Dersim Katliamı ve CHP

Dersim katliamı kamuoyunun gündeminde. Dersim katliamını gündeme taşıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı. Kürtler her zaman ki gibi suskun ve ilgisiz. CHP, tartışmalardan oldukça rahatsız ve tartışmaları bastırmaya çalışıyor.Bunu yaparken de devletin doksan yıldır her türlü meşru hak aramaya karşı kullandığı argümanları kullanıyor. “Yenilikçi” Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin; “bu söylemler Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne dinamit koymuştur” demekte, Genel Başkan Kılıçdaroğlu daha ileri giderek, Erdoğan için “Sanki Türkiye düşmanını dinliyorum” diyebilmektedir. Bu söylemleri uzatmak mümkün ama gereksiz. Peş peşe gelen cümleler tanıdık. Binlerce kez söylenmiş. Dün Kürtlere ve muhaliflere karşı sarf edilen söylemler, bugün kıyıdan köşeden statükoya dokunan herkese karşı rahatlıkla söylenebiliyor.

İlginç olan bu sözleri sarf eden ana muhalefet( CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu Dersimli ve muhtemelen katliam mağduru bir aileden gelmekte. Kemal Kılıçdaroğlu, bir kaset sonucu CHP’de saf dışı bırakılan Deniz Baykal yerine genel başkanlığına getirildi.

“Değişen” CHP’nin başına atanan yeni başkan, tipik bir bürokrat ve ”memlekete hizmet eden iki Atatürkçü evlat yetiştirdim” diye övünen iyi bir devşirme. Devşirme sistemi Osmanlı’dan mirastır. Osmanlı devşirmeler için Balkanlardaki gayri-Müslimlerin çocukları kullanılırdı. Küçük yaşta ailelerinden koparılan çocuklar, Türkleştirilip-Müslüman yapıldıktan sonra devletin hizmetine sokulurlar. Eğitimden geçirilen çocukların ortak özelliği mutlak ittihatkar olmalarıdır. Belli bir aileye, aşirete ve çevreye sahip olmadıkları için, Saltanat için risk oluşturmazlardı. Balkanlar elden çıkınca, eski sistem işlerliğini kaybetti.

Türkiye Cumhuriyeti, Kürtlerin Türkleşmesini stratejik bir hedef olarak önüne koyunca; devşirme sistemi yeni biçimler altında yeniden uygulamaya başlandı. Söz konusu uygulamanın pilot bölgesi Dersim’dir. Dersim’i de kapsayan hareket planları 1926 yılında Diyarbakır Valisi Cemal (Bardakçı) ve Hamdi Bey’in hazırladıkları raporlarla başlar. 1925 Kürt Hareketinin bastırılmasından sonra, Şark Islahat Plan’ı uygulamaya konur. Plan 10 Haziran 1927 tarih 1097 sayı ile çıkarılan “Bazı Eşhasın Şark Menatıkından Garp Vilayetlerine Nakline Dair Kanun”la resmileşmiş ve genişletilmiştir. Şark Islahat Planının 9. Maddesine göre; “Kürt isyanını yönlendiren ve yönetenler, bunların yakınları, yandaşları ve aşiret reislerinden, Hükümet’in Doğu’da kalmalarını uygun görmediği kişi, aile ve gruplar Batı’da Hükümet’in göstereceği yerlerde iskan edileceklerdir.”

10 Haziran 1927 tarih ve 1097 sayılı yasa sürgün ve köy boşaltmaları “isyan” sahası dışına çıkartarak, Kürdistan’ı kapsayacak şekilde genişletiyordu. Ancak, burada şu noktalara dikkat etmek gerekiyor. Uygulanan plan sadece fiziki imhaya ve sürgünlerin yapılması ile sınırlı değildir. Yeni bir toplumsal ve bireysel kimlik oluşturmak.

Yakın zamanda Tarih Vakfı Yurt Yayınları arasında çıkan Necmeddin Sahir Sılan’ın arşivinden çıkan belgelerde dönemin uygulamaları çarpıcı şekilde ortaya konuyor. Necmeddin Sahir Sılan, Ali Fetfi Okyar ve İsmet İnönü’nün başbakanlık dönemlerinde Başbakanlık Özel Kalem Müdürüdür. Necmeddin Sahir Sılan, 1939 Bingöl, 1943 ve 1946’da Tunceli mebusluğu yapmıştır. TBMM’de evrak ve tahrirat müdürlüğü yapan Necmeddin Sahir Sılan, devlet arşivinde ki belgelerin bazılarını bir kopyasını kendi özel arşivinde saklamıştır. Bu belgelerden bir tanesi Dersim Meselesi ismini taşımakta ancak, kimin tarafından hazırlandığı belirtilmemiştir. Fon Kodu:NSS, Seri No:03, Dosya No:18, Belge No:186 belgede Dersim Meselesi tarif edilmekte ve alınacak askeri ve idari tedbirler maddeler halinde sıralanmaktadır.

“Tarihi hadisatın tesirleri altında eski devirlerden beri Dersim ve civarında yerleşmiş olan ve aslen öz Türk soyundan oldukları halde zamanın ilcaatiyle halihazırda bir Zaza-Kürt manzarası gösteren bu vahşi sürünün gerek birbirlerine ve gerekse çevresindeki muti ve masum insanlara karşı işlemekte oldukları şekavet, soygunculuk ve yaptıkları azgınlıklar bugün için dayanılmayacak bir kerteye gelmiş olduğundan her işten önce bunun ıslahı çok lüzumlu ve önemli bir iş sayılsa yeridir.

Dersim meselesi ilgili vilayetlerin başaracağı mevzii bir mesele olmayıp ancak devletçe düşünülecek ve alınacak tedbirlerle düzeltilebilinir ki bu da süel kuvvetlerle kestirme(cezri surette) hareket etmekle ve yahut idari tedbirler almakla kabil olabilir.” [1][1]

Alınacak tedbirler ikiye ayrılmaktadır. Askeri tedbirler içerisinde belirlenen aşiretlerin tenkil ve tedip edilerek nakil ve iskânlarını sağlamayı hedeflemektedir. Bölgenin yeniden zapt-u rapt altına alınmasından sonra sağ kalanlar içinde gerekli tedbirler düşünülmüştür. İdari tedbirler başlığı altında on madde olarak sıralanmıştır. Söz konusu on maddeden iki tanesini bilginize sunmak istiyorum. Kemalistlerin hangi tür entrikalarla ve nasıl bir toplumsal kişilik yaratmak istediklerini ortaya koyar. Dersim Meselesi adlı belgenin G ve l maddelerinde yapılacaklar şöyle sıralanır.

“G-Öztürk oldukları şüphe olmayan Dersim aşiretlerinin tarihçeleri tetkik olunarak ayrı bir kavim ve milliyetleri olmadığını gösterir iyi bir propaganda kitabı yazılarak dağıtılması ve öztürk soyundan oldukları yolunda matbuatla muntazam yazı yazdırılması.

I-Yaptırılacak propagandalarda her halde Şafii Kürtlerle anlaşmalarına meydan verilmememsi ve bu aşiretlerin Türkleri ayrı görmesinin başlıca sebebi mezhep ihtilafı olduğundan hassaten Cumhuriyet rejimi ile Laiklik mefhumunun bunlara eyice anlatılması.” [2]

Kemalistler Dersim’i jenositten geçirirken iki temel hedeflerini hayata geçirmeye çalıştılar. Birincisi Türkleştirme ve ikincisi mezhep farklılığını kullanarak Suni Kürtlere düşman ettirme. Suni Kürtlerin büyük çoğunluğu Safii mezhebine mensuptur. Dersim’de Kürtlük potansiyeli mevcut olduğu için yok etmeye karar veren Kemalistler, mezhep farklılığını kullanarak Kürtler arasında suni düşmanlıklar yaratmaya; Suni Kürtlerin esas tehdit olduğunu empoze etmeye çalışarak, Alevi Kürtleri düzenin yedeğine almaya çalıştılar. Başarısız oldukları söylenemez. Sonuç, jenositten geçirilen elli bin insanın kemiklerini sızlatan tablo oluştu. Ve Dersim ruhen Tuncelileşti. Bir çok insana ad olarak Mustafa yada Kemal isimleri, her yerde rastladığınız ve evlerin baş köşelerini süsleyen Mustafa Kemal resimleri, hala Dersim’de yüzde seksen oy alan CHP ve ortalıkta figüran gibi dolaştırılan Kemal Kılıçdaroğlu, Kamer Gençler…

Osmanlı aynı yaklaşımı Suni Kürtler üzerinden yapmaya çalışırdı. Hamidiye Alayları sadece Suni Kürtlerden teşekkül eder ve Alevi Kürtlere yönelik düşmanca duyguların yer edilmesi için gayret edilirdi. Engin Osmanlı deneyimi, Cumhuriyet için de yol göstericidir.

Başbakan’ın Açıklaması Jenosidin İtirafıdır !

Başbakan’ın açıklamaları itiraftır. Her ne kadar Dersim’i lokal olarak gündeme getirse de sadece sonuçlar üzerinden CHP’yi yıpratmayı hedeflese de tartışmalar bu noktada durmayacaktır.

Dersim, katliamlar zincirinin sadece bir halkasıdır. Koçgiri, 1925, Ağrı-Zilan, Dersim diye devam eder. Altı çizilmesi gereken katliamın sonuçları öte, sebepleridir. Sebep, Kürtleri Türkleştirme operasyonudur. Türkleştirme politikası bir insanlık suçudur. Bu nedenle Türkleştirme politikasının tüm aşamaları mercek altına alınmalı, sebepleri tartışmaya açılmalı ve tüm sonuçlarıyla mahkum edilmelidir.

Tartışmaları Dersim’le sınırlı tutmaya veya “Devlet Alevilerden özür dilemelidir” türünden farkı bir mecraya taşımak isteyenler olacaktır. Koçgiri’de, Ağrı-Zilan’da yapılan ne ise Dersim’de yapılan odur. Bunun adı Kürt Katliamıdır. Geçmişle yüzleşme bu gerçeğin kabulünden geçmektedir. Atılacak ilk adım, Başbakan’ın hesabına gelen birkaç belgeyi açıklaması değil; bütün dönemin arşivinin açılmasıdır. Başta Bitlis Harp Divanı, İstiklal Mahkemeleri olmak üzere dönemin bütün yazışmaları, kararları ve tutanakları kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır. Ve yine unutulmamalıdır ki bu dönemin genetik kodlanmasının adı Kemalizm’dir.

Kemalizm, bürokratik-militarist erkin ideolojisidir ve Kürtler olduğu kadar Türkler ve diğer azınlıkların büyük acılar yaşamasına sebep olmuştur. Mirasını İttihat-ı Terakki’den alan, Nazizm, Faşizm ve Baasizm gibi dünyayı kana bulayan yönetimlere ilham kaynağı olan Kemalizm ile yüzleşmeden, Türkiye geçmişi ile yüzleşemez.

Kürtler, geçmişle yüzleşmenin neresindedirler? (İkinci bölümde devam edecek)


[1] Kürt Sorunu ve Devlet Tedip ve Tenkil Politikaları(1925-1947) Derleyen Tuğba Yıldırım, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Birinci Baskı 2011, s:93

[2] A.G.E. s:94-95

Did you like this? Share it:
Niha 2 şîrove girêdayê gotarê ne
    Semsettin says:

    1 MART’ TA KÜRDÜN MEZARI OLAN TÜRK OKULARINA HAYIR!

    Artık, dostumuzu, düşmanınımızı tanımanın, ideolojik saplantıları bir tarafa bırakmanın zamanı geldi. Bugün için bize sağ-sol, ayırımı bir fayda getirmez. İslamın bize vereceği bir şey olamaz. Müslümanlık adına AKP de 130 Kürd milletvekili var, Müslümanlık adına 9 milyon Kürd kendini Türk olarak görüyor. Ama bu Müslümanlar için, Kürd bir kafirdir ve ona bir nebze de olsa hak verilemez, 10 senelik AKP iktidarında tek bir Kürd köyünün okulunda bile Kürdçe serbest bırakılmamıştır. Tek bir Kürd ismine bile hala izin verilememiştir. Sahte laiklik adına 5.3 milyon Kürd kandırılp kimliğine yabancılaştırılmış durumda. Alevilik, Kemalizm adına kürdleri kandıran sahte modernistler de, İslamcılardan farklı değildirler. İmralı veya ona benzer güçlerden bir şey beklenemez. Türk devletinin terör örgütlenmesini, özel harp dairesininin yeni yapılanmalarını, doğal Kürd hareketini bloke etmek, onu saptırıp dünyadaki tabii desteklerinden koparmak için, kendisine bağlı olarak örgütlendirdiği belgelenmiş durumda. Erdoğan kliği bu belgeleri sadece kendisine direkmen karşı olan askerlere karşı sesizce kullanırken – şantaj anlamında- bu olşumun devamında ise diretmektedir. Böylece kürdistan da koşullandırılan yaklaşık 450 000 i resmi ve 128 000 ni de paramiliter koruyucu, Irkçı, Alevici, Şiici, maocu sağ-sol, Kürd kılığında örgütlenmiş askeri güç, din adı altında örgütlenmiş kontralar bir bütün olarak AKP diktatörlüğü altında da halkımızın yokedilmesi sürecini devam ettirmektedirler.

    Şimdi artık bu Kürd düşmanı sürece son vermenin, esaret zincirlerini kırarak, özgür bir halk olmak, her halk gibi devlet sahibi olmanın yolunu açmanın zamanı gelmiştir.

    İlk olarak, bütün Kürd örgütleri, 1 Mart tarihinden itibaren Kürdlerin çocuklarını Türk okullarına göndermemeleri için bir bildirge yayınlayarak zorunlu adımı atmalarının zamanı gelmiştir. 14 milyonun üzerinde Kürd hali hazırda Türk yapılmış, adları değiştirilmiş kendilerine düşman bir toplum haline getirilmiştir. Kürtlerin düşmanı AKP nin de devam ettirdiği Türkleştirme politikasıdırve bu sözde PKK nin de cirit attığı bütün köy okullarında gece gündüz devam ettirilmektedir. Askeri anlamda Kürdleri yoketmenin imkanı yoktur. TC bunu iyi biliyor ve bu yok etmeyi İslamcılar ve Kemalistlerin ortak paydası olan devlet okullarında devam ettiriyor.

    İşte şimdi bu okulları boykot, TC nin Kürd’ ü esaret altına sokma tünellerine gereken cevabı vermenin zamanı geldi. Böylesine bir olay dünya çapında büyük yankılar yapacak ve AKP nin sahte maskesi de düşecektir. Kürd özerkliğine giden yol, Kürd halkının ortak iradesi onun gerçek temsilcilerinin böylesine küçük bir çıkışla, aklı selimle işe başlamalarından geçiyor.

    Devletin saldırısı büyük olacaktır ama eskisi gibi başarı şansı yoktur. 1 milyon Kürd ayağa kalktığında ise işleri Suriye gibi olacaktır.
    Şimdiden biliyoruz ki TC de o gün, PKK adı altında kendi askerlerine karşı vahşiyane bir saldırıda bulunarak, mümkün olduğunca çok askeri öldürerek, geri kalmış cahil halkı ayağa kaldırarak bu haklı eylemi sabote etmeye çalışacaktır. Benzeri olay en son Kürd özerkliğinin ilan edildiği gün yaşandı, PKK adına da resmen askerlerin yaptığı bu provakasyona sahip çıkıldı.
    Kürdler ortak iradeleri ile özerkliği ilan etmiş durumdadır, geriye dönüş olamaz ve bu yeni adım ile de onu gerçek yaşam alanına sokacaklarıdır.

    1 Mart’ tan itibaren Türkleşmeye son!

    Kürdün mezarı olan Türk okulunu değil, anadilde Kürtçe eğitim sağlayacak Kürd okulunu istiyoruz.

    Kürdler için anadilde eğitim komitesi.

    Saygılarla,
    Şemsettin Lazwan Kurmesh

    […] Dersim meselesi ilgili vilayetlerin başaracağı mevzii bir mesele olmayıp ancak devletçe düşünülecek ve alınacak tedbirlerle düzeltilebilinir ki bu da süel kuvvetlerle kestirme(cezri surette) hareket etmekle ve yahut idari tedbirler almakla kabil olabilir.” [1][1] […]

Bersivê bide vê şirovêye
Pêwîst e
Pêwîst e