kürt sorunu dikkate alınarak getirilmektedir. Kürt sorunuyla ilgili yargılamalara ise, basın, medya hiç değinmemektedir.  Mahkumiyetleri bile haber olarak duyurmamaktadır. Bunları görmezlikten, duymazlıktan, bilmezlikten gelmektedir.

Basında zaman zaman, “Türkiye’nin sorunlarını yeniden ele almalıyız”, “Türkiye’nin temel sorunlarına yeni yaklaşımlar getirmeliyiz” yazılar, görüşler yer almaktadır. Fakat, “yeni” denen bu görüşler, arayışlar da resmi ideoloji çerçevesinde, resmi ideolojinin kavramlarıyla dile getirildiği için,  hiçbir şey değişmemektedir. Özgür düşüncenin, bilimin, ideolojileri, özellikle resmi ideolojiyi eleştirmesi büyük bir  ihtiyaçtır.

Bilimle ideoloji arasında çok büyük farklar vardır.  Resmi ideolojiyle bilim arasındaki fark ise, ölçülmeyecek kadar büyüktür. Bu farkı ortaya koyan temel kriter eleştiridir.  Bilimsel önermeler her zaman eleştiriye açıktır.  Bilimde mutlak doğru, nihai doğru diye bir kavram yoktur. Resmi ideolojinin önermeleri ise eleştiriye açık değildir. Eleştiriler idari ve cezai yaptırımlarla  engellenir.

Düşün özgürlüğü, insanlaşmanın, bilimi üretmenin temel koşuludur. Bilimin kime ihtiyacı varsa o üretir. Düşün özgürlüğü kimler için gerekliyse,  bunun mücadelesini başta onlar yapar. Düşün özgürlüğü için yapılan mücadele elbette evrensel bir mücadeledir. Fakat bu mücadeleyi, başta,  düşüncesi kısıtlananların, baskı altında tutulanların yapması kaçınılmazdır. 1915’den önce Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde kaç  Ermeni yaşıyordu? Ermeni nüfus ne kadardı? Bu sayı ne olursa olsun,  ortada şöyle bir soru var. Ermenilerden kalan taşınmaz mallar ne oldu? Evler, dükkanlar, atelyeler,  tarlalar, mandıralar, zeytinlikler, değirmenler, fabrikalar, işlikler vs. ne oldu? Türkiye’de kapitalizmin gelişmesini araştıran Türk iktisatçıları, Türk aydınları, Türk burjuvazisinin oluşmasının temelinde Ermenilerden kalan malların, yağma edilmesini, Ermeni mallarından ganimet elde edilmesini  düşünüyorlar mı? Türk burjuvazisi kendisini palazlandıran esas unsurun,  Ermeni mallarından ganimet elde etmek olduğunun bilincinde mi? Bu ancak olguların özgürce algılanmasıyla,  olguların, olgusal ilişkilerin özgürce değerlendirilmesiyle incelenebilecek bir sorundur.

Bir-iki soru daha: Doğru dürüst Kürtçe konuşamayan Kürtler, Kürtçe yayın ve Kürtçe eğitimle ilgili olarak çok ağır sorunlarla karşı karşıya olan Kürtler,  neden ille de,  “biz milliyetçi değiliz, biz kardeşiz,  kardeş olacağız, biz enternasyonalistiz…” deyip duruyorlar? İslamın hiçbir koşulunu yerine getirmeyen Aleviler,  neden ille de “biz Müslümanız, en iyi Müslüman biziz…” diyorlar? Bunlar da ancak,  özgür düşünceyle, bilim yöntemiyle incelenebilecek sorunlardır. Kürt sorununda, Ermeni sorununda, Aleviler sorununda, bilgilerimizi elbette geliştirmeli, çoğaltmalıyız. Fakat bunlar sadece bilgi sorunları değildir. Bunlar aynı zamanda çok ciddi bir duruş sorunudur. Sağlıklı bir duruşunuz yoksa, bilgiyi istediğiniz kadar çoğaltın,  sağlıklı sonuçlar almak mümkün değildir. Bilgiyi duruşla güçlendirmek, sağlamlaştırmak gerekir.

Düşün özgürlüğü kavramı çağdaş uygarlık kavramıyla çok yakından ilişkilidir. Düşün yasaklarına, resmi ideoloji gibi bir kuruma gereksinim duyan  bunları kurumlaştıran bir devletin çağdaş uygarlık  sürecinde bir devlet olduğu  söylenemez.  Çünkü düşün yasaklarının geçmişte işlenen, halen de sürdürülen ayıpları gizlemek gibi  bir siyasal işlevi vardır. Bu ayıplarla,  düşün kısıtlamalarıyla, baskılarla, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşılamaz. Düşün özgürlüğü için yapılan mücadele elbette evrensel bir mücadeledir.

* Sosyolog Doç. Dr. İsmail Beşikçi

Did you like this? Share it:
Hîn tu şîrove giredayê gotarê nîn e
Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e